Amerika
WSJ: Çin ve Rusya hipersonik füzelerle ezber bozarken, Amerika onlara sahip değil

ABD ordusu süper hızlı silahlara kaynak aktarıyor ancak bunları geliştirmekte zorlanıyor. Çin ve Rusya bu konuda çok ileride.
The Wall Street Journal, Sharon Weinberger
Pekin’in Güney Çin Denizi üzerinden fırlattığı silah, dünyanın etrafında dönerken saatte 15.000 milden fazla bir hızla hareket etti.
Ses hızının en az 20 katı hızla uçarak bir saatten kısa bir sürede dünyanın herhangi bir yerine ulaşabilir.
2021 yazındaki test uçuşu füzenin Çin’deki bir hedefin yakınına isabet etmesiyle sona erdi, ancak Washington’da şok dalgaları yarattı. Ulusal güvenlik yetkilileri Pekin’in ses hızının en az beş katına çıkabilen bir mermi olan hipersonik bir silah fırlattığı sonucuna vardı.
Bu silahlar aşırı hızla saldırabilir, çok uzak mesafelerden fırlatılabilir ve çoğu hava savunmasından kaçabilir. Konvansiyonel patlayıcılar ya da nükleer savaş başlıkları taşıyabilirler. Çin ve Rusya bunları kullanıma hazır halde bulunduruyor. ABD’de ise yok.
ABD 60 yılı aşkın bir süredir bu teknolojinin kendi versiyonunu geliştirmek için düzinelerce programa milyarlarca dolar yatırım yaptı. Bu çabalar ya başarısızlıkla sonuçlandı ya da başarılı olma şansı bulamadan iptal edildi.
Son yıllarda teröristlerle ve isyanlarla mücadeleye odaklanan Washington, bir kez daha hipersoniklere kaynak aktarıyor. Pentagon’un 2023 bütçesinde bu silahlar için 5 milyar dolardan fazla bütçe ayrıldı. ABD ayrıca Silikon Vadisi girişim sermayedarları da dahil olmak üzere özel sektörden de yararlanarak bu silahların geçmişte nadiren denenmiş bir ölçüde geliştirilmesine yardımcı oluyor.
Harcamalar, Amerika’nın yeni bir büyük güç rekabeti dönemine girerken kilit askeri teknolojilerde yeniden hakimiyet kurma mücadelesinin bir parçası. ABD, yapay zekadan biyoteknolojiye kadar uzanan bir dizi askeri teknolojide Çin’e ayak uydurmakta zorlanıyor.
Rusya’nın silahları çoğunlukla Soğuk Savaş araştırmalarına dayansa ve Çin’in şu anda geliştirmekte olduğu silahlar kadar sofistike olmasa da Moskova’nın hipersonik çalışmaları da Pentagon için endişe kaynağı. Moskova, Avrupa’daki NATO güçlerini tehdit edebilecek silahlar geliştirdi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’ye ulaşabilecek hipersonik bir silah olan Avangard’ın lansmanını yaptı.
Pentagon’un hipersonik silah geliştirme konusundaki sorunları, başarısız uçuş testleri ve yetersiz test altyapısından silahların sahaya sürülmesine yönelik net ve kapsayıcı bir planın olmamasına kadar karar zincirinde yukarıdan aşağıya doğru uzanıyor. Bu durum bazı eski yetkililer arasında endişe yaratıyor.
Çin’in test uçuşu sırasında Genelkurmay Başkan Yardımcısı olan John Hyten, “Hipersonik konusunda ilerleme kaydedilmemesi konusundaki endişelerim giderek artıyor” dedi.
Şimdi emekli olan Hyten şunları söyledi: “Çok yönlü olarak daha hızlı hareket etmemiz gerekiyor.”
ABD savunması risk altında
Çin ya da Rusya gibi güçlerin elinde bulunan hipersonik füzeler, uzun zamandır ABD savunma politikasının temelini oluşturan stratejik dengeyi değiştirme potansiyeline sahiptir. ABD ordusu hala dünyanın en güçlü ordusu olsa da, hipersonik füzeler Kuzey Amerika’ya yönelik saldırıları tespit etmek üzere tasarlanmış ABD erken uyarı sistemlerinden kaçarak ya da uçak gemileri de dahil olmak üzere ABD deniz varlıklarını ve yurtdışındaki kilit üsleri vurarak bir düşmanın bu üstünlüğe meydan okumasına yardımcı olabilir.
