Bizi Takip Edin

Avrupa

“DDR marşı” krizinin mimarı Steimle: Birleşme filan yok, Doğu Almanya işgal altında

Yayınlanma

Dessau’da düzenlenen bir AfD seçim mitinginde Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) milli marşını söyleyen kabare oyuncusu Uwe Steimle kendini savundu.

AfD eş başkanı Tino Chrupalla’nın, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ve Steimle ile birlikte DDR marşını söylediği ortaya çıkınca Alman ana akım siyasetinde ve medyada büyük bir öfke dalgası yaşandı.

Geçen salı akşamı Dessau-Roßlau’da Steimle’nin katıldığı bir panel düzenlemişti. Etkinliğin sonunda aslında Almanya milli marşı söylenecekti fakat komedyen, Müziği Hanns Eisler’e, sözleri Johannes R. Becher’e ait olan DDR milli marşı “Auferstanden aus Ruinen”i (“Yıkıntılardan Doğmuş”) söylemeye başladı. Bundan sonra Almanya milli marşı söylendi.

Steimle, performansına yöneltilen eleştirileri reddetti. Steimle, sağcı medya kuruluşu “Kontrafunk”a verdiği demeçte, “Kendimi hiçbir şey için ayıplamıyorum,” dedi.

“Hiciv yoluyla ortalığı biraz karıştırmaya çalıştığını” belirten komedyen, kendisini “eski bir solcu” olarak tanımlarken, bir “yeni sağcı”ya dönüştürülmeye izin vermeyeceğini söyledi.

Steimle, insanların marşın sözlerini bu kadar iyi bilmelerine şaşırdığını da sözlerine ekledi. Kendisinin DDR Almanya marşıyla büyüdüğünü belirten Steimle,“Salondaki herkes şarkıya eşlik etti. Harika!” dedi.

“Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadım”

“Diğer marş” dediği Almanya marşını da söyleyen komedyen, bununla birlikte, “Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadığına” işaret ediyor.

Kabare sanatçısı, birçok karar alıcının ve mülk sahibinin Batı kökenli olmasını eleştirirken, “Yeniden birleşmeden söz edilemez. Biz işgal altındaki bir ülkeyiz. Ve bu bir utanç,” dedi.

Alman haber ajansı dpa’nın bildirdiğine göre, Steimle’nin avukatı da iddiaları reddetti. Panelin ardından Dessau-Roßlau savcılığı Steimle hakkında soruşturma başlatmıştı.

Avukat, kabare sanatçılarının görevinin “siyaseti çevreleyen saçmalıkları sanatsal olarak işlemek” olduğunu savundu ve bunun, savcılığın soruşturma konusu olamayacağını belirtti.

Yapılan açıklamaya göre, Steimle, gösterilerinden kaynaklanan herhangi bir yanlış anlaşılmayı gidermek için savcılıkla görüşmeye hazır.

Dresden doğumlu bir oyuncu olan Steimle, diğer rollerinin yanı sıra “Polizeiruf 110” adlı televizyon dizisindeki dedektif rolüyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı.

2019 yılında, Steimle’nin yayıncıya karşı defalarca kamuoyuna açık suçlamalarda bulunmasının ardından MDR, “Steimles Welt” adlı programdaki işbirliğini sonlandırdı.

COVID-19 salgını sırasında ise kısıtlama önlemlerine karşı defalarca eleştirel açıklamalarda bulunmuştu.

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yeni bir eyalet parlamentosu seçilecek. Anketlere göre AfD, iktidardaki CDU’nun oldukça önünde yer alıyor.

AfD’nin eyalet şubesi, Anayasa Koruma Dairesi tarafından kesin olarak “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor.

AfD içinde alışılmadık derecede sert eleştiriler ve sessiz kalanlar

Bild’e göre DDR krizi, şu anda AfD içinde gerginliğe yol açıyor. Bazı AfD’li ağır toplar bu olayı zararsız ya da abartılı olarak değerlendirirken, diğerleri alışılmadık derecede sert eleştiriler yöneltiyor.

