Diplomasi
Çin: Japonya’nın NATO’yu Asya’ya taşıması bölgedeki tehdidi artırıyor

Japonya ve NATO’nun, Washington’daki NATO zirvesi sırasında son derece gizli güvenlik bilgilerinin paylaşılması için bir hat kurma planlarını tamamladıkları bildirildi. Çinli uzmanlar, bu son adımın, Japonya’nın ABD’nin “Asya NATO’su” inşa etme stratejisine hizmet ettiğini gösterdiğini söyledi.
Japonya’nın NATO’yu Asya-Pasifik bölgesine taşıması bölgesel istikrarsızlığı tırmandırdığı ve belirsizliğe yol açtığı gerekçesiyle Çin tarafından eleştirilirken, bazı uzmanlar potansiyel bir silahlanma yarışından endişe duyduklarını ifade ediyor.
The Japan News’in çarşamba günü bildirdiğine göre Kishida’nın perşembe günü NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bir araya gelerek olağan zamanlarda bile üst düzey bilgi paylaşımına ilişkin bir sistem kurarak güvenlik işbirliğini güçlendirmek üzere bir anlaşmaya varması bekleniyor.
Bu arada NATO zirvesine üst üste üçüncü kez Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore liderleri katılıyor.
Çin Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Xiang Haoyu çarşamba günü Global Times’a verdiği demeçte, “Japonya, NATO’nun Asya-Pasifik’teki angajmanının yönlendirilmesinde ve bölgenin NATO’nun stratejik çerçevesine entegre edilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. NATO’nun Asya-Pasifik’e girişini çeşitli yollarla kolaylaştırdı ve ABD’nin komşu ülkelerle işbirliği ilişkileri kurmasına yardımcı oldu” değerlendirmesini yaptı.
Japonya’nın NATO ile geliştirdiği işbirliği iki temel amaca hizmet ediyor: özellikle Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi gibi deniz ihtilaflarında Çin’e karşı NATO’nun yeteneklerinden yararlanmak ve benzeri görülmemiş bir askeri genişleme gerçekleştirerek anayasal kısıtlamalarını aşmak. Xiang, bunun amacının Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş bir ulus statüsünden sıyrılmak ve önemli bir siyasi güç olarak etkisini artırmak olduğunu söyledi.
Heilongjiang Eyaleti Sosyal Bilimler Akademisi Kuzeydoğu Asya Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Da Zhigang Global Times’a yaptığı açıklamada, Kuzey Kore, Rusya ve Çin’den gelen “tehditlerin” yanı sıra Tayvan sorunu ve deniz anlaşmazlıklarının vurgulanmasının, Kishida’nın Japonları pasifist anayasayı revize etme, savunma bütçesini artırma ve NATO ile işbirliğini artırma planını desteklemeye “ikna etmek” için kullandığı taktikler olduğunu söyledi.
Temmuz 2023’te Japonya ve NATO, yenilenen Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programı’nı imzaladı ve her iki taraf da savaşın tüm alanlarında güvenlik konularında işbirliğini genişletmeyi kabul etti. Basında çıkan haberlere göre Japonya son yıllarda NATO üyesi ülkelerle savunma eğitimi ve kapasite geliştirme konularında yeni karşılıklı erişim anlaşmaları (RAA) müzakere ediyor ve imzalıyor.
ABD şu anda transatlantik NATO ittifakı ile Asya-Pasifik ittifakının “Hint-Pasifik stratejisi” ile uyumlu hale getirilmesi ve Çin’in yükselişini durdurmak için çevreleme stratejisi uygulanması üzerine bastırıyor. Ancak Xiang, ABD’nin küresel kaynaklarının azalması ve seçimler gibi iç faktörlerin liderliğini etkilemesi nedeniyle, stratejik hedeflerine ulaşmak için Japonya’nın NATO ile proaktif angajmanını da kullandığını söyledi.