Güney Çin Denizi’ndeki en gelişmiş ABD savaş gemisi bile hipersonik bir saldırı karşısında savunmasız kalabilir.
Balistik füzeler hipersonik hızlarda hareket edebilirler, ancak öngörülebilir bir uçuş yolu izlerler, bu da bir hedefi vurmadan önce önlenmelerini kolaylaştırır. ABD Tomahawk gibi seyir füzeleri manevra yapabilir, ancak çoğu ses hızının altında, daha yavaş hareket eder.
Hipersonik füzeler hız ile alçak irtifada uçma ve uçuş sırasında manevra yapma kabiliyetini birleştirerek radar ya da uydu tarafından tespit edilmelerini zorlaştırır. Bu da mevcut sistemlerle önlenmelerini neredeyse imkansız hale getirir.
Güney Çin Denizi’ndeki bir savaşta Pekin hipersonik füzeleri kullanarak menzilini iki katına çıkarabilir, bölgedeki ABD gemilerini neredeyse savunmasız bırakabilir ve hatta binlerce ABD askerine ve önemli askeri tesislere ev sahipliği yapan Guam’ı vurabilir.
ABD, Japonya ile ortaklaşa geliştirilecek yeni bir çalışma da dahil olmak üzere, hipersonik füzeleri etkisiz hale getirmek üzere tasarlanmış füze savunma sistemlerine yatırım yapmaya başladı. Ancak bu tür sistemler henüz başlangıç aşamasında ve en az 10 yıl daha hizmete girmeleri beklenmiyor.
Geçtiğimiz on yıl boyunca Çin bu yeni nesil silahlarla ilgili yüzlerce uçuş testi gerçekleştirdi. Ukrayna’ya karşı kullanan Moskova gibi Pekin’in de cephaneliğinde konuşlandırılmaya hazır hipersonik silahlar var.
Pentagon ve istihbarat yetkilileri Çin ve Rusya’nın ne kadar silaha sahip olduğuna dair tahminlerini henüz açıklamadı. Çin’in uçuş testlerinin sadece bir kısmını gerçekleştirmiş olan ABD, henüz gerçek bir hipersonik füze konuşlandırmadı.
Amerikalı mühendisler füzeler ve uçaklar üzerinde çalışarak yıllarca hipersonik araştırmalarında ön saflarda yer aldılar.
Bu alandaki araştırmalar, ABD ordusunun insanlı bir hipersonik test uçağı olan X-15’i uçurduğu 1950’lerin sonlarına kadar uzanıyor. Program başarılı olsa da, ABD’nin Vietnam Savaşı’na dahil olmasıyla 1968’de iptal edildi. Hipersonik uçaklar ormandaki isyancılarla savaşmak için uygun görünmüyordu.
Başkan Ronald Reagan 1980’lerde Washington’dan Tokyo’ya iki saat içinde uçabilecek bir hipersonik uçak planlarını açıkladığında hipersoniğe olan ilgi yeniden alevlendi. ABD bu uçağın prototipini geliştirmek için en az 1.7 milyar dolar harcadı ancak bu prototip hiç uçmadı ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından iptal edildi.
Bugün hiçbir ülke insanlı hipersonik bir uçak uçurmamaktadır. ABD ve diğer ordular süpersonik jetler kullanmaktadır, yani ses hızından ya da Mach 1’den daha hızlı uçabilirler, ancak hiçbiri Mach 5’e ulaşamaz.
ABD’nin dikkati 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra farklı bir savaş türüne yöneldi. Önümüzdeki yirmi yıl boyunca Washington, teröristleri ve isyancıları takip edebilecek silahlı insansız hava araçları, bomba tespit ve sensörleri gibi teknolojileri finanse etti. Bazıları süper hızlı bir füzenin bir terörist liderini vurmadaki faydasını savunurken, diğerleri hipersonik silahların bu savaşlarda çok az avantaj sağladığını söyledi.
Daha önce ordunun hipersonik çalışmalarını yönetmiş olan emekli korgeneral L. Neil Thurgood, “Ulusumuz operasyonel bir kabiliyet yaratmamayı tercih etti ve pek çok insan bunun nedenini soruyor” dedi ve ekledi: “Bunun nedenlerinden biri son 20 yıldır ulusal hazinemiz olan kan ve kaynaklarımızı teröre karşı küresel savaşa harcıyor olmamız.”