AfD lideri Tino Chrupalla, Bild’in kendisine Doğu Almanya’yı geri isteyip istemediğini sorması üzerine, “Elbette hayır, ama kimsenin onu benden almasına da izin vermeyeceğim,” cevabını verdi ve şöyle devam etti:

“Doğu Almanya marşı yasak değil ve ben sözlerini güzel ve çekici buluyorum. Marşın, 1970’lerden itibaren DDR’da söylenmesine izin verilmedi çünkü içinde ‘Almanya, birleşmiş vatan’ şeklinde bir birlik çağrısı vardı. Bu çağrı, 1989’da SED’in iktidarını sona erdiren barışçıl devrimin sloganı haline geldi. Ben de Dessau’da bu çağrıya eşlik ettim. Bu kesinlikle bir skandal değil.”

Bild, diğer eş başkan Alice Weidel’in “dikkat çekici bir şekilde” sessiz kaldığına işaret ediyor. Son AfD parti kongresinde, parti başkanlığı oylamasında açık ara önde olan Weidel’in o zamandan beri, popülaritede Chrupalla’nın önüne geçtiği düşünülüyor.

Saksonya-Anhalt’ın baş adayı Siegmund da tereddüt ediyor gibi görünüyor. Kendisine yakın kaynaklar Bild’e, Siegmund’un Steimle ile aynı etkinliğe katılmak için Chrupalla tarafından “ikna edildiğini” söyledi.

Yakınlarına göre Siegmund da marşı söylememişti. Fakat etkinlikten bir videoda Siegmund’un Chrupalla ile birlikte marşı söylediği görülüyor. Siegmund ise artık resmi bir açıklama yapmak istemiyor.

Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden seçilen Federal Meclis üyesi Rüdiger Lucassen eleştirilerinde özellikle sert bir tavır sergiledi., Doğu Almanya marşını söylemenin bir hiciv olmadığını açıkça belirten AfD’li, Tino Chrupalla’nın bunu kabul edip ardından marşa eşlik etmesini üzüntüyle karşıladı.

Hamburg’daki AfD lideri ve milletvekili grubu başkanı Dirk Nockemann da benzer bir görüşü dile getirdi.

Nockemann, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Adaletsizliğe dayalı bir devlet olan Doğu Almanya’nın bu marşına, hiciv olsun ya da olmasın, hiçbir koşulda eşlik etmezdim,” dedi.

Bavyera AfD eyalet başkanı Stephan Protschka ise temkinli bir eleştiri getiriyor ve bu tür şarkıların söylenmesinden “tam olarak memnun olmadığını” belirtiyor.

Aynı zamanda, ortaya çıkan tepkiyi de anlayamadığını kaydeden AfD’li, “şarkı ne yasaklanmış ne de temelde kınanacak nitelikte” diyor ama kendi düzenlediği etkinliklerden birinde bir Doğu Almanya şarkısının söylenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.

Kuzey Ren-Vestfalya milletvekili Stefan Keuter ise bu eylemi “talihsiz ve duyarsız” olarak nitelendiriyor. Yine de bunu büyük bir skandal olarak görmüyor.

Aynı zamanda, Doğu Alman parti arkadaşlarının bir kısmında “DDR nostaljisine” yönelik eğilimler olduğunu belirtiyor ama kendisi bunu anlayamıyor.

AfD’nin ağır toplarından olan ama bir süredir kenara çekilen Saksonya milletvekili Maximilian Krah da Bild’e verdiği demeçte değerlendirmesini iki kelimeyle, “Sadece düşüncesizlik” diye patlaştı.

Wagenknecht’ten “yapay skandal” tepkisi

BSW kurucusu Sahra Wagenknecht de bir açıklama yaparak, DDR marşının söylenmesinden “skandal” çıkarılmasını eleştirdi.

Wagenknecht, tartışmanın tamamen abartılı olduğunu söylerken, “Doğu Almanya marşını söylemek isteyen herkes söylesin. İnsanlar yine, ortada bir skandal yokken skandal yaratmaya çalışıyor,” dedi.

Wagenknecht, Dresden’de yaptığı açıklamada. “Doğu Almanlar, marşlarına dair anılarını kimsenin ellerinden almasına izin vermemeli,” diye konuştu.

Öte yandan “SED [Sosyalist Birlik Partisi] Mağdurları” ombudsmanı Evelyn Zupke, “DDR’ın görelileştirilmesini” eleştirdi.

Zupke, “Sistemin mağduru olan insanlar için böyle bir tarih unutkanlığı dayanılmaz” iddiasında bulunurken, Saksonya-Anhalt Eski Dönemi Değerlendirme Sorumlusu Johannes Beleites, “özgürlük ve demokrasi uğruna hayatlarını tehlikeye atan ya da uzun hapis cezalarına katlanan insanlara karşı bir küçümseme söz konusu olduğunu” ileri sürdü.

Wagenknecht ise buna karşılık, “Günümüzün medya ve kamuoyu ortamı karşısında giderek daha fazla insanın Doğu Almanya dönemindeki koşulları hatırlamak zorunda kalması asıl skandaldır, insanların bir marş söylemesi değil,” dedi.

AfD’nin bu konudaki iç bölünmelerinin, partinin “Doğu profilinin” pek de inandırıcı olmadığını gösterdiğini söyleyen Wagenknecht, bunu efsanevi Doğu Alman motosiklet modeli ile anlatarak, “Simson ile trafikte zikzak çizmek,” diye ekledi.

Avrupa

Polonya’da neler oluyor?

Yayınlanma

Polonya Anayasa Mahkemesi Yargıcı Anna Korwin-Piotrowska, kurumun başkan ve başkanvekilini bir ay süreyle görevden uzaklaştırdığını duyurdu. Kararın ardından polisin binayı ablukaya alması ve Senegal ziyaretini kesip dönen Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin kapıda yargıçlarla karşı karşıya gelmesi başkentte darbe tartışmalarını başlattı.

Polonya Anayasa Mahkemesi Yargıcı Anna Korwin-Piotrowska, dün akşam saatlerinde Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski ile Başkanvekili Bartłomiej Sochański’nin yetkilerini bir aylığına askıya aldığını duyurdu.

Korwin-Piotrowska, karara gerekçe olarak iki yöneticinin Sejm tarafından seçilen yargıçların genel kurul toplantısına katılımını engellemesini ve mahkemenin karar alma mekanizmasını felç etmesini gösterdi.

En kıdemli yargıç sıfatıyla kurumun yönetimini üstlendiğini açıklayan Korwin-Piotrowska, 2016 tarihli Anayasa Mahkemesi Teşkilat ve Çalışma Usulleri Kanunu’na dayandığını belirtti ve kurumun bütçesini kabul etmek üzere 3 Kasım’da genel kurulu toplayacağını bildirdi.

Kararın mahkemenin resmi internet sitesinde yayımlanmasının ardından kurumun sosyal medya hesabından karşı açıklama yapıldı ve internet sitesinin yasa dışı biçimde ele geçirildiği, yaşananların bir “hükümet darbesi suçu” teşkil ettiği kaydedildi.

Görevden uzaklaştırılan Başkanvekili Bartłomiej Sochański, Rzeczpospolita gazetesine yaptığı açıklamada, “Neler olduğunu hiç anlamıyorum. Sayın Anna Korwin-Piotrowska beni arayıp şu anda mahkemeyi kendisinin yönettiğini söyledi; başka hiçbir şey bilmiyorum.” dedi.

Sochański ayrıca, “Mahkemenin ve bağımsız bir yargıcın özerkliğine bu şekilde müdahale edilmesine izin veren hiçbir hukuki dayanak bilmiyorum; bir hükümet darbesi yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.

Gelişmeler üzerine Senegal ziyaretini yarıda kesen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, uçağını geri döndürerek saat 21.43’te başkent Varşova’ya indi.

Nawrocki, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Böyle bir anda cumhurbaşkanı Polonya’da olmalıdır; Senegal uçuşunu kesiyorum, geri dönüyorum.” ifadelerine yer verdi.

Gece yarısına doğru Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Yüksek Mahkeme Birinci Başkanı Zbigniew Kapiński ve görevden uzaklaştırılan Anayasa Mahkemesi Başkanı Święczkowski ile acil durum toplantısı yapan Nawrocki, ardından Kapiński ile mahkeme binasına gitti.

Mahkeme binasına giriş sırasında Nawrocki ile kapıda duran yargıçlar Anna Korwin-Piotrowska ve Krystian Markiewicz arasında arbede yaşandı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Rafał Leśkiewicz, kapıda duran kişilerin devlet başkanının içeri girmesini engellemeye çalıştığını ve cumhurbaşkanının dokunulmazlığını ihlal ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı yetkilisi Marcin Przydacz, yargıçlar Markiewicz ve Korwin-Piotrowska’nın cumhurbaşkanını tartaklamaya çalıştığını öne sürdü.

Yargıç Maciej Berek ise cumhurbaşkanının kapıdaki yargıçlara fiziki müdahalede bulunduğunu savunarak, “Hızla gelen cumhurbaşkanı kapıda duran yargıcın önünde durmadı; en hafif tabirle Yargıç Korwin-Piotrowska’ya hızla çarptı ve diğer yargıç grubunun arasından zorla geçmeye başladı.” dedi.

Saat 02.00’den sonra Sözcü Leśkiewicz tarafından paylaşılan fotoğrafta, mahkeme binası içinde Cumhurbaşkanı Nawrocki, Yüksek Mahkeme Birinci Başkanı Zbigniew Kapiński, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Zbigniew Bogucki, Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Bartosz Grodecki ve Mahkeme Başkanvekili Bartłomiej Sochański yer aldı.

Sabah saat 05.00’e kadar binada kalan Nawrocki, ayrılışının ardından Cumhurbaşkanlığı Kabine Şefi Paweł Szefernaker aracılığıyla yazılı bir bildiri yayımladı.

Bildiride Nawrocki, “Polonya Cumhuriyeti’nin anayasal düzeni çiğnenmiş ve bir anayasa organı zor kullanılarak ele geçirilmiştir; hukuk düzeninin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulunuyorum.” ifadelerini kullandı.

Nawrocki ayrıca siyasi tablonun istikrara kavuşturulması amacıyla 31 Ekim’de mecliste temsil edilen siyasi partilerle acil danışma toplantısı yapacağını duyurdu ve binaya gönderilen kolluk güçlerinin derhal alanı terk etmesini istedi.

Mahkeme binası önünde gergin gece

Olayların başlangıcında Adalet Bakanı ve Başsavcı Waldemar Żurek’in devam eden gösteriler nedeniyle güvenliğin sağlanması yönündeki talebi ve Yargıç Korwin-Piotrowska’nın personelin can güvenliğine dair uyarı yazısı üzerine polis ekipleri mahkeme yerleşkesini kordon altına aldı.

Varşova Emniyeti, işlemlerin yasalar çerçevesinde yürütüldüğünü açıklarken, Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü Andrzej Fijołek polislerin binanın içine girmediğini, bahçe avlusunda güvenliği sağladığını bildirdi.

Fijołek, dışarıdaki göstericilerin polise sandalye ve şişe fırlatması ve üç kişinin parmaklıklardan içeri atlaması üzerine güvenlik önlemlerinin artırıldığını, içeri sızan üç kişinin mülk dokunulmazlığını ihlal suçlamasıyla gözaltına alındığını açıkladı.

Mahkeme Sözcüsü Weronika Ścibór, Devlet Koruma Servisi (SOP) ekiplerinin Başbakanlık ile mahkeme arasındaki kapıdan içeri girerek iki güvenlik görevlisine eşyalarını toplayıp ayrılmalarını söylediğini, Başkanvekili Sochański’nin içeri alınmadığını, Sejm tarafından seçilen yedi yargıcın ise binaya sokulduğunu aktardı.

Korwin-Piotrowska ise televizyon kanalında yaptığı açıklamada binada yedi yargıcın bulunduğunu, içeride polisin olmadığını belirterek kurumun felç edilmesinden Święczkowski ile Sochański’yi sorumlu tuttu ve “Mahkemeyi yurttaşlara geri vereceğiz.” dedi.

Başsavcı Waldemar Żurek, Savcı Andrzej Piaseczny’nin mahkeme binasında inceleme yaptığını belirterek, “Hukuku çiğneyen herkes mahkeme önüne çıkacak.” açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanının mahkemedeki tavrını eleştiren Żurek, savcılığın cumhurbaşkanının eylemlerine yönelik inceleme başlatmasını umduğunu kaydetti.

Görevden uzaklaştırılan Başkan Święczkowski ise akşam saatlerinde mahkeme önüne gelerek kapıdaki zincirin Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Milletvekili Mariusz Gosek tarafından kesilmesinin ardından Jarosław Kaczyński ve Piotr Gliński ile bahçeye girdi; ancak polis ilerlemesine izin vermedi.

Bina önünde toplanan Hukuk ve Adalet Partisi, Konfederasyon, Rozwój Plus, Polonya Tacı Konfederasyonu mensupları, Sınır Savunma Hareketi çevreleri ve Grzegorz Braun destekçileri gece boyunca marşlar söyleyerek eylemlerini sürdürdü.

Hükümet ve muhalefet cephesinden karşılıklı suçlamalar

Başbakan Donald Tusk, sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede, “Hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek görevimizdir; PiS iktidarındaki yıllar süren hukuksuzluğun ardından bu süreç zor, kimi zaman sancılı geçiyor ve kararlı adımlar gerektiriyor; başka yol yok.” dedi.

Hukuk ve Adalet Partisi lideri Jarosław Kaczyński, “Anayasa Mahkemesi’ne darbe yapılıyor; Tusk’ın kolluk güçleri mahkemeye zorla giriyor, Polonya bir polis devletine dönüşüyor.” tepkisini gösterdi.

Yüksek Mahkeme Birinci Başkanı Zbigniew Kapiński, yönetimin uzaklaştırılması ve polis sevk edilmesini “tamamen hukuk dışı bir hükümet darbesi” diye niteledi.

Eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, yaşananları açık bir hukuksuzluk olarak nitelendirerek, “Anayasa Mahkemesi’nin taşıdığı ağırlık düşünüldüğünde, yaşananların bir darbe girişimi olduğu iddiasının altında çok ciddi gerekçeler yatıyor.” dedi.

Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, cumhurbaşkanının kapıdaki görüntülerine işaret ederek, “Bir kadına, Anayasa Mahkemesi yargıcına karşı üstünlük kurdu.” ifadesiyle tepki gösterdi.

Polonya 2050 partisinin yöneticisi Katarzyna Pełczyńska-Nałęcz kutuplaşmanın en üst seviyeye ulaştığını belirtirken, Konfederasyon lideri Sławomir Mentzen ülkenin darbe eşiğinde olduğunu savunup Milli Güvenlik Kurulu’nun toplanmasını istedi.

Eski Cumhurbaşkanı Lech Wałęsa da kriz üzerine “Vatan tehlikede” mesajını paylaştı.

Hukukçu Marcin Matczak ise Korwin-Piotrowska’nın kararının yasal zeminine yönelik eleştirisinde, en kıdemli yargıcın ancak mahkeme başkanının fiili imkansızlığı halinde vekalet edebileceğini, bu imkansızlığın ise söz konusu kararın kendisiyle yapay biçimde üretildiğini ifade etti.

Matczak, mahkeme genel kurulunun toplanabilmesi için gereken 10 kişilik yetersayının binadaki mevcut 7 ila 8 yargıçla sağlanamayacağına dikkat çekti.

Gelişmelerin ardından Polonya’nın Pekin Büyükelçisi Jakub Kumoch ile Bükreş Büyükelçisi görevlerinden istifa etti.

ABD’nin Varşova Büyükelçisi Tom Rose, X üzerinden yaptığı değerlendirmede, hükümetin kamu gücünü kullanma biçimi ile anayasal kurumların bağımsızlığı açısından eşi görülmemiş bir yüzleşmeye tanıklık edildiğini bildirdi.

Krizin arka planı ve kurumlar arası yetki çatışması

Bogdan Święczkowski ve yardımcısı, Hukuk ve Adalet Partisi iktidarı döneminde 2018 ve 2019 yıllarında mahkeme üyeliğine atanmıştı.

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Aralık 2025’te aldığı kararda, Polonya Anayasa Mahkemesi’nin temel Avrupa hukuku ilkelerini ihlal ettiğine ve bağımsız, tarafsız bir yargı mercii sayılamayacağına hükmetmişti.

Eylül ayı başında Sejm, Maciej Berek’i mahkeme üyeliğine seçti ve Berek 14 Ekim’de mecliste yemin etti; ancak Cumhurbaşkanı Nawrocki, Berek dahil meclisin seçtiği üç yeni yargıcın yeminini kabul etmedi.

Mahkeme Başkanı Święczkowski de parlamentonun atadığı yargıçların göreve başlamasına izin vermedi.

Mahkemenin harcamalarına dair genel kurul kararının alınamaması sebebiyle hükümet, kuruma ayrılan gelecek yıl bütçesini askıya almıştı.

Polonya’da 2015’ten itibaren iktidarda kalan PiS, 2023 genel seçimlerinde yüzde 35,38 oy oranıyla 460 sandalyeli mecliste 146 milletvekili kazanmış ve çoğunluğu kaybetmişti.

Donald Tusk liderliğindeki Sivil Platform, Modern, Polonya İnisiyatifi, Yeşiller ve AGROunia hareketinden oluşan Sivil Koalisyon ise 156 milletvekili elde edip Senato’da birinci gelerek Üçüncü Yol ve Yeni Sol ittifakıyla yeni hükümeti kurmuştu.

PiS destekli bağımsız aday Karol Nawrocki ise 1 Haziran 2025’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu kazanarak göreve başlamıştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Euroclear dondurulan Rus varlıklarından 3,6 milyar euro gelir sağladı

Yayınlanma

Belçikalı menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından 2026’nın ilk dokuz ayında 3,6 milyar euro faiz geliri elde etti. Faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle geçen yıla göre yüzde 6 gerileyen bu gelirlerden kesilen 2,4 milyar euroluk olağanüstü katkı payı Ukrayna’ya destek mekanizmasına aktarılıyor.

Belçika merkezli merkezi menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından Ocak-Eylül 2026 döneminde 3,6 milyar euro faiz geliri elde ettiğini açıkladı.

Şirketin yayımladığı finansal rapora göre bu tutar, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6 azaldı. Moskova yönetimi ise hem dondurulan varlıkların hem de bu varlıklardan doğan faiz gelirlerinin iadesini talep ediyor.

Euroclear raporunda, faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle gelirlerin geçen yıla göre yüzde 6 gerilediği belirtildi. Şirket ayrıca şu değerlendirmeyi paylaştı:

“Gelecekteki faiz gelirleri, faiz oranlarının seyrine paralel olarak değişmeye devam edecek.”

Verilere göre kuruluş, eylül ayı itibarıyla 2,4 milyar euro olağanüstü gelir (windfall contribution) kaydetti.

Söz konusu varlıkların getirileri üzerinden hesaplanan bu olağanüstü katkı payı, Avrupa’nın Ukrayna’yı destekleme mekanizması kapsamında aktarılıyor.

Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve karşı tedbirler ise şirketin 27 milyon euro gelir kaybına uğramasına ve 233 milyon euro doğrudan maliyetle karşılaşmasına yol açtı.

Bu tutarın 162 milyon euroluk kısmını Rus mahkemelerinde açılan davalara ilişkin ayrılan karşılıklar oluşturdu.

Euroclear verilerine göre, Eylül 2026 sonu itibarıyla şirketin bilançosunda toplam 244 milyar euro değerinde varlık yer alıyor. Bunun 204 milyar euroluk kısmı dondurulmuş Rus varlıklarından oluşuyor.

Kuruluşun dondurulan Rus varlıklarından elde ettiği faiz geliri, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 26 düşüşle 5 milyar euro seviyesinde gerçekleşmişti.

Euroclear, o dönemdeki gerilemeyi de faiz oranlarının düşmesine bağlamıştı.

Şirket, 2025 yılı genelinde olağanüstü gelirlerden kesilen katkı payı olarak toplam 3,3 milyar euro karşılık ayırdı.

Bu meblağın 1,6 milyar euroluk dilimini Temmuz 2025’te Avrupa Komisyonu’na devreden kuruluş, yaklaşık 1,4 milyar euroluk kısmını ise 2026’nın başında ödemeyi planlıyordu.

Tüm bu kaynaklar Ukrayna’ya destek amacıyla yönlendiriliyor.

2025 döneminde Rusya yaptırımları ve karşı önlemler, Euroclear’ın 34 milyon euro faaliyet geliri kaybetmesine ve 113 milyon euro doğrudan gider yazmasına neden oldu.

Buna ek olarak şirket, Rusya bağlantılı riskleri gözeterek 342 milyon euro karşılık ayırdı ve toplam doğrudan faaliyet giderleri 455 milyon euroya ulaştı.

Aralık 2025 sonu itibarıyla Euroclear Bank bilançosunda bloke edilmiş 222 milyar euro tutarında varlık yer alıyordu. Bu meblağın 195 milyar euroluk bölümü yaptırım kapsamındaki Rus varlıklarına aitti.

Rusya Merkez Bankası ile yargı süreci

Avrupa Birliği, Aralık 2025’te 210 milyar euro tutarındaki Rus varlığını süresiz olarak dondurma kararı aldı.

Bu adımın üzerine Rusya Merkez Bankası, ülkenin uluslararası rezervlerinin bloke edilmesinden doğan zararın tazmini talebiyle Euroclear’a dava açtı.

Moskova’daki mahkeme, Mayıs 2026’da verdiği kararla Rusya Merkez Bankası’nın Belçikalı kuruluşa açtığı davayı tamamen haklı buldu ve 18,17 trilyon ruble (yaklaşık 200 milyar euro) tutarındaki zararın tahsil edilmesine hükmetti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Beretta CEO’su: AB fonlarını AB silahları satın almak için kullanın

Yayınlanma

Beretta CEO’su Carlo Ferlito, AB tarafından finanse edilen savunma kredilerinde ateşli silahlar için %100 Avrupa tercihinin uygulanması çağrısında bulundu.

Venedik merkezli silah üreticisinin yöneticisi, Avrupalı üreticilerin Amerikan tedarikçilere bağımlı kalmadan talebi karşılayabileceklerini savundu.

Ferlito’nun bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun ilk turdan sonra tahsis edilmemiş 21 milyar avrodan fazla SAFE kredisi için ek alıcılar bulmak üzere koşturduğu bir dönemde geldi.

Ferlito, Avrupa’ya öncelik verme şartlarının sektöre göre değişmesi gerektiğini savunuyor.

Ona göre Avrupa, talebi karşılayabildiği alanlarda kendi üreticilerine öncelik verirken, yetkinlik eksikliği olduğu alanlarda daha fazla esneklik sağlamalı.

Avrupa Savunma ve Güvenlik Konferansı’nın kenarında Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Belçika, dünyanın önde gelen ateşli silah üreticilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Avrupalı vergi mükelleflerinin parasını bu ürünleri ABD’den satın almak için kullanmak tamamen anlaşılmaz ve haklı gösterilemez.”

Geçen Nisan ayında Beretta, AB’nin SAFE savunma kredisi programı kapsamında Romanya için tüfek, tabanca ve el bombası fırlatıcıları üretmeyi önermiş ve şeffaf, rekabetçi bir seçim süreci çağrısında bulunmuştu.

Romanya ise daha sonra, SAFE fonlu piyade silahları programı için ABD kontrolündeki SIG Sauer ile bir anlaşma yolunda ilerlemişti.

Ferlito ayrıca, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yetenekleri geliştirmeden önce standartlaştırma peşinde koşarak askeri inovasyonu yavaşlatma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti:

“Önce yetenek, sonra standartlaştırma. Herkes için tek bir ortak çözüm belirlemeye çalışarak başlarsak, standartlar üzerinde anlaşmak için on yılımızı harcarız. Şu an hız gerektiren bir dönem.”

Ferlito, NATO’nun belirlemiş olduğu kalibre sınırlarının ötesine geçmesine rağmen, delme gücü ve öldürücülüğü artırmak amacıyla ABD ordusunun yeni bir 6,8 mm mühimmat sistemine geçişini örnek gösterdi.

“Mevcut mühimmatın sağlayamadığı bir yeteneğe ihtiyaçları olduğu için bu adımı attılar,” diyen Ferlito, Avrupa’nın önce operasyonel eksiklikleri gidermesi ve ardından çözümleri standartlaştırması gerektiğini savundu.

Ferlito’ya göre bu, birlikte çalışabilirlikten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Fakat silahlı kuvvetlerin daha etkili teknolojileri hızla benimsemesini engelleyen bir süreçten kaçınmak anlamına geliyor.

Beretta CEO’su, robotlar ve otonom sistemlerin askerlere giderek daha fazla destek sağlayabileceğini ama askerlerin askeri operasyonlar ve sivil nüfusa yardım etme gibi görevler açısından vazgeçilmez olmaya devam edeceğini savundu.

Ferlito, “Ne kısa ne de uzun vadede askerlerin savaş alanından kaybolacağını düşünmüyorum,” dedi.

Bu ilke, Beretta’nın insansız hava araçlarına (İHA) yaklaşımını da şekillendiriyor. Grup, öncelikle İHA geliştirmeye odaklanmak yerine, hava hedeflerini vurmak için tasarlanmış özel mühimmat da dahil olmak üzere, askerleri İHA’lara karşı korumak için çeşitli yöntemler üzerinde çalışıyor.

Şirket ayrıca bir insansız hava aracı üreticisiyle ortaklık kurarak, askeri eğitim için ucuz ve onarılabilir hedef insansız hava araçları geliştiriyor.

Böylece birlikler, sürekli yeni ekipman satın almak zorunda kalmadan hareket halindeki hava tehditlerine müdahale etme tatbikatları yapabiliyor.

Ferlito, “İnsansız hava aracının bulunduğu yere değil, bulunacağı yere ateş edersiniz,” diyerek, yörüngeleri öngörülemeyen hızlı hareket eden hedeflere eğitimi uyarlama ihtiyacını vurguladı.

Son olarak Ferlito, Ukrayna’daki savaşın Avrupa’nın gelecekteki savunma duruşunun tamamını belirlemesine izin verilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu:

“Ukrayna, Avrupa’nın savunmasını şekillendiriyor fakat bir sonraki savaşın mutlaka Ukrayna’daki gibi olması gerekmez.”

Ferlito, gelecekteki tehditlerin niteliğinin belirsizliğini koruduğu için “hiçbir alandan vazgeçemeyeceklerini” vurgulayarak, Avrupa’nın kara, hava, deniz, uzay, siber ve sualtı alanlarında yeteneklerini sürdürmesi çağrısında bulundu.

Ona göre Avrupa, yalnızca Ukrayna’da etkili olduğu kanıtlanan teknolojilere odaklanmak yerine, farklı operasyonel ortamlara uyarlanabilen ve bu ortamlarda kullanılabilen çözümler geliştirmeli.

Ferlito, asıl zorluğun, savaşın Avrupa’nın askeri hazırlık düzeyinin sınırlarını belirlemesine izin vermeden bu savaştan ders çıkarmak olduğunu savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English