Bizi Takip Edin

Avrupa

“DDR marşı” krizinin mimarı Steimle: Birleşme filan yok, Doğu Almanya işgal altında

Yayınlanma

Dessau’da düzenlenen bir AfD seçim mitinginde Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) milli marşını söyleyen kabare oyuncusu Uwe Steimle kendini savundu.

AfD eş başkanı Tino Chrupalla’nın, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ve Steimle ile birlikte DDR marşını söylediği ortaya çıkınca Alman ana akım siyasetinde ve medyada büyük bir öfke dalgası yaşandı.

Geçen salı akşamı Dessau-Roßlau’da Steimle’nin katıldığı bir panel düzenlemişti. Etkinliğin sonunda aslında Almanya milli marşı söylenecekti fakat komedyen, Müziği Hanns Eisler’e, sözleri Johannes R. Becher’e ait olan DDR milli marşı “Auferstanden aus Ruinen”i (“Yıkıntılardan Doğmuş”) söylemeye başladı. Bundan sonra Almanya milli marşı söylendi.

Steimle, performansına yöneltilen eleştirileri reddetti. Steimle, sağcı medya kuruluşu “Kontrafunk”a verdiği demeçte, “Kendimi hiçbir şey için ayıplamıyorum,” dedi.

“Hiciv yoluyla ortalığı biraz karıştırmaya çalıştığını” belirten komedyen, kendisini “eski bir solcu” olarak tanımlarken, bir “yeni sağcı”ya dönüştürülmeye izin vermeyeceğini söyledi.

Steimle, insanların marşın sözlerini bu kadar iyi bilmelerine şaşırdığını da sözlerine ekledi. Kendisinin DDR Almanya marşıyla büyüdüğünü belirten Steimle,“Salondaki herkes şarkıya eşlik etti. Harika!” dedi.

“Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadım”

“Diğer marş” dediği Almanya marşını da söyleyen komedyen, bununla birlikte, “Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadığına” işaret ediyor.

Kabare sanatçısı, birçok karar alıcının ve mülk sahibinin Batı kökenli olmasını eleştirirken, “Yeniden birleşmeden söz edilemez. Biz işgal altındaki bir ülkeyiz. Ve bu bir utanç,” dedi.

Alman haber ajansı dpa’nın bildirdiğine göre, Steimle’nin avukatı da iddiaları reddetti. Panelin ardından Dessau-Roßlau savcılığı Steimle hakkında soruşturma başlatmıştı.

Avukat, kabare sanatçılarının görevinin “siyaseti çevreleyen saçmalıkları sanatsal olarak işlemek” olduğunu savundu ve bunun, savcılığın soruşturma konusu olamayacağını belirtti.

Yapılan açıklamaya göre, Steimle, gösterilerinden kaynaklanan herhangi bir yanlış anlaşılmayı gidermek için savcılıkla görüşmeye hazır.

Dresden doğumlu bir oyuncu olan Steimle, diğer rollerinin yanı sıra “Polizeiruf 110” adlı televizyon dizisindeki dedektif rolüyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı.

2019 yılında, Steimle’nin yayıncıya karşı defalarca kamuoyuna açık suçlamalarda bulunmasının ardından MDR, “Steimles Welt” adlı programdaki işbirliğini sonlandırdı.

COVID-19 salgını sırasında ise kısıtlama önlemlerine karşı defalarca eleştirel açıklamalarda bulunmuştu.

6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yeni bir eyalet parlamentosu seçilecek. Anketlere göre AfD, iktidardaki CDU’nun oldukça önünde yer alıyor.

AfD’nin eyalet şubesi, Anayasa Koruma Dairesi tarafından kesin olarak “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor.

AfD içinde alışılmadık derecede sert eleştiriler ve sessiz kalanlar

Bild’e göre DDR krizi, şu anda AfD içinde gerginliğe yol açıyor. Bazı AfD’li ağır toplar bu olayı zararsız ya da abartılı olarak değerlendirirken, diğerleri alışılmadık derecede sert eleştiriler yöneltiyor.

AfD lideri Tino Chrupalla, Bild’in kendisine Doğu Almanya’yı geri isteyip istemediğini sorması üzerine, “Elbette hayır, ama kimsenin onu benden almasına da izin vermeyeceğim,” cevabını verdi ve şöyle devam etti:

“Doğu Almanya marşı yasak değil ve ben sözlerini güzel ve çekici buluyorum. Marşın, 1970’lerden itibaren DDR’da söylenmesine izin verilmedi çünkü içinde ‘Almanya, birleşmiş vatan’ şeklinde bir birlik çağrısı vardı. Bu çağrı, 1989’da SED’in iktidarını sona erdiren barışçıl devrimin sloganı haline geldi. Ben de Dessau’da bu çağrıya eşlik ettim. Bu kesinlikle bir skandal değil.”

Bild, diğer eş başkan Alice Weidel’in “dikkat çekici bir şekilde” sessiz kaldığına işaret ediyor. Son AfD parti kongresinde, parti başkanlığı oylamasında açık ara önde olan Weidel’in o zamandan beri, popülaritede Chrupalla’nın önüne geçtiği düşünülüyor.

Saksonya-Anhalt’ın baş adayı Siegmund da tereddüt ediyor gibi görünüyor. Kendisine yakın kaynaklar Bild’e, Siegmund’un Steimle ile aynı etkinliğe katılmak için Chrupalla tarafından “ikna edildiğini” söyledi.

Yakınlarına göre Siegmund da marşı söylememişti. Fakat etkinlikten bir videoda Siegmund’un Chrupalla ile birlikte marşı söylediği görülüyor. Siegmund ise artık resmi bir açıklama yapmak istemiyor.

Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden seçilen Federal Meclis üyesi Rüdiger Lucassen eleştirilerinde özellikle sert bir tavır sergiledi., Doğu Almanya marşını söylemenin bir hiciv olmadığını açıkça belirten AfD’li, Tino Chrupalla’nın bunu kabul edip ardından marşa eşlik etmesini üzüntüyle karşıladı.

Hamburg’daki AfD lideri ve milletvekili grubu başkanı Dirk Nockemann da benzer bir görüşü dile getirdi.

Nockemann, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Adaletsizliğe dayalı bir devlet olan Doğu Almanya’nın bu marşına, hiciv olsun ya da olmasın, hiçbir koşulda eşlik etmezdim,” dedi.

Bavyera AfD eyalet başkanı Stephan Protschka ise temkinli bir eleştiri getiriyor ve bu tür şarkıların söylenmesinden “tam olarak memnun olmadığını” belirtiyor.

Aynı zamanda, ortaya çıkan tepkiyi de anlayamadığını kaydeden AfD’li, “şarkı ne yasaklanmış ne de temelde kınanacak nitelikte” diyor ama kendi düzenlediği etkinliklerden birinde bir Doğu Almanya şarkısının söylenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.

Kuzey Ren-Vestfalya milletvekili Stefan Keuter ise bu eylemi “talihsiz ve duyarsız” olarak nitelendiriyor. Yine de bunu büyük bir skandal olarak görmüyor.

Aynı zamanda, Doğu Alman parti arkadaşlarının bir kısmında “DDR nostaljisine” yönelik eğilimler olduğunu belirtiyor ama kendisi bunu anlayamıyor.

AfD’nin ağır toplarından olan ama bir süredir kenara çekilen Saksonya milletvekili Maximilian Krah da Bild’e verdiği demeçte değerlendirmesini iki kelimeyle, “Sadece düşüncesizlik” diye patlaştı.

Wagenknecht’ten “yapay skandal” tepkisi

BSW kurucusu Sahra Wagenknecht de bir açıklama yaparak, DDR marşının söylenmesinden “skandal” çıkarılmasını eleştirdi.

Wagenknecht, tartışmanın tamamen abartılı olduğunu söylerken, “Doğu Almanya marşını söylemek isteyen herkes söylesin. İnsanlar yine, ortada bir skandal yokken skandal yaratmaya çalışıyor,” dedi.

Wagenknecht, Dresden’de yaptığı açıklamada. “Doğu Almanlar, marşlarına dair anılarını kimsenin ellerinden almasına izin vermemeli,” diye konuştu.

Öte yandan “SED [Sosyalist Birlik Partisi] Mağdurları” ombudsmanı Evelyn Zupke, “DDR’ın görelileştirilmesini” eleştirdi.

Zupke, “Sistemin mağduru olan insanlar için böyle bir tarih unutkanlığı dayanılmaz” iddiasında bulunurken, Saksonya-Anhalt Eski Dönemi Değerlendirme Sorumlusu Johannes Beleites, “özgürlük ve demokrasi uğruna hayatlarını tehlikeye atan ya da uzun hapis cezalarına katlanan insanlara karşı bir küçümseme söz konusu olduğunu” ileri sürdü.

Wagenknecht ise buna karşılık, “Günümüzün medya ve kamuoyu ortamı karşısında giderek daha fazla insanın Doğu Almanya dönemindeki koşulları hatırlamak zorunda kalması asıl skandaldır, insanların bir marş söylemesi değil,” dedi.

AfD’nin bu konudaki iç bölünmelerinin, partinin “Doğu profilinin” pek de inandırıcı olmadığını gösterdiğini söyleyen Wagenknecht, bunu efsanevi Doğu Alman motosiklet modeli ile anlatarak, “Simson ile trafikte zikzak çizmek,” diye ekledi.

Avrupa

Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Yayınlanma

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.

Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.

Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.

İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.

Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.

Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.

Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

Yayınlanma

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.

Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.

Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:

“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”

Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.

CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.

Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi

Söder şöyle devam etti:

“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”

Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:

“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

Yayınlanma

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.

Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.

Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.

Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.

Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.

Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.

İş dünyasından AfD politikalarına tepki

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.

Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.

AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.

BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.

BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.

Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.

Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English