Bu arada Çin sık sık uçuş testleri yaparak hipersonik silah geliştirme çabalarını hızlandırdı ve bu alana uzun süredir yatırım yapan Rusya da ilerledi. Pekin, ABD hükümetinin onlarca yıldır finanse ettiği ve bilimsel dergilerde açıkça yayınlanan hipersonik konusundaki Amerikan araştırmalarını sıklıkla kullandı. Diğer şeylerin yanı sıra, Amerikalı araştırmacılar hipersonik uçuşu modellemeye yardımcı olan hesaplamalı akışkanlar dinamiği üzerine yayın yaptılar, ancak Çin’in ABD’de geliştirilenleri açıkça kullanan kodlar geliştirdiğini gördüler.
Washington’daki Çin Büyükelçiliği sözcüsü Liu Pengyu, ABD’nin hipersonik çalışmalarda Pekin’den önce davrandığını söyledi ve Washington’u hipersonik teknolojiyi yaymakla suçladı. Sözcü yaptığı açıklamada “Hiçbir zaman hiçbir ülkeyle silahlanma yarışına girmeyeceğiz” dedi.
Bu arada Amerika’daki gelişmeleri yakından takip eden Rusya da Soğuk Savaş döneminde yürüttüğü hipersonik programlarla ilgili çalışmalara yeniden başladı.
Hipersoniği 50 yılı aşkın bir süredir yakından takip eden havacılık ve uzay analisti Richard Hallion, “Dünyayı hipersonik konusunda eğittik” dedi.
2016 yılında, federal hükümete tavsiyelerde bulunan bağımsız bir bilimsel grup olan Ulusal Akademiler’in üst düzey bir paneli, Çin de dahil olmak üzere yabancı düşmanların yeni nesil hipersonik silahlar hazırladıkları konusunda uyarıda bulundu. Çalışmanın ayrıntıları gizli olmakla birlikte, vardığı sonuçlar Savunma Bakanlığı içinde alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Artan tehdit karşısında endişelenen Pentagon test ve geliştirme çalışmalarını hızlandırdı. Ordu, Donanma ve Hava Kuvvetleri, Pentagon’un araştırma ajansı Darpa gibi bazen işbirliği içinde hipersonik silahlar geliştiriyor. Şu anda Purdue Uygulamalı Araştırma Enstitüsü’nün başkanı ve icra kurulu başkanı olan Lewis, “Bir yarış içindeyiz” dedi.
Pentagon yetkilileri şimdi bu yığınağa en iyi nasıl karşılık verileceğini tartışıyor. Bazıları ABD’nin füzeler yerine savunma sistemlerine daha fazla odaklanması gerektiğini savunuyor. Diğerleri ise ABD’nin rakipleri daha fazla hipersonik füzeye sahip olsa bile, Amerikan hipersonik silahlarının -henüz konuşlandırılmamış olsa bile- eninde sonunda daha gelişmiş olacağını söylüyor. Ve herkes hipersonik silahlanma yarışının füze sayısına bağlı olduğu konusunda hemfikir değil. Pentagon’un en üst düzey teknoloji uzmanı Heidi Shyu “Senin 10 tane varsa benim 11 tane mi olmalı?” diye soruyor.
Geçen yıl Hava Kuvvetleri, şimdi RTX olarak bilinen Raytheon Technologies’e bir uçaktan fırlatılacak ve düşman gemilerini vurmak üzere tasarlanmış hipersonik bir seyir füzesi geliştirmesi için yaklaşık milyar dolarlık bir sözleşme verdi. Ordu, ABD ordusunun ilk hipersonik silahı olan ve kamyonlardan fırlatılacak füzeleri bu yıl hazır hale getirmeyi umuyordu.
İlerleme kısmen durmuştur çünkü hipersonik silahların geliştirilmesi oldukça zordur. Saniyede bir milden daha hızlı hareket etmek, çoğu malzemenin sınırının ötesinde, 2.000 Fahrenheit dereceyi aşan bir ısı üretir. Raytheon’un başkanı Wes Kremer, “Hipersonikle ilgili en büyük zorluk her zaman termal yönetim olmuştur” dedi.
Maliyet de bir sorun. Kongre Bütçe Ofisi’ne göre, geliştirilmesi karmaşık olan ve özel malzemeler gerektiren hipersonik füzeler, geleneksel füzelerden daha pahalıdır – karşılaştırılabilir yeteneklere sahip balistik füzelerden yaklaşık üçte bir daha fazla. Kremer hipersonik füzelerin hızın önemli olduğu hareketli hedefleri vurmak için “niş bir kabiliyet” olacağını söyledi. “Açıkçası köprüye karşı gitmek için buna ihtiyacınız yok, köprü hareket etmiyor” dedi.
Asıl zorluk Pentagon’un bunca yıl ve harcanan bunca paradan sonra cephaneliğinde ne tür hipersonik yetenekler istediğine karar vermesi olabilir. ABD ordusu şu anda iki farklı hipersonik silah türünün peşinde: scramjet olarak bilinen hava soluyan bir jet motoru kullanan seyir füzeleri ve havadan fırlatılan ve daha sonra yüksek hızlarda hedeflerine doğru süzülen süzülme araçları.
Pentagon yaklaşık yarım düzine farklı hipersonik silahı finanse ediyor – kesin sayı gizli olsa da – ve bazı eski yetkililer bunlardan hangisinin nasıl sahaya sürüleceğine karar vermek için net bir plan olmadığını öne sürüyor. Hava Kuvvetleri’nin eski satın alma başkanı William Roper, “Pentagon’da çalıştığım süre boyunca bir strateji yoktu,” diyor. “Dışarıdan görebildiğim kadarıyla şu anda da bir strateji yok gibi görünüyor.”
En büyük engellerden biri test için gerekli altyapının olmaması. Silahların geliştirilmesi, hipersonik uçuşun benzersiz aerodinamik basınçlarını taklit edebilen rüzgar tünellerinde test edilmesini gerektiriyor.
Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi’ne göre, ABD’de hipersonik silahları test etme kapasitesine sahip hükümet, endüstri ve akademik kuruluşlara ait yaklaşık 26 rüzgar tüneli var, ancak bunların çoğu onlarca yıllık. Neredeyse tamamı bir yıldan fazla bir süre öncesinden rezerve edilmiş durumda ve bu da silah geliştirme hızını yavaşlatıyor.
Savunma Bakanlığı Test Kaynakları Yönetim Merkezi Direktörü George Rumford, “Yer test kabiliyetlerimizin kullanımında beş kat talep artışı öngörüyoruz” dedi. Pentagon şu anda daha fazla tesis inşa ediyor, ancak bunlar en az 2027 yılına kadar hazır olmayacak” dedi.
Test altyapısının eksikliği özel sermaye şirketi Cerberus Capital Management’ın kurucusu Steve Feinberg’in dikkatini çekti. Başkan Donald Trump’ın 2018 yılında önemli bir istihbarat panelinin başına atadığı Feinberg, hipersonik silahlar konusunda üst düzey brifingler alıyordu.
Satın alma hakkında bilgi sahibi olanlara göre, brifingler Cerberus’u Kaliforniya merkezli Stratolaunch adlı bir şirketi satın almaya sevk etti. İlk olarak Microsoft’un kurucu ortağı Paul Allen tarafından kurulan Stratolaunch, insanlı bir uzay aracını yörüngeye fırlatmak için dünyanın en büyük uçağını inşa etmişti. Uçak yakında silah geliştirmeye yardımcı olmak üzere hipersonik test araçlarını fırlatmak için kullanılacak ve şirket yetkililerinin deyimiyle “gökyüzündeki rüzgar tüneli” gibi çalışacak.
Stratolaunch mühendisleri Kaliforniya’daki Mojave Hava ve Uzay Limanı’nda, şirketin kompozit malzeme ve iki jumbo jetin bileşenleri kullanılarak inşa edilen ve dev bir tek kanatla birbirine bağlanan devasa uçağından fırlatılacak Talon adlı yeniden kullanılabilir bir hipersonik test aracı inşa ediyor.
Şu anda Stratolaunch’ın teknik danışma kurulunda da yer alan Lewis, Feinberg’in “hükümetin adım atmadığını gördüğünü” ve “bu boşluğu doldurmaya karar verdiğini” söyledi. Feinberg, Cerberus’un bir sözcüsü aracılığıyla yorum yapmayı reddetti.
Stratolaunch CEO’su Zachary Krevor, Cerberus’un amacının Stratolaunch’ı ticari olarak başarılı kılmak ve aynı zamanda Savunma Bakanlığı’na katkıda bulunmak olduğunu söyledi.
Stratolaunch, Pentagon’da özel sermayeyi savunma pazarıyla ilişkilendirmeye yönelik bir heves dalgasına kapılan ve sayıları giderek artan firmalardan biri. Test hizmetleri, roket motorları ve hatta uçak sağlamak için hipersonik odaklı yeni şirketler ortaya çıkıyor.
Yeni teknolojiler geliştirmek için genellikle devlet fonlarını kullanan bir savunma müteahhidinin aksine, Stratolaunch gibi şirketler, Elon Musk’ın Pentagon için uydular fırlatan ve Ukrayna ordusu için kritik öneme sahip uzay tabanlı bir internete sahip olan SpaceX ile izlediği yola benzer şekilde, gelişimi finanse etmek için neredeyse tamamen özel sermayeye güveniyor.
Savunucular yeni firmalara kısmen Pentagon’un en yüksek profilli hipersonik çabalarından bazılarının başarısız olması nedeniyle ihtiyaç duyulduğunu söylüyorlar.
Ordunun bu yılki Uzun Menzilli Hipersonik Silah planı, Mart başındaki bir test uçuşunun son dakikada iptal edilmesinin ardından şüpheye düştü. Servis, ön test kontrollerinin bir bataryanın etkinleşmediğini göstermesinin ardından uçuşu iptal etti. Bu ayın başlarında bir başka test daha iptal edildi. Ordu şimdi başarılı bir test yapılana kadar silahı konuşlandırmayacağını söylüyor.
Yine mart ayında Hava Kuvvetleri Lockheed Martin tarafından geliştirilen en gelişmiş hipersonik programını birkaç test başarısızlığının ardından iptal etti. Hava Kuvvetleri Sekreteri Frank Kendall, milletvekillerine bunun yerine Raytheon’un prototipinin en az 2027 yılına kadar hazır olması beklenmeyen hipersonik seyir füzesine odaklanacaklarını söyledi.
Çin ve Rusya tarafından kullanım
Discord platformuna sızdırılan çok gizli bir ABD istihbarat belgesine göre Pekin, şubat ayı sonlarında hipersonik bir süzülme aracı olan DF-27 füzesini 12 dakika boyunca 1,300 milden fazla bir mesafede uçurdu. Füze Guam’ı da içeren ve İkinci Ada Zinciri olarak adlandırılan bölgeye ulaşacak şekilde tasarlanmıştır.
Belgede füzenin muhtemelen ABD savunma sistemlerine nüfuz edebileceği ve Çin’in geçen yıl az sayıda DF-27 füzesi hazırladığı belirtildi.
Moskova, Ukrayna’daki hedefleri vurmak için kullandığı güçlü Kinzhal hipersonik füzesini övüyor. Kinzhal havadan fırlatılan bir balistik füze olduğu için, eleştirmenler bunun gerçek bir hipersonik silah olup olmadığını sorguluyor ve durdurulmaya karşı savunmasız olduğunu söylüyorlar. Rusya ayrıca ses hızının 27 katına kadar çıkabilen nükleer kapasiteli bir hipersonik süzülme aracı olan Avangard füzesini hazırladığını iddia ediyor.
Hava Kuvvetleri’nin eski satın alma başkanı Roper, sadece bir rakibe yetişmek için füze geliştirmenin yanlış olduğunu söyledi. “Bir rakibin gerisinde kaldığınızda ve bunu büyük bir mesele haline getirdiğinizde, hükümette tüm odağınızın sadece yetişme çabası olduğu bir at gözlüğü etkisi yaratır” dedi.
Roper, ABD’nin füzeler yerine hipersonik uçaklar geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Roper şu anda, hipersonik uçaklar inşa etmek için 100 milyon dolardan fazla özel fon toplayan Silikon Vadisi destekli bir girişim olan Hermeus’un yönetim kurulunda yer alıyor. Hermeus’un yapmayı umduğu gibi hipersonik bir saldırı uçağının Güney Çin Denizi’ndeki potansiyel Çin hedeflerini vurabileceğini ve bunun pahalı, tek kullanımlık hipersonik füzelerden daha etkili olacağını söyledi.
Geçtiğimiz yıl Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuarı, Mayhem olarak adlandırılan hipersonik uçak projesi için teknoloji üzerinde çalışmak üzere büyük bir savunma yüklenicisi olan Leidos ile 334 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzaladı. Lockheed Martin de yıllar boyunca, ses hızının üç katından daha fazla bir hızla seyahat eden ve artık kullanımdan kalkmış olan ikonik casus uçağı SR-71 Blackbird’ün hipersonik halefi üzerinde çalıştı. Bu çabanın ne durumda olduğu bilinmiyor.
Pentagon’un en üst düzey teknoloji uzmanı Shyu, Pentagon’un hipersonik bir uçak geliştirmeye yönelik herhangi bir çabası hakkında konuşmayı reddederek bunun gizli olduğunu söyledi.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya7 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı









