Bizi Takip Edin

Amerika

Cumhuriyetçiler İran oylamalarında saf değiştirmeye başladı

Yayınlanma

ABD Kongresi’ndeki Demokratlar, Başkan Trump’ın İran’a yönelik askeri harekatını sona erdirmeyi amaçlayan savaş yetkisi karar tasarılarında Cumhuriyetçi Parti içinden artan destekle birlikte kritik eşiğe yaklaştı. Temsilciler Meclisi’nde son oylama 212’ye 212 eşitlikle reddedilirken, Senato’da savaş yetkisi tasarısını komiteden çıkarma girişimi 49’a 50 oyla başarısız oldu.

ABD Kongresi’ndeki Demokrat üyeler, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik savaşını sona erdirmeyi amaçlayan karar tasarılarını geçirmek için kritik eşiğe yaklaştı.

Demokratlar, bu süreçte Cumhuriyetçi Parti içinden giderek büyüyen bir destek grubunun yardımını alıyor.

Temsilciler Meclisi ve Senato’da, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası kapsamında bu hafta yapılan oylamalarda Trump’ın partisinden daha fazla üye Demokratlarla birlikte hareket ederek daha önce başarısız olan tasarılara destek verdi.

Bazı Cumhuriyetçi üyeler de ileride yeniden gündeme gelebilecek bir karar tasarısını destekleyebileceklerini açıkladı.

Cumhuriyetçiler, ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik harekat başlatmasından bu yana Demokratların gündeme getirdiği çok sayıda savaş yetkisi oylamasını engellemişti.

Ancak başlangıçta Trump’ın yetkilerini sınırlandırma konusunda isteksiz davranan bazı Cumhuriyetçi üyeler, yönetimin savaşa ilişkin net bir plan ortaya koymamasından ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından seçmenlerinin karşı karşıya kaldığı yakıt maliyetlerindeki sert yükselişten rahatsızlık duymaya başladı.

Temsilciler Meclisi’nde perşembe günü yapılan oylamada Cumhuriyetçi üyeler, Trump’a ABD silahlı kuvvetlerini İran’a yönelik çatışmalardan çekme talimatı verecek karar tasarısını kıl payı reddetti.

Oylamanın 212’ye 212 eşit çıkması nedeniyle tasarı Meclis kuralları gereği kabul edilmedi.

Cumhuriyetçi üyeler Thomas Massie, Brian Fitzpatrick ve Tom Barrett Demokratlarla birlikte oy kullandı. Demokrat Partili Jared Golden ise tasarıya karşı çıktı.

Irak ve Afganistan’da görev yapmış eski deniz piyadesi Golden, bir sonraki savaş yetkisi tasarısını destekleyeceğini işaret etti. Golden, son tasarıya yalnızca çekilme süresinin zaten dolmuş olmasını gerekçe göstererek karşı çıktığını söyledi.

Golden çarşamba günü yayımladığı açıklamada, “En kısa sürede temiz ve güncel bir karar tasarısına oy vermeyi bekliyorum” dedi.

Demokrat Partili Frederica Wilson da dört haftalık yokluğun ardından Kongre’ye dönebilir.

Wilson, 17 Nisan’dan bu yana hiçbir oylamaya katılmadı. Perşembe günü yayımladığı açıklamada kısa süre önce göz ameliyatı geçirdiğini, bu nedenle uçamamış olduğunu ancak yakında Washington’a dönmeyi planladığını belirtti.

Cumhuriyetçi Tom Kean Jr. da “kişisel sağlık sorunu” nedeniyle 5 Mart’tan bu yana Kongre çalışmalarına katılmıyor. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, parti çizgisinde geçen oylamalarda ikiden fazla fire veremiyor.

Senato’da ise çarşamba günü savaş yetkisi karar tasarısını Senato Dış İlişkiler Komisyonu’ndan çıkarmayı amaçlayan önerge 49’a 50 oyla reddedildi.

Bu oylama, savaşın başlamasından bu yana Senato’da benzer bir tasarıyı geçirmeye yönelik yedinci girişim oldu ve şimdiye kadarki en yakın sonuç olarak kayda geçti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski de ilk kez tasarı lehine oy kullandı.

Oylama aynı zamanda Senato’nun, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük sürenin dolmasının ardından savaşı sona erdirmeye ilişkin yaptığı ilk oylama oldu.

