Bizi Takip Edin

ASYA

Dünya ekonomisi nereye – 4: Çin ve Hindistan’ın koşusu

Yayınlanma

Ocak ayının sonunda, yatırımcılar büyük bir iştahla gelişmekte olan ülkelere hücum ederek bono ve hisse senedi satın almaya başladılar. Institute of International Finance’in (IIF) 21 ülkeyi takibinden elde ettiği sonuçlara göre, bu piyasalara giren para miktarı günlük net 1,1 milyar dolardı.

Görünüşe bakılırsa, baz etkisiyle düşen enflasyon oranı, Çin’in sıfır-COVID siyasetinden vazgeçmesi, Hindistan’ın görece güçlü, Rusya’nın ise beklenmedik büyümesi yatırımcıların ‘gelişmekte olan ülkeler’ iştahını artırdı.

Enflasyon beklentisinin rahatlaması, aynı zamanda başta Fed olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının faiz artırma siyasetinde de gevşemeye işaret edebilir. Bu durum, ‘sıcak para’nın gelişmekte olan ülkelere akmasını önünü açacak bir faktör.

IMF de 2023 tahminlerini bu nedenle revize etti. Gelişmekte olan ülkeler için geçen Ekim ayında yaptığı 2023 tahmini yüzde 3,7 idi. Şimdi bu oranı yüzde 4’e çekmiş durumda. 2024 için beklenti ise yüzde 4,2 büyüme.

Öte yandan, enflasyonun hızındaki yavaşlama belirgin hale gelse de hâlâ pandemi öncesi üç yılın ortalamasından yüksek olacak. 2022’de gelişmekte olan ülke ortalaması yüzde 9,9’du; bu oranın 2023’te yüzde 8,1, 2024’te yüzde 5,5 olması bekleniyor. 2017-2019 arasındaki ortalama enflasyon ise yüzde 4,9’du.

Düşük gelirli ülkelerin yüzde 15’inin borç yükü altında olduğu, yüzde 45’inin de bu noktaya gelme riski taşıdığı tespit ediliyor. Gelişmekte olan piyasaların yüzde 25’i de yüksek riskli kategorisinde sınıflandırılıyor