Amerika
Cumhuriyetçiler İran oylamalarında saf değiştirmeye başladı

ABD Kongresi’ndeki Demokratlar, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri harekatını sona erdirmeyi amaçlayan savaş yetkisi karar tasarılarında Cumhuriyetçi Parti içinden artan destekle birlikte kritik eşiğe yaklaştı. Temsilciler Meclisi’nde son oylama 212’ye 212 eşitlikle reddedilirken, Senato’da savaş yetkisi tasarısını komiteden çıkarma girişimi 49’a 50 oyla başarısız oldu.
ABD Kongresi’ndeki Demokrat üyeler, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik savaşını sona erdirmeyi amaçlayan karar tasarılarını geçirmek için kritik eşiğe yaklaştı.
Demokratlar, bu süreçte Cumhuriyetçi Parti içinden giderek büyüyen bir destek grubunun yardımını alıyor.
Temsilciler Meclisi ve Senato’da, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası kapsamında bu hafta yapılan oylamalarda Trump’ın partisinden daha fazla üye Demokratlarla birlikte hareket ederek daha önce başarısız olan tasarılara destek verdi.
Bazı Cumhuriyetçi üyeler de ileride yeniden gündeme gelebilecek bir karar tasarısını destekleyebileceklerini açıkladı.
Cumhuriyetçiler, ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik harekat başlatmasından bu yana Demokratların gündeme getirdiği çok sayıda savaş yetkisi oylamasını engellemişti.
Ancak başlangıçta Trump’ın yetkilerini sınırlandırma konusunda isteksiz davranan bazı Cumhuriyetçi üyeler, yönetimin savaşa ilişkin net bir plan ortaya koymamasından ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından seçmenlerinin karşı karşıya kaldığı yakıt maliyetlerindeki sert yükselişten rahatsızlık duymaya başladı.
Temsilciler Meclisi’nde perşembe günü yapılan oylamada Cumhuriyetçi üyeler, Trump’a ABD silahlı kuvvetlerini İran’a yönelik çatışmalardan çekme talimatı verecek karar tasarısını kıl payı reddetti.
Oylamanın 212’ye 212 eşit çıkması nedeniyle tasarı Meclis kuralları gereği kabul edilmedi.
Cumhuriyetçi üyeler Thomas Massie, Brian Fitzpatrick ve Tom Barrett Demokratlarla birlikte oy kullandı. Demokrat Partili Jared Golden ise tasarıya karşı çıktı.
Irak ve Afganistan’da görev yapmış eski deniz piyadesi Golden, bir sonraki savaş yetkisi tasarısını destekleyeceğini işaret etti. Golden, son tasarıya yalnızca çekilme süresinin zaten dolmuş olmasını gerekçe göstererek karşı çıktığını söyledi.
Golden çarşamba günü yayımladığı açıklamada, “En kısa sürede temiz ve güncel bir karar tasarısına oy vermeyi bekliyorum” dedi.
Demokrat Partili Frederica Wilson da dört haftalık yokluğun ardından Kongre’ye dönebilir.
Wilson, 17 Nisan’dan bu yana hiçbir oylamaya katılmadı. Perşembe günü yayımladığı açıklamada kısa süre önce göz ameliyatı geçirdiğini, bu nedenle uçamamış olduğunu ancak yakında Washington’a dönmeyi planladığını belirtti.
Cumhuriyetçi Tom Kean Jr. da “kişisel sağlık sorunu” nedeniyle 5 Mart’tan bu yana Kongre çalışmalarına katılmıyor. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, parti çizgisinde geçen oylamalarda ikiden fazla fire veremiyor.
Senato’da ise çarşamba günü savaş yetkisi karar tasarısını Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndan çıkarmayı amaçlayan önerge 49’a 50 oyla reddedildi.
Bu oylama, savaşın başlamasından bu yana Senato’da benzer bir tasarıyı geçirmeye yönelik yedinci girişim oldu ve şimdiye kadarki en yakın sonuç olarak kayda geçti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski de ilk kez tasarı lehine oy kullandı.
Oylama aynı zamanda Senato’nun, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük sürenin dolmasının ardından savaşı sona erdirmeye ilişkin yaptığı ilk oylama oldu.
Başkanın Kongre onayı olmadan yurt dışında savaş yürütme yetkisini sınırlandırmak amacıyla hazırlanan yasa, başkanın yakın tehditlere karşı başlatılan askeri operasyonları 48 saat içinde Kongre’ye bildirmesini zorunlu kılıyor.
Yasa ayrıca Kongre onayı olmadan silahlı kuvvetlerin 60 günden uzun süre sahada kalmasını yasaklıyor. Bununla birlikte başkan, askerlerin güvenli çekilmesini sağlamak amacıyla 30 günlük ek süre talep edebiliyor.
Trump, İran’a karşı güç kullanımını 2 Mart’ta Kongre’ye bildirmişti. Demokratlar ise 60 günlük sürenin 1 Mayıs’ta dolduğunu belirtiyor.
Murkowski, Maine Senatörü Susan Collins ve Kentucky Senatörü Rand Paul ile birlikte tasarının ilerletilmesi yönünde oy kullandı. Senato Demokratlarının neredeyse tamamı da aynı yönde oy verdi. Pennsylvania Senatörü John Fetterman ise karşı yönde oy kullanan tek Demokrat oldu.
Önümüzdeki dönemde yapılacak yeni bir oylamada, askeri operasyonların 60 günlük sürenin ötesine geçmesi halinde Kongre’nin yetkilendirme rolü üstlenmesi gerektiğini söyleyen Cumhuriyetçi üyelerden yalnızca birinin daha saf değiştirmesi, sonucu Demokratların lehine çevirebilir.
Virginia Senatörü Tim Kaine, çarşamba günkü oylama öncesinde, “Meslektaşlarımızın ne duyduğunu biliyoruz. Sözlerinin içine kuşkunun sızmaya başladığını duyuyoruz” dedi.
Yaklaşık 29 milyar dolara mal olduğu tahmin edilen çatışmaya ilişkin rahatsızlık, geçen haftanın başında yapılan Temsilciler Meclisi ve Senato Tahsisatlar Komisyonu oturumlarında da görünür hale geldi.
Cumhuriyetçi üyeler, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e yönetimin stratejisini art arda düzenlenen oturumlarda açıklaması için baskı yaptı.
Susan Collins, İran’ın aylar boyunca kapalı tuttuğu kritik deniz ticaret hattı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik ABD girişimlerine ilişkin, “Bana öyle geliyor ki bu sorunla ilgili neredeyse her gün farklı bir plan ortaya çıkıyor” dedi.
Bu hafta tasarıya karşı oy kullanan bazı Cumhuriyetçi senatörler de, askeri operasyonların yasal sürenin ötesine geçmesi halinde Kongre’nin daha büyük rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. Bu isimler arasında John Curtis, Thom Tillis, Josh Hawley ve Todd Young yer aldı.
Curtis, savaş için istenecek ve henüz Kongre’ye sunulmamış olan on milyarlarca dolarlık ek bütçe talebini, Kongre’den resmi savaş yetkisi çıkmadan desteklemeyeceğini söyledi.
Thom Tillis de nisan ayı sonunda NBC News’e verdiği demeçte, stratejik hedeflerin ne olduğunun “tam olarak net olmadığını” belirterek, çatışmanın 60 günün ötesine uzatılmasına destek vermesinin “zor” olacağını ifade etti.
Pete Hegseth ise savaşın gerçekte 60 günlük sınırı aşmadığını söyledi. Hegseth, Trump’ın nisan ayında ateşkes ilan etmesiyle birlikte savaş için işleyen sürenin durduğunu belirtti.
Trump ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Savaş Yetkileri Yasası’nın anayasaya aykırı olduğunu dile getirdi. Bu açıklamalar, Kongre’nin önümüzdeki haftalarda İran savaşıyla ilgili bir karar tasarısını kabul etmesi halinde yeni bir hukuki mücadele başlayabileceğine işaret ediyor.
Amerika
Paramount, Netflix’i Warner Bros birleşmesini bozmakla suçladı

Paramount, Netflix’in Warner Bros. Discovery ile planlanan 111 milyar dolarlık birleşmeyi engellemek için “yakılmış toprak” taktiği uyguladığını öne sürerek ABD Adalet Bakanlığına şikayette bulundu. Şirket, Netflix’in sendikaları ve düzenleyici kurumları anlaşmaya karşı kışkırtmaya çalıştığını savunurken, işçi sendikaları ise dev birleşmenin istihdamı tehdit ettiğini ifade ediyor.
Paramount Skydance, Netflix’i Warner Bros. Discovery’yi satın alma sürecini baltalamaya çalışmakla ve birleşmeyi engellemek için bir “yakılmış toprak kampanyası” yürütmekle suçladı.
Politico’nun haberine göre söz konusu iddialar, Paramount’un ABD Adalet Bakanlığına gönderdiği mektupta yer aldı.
Şirketin baş hukuk müşaviri olan ve Başkan Donald Trump’ın ilk döneminde Adalet Bakanlığının antitröst birimine liderlik eden Makan Delrahim, ilgili belgede Netflix’in düzenleyici kurumları ve diğer paydaşları anlaşmaya karşı kışkırtmaya çalıştığını öne sürdü.
Delrahim, Netflix’in bu “panik reaksiyonunun”, şirketin Paramount’u ne kadar ciddi bir rakip olarak gördüğünü kanıtladığını belirtti.
Adalet Bakanlığına gönderilen mektubun, Uluslararası Kamyon Şoförleri Kardeşliği (International Brotherhood of Teamsters – IBT) tarafından Mart ayında bakanlığın antitröst birimine sunulan rapora bir yanıt niteliği taşıdığı bildirildi.
ABD ve Kanada’da yaklaşık 15 bin set çalışanı, şoför ve diğer sinema sektörü emekçisini temsil eden sendika, Paramount ve Warner Bros. birleşmesinin ülke genelindeki film ve televizyon çalışanları için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.
IBT, yerli üretimi artırmak ve istihdamı korumak adına uygulanabilir garantiler verilmediği takdirde, Adalet Bakanlığını anlaşmayı engellemek için dava açmaya çağırmıştı.
Paramount ise mektubunda, iddiaların aksine bu birleşmenin sendika üyesi çalışanlar ve diğer Hollywood emekçileri için daha fazla iş imkanı yaratacağını ileri sürdü.
Delrahim, 111 milyar dolarlık bu dev anlaşmanın yeni bir rekabet enerjisi yaratacağını ve içerik yatırımlarını artırarak sendikalı çalışanlara doğrudan fayda sağlayacağını savundu.
Hukuk müşaviri Delrahim ayrıca, IBT’nin Walt Disney Co.’nun 2019 yılında 20th Century Fox’u satın almasını örnek göstererek dile getirdiği kaygıları da reddetti.
Sendika, söz konusu satın almanın istihdam kaybına ve projelerin iptaline yol açtığını iddia etmişti. Delrahim, Disney’in satın alma sonrası genel içerik üretim harcamalarını artırdığını, sinema üretimindeki düşüşlerin ise sektörün işleyişini bozan Kovid-19 pandemisinin etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Delrahim, Netflix’i hedef alan suçlamalarını sürdürerek, şirketin Disney-Fox birleşmesinin içerik üretimi ve istihdam olanakları üzerinde olumsuz etkisi olduğu konusunda sendikayı ve diğer paydaşları ikna etmeye çalıştığını iddia etti.
Paramount, Warner Bros.’u devralma süreci kapsamında ABD Federal İletişim Komisyonuna (FCC) resmi onay başvurusunda bulundu.
Yaklaşık 111 milyar dolar değerindeki anlaşma, Paramount’un Warner Bros. için verilen mücadelede Netflix’i geride bırakmasının ardından karara bağlanmıştı. Sürecin, hissedar ve düzenleyici onaylarının ardından yıl sonuna kadar tamamlanması bekleniyor.
Öte yandan, Financial Times’ın 22 Mayıs tarihli haberine göre Avrupa sinema endüstrisi de Warner Bros. ve Paramount birleşmesine karşı sesini yükseltti.
Avrupalı sektör temsilcileri, anlaşmanın kültürel çeşitliliğe zarar verebileceği, bağımsız üretimi zayıflatabileceği ve ABD’li eğlence devlerinin hakimiyetini pekiştirebileceği endişesiyle AB düzenleyicilerini antitröst soruşturması açmaya çağırdı.
Amerika
ABD’de Cumhuriyetçi Parti, California’daki oy sayımına tepkili

California’daki seçimlerde posta yoluyla gelen oyların sayılmasıyla Cumhuriyetçi adayların geriye düşmesi parti içinde tepkilere yol açtı. Donald Trump “hile” iddialarını yinelerken, Cumhuriyetçi Parti liderleri süreci “liyakatsizlik” olarak nitelendirerek doğrudan hile suçlamasından kaçınıyor.
ABD’de Cumhuriyetçi Partili siyasiler, ilerici Demokrat aday Nithya Raman’ın Los Angeles belediye başkanlığı yarışındaki dikkat çekici geri dönüşüne tepki gösteriyor.
2 Haziran’da sandıklar kapandığında Cumhuriyetçi aday Spencer Pratt ikinci sırada görünürken, Raman üzerindeki sekiz puanlık avantajının posta oylarının sayılmasıyla erimesine şahit oldu.
Cumhuriyetçi Parti liderleri, Başkan Trump’ın California Demokratlarının seçim sonuçlarına hile karıştırdığı yönündeki iddialarına ise mesafeli yaklaşıyor.
Trump, Joe Biden’ın 2020 başkanlık seçimlerini yaygın hile sayesinde kazandığına dair kanıtlanmamış iddialarını bu süreçte de sürdürüyor.
Kongre’deki Cumhuriyetçiler, California’da Demokrat adayları öne çıkaran bir hafta süren posta oyu sayım sürecinin kötü bir görüntü verdiğini, ancak bunu komplo yerine “liyakatsizlik” olarak değerlendirdiklerini belirtiyor.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune, California’nın seçim sürecinin hiçbir kısmını savunmayacağını ifade ederek, “Oyların sayılmasının bu kadar uzun sürmesini çılgınlık olarak görüyorum, gerçekten öyle” dedi.
Thune, hilenin ciddi bir suçlama olduğunu ve bir seçimin meşruiyetini sorgulamadan önce bunun kanıtlanması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Thune, “Hile, açıkçası kanıtlamanız gereken bir şeydir. Ben California’nın seçimler dahil pek çok işleyiş biçimini liyakatsizlik olarak nitelendiririm. Bunun California’da pek çok düzeyde açıkça görüldüğünü düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Suçlamalar hile ile liyakatsizlik arasında bölündü
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, California ön seçim sonuçlarının “fena halde koktuğunu” ifade etti ancak Trump’ın Demokratların hile yaptığı veya sonuçları manipüle ettiği yönündeki suçlamasına destek vermedi.
Kongre binasında konuşan Johnson, “Seçimden haftalar sonra bile oy sayıyorlar. Hileli olduğunu söylemiyorum; fena halde koktuğunu söylüyorum ve bunu herkes biliyor” dedi. Cumhuriyetçi Ulusal Komite tarafından işletilen bir çevrimiçi takip sistemine göre, Johnson bu açıklamaları yaptığında California yaklaşık beş gün 16 saattir oy sayıyordu.
Cumhuriyetçi stratejist Brian Darling, artan bu tartışmanın Kasım ayında Demokratların geniş çaplı zaferler kazanması ve Trump ile müttefiklerinin hileden şüphelenmesi durumunda yaşanacakların bir ön izlemesi olabileceğini kaydetti.
Darling, “Eğer seçimler kapandıktan bir veya iki hafta sonra oyların sayıldığı bir dizi seçim yaşarsak, bunun bir sorun olacağını düşünüyorum. Los Angeles belediye başkanlığı yarışında yaşananların ülke genelinde tekrarlanması, seçim sistemimizin bozuk olduğu fikrini besleyecektir” dedi.
California seçimlerinin ardından yaşanan karmaşa, ülke genelindeki Cumhuriyetçiler arasında öfkeye yol açtı.
Trump bu durumu, “bir numaralı yasama önceliği” olarak adlandırdığı Amerikalı Seçmen Uygunluğunu Koruma Yasası (SAVE America Act) adlı kapsamlı seçim reformu paketini zorlamak için kullanıyor.
California’daki gelişmeler, Cumhuriyetçi senatörler üzerinde, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık belgesi ve oy verme sırasında fotoğraflı kimlik ibrazını zorunlu kılan bu tasarıyı yasalaştırmaları için baskıyı artırıyor.
Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass kasım ayındaki ikinci tura kaldı
SAVE America Act için baskı artıyor
Trump, Demokratların engellemesi nedeniyle duraksayan tasarının önünü açmak için Thune’dan Senato parlamento danışmanını “derhal” görevden almasını talep etti.
Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, danışmanın Cumhuriyetçilere ve savundukları her şeye kötü davrandığını belirterek, onun SAVE America Act’in yasalaşmasının önünde bir engel olduğunu ifade etti.
Trump, “Onu değiştirme hakkımız var ve bunu derhal yapmalıyız. O orada olduğu sürece, şiddetle ihtiyaç duyulan yasamız onaylanmayacak ve yürürlüğe girmeyecektir” diye yazdı.
Thune, seçim reformu tasarısını bu yılın başlarında haftalarca Senato gündeminde tutmuş ancak Demokrat muhalefetini aşmayı başaramamıştı.
Parlamento danışmanı geçen hafta, SAVE America Act’in bütçe uzlaştırma paketine eklenmesinin, basit çoğunlukla hangi yasaların geçebileceğini düzenleyen Byrd Kuralı’nı ihlal edeceğine karar vererek muhafazakârlar için bir engel teşkil etti.
Trump’ın müttefikleri, Thune’un gündeminde başka öncelikler olsa da seçim reformu konusuna geri dönme çağrısını destekliyor. Trump’ın yakın müttefiki olan Senatör Mike Lee, Cumhuriyetçi liderleri tasarıyı yeniden gündeme getirmeye ve “yasalaşana kadar başka hiçbir şeye odaklanmamaya” çağırdı.
Trump ayrıca geçen hafta Senato’daki müttefiklerine, bütçe paketine ilişkin oylama maratonu sırasında SAVE America Act için bir oylama zorlamaları çağrısında bulunarak, hangi Cumhuriyetçilerin buna destek vermediğini tespit etmek istedi.
Susan Collins, Mitch McConnell, Lisa Murkowski ve Thom Tillis olmak üzere dört Cumhuriyetçi senatör, seçim reformu tasarısının pakete dahil edilmesi için bütçe kurallarından feragat edilmesine karşı oy kullandı.
Kasım seçimleri için bir ön izleme niteliği taşıyor
Trump ayrıca Cumhuriyetçi kanun yapıcılara posta yoluyla oy kullanılmasının kısıtlanması çağrısında bulundu. Bu talep, Cumhuriyetçi aday Pratt’in posta oylarıyla saf dışı kalmasının ardından parti gruplarında daha fazla destek bulmaya başladı.
Eyalet valilik yarışında ise 2 Haziran’da sandıklar kapandığında üçüncü sırada olan ilerici milyarder aktivist Tom Steyer, yetkililer posta oylarını saydıkça Cumhuriyetçi aday Steve Hilton’ın liderliğini eritmeye devam ediyor.
Hilton yüzde 25,9 oya sahipken Steyer’ın yüzde 21,5’e ulaşmasıyla yarış, sonuç ilan edilemeyecek kadar yakın seyrediyor.
Cumhuriyetçi senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri, Trump’ın Kasım ayında Demokratları hile yapmakla suçlaması durumunda ona destek verme konusunda yoğun baskı altında kalacak.
Trump, hafta sonu NBC News kanalında katıldığı programda, “Seçimde hile yapıyorlar” ifadesini kullandı. Sunucu Kristen Welker’ın bu iddiayı destekleyecek kanıt sorması üzerine Trump, “Tek yapmam gereken bakmak ve dinlemek” yanıtını verdi. Trump, gazeteciyi “yozlaşmış” olmakla suçlayarak mülakatı aniden sonlandırdı.
Diğer Cumhuriyetçiler de California’daki uzayan oy sayım süreçlerinin yarattığı görüntüye dair sorular soruyor. Senatör Ted Cruz, kendi podcast yayınında, “Görünüşe göre California’da oy sayımı, sanırım Demokratlar istedikleri sonucu alana kadar devam ediyor. Bu iş bozulmuş durumda” dedi.
Rutgers Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Ross K. Baker, Demokratların Temsilciler Meclisi’ni ve muhtemelen Senato’yu kazanması durumunda Trump’ın hile ilan etmesinin beklendiğini ifade etti.
Baker, “Bunun öngörülebilir olduğunu düşünüyorum ve tepkisinin gücü Demokratların galibiyetiyle doğru orantılı olacaktır. Adalet Bakanlığı tarafından soruşturmalar ve büyük bir dava dalgası göreceğimizi tahmin ediyorum” dedi.
Amerika
Mahkeme Trump’ın 100 bin dolarlık vize harcını iptal etti

ABD federal mahkemesi, Donald Trump yönetiminin yüksek nitelikli yabancı işçiler için zorunlu kıldığı 100 bin dolarlık H-1B vize harcını, başkanın yetki sınırlarını aştığı gerekçesiyle iptal etti. Kararda, bu devasa artışın bir cezadan ziyade vergi niteliği taşıdığı ve Kongre onayı olmadan uygulanamayacağı vurgulandı.
ABD federal mahkemesi, Donald Trump tarafından yüksek nitelikli yabancı işçilere yönelik H-1B çalışma vizesi başvuruları için getirilen 100 bin dolarlık harç artışını, başkanın bu konuda yetkisi olmadığına hükmederek iptal etti.
8 Haziran’da bir federal yargıç tarafından yayımlanan kararda, Trump’ın H-1B vizesine yeni başvuran yabancı çalışanlardan talep ettiği 100 bin dolarlık harcın geçersiz kılınmasına hükmedildi.
Mahkeme, söz konusu meblağın fiilen bir vergi niteliği taşıdığına ve bu tür bir mali yükümlülüğün Kongre onayı olmaksızın yürürlüğe konulamayacağına karar verdi.
Boston’daki federal bölge mahkemesinde görülen dava, Demokrat Parti mensubu başsavcıların temsil ettiği 20 eyalet tarafından açıldı.
Eyaletler, Trump yönetiminin Eylül 2025’te ilan ettiği ve H-1B vize işlemlerinin maliyetini sert bir şekilde artıran düzenlemeye ortaklaşa itiraz etmişti.
Eski Başkan Barack Obama tarafından atanan Yargıç Leo Sorokin kararında, bu tutarın bir ceza değil, bir “vergi” olduğunu belirtti. Beyaz Saray’ın Kongre’nin izni olmadan böyle bir harç getirme yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Sorokin; ne Dışişleri Bakanlığı’nın ne de ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (USCIS) birimi olan Vatandaşlık ve Göçmenlik Servisi’nin böyle bir tedbiri uygulama yetkisinin bulunmadığını kaydetti.
Mahkeme harcı vergi olarak nitelendirdi
Politikanın destekçileri ise harcın yasal olduğunu ve göçmenlik yasaları çerçevesinde başkanın, “ABD çıkarlarına zarar verdiği” düşünülen belirli yabancı grupların girişini sınırlamak için mali yaptırım uygulama hakkına sahip olduğunu savundu.
Ancak Yargıç Sorokin, Yüksek Mahkeme’nin Şubat ayında verdiği bir karara atıfta bulundu. Söz konusu kararda, Trump’ın ulusal acil durum yasasına dayanarak yürürlüğe koyduğu geniş kapsamlı ticaret harçları iptal edilmişti.
Sorokin, bu hukuki mantık uyarınca benzer yetkilerin göçmenlik harçları alanında başkan için geçerli olmadığını ifade etti.
Beyaz Saray Sözcüsü Taylor Rogers yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin Sorokin’in kararına karşı yapılacak itiraz sürecinin başarıyla sonuçlanacağına inandığını bildirdi.
Vize başvurularında keskin düşüş kaydedildi
H-1B programı, yüksek nitelikli yabancı çalışanlar için yıllık 65 bin ve yüksek lisans veya üzeri dereceye sahip olanlar için ek 20 bin vize kontenjanı öngörüyor.
Genellikle 3 ile 6 yıl süreliğine verilen bu vizelere özellikle teknoloji şirketleri büyük ölçüde bağımlı durumda bulunuyor.
Düzenlemeden önce işverenlerin H-1B işlemleri için ödediği tutar koşullara göre yaklaşık 2 bin ile 5 bin dolar arasında değişiyordu. Trump yönetimi geçen yılın eylül ayında bu tutarı 100 bin dolara yükseltmişti.
Mahkemeye sunulan belgelere göre harç artışı, başvuru sayısında belirgin bir düşüşe yol açtı. Hükümetin mart ayında sunduğu veriler, 15 Şubat tarihine kadar USCIS’e 100 bin dolarlık ödemenin yapıldığı yalnızca 85 başvurunun ulaştığını gösterdi.
Ayrıca yönetimin başvuru sahiplerinin verilerini incelemeyi sıkılaştırdığı ve daha yüksek nitelikli ve maaşlı çalışanlara öncelik veren yeni bir sistem önerdiği bildirildi. Bu değişikliklerin, yeni kuralların uygulanmasına karşı en az üç ayrı davaya daha konu olduğu aktarıldı.
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş1 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını1 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş2 hafta önceBüyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim
Dünya Basını2 hafta önceKomünizme karşı siper olarak Siyonizm
Görüş6 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Diplomasi5 gün önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Asya2 hafta önceQUAD ülkeleri kritik mineral ortaklığını başlatıyor