Başkanın Kongre onayı olmadan yurt dışında savaş yürütme yetkisini sınırlandırmak amacıyla hazırlanan yasa, başkanın yakın tehditlere karşı başlatılan askeri operasyonları 48 saat içinde Kongre’ye bildirmesini zorunlu kılıyor.

Yasa ayrıca Kongre onayı olmadan silahlı kuvvetlerin 60 günden uzun süre sahada kalmasını yasaklıyor. Bununla birlikte başkan, askerlerin güvenli çekilmesini sağlamak amacıyla 30 günlük ek süre talep edebiliyor.

Trump, İran’a karşı güç kullanımını 2 Mart’ta Kongre’ye bildirmişti. Demokratlar ise 60 günlük sürenin 1 Mayıs’ta dolduğunu belirtiyor.

Murkowski, Maine Senatörü Susan Collins ve Kentucky Senatörü Rand Paul ile birlikte tasarının ilerletilmesi yönünde oy kullandı. Senato Demokratlarının neredeyse tamamı da aynı yönde oy verdi. Pennsylvania Senatörü John Fetterman ise karşı yönde oy kullanan tek Demokrat oldu.

Önümüzdeki dönemde yapılacak yeni bir oylamada, askeri operasyonların 60 günlük sürenin ötesine geçmesi halinde Kongre’nin yetkilendirme rolü üstlenmesi gerektiğini söyleyen Cumhuriyetçi üyelerden yalnızca birinin daha saf değiştirmesi, sonucu Demokratların lehine çevirebilir.

Virginia Senatörü Tim Kaine, çarşamba günkü oylama öncesinde, “Meslektaşlarımızın ne duyduğunu biliyoruz. Sözlerinin içine kuşkunun sızmaya başladığını duyuyoruz” dedi.

Yaklaşık 29 milyar dolara mal olduğu tahmin edilen çatışmaya ilişkin rahatsızlık, geçen haftanın başında yapılan Temsilciler Meclisi ve Senato Tahsisatlar Komisyonu oturumlarında da görünür hale geldi.

Cumhuriyetçi üyeler, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’e yönetimin stratejisini art arda düzenlenen oturumlarda açıklaması için baskı yaptı.

Susan Collins, İran’ın aylar boyunca kapalı tuttuğu kritik deniz ticaret hattı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik ABD girişimlerine ilişkin, “Bana öyle geliyor ki bu sorunla ilgili neredeyse her gün farklı bir plan ortaya çıkıyor” dedi.

Bu hafta tasarıya karşı oy kullanan bazı Cumhuriyetçi senatörler de, askeri operasyonların yasal sürenin ötesine geçmesi halinde Kongre’nin daha büyük rol üstlenmesi gerektiğini söyledi. Bu isimler arasında John Curtis, Thom Tillis, Josh Hawley ve Todd Young yer aldı.

Curtis, savaş için istenecek ve henüz Kongre’ye sunulmamış olan on milyarlarca dolarlık ek bütçe talebini, Kongre’den resmi savaş yetkisi çıkmadan desteklemeyeceğini söyledi.

Thom Tillis de nisan ayı sonunda NBC News’e verdiği demeçte, stratejik hedeflerin ne olduğunun “tam olarak net olmadığını” belirterek, çatışmanın 60 günün ötesine uzatılmasına destek vermesinin “zor” olacağını ifade etti.

Pete Hegseth ise savaşın gerçekte 60 günlük sınırı aşmadığını söyledi. Hegseth, Trump’ın nisan ayında ateşkes ilan etmesiyle birlikte savaş için işleyen sürenin durduğunu belirtti.

Trump ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Savaş Yetkileri Yasası’nın anayasaya aykırı olduğunu dile getirdi. Bu açıklamalar, Kongre’nin önümüzdeki haftalarda İran savaşıyla ilgili bir karar tasarısını kabul etmesi halinde yeni bir hukuki mücadele başlayabileceğine işaret ediyor.

Amerika

Tupac Shakur cinayetinde 30 yıl sonra yeni gelişmeler

Yayınlanma

Polis, neredeyse otuz yıl boyunca ünlü rapçi Tupac Shakur’un cinayetini çözemediğini söylemişti ama bir çete liderinin yeni açıklamaları gidişatı değiştirdi.

Eski bir çete lideri olan Duane “Keffe D” Davis konuşmaya başladı; röportajlarda ve anı kitabında arabadan ateş açılması olayını anlattı.

Washington Post’un aktardığına göre Davis, kamuoyunun ilgisini çeken bu çok ses getiren davada yargılanacak. Jüri seçimi, Shakur’un 7 Eylül 1996’da vurulduğu kavşaktan çok uzak olmayan Las Vegas’ta pazartesi günü başlayacak. Duruşmanın birkaç hafta sürmesi bekleniyor.

Davis, cinayet suçlamasını reddetti ve arka koltuktaki bir yolcunun Shakur’a ateş açtığı sırada kendisinin de arabada olduğunu söyledi.

Yetkililer, Davis’i tetikçi olduğu iddiasında bulunmadan cinayeti planlamakla suçluyor.

Yetkililer, Davis’in kamuoyuna yaptığı açıklamalar olmasaydı davanın hiç açılmayabileceğini belirtiyor.

Shakur, 25 yaşında öldüğünde şöhretinin zirvesindeydi ve dönemin en etkili sanatçılarından biri olarak anıldı. O yıl “California Love” gibi şarkılarla listelerin zirvesine çıkmıştı.

2017’de Shakur’un ölümünden sonra Rock & Roll Onur Listesi’ne kabul edilme töreninde konuşan rapçi Snoop Dogg, “Birçok kişi onu şimdi bir tür haydut süper kahraman olarak hatırlasa da, Tupac sadece bir insan olduğunu biliyordu ve müziği aracılığıyla daha önce hiç kimsenin yapamadığı şekilde kendini ifade etti,” demişti.

Yetkililer, silahlı çatışmanın Los Angeles bölgesindeki iki çete arasındaki rekabetten kaynaklandığını belirtiyor.

Mob Piru ve South Side Compton Crips. Polisin açıklamasına göre, Shakur’un plak şirketi Death Row Records, Mob Piru ile bağlantılıyken, Davis ise Crips’in “lideri ve karar vericisi” idi.

Her iki grubun üyeleri de çatışmanın yaşandığı gün, boksör Mike Tyson’ın MGM Grand Garden Arena’daki maçını izlemek üzere Las Vegas’taydı.

Polis, etkinliğin ardından Death Row Records ekibinin Davis’in yeğenini dövdüğünü belirtiyor.

Davis, 2019 yılında yayımlanan anılarında, “Nevada, Las Vegas’ta geçen o kader gecesinde Tupac ve onunla takılmayı seçtiği ekibin sınırı aştığını ve yeğenim Baby Lane’e el kaldırdığını” anlatıyor.

Davis, “Bir plak şirketinin stüdyo gangsterlerinin bize böyle davranmasına izin veremezdik,” diye yazmıştı.

Davis, Death Row Records grubuyla yüzleşmeye karar verdiğini yazdı ve ekibinin “diplomatik yaklaşımın işe yaramaması ihtimaline karşı” hazırlıklı olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Ocasio-Cortez: Woke 1.0 çılgıncaydı

Yayınlanma

New York eyaletinden Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, insanların COVID-19 salgını sırasında benimsediği bazı “radikal” tutumların bu olağanüstü koşulların bir sonucu olduğunu kabul etti ve insanların tutumlarını değiştirme hakkını savundu.

Pazar günü ABC’nin “This Week” programına konuk olan Ocasio-Cortez’e sunucu Jonathan Karl, Wisconsin’in Demokrat vali adayı Francesca Hong hakkında soru sordu.

Hong, George Floyd’un öldürülmesinin ardından yayılan protesto dalgası sırasında polise verilen fonların tamamen kaldırılmasını ve Şükran Günü’nün iptal edilmesini talep ettiği 2020-2021 yıllarına ait sosyal medya paylaşımlarından vazgeçtiğini açıklamıştı.

Ocasio-Cortez, görüşlerin zamanla değişebileceğini belirterek, New York Belediye Meclisi üyesi Chi Ossé’nin şu esprili sözlerini aktardı: “Woke 1.0 çılgıncaydı.”

Ocasio-Cortez şöyle devam etti:

“Aslında o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum. Bence bugün suçtan bahsederken, suçu azaltma konusundaki yaklaşımımız eskisine kıyasla temelden farklı, değil mi? Ve bence hepimiz suç oranını olabildiğince düşük tutma hedefini paylaşıyoruz. Biliyorsunuz, karantina döneminde kullanılan söylemler elbette bugün kullandığımız söylemlerle aynı değil.”

Program sunucusu Jonathan Karl, daha önce aktif olarak savunduğu bir suçla mücadele çözümü olan “polis bütçesinin kesilmesi” konusundaki güncel tutumunu sorunca Ocasio-Cortez şu cevabı verdi:

“Bence bu dönemde ve… özellikle COVID sırasında, Overton penceresi [toplumsal görüşlerin kabul edilebilirlik sınırı] büyük ölçüde genişledi. Hayat durma noktasına gelmişti. Bu kapanmalar nedeniyle şimdiye kadar gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirme konusunda kapılar gerçekten açıktı; hatta o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum.”

Ocasio-Cortez, Hong’u savunurken, Wisconsin seçimlerinde kimseyi desteklemeyi planlamadığını, bunun yerine “Kongre’yi geri kazanmaya” odaklandığını da belirtti.

Onun bu kararı, Hong’u desteklemekten kaçınan Senatör Bernie Sanders ve Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin ulusal kanadının tutumuyla aynı çizgide.

Ocasio-Cortez, Hong’un görüşlerine ilişkin sorulara yanıt olarak, “Bence bu seçimlerin çoğu, şu anda bile olsa, ulusal bir boyut kazanma eğiliminde olacak. Fakat bu seçimler nihayetinde yerel ve tüm siyaset yerel. Anladığım kadarıyla Francesca Hong, seçim sürecinde varlığını açıkça ortaya koydu,” dedi.

AOC, Hong’un “eski görüşlerinden uzaklaştığını” da ekledi.

Ocasio-Cortez, karantina döneminde kullanılan söylemlerin “bugün kullanacağımız türden söylemler olmadığını” da sözlerine ekledi.

Demokrat Temsilci, “Bu adayların, seçmenlerine kim olduklarını ve şu anda hangi konularda kampanya yürüttüklerini anlatma fırsatına sahip olmalarından dolayı minnettarım,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Amerika

El-Sayed, Hasan Piker’ın 11 Eylül’le ilgili açıklamalarını reddetti

Yayınlanma

NBC’nin “Meet the Press” programında verdiği röportajda El-Sayed, Piker’in “Amerika 11 Eylül’ü hak etmişti” şeklindeki sözlerinin “aptalca” olduğunu söyledi.

El-Sayed şöyle konuştu:

“Elbette bu aptalca bir açıklamaydı ve elbette Hasan’ın kendisi de bunun aptalca bir açıklama olduğunu söylerdi. O da bu sözlere mesafe koydu. Evet, Amerika 11 Eylül’ü hak etmedi, ama bilirsiniz, burada oturup, birinin bağlam dışı söylediği ve kendisinin de reddettiği aptalca bir sözü bahane ederek ‘peki, bu senin düşüncelerin hakkında ne anlama geliyor?’ diye tuzak kurmaya çalışmak… Ben, söylediklerim ve yaptıklarımdan sorumlu tutulmak istiyorum.”

El-Sayed’in bu yorumları, bu yılın başlarında POLITICO’ya verdiği röportajdan keskin bir şekilde farklılık gösteriyor.

Michiganlı Demokrat o röportajda, “tuzağa düşürme oyunu” olarak nitelendirdiği bir durumda Piker’ın görüşlerini kınamayı reddetmişti.

El-Sayed o zaman, “Buraya insanların görüşlerini reddetmeye gelmedim. Tüm bu tuzağa düşürme oyunu, platform denetimi, iptal kültürü… bunların geride kaldığını sanıyordum,” demişti.

El-Sayed Pazar günü, Piker ile birlikte yürüttüğü kampanyayı sonlandırıp sonlandırmayacağı sorusuna yanıt vermekten kaçındı.

NBC’den Kristen Welker’a, “Artık kiminle kampanya yürüttüğümden çok, kime yönelik kampanya yürüttüğümle ilgileniyorum,” dedi.

Jill Biden’dan Cumhuriyetçi adaya oy verme sinyali

Öte yandan El-Sayed’in, Demokratların kucaklamasının “kritik” olduğunu söylediği Piker’ı desteklemesi, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan eleştiri aldı.

Eski First Lady Jill Biden’ın basın sekreteri Michael LaRosa, cumartesi günü 11 Eylül 2001 saldırıları hakkında konuşurken El-Sayed’in Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’a destek verdiğini ima etti.

LaRosa, sosyal medyada paylaştığı bir gönderide, “Alternatifin daha kötü olması nedeniyle 95. kattan atlayan en iyi arkadaşımın annesinin başına gelenleri hak ettiğini düşünen aşırılıkçılara karşı çıkamayacak kadar korkak olan hiç kimseyi savunmayacağım ya da desteklemeyeceğim. Onun tek suçu, o sabah işe gitmekti,” dedi.

El-Sayed’in dini inancı da Michigan’daki seçim yarışının odak noktalarından biri haline geldi. Seçilmesi halinde El-Sayed, üst mecliste görev yapacak ilk Müslüman olacak.

El-Sayed, Welker’a “bu konuyu pek fazla düşünmediğini” söylemiş olsa da, Başkan Donald Trump, El-Sayed’in İslam inancını ön plana çıkarmaya çalıştı.

Cumartesi günü, resmi kıyafetler içindeki Trump ve First Lady Melania Trump’ın fotoğrafının yanında, aday ve başörtüsü takan eşinin yer aldığı bir Truth Social paylaşımında başkan, “İki çok farklı Amerika” diye yazdı.

Bu paylaşımla ilgili sorulduğunda El-Sayed, CNN’in “State of the Union” programına aslında Trump’ın yazdığı açıklamaya katıldığını söyledi:

“Evet, haklı. Birinde, efendileriniz birbirinden hoşlanmayan ama sizden milyarlarca dolar kazanmak uğruna bir araya gelen iki kişi; diğerinde ise birbirlerini içtenlikle seven, birlikte krep yiyen, bir aile kurabilecekleri ve o ailenin iyi şeylere sahip olacağını bildikleri türden bir Amerika inşa etmek için bir araya gelmek isteyen iki kişi. Yani evet, Amerika hakkında iki farklı vizyon var.”

El-Sayed, Ukrayna’ya yardıma devam edilmesini savunuyor

Başkanın El-Sayed’i hedef alması ilk kez olmuyor. Ön seçim zaferinin ardından Trump, El-Sayed’in İsrail ve Yahudi halkından “nefret ettiğini” iddia etmişti.

El-Sayed bu iddiayı reddetti:

“Yahudiliği ve Yahudi halkını seviyor ve saygı duyuyorum. Onların dünya için bir ışık olduğuna inanıyorum. Fakat onlar AIPAC ve İsrail ile aynı şey değil.”

El-Sayed, devam eden İsrail-Hamas savaşında hem AIPAC’ı hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu eleştirmiş ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendirmişti.

Ayrıca, seçilmesi halinde, Ukrayna’ya ek yardım gönderilmesine destek verdiğini belirtmesine rağmen, İsrail’e ek yardım gönderilmesini desteklemeyeceğini de söylemişti.

El-Sayed pazar günü NBC’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Ukrayna’da ise, komşu bir egemen ülkenin lideri tarafından gerçekleştirilen saldırılardan bahsediyoruz; bu lider, Ukrayna halkının egemenliğini ihlal etmeye çalışarak uluslararası hukuku açıkça çiğnemiştir. Bu durum, söz konusu koşullara bağlıdır. Yıllardır, koşullara bakılmaksızın İsrail’e koşulsuz askeri yardım sunuyoruz. Ve şunu da belirtmeliyim ki, bu sadece İsrail ile sınırlı değil; Mısır da, Ürdün de ve Suudi Arabistan da dahil. İşte fark bu. Mesele koşullarda yatıyor.”

AOC: İlerici hareketin başarısı, kuşaksal dev bir dalga

New York eyaleti Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, pazar günü yaptığı açıklamada, sandık başına giden genç nesillerin, ara seçimler öncesinde “ilerici” bir dalganın ülkeyi kasıp kavurmasının nedenini açıkladığını söyledi.

Demokratik sosyalist adaylar ülke genelinde ön seçimlerde zaferler elde etti. Bunlardan en önemlisi, Abdul El-Sayed’in geçen salı günü Michigan eyaletindeki Demokrat Parti Senato ön seçimlerinde milletvekili Haley Stevens’ı geride bırakarak galip gelmesiydi.

Ocasio-Cortez, “This Week” programında ABC sunucusu Jonathan Karl’a, “İnsanlar pazartesi sabahı olayları geriye dönük olarak değerlendirip hangi demografik grupların nereye oy verdiğini tartışırken, göz ardı edilen en önemli unsur nesiller arası dev dalga, bir tsunamidir,” dedi.

Ocasio-Cortez, Demokratların geçmiş seçimlerde genç seçmenleri kaybettiği gerçeğine atıfta bulunarak, Demokratların kazanan bir koalisyon kurma sorumluluğu olduğunu ve bunun aynı zamanda gençlerin ilgilendiği konulara duyarlı olmak anlamına geldiğini belirtti.

AOC, “Y kuşağı artık asi gençler değil. Bizler, ev kredisi ve çocukları olan yetişkinleriz. Ve biz, o nesil, sandıkta belirleyici olmaya başlıyoruz,” dedi.

Ocasio-Cortez, nesil faktörüne vurgu yaparken, demokratik sosyalistlerin yıllar boyunca “suç” konusunda benimsedikleri bazı tutumlardan da uzaklaştı.

Demokratik sosyalistlerin Covid döneminde suç oranını düşürme konusunu ele alma biçimlerinin (örneğin polisin bütçesinin kesilmesi çağrısı gibi) bugün suç hakkında konuşma biçimlerinden “temelden farklı” olduğunu anlattı.

2020-21 yıllarında Covid salgınının zirve yaptığı döneme atıfta bulunan Ocasio-Cortez şunları söyledi:

“O kapanmalar nedeniyle gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirmeye gerçekten açık bir ortam vardı.”

Demokratik sosyalistlerin partiyi “mahvedeceği” yönündeki ılımlı Demokratların endişelerine yanıt veren Ocasio-Cortez, sıradan seçmenler arasındaki düşünce çeşitliliğinin Amerika’nın temel bir gerçeği olduğunu söyledi.

AOC, “Bir yerlerdeki birinin neye inandığı konusunda endişelenmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bence insanların yaşamlarını iyileştirmek için planımızın ne olduğuna odaklanmalıyız,” dedi.

Obama, Michigan’daki her iki Senato adayıyla da temasa geçti

Eski Başkan Barack Obama, cuma günü hem Abdul El-Sayed’i hem de Temsilci Haley Stevens’ı aradı.

Obama, zorlu bir ön seçim sürecinin ardından Michigan Demokratlarını birleştirme çabalarını övdü ve El-Sayed’in genel seçimlerdeki Senato kampanyasına destek verdi.

Eski başkanın düşüncelerine yakın bir kaynağa göre, Obama’nın El-Sayed ile yaptığı görüşme “erken bir destek” sinyali niteliğinde.

Kampanya sözcüsü POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Obama ve El-Sayed’in cuma günü görüştüğünü ve “sıcak ve cesaret verici bir görüşme yaptıklarını, kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmek üzere birlikte çalışmayı dört gözle beklediklerini” belirtti.

El-Sayed, POLITICO ile paylaştığı bir açıklamada, “Bazen kahramanlarınızla gerçekten tanışmanız gerekir,” dedi.

El-Sayed daha önce eski başkan hakkında sert sözler sarf etmiş ve 2020 yılında yayımlanan “Healing Politics” adlı kitabında, onun başkanlık döneminin “ilham verici niyetlerin yerine getirilememesine” yol açtığını yazmıştı.

El-Sayed, pazar günü NBC’nin “Meet the Press” programında, “Onun Michigan’da bulunması, seçilmesine yardımcı olan koalisyon için çok büyük bir anlam ifade ederdi,” dedi.

Bu, kampanyanın sert geçen ön seçimlerin ardından ilişkileri düzeltmeye çalıştığının en son işareti.

Kamala Harris’ten El-Sayed’e destek

Obama’nın telefon görüşmeleri, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ve Arizonalı Demokrat Senatör Mark Kelly dahil olmak üzere 2028 Demokrat başkanlık yarışının diğer potansiyel adaylarının benzer görüşmelerinin ardından geldi.

Harris yaptığı basın açıklamasında, “Abdul, Amerika’nın çalışan ailelerinin karşı karşıya olduğu krizlere cesur çözümler bulmamız gerektiğini biliyor ve bu mücadeleye hazır. Kasım ayında Demokratların Senato çoğunluğunu kazanmamızı sağlamak için gururla onun yanında duruyorum,” dedi.

Obama ayrıca ön seçimlerin ardından Cuma günü Stevens’ı aradı. Konuya yakın bir kaynağa göre, eski başkan “Kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmeye odaklanmasını takdir ediyor.”

ABD Otomotiv Kurtarma Görev Gücü’nün genel sekreteri olarak Obama ile olan bağlarından yararlanan Stevens, Obama’ya “Michigan’a gelip Demokratlar için kampanya yapmasını” söylediğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English