Çin NATO’nun Asya’ya doğru genişlemesinden duyduğu endişeyi pek çok kez dile getirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lin Jian çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında Çin’in NATO konusundaki tutumunun tutarlı olduğunu söyledi.
“NATO’nun bölgesel bir savunma ittifakı olma niteliğinin ötesinde hareket etmesine, çatışma ve rekabeti kışkırtmak için Asya-Pasifik bölgesine girmesine ve bu bölgedeki refah ve istikrarı bozmasına kesinlikle karşıyız” diyen Lin, “NATO’yu dünya barışı, istikrarı ve güvenliğine gerçek anlamda katkıda bulunmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Trump’ın oğulları Kazakistan’daki maden projesinde ortak oldu

ABD Başkanı Donald Trump ile Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğullarının, Kazakistan’daki büyük bir volfram madeni projesine yönelik yatırım ortaklıklarında yer aldığı öğrenildi. Kazakistan yönetimi, Rusya ve Çin karşısında dengeleri koruma amacıyla ABD ile stratejik ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi hedefliyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğullarının, Kazakistan’daki büyük bir volfram yatağının işletilmesiyle ilgili anlaşmaya bağlı yatırım faaliyetlerinde yer aldığı belirtildi.
The New York Times gazetesinin ulaştığı belgelere dayandırdığı haberine göre, taraflar bu projede çeşitli finansal ortaklıklar üzerinden pay sahibi oldu.
Haberde aktarılan ayrıntılara göre, ABD liderinin oğulları Donald Trump Jr. ve Eric Trump’ın ortağı olduğu Dominari Securities şirketinin yatırımcıları, diğer ortaklarla birlikte Kazakistan’daki projeyle ilişkili tüzel kişilikten yüzde 20 oranında pay satın aldı.
Lutnick ailesinin kontrolünde bulunan ve bakanın oğulları Brandon ile Kyle Lutnick tarafından yönetilen Cantor Fitzgerald yatırım şirketi de projede Dominari ile ortak hareket eden kilit bir yatırımcıya 210 milyon dolar yeni sermaye sağlanması sürecine aracılık etti.
Daha önce Financial Times gazetesi de Trump’ın oğullarının Kazakistan’daki volfram çıkarma projesine dahil olduğunu yazmıştı.
Trump kardeşler, 2025 yılının Ağustos ayında inşaat grubu Skyline Builders bünyesinden hisse satın aldı. Gerçekleştirilen bir dizi işlemin ardından Skyline, yatırım grubu Cove Capital ile bağlantılı Kaz Resources şirketinden yüzde 20 oranında pay edindi.
Sürecin devamında Kaz Resources ile Cove Capital’ın Kazakistan’daki projeleri kontrol eden yapısı Cove Kaz Capital, Skyline ile birleşti.
Geçen yıl ABD İhracat-İthalat Bankası (US Export-Import Bank) ile ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kuruluşu (DFC), Kazakistan’daki volfram madenciliği projelerini desteklemek üzere 1,6 milyar dolara kadar kaynak sağlanmasını onaylamıştı. Bahse konu projelerdeki yüzde 70 oranındaki çoğunluk hissesi Cove Kaz Capital yapısına geçti.
Kazakistan yönetiminin, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD ile ilişkileri aktif bir şekilde geliştirmeyi amaçladığı, bu yolla en büyük komşuları olan Rusya ve Çin arasında denge kurmaya çalıştığı ifade ediliyor.
“Pragmatik bir yaklaşım izliyoruz”
Kazakistan Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanı Nurlan Jakupov konuya dair yaptığı açıklamada, “Pragmatik bir yaklaşım izliyoruz” ifadesini kullandı.
Jakupov, “Eğer ABD, AB, Çin, Rusya, Kore, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri veya başka bir ülke firmasıyla işbirliği yapmanın fayda sağlayacağını görürsek, bu ortaklığın verimliliğini değerlendirir ve bizim için en iyi olanı seçeriz” dedi.
Amerikan Ticaret Odası Kazakistan Temsilcisi Jeff Erlich ise “Ticari ilişkiler benzeri görülmemiş bir düzeyde seyrediyor” değerlendirmesini yaptı.
The New York Times, Trump’ın Kazakistan gibi ülkeleri sunabilecekleri ticari anlaşmalar çerçevesinde değerlendirdiğini yazdı.
ABD için kritik maden rezervlerine erişim sağlanması ve bu madenlerin Rusya’yı devre dışı bırakan, Hazar Denizi ile Kafkasya üzerinden geçen “Orta Koridor” rotasıyla ihraç edilmesi büyük önem taşıyor.
Geçen yıl Washington’da, Kazakistan devlet madencilik şirketi Tau-Ken Samruk ile yatırım firması Cove Capital arasında ülkedeki büyük bir volfram yatağının işletilmesi amacıyla anlaşma imzalanmıştı.
Reuters’ın aktardığı bilgilere göre, kurulan ortak girişimde Cove Capital yüzde 70 hisseyle metal satış haklarını kontrol ederken, Tau-Ken Samruk kalan yüzde 30’luk payı elinde bulunduruyor. Kazakistan, ABD’li şirketlerle toplam değeri 17 milyar doları aşan 29 anlaşmaya imza atmış durumda.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, geçen yıl gerçekleştirdiği ABD ziyareti sırasında Donald Trump için “gökten gönderilmiş” lider ifadesini kullanmıştı.
Diplomasi
ABD ve müttefikleri, çok cepheli tatbikatlarla Çin’in etrafında güç gösterisi yapıyor

Analistler, Çin’in çevresinde yapılan neredeyse eş zamanlı tatbikatların, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük rol oynamasını sağlayan ABD stratejisindeki bir değişimi yansıttığını söylüyor.
Japonya bu ayın başlarında Filipinler’in en kuzeydeki eyaletinde paraşüt tatbikatları için seçkin hava indirme tugayının mensuplarını sessizce konuşlandırdığında, tatbikat iki taraftaki yetkililer tarafından da güçlü biçimde kamuoyuna duyurulmadı.
Batanes eyaletindeki Batan Adası’nda yapılan tatbikatlar, Filipin ve ABD deniz piyadelerinin ortak ev sahipliğinde çarşamba gününe kadar süren ülke çapındaki Kamandag görevinin bir parçasını oluşturdu. Yaklaşık 2 bin askerin katıldığı tatbikat, hazırlık düzeyini, birlikte çalışabilirliği ve istihbarat paylaşımını geliştirmeyi amaçlıyordu.
Ancak analistlere göre, söz konusu sessiz Batanes atlayışı, Asya genelinde neredeyse eş zamanlı biçimde yürütülen ve çoğu Amerikan öncülüğündeki dört diğer askeri tatbikatla birlikte ele alındığında, ABD’nin caydırıcılık stratejisinde ve “birinci ada zinciri” savunma politikasında yeni bir aşamaya işaret eden daha yüksek sesli bir eğilimin habercisi olabilir.
Tokyo ve Washington ayrıca salı gününe kadar Kyushu ve Okinawa’da Resolute Dragon 2026 tatbikatını yürütüyor. Tatbikata, Japonya’nın güneybatı adalarının savunmasına odaklanan 9 bin asker katılıyor.
Daha doğuda, Guam, Kuzey Mariana Adaları ve çevre sularda çarşamba gününe kadar sürecek Valiant Shield 2026’ya yaklaşık 10 bin personel katılıyor. Bu tatbikat, ABD ordusunun Typhon orta menzilli füze sisteminin ilk tatbikat konuşlandırmasına sahne oluyor.
Hawaii’de ise 31 ülkeden 25 binden fazla personel, 31 Temmuz’a kadar sürecek iki yılda bir düzenlenen Rim of the Pacific tatbikatına katılıyor. Tatbikat, denizcilik işbirliğini güçlendirmeyi ve “özgür ve açık Hint-Pasifik”i korumayı amaçlıyor.
Tayvan ise bu hafta Taoyuan’da, 100 bin askerin hızlı seferberliği test ettiği kendi iç Immediate Combat Readiness Exercise tatbikatını düzenliyordu.
ABD stratejisi
Gözlemciler, neredeyse eş zamanlı tatbikatların koordineli bir girişimi yansıtıp yansıtmadığı konusunda bölünmüş durumda. Ancak Lowy Enstitüsü’nde Güneydoğu Asya Programı Direktörü ve Asya Güç Endeksi’nin lideri Hunter Marston, son operasyonlar dizisinin Washington’ın birinci ada zinciri politikasına verdiği önceliğe işaret ettiğini düşünüyor.
Birinci ada zinciri, Doğu ve Güney Çin denizlerinin doğu kenarını belirleyen ada yayını ifade ediyor. Bu yay, Japon takımadaları ve Ryukyu Adaları’ndan güneye, Tayvan ve Filipinler üzerinden Büyük Sunda Adaları’na uzanıyor. Pekin’in, iddialı bir deniz stratejisi yoluyla bu sularda hâkimiyet kurmaya çalıştığı yaygın biçimde düşünülüyor.
Marston, This Week in Asia’ya yaptığı açıklamada, “Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Komutanlığı açısından, ABD’nin birinci ada zinciri boyunca müttefiklerinin güvenliğine bağlılığı kutsaldır,” dedi.
Marston, kritik deniz koridorları boyunca rakiplerin deniz ve hava kontrolünü engellemenin Asya’da uzun süredir Amerikan güvenliğinin temel hedeflerinden biri olduğunu söyledi. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de Pasifik’te Washington’ın birincil hedefi olarak engellemeyi tanımladığını belirtti.
“ABD, Japonya’nın daha fazla birlikte çalışabilirlik geliştirmesini ve daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesini teşvik etti. Dolayısıyla bu, Trump yönetiminin yük paylaşımına yaptığı vurguyla uyumlu,” dedi.
Araştırmaları uluslararası ilişkiler ve Doğu Asya jeopolitiğine odaklanan Britanya’daki University of Central Lancashire’dan siyaset analisti Sylwia Monika Gorska, erişimi önlemeden dağınık noktalarda sürdürülebilir operasyonel kontrole doğru bir kayma tespit etti. Ona göre bu değişim, mevcut ABD ve müttefik kuvvet geliştirme süreçlerine de yansıyor.
“Sürekli deniz ya da hava kontrolüne yoğunlaşmak yerine, son tatbikatlar kuvvetleri tespit etme, hedefleme, takviye etme ve sürdürebilme kabiliyetini korumaya odaklanıyor,” dedi.
Gorska, tatbikatların gelecekteki çatışmaların sürekli kesinti altında yaşanacağı varsayımını yansıttığını savundu. Bu durumda deniz kontrolü ve hava üstünlüğü, tüm bir harekât sahasında sürekli olmaktan ziyade geçici, yerel ve çekişmeli olacaktır.
Tayvan’ın en zorlu ihtimal olmaya devam ettiğini söyledi. Ancak Gorska’ya göre son ABD stratejisi bunu tek planlama senaryosu olarak ele almıyor; bunun yerine odak, müttefiklerin bölgesel güvenlikte daha büyük bir pay üstlenmesini sağlarken birinci ada zinciri boyunca engelleme yoluyla caydırıcılığa kayıyor.
Gorska, “Daha önemli değişim, planlama varsayımında… ABD planlaması giderek, tırmanmanın yeri, ölçeği ve yönünün önceden öngörülemeyeceğini varsayıyor,” dedi. “Dolayısıyla amaç, ittifakı tek bir senaryo için optimize etmekten ziyade farklı ihtimallerde uygulanabilir kalacak askeri kabiliyetler geliştirmek.”
Singapur’daki S. Rajaratnam School of International Studies’te araştırma görevlisi olan Muhammad Faizal Bin Abdul Rahman, ABD’nin Hint-Pasifik’teki müttefiklerini askeri hazırlıklarını ve tatbikatlarını güçlendirmeye ittiğini söyledi.
“Ancak bu, ABD’nin bu tatbikatları koordine ettiği anlamına gelmez,” dedi ve ekledi: “Aksine, müttefikler de Çin’le süregelen gerilimler ve daha geniş jeopolitik belirsizlikler ortamında kendi ulusal çıkarlarıyla hareket ediyor.”
Uzmanlara göre Washington kendi üslerini ve kuvvetlerini hâlâ vazgeçilmez görüyor; ancak kabiliyet, erişim, personel ve siyasi kararlılık bakımından müttefiklerin daha fazla katkı sunmasını giderek daha fazla istiyor.
Asia Pacific Foundation of Canada’da araştırma ve stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Vina Nadjibulla, “Dolayısıyla ortaya çıkan model, Japonya, Filipinler, Avustralya ve diğer ortakların tamamlayıcı kabiliyetler getirdiği ve daha geniş bir coğrafi alanda erişim sağladığı daha dağınık bir koalisyondur,” dedi.
Caydırıcılık ve yük paylaşımı
Pekin’ de ABD ve müttefiklerinin tatbikatlarına karşı kendi askeri faaliyetlerini artırdı. Liaoning uçak gemisi grubu, Filipinler ve Tayvan’ın doğusundaki sular dahil olmak üzere batı Pasifik’te gerçek atışlı tatbikatlar yürütüyor.
Faizal’a göre, ABD öncülüğündeki tatbikatlar, “Çin’le askeri bir çatışma durumunda muharebeye sahne olabilecek” yerlerde “caydırıcılık ve karşılık için operasyonel hazırlıkları” yansıtıyor.
Gorska ise çakışmanın tesadüfi olma ihtimalinin düşük olduğunu söyledi ve tatbikatların son yıllarda hız kazanan aynı ittifak geliştirme modelini izlediğine dikkat çekti.
Marston daha ölçülüydü: “Bunların stratejide herhangi bir değişimi yansıttığından emin değilim. Ancak kesinlikle derinleşen ağ temelli güvenlik işbirliğinin ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin yük paylaşımına daha fazla vurgu yapmasının bir resmini ortaya koyuyor.”
Nadjibulla’ya göre kolektif mesaj açık: Caydırıcılık, tek ve büyük bir ABD varlığına daha az; bölge genelinde bir rakibin planlamasını karmaşıklaştırmak üzere tasarlanmış dağınık, dirençli ve birlikte çalışabilir bir koalisyona daha fazla bağlı olacak.
“Bunlar, ABD’nin esasen merkez-çevre tipi bir ittifak sistemini daha ağ temelli bir güvenlik mimarisiyle değiştirmeye çalıştığını gösteriyor,” dedi.
Diplomasi
‘Hürmüz’deki petrol şoku 1973 ambargosunu hatırlatıyor’

Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlamış olsa da bu kritik su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında tarihi bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Reuters haber ajansının köşe yazarı Ron Bousso, kaleme aldığı analizde, mevcut durumun yaratacağı uzun vadeli etkileri, benzer bir tedarik şoku olan 1973 yılındaki Arap petrol ambargosunun sonuçlarıyla karşılaştırarak değerlendirdi.
Bousso, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son krize atıfta bulunarak, “Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlarken, hayati önemdeki su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında bir dönüm noktası olduğunu kanıtlayabilir” ifadesini kullandı.
Yazara göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş sürecinde modern enerji sistemi dayanıklılık testinden geçti. Dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazın kapanması, daha önce bir “felaket senaryosu” olarak görülüyordu.
Ancak esnek piyasa mekanizmaları, tanker rotalarının değiştirilmesi ve stokların kullanılmasıyla bu süreç başlangıçta yönetilebildi.
Yine de bu sürecin özellikle Asya pazarında ciddi sancılara yol açtığı görülüyor. Petrol ve doğalgaz ithalatının yüzde 60’ını Orta Doğu’dan karşılayan Asya ülkeleri, kriz döneminde mesai günlerini dörde indirmek, zorunlu evden çalışma sistemine geçmek ve hava ile kara yolu seyahatlerini kısıtlamak gibi acil durum önlemleri almak zorunda kaldı.
Bousso, küresel enerji piyasalarının bir nevi “zaman satın aldığını” belirterek, “Küresel envanterler tehlikeli derecede düşük seviyelere yaklaşırken, eğer boğaz açılmamış olsaydı piyasalar bir kırılma noktasına ulaşabilirdi” tespitinde bulundu.
“Enerji güvenliği maliyet dahil her şeyin önüne geçiyor”
Yaşanan bu büyük kriz, ithalatçı ülkeleri enerji stratejilerini kökten revize etmeye zorluyor. Bousso, günümüzün koşullarını 1970’li yıllarla karşılaştırarak, “Bugünün krizini Arap petrol ambargosuyla karşılaştırmak, önümüzdeki yolun daha karmaşık olacağını gösteriyor ancak kriz nihayetinde petrol çağının sonunun başlangıcı olabilir” değerlendirmesini yaptı.
1973 yılındaki krizde batılı ülkeler daha küçük araçlara yönelmiş, nükleer ve yerli kaynaklara yatırımı artırmıştı ancak fosil yakıtlardan tamamen vazgeçmemişti. Bugün ise fosil yakıtların karşısında çok daha rekabetçi ve hazır alternatifler bulunuyor.
Asya pazarında enerji güvenliği algısının tamamen değiştiğini vurgulayan Bousso, “Hürmüz’ün dersi, enerji güvenliğinin maliyet dahil her şeyin önüne geçtiğidir” dedi.
Bu kapsamda Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyeleri ve Çin’i takip ederek yerli petrol rezervlerine yatırım yapmaya başlayacağını aktardı. Güney Kore’de ise nisan ayında Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un alternatif tedarik zincirleri aranması, orta ve uzun vadeli endüstriyel yeniden yapılanmaya gidilmesi ve “plastiksiz ekonomi” hedefine geçilmesi çağrısında bulunduğunu hatırlattı.
“Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor”
Orta Doğu’daki çatışmaların istikrarsızlaştırıcı etkisine rağmen, küresel enerji yatırımlarının bu yıl yüzde 5 artışla 3,4 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.
Yatırımların çok büyük bir bölümü alternatif enerji kaynaklarına ve sistem dayanıklılığına gidiyor.
Bousso, bu dönüşümü rakamlarla ortaya koyarak, “Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor” ifadesini kullandı.
IEA verilerine göre, 2026’nın ilk çeyreğinde elektrikli araç satışları Avrupa’da yüzde 30, Latin Amerika’da yüzde 75 ve Asya-Pasifik bölgesinde yüzde 80 artış gösterdi. Çin’in güneş paneli ihracatı ise Afrika’ya yüzde 120, Güneydoğu Asya’ya yüzde 150 oranında yükseldi.
Afrika’da 15 ülke sadece ilk çeyrekte, 2025 yılının tamamındaki toplam ithalatı geride bırakarak 400 milyon doların üzerinde güneş paneli ithal etti.
Petrol ve doğalgazın ulaştırma, tarım ve inşaat gibi sektörlerdeki ağırlığı nedeniyle kısa sürede tamamen devreden çıkması beklenmiyor.
Sanayi genişlemesi ve yapay zeka veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacı da gaz talebini destekliyor.
Ancak Bousso, geçen yüzyıl boyunca fosil yakıt kullanım yönünün her zaman yukarı doğru olduğunu hatırlatarak, Hürmüz krizinin bu yükseliş trendini kalıcı olarak tersine çevirebileceğini vurguladı.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa5 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu2 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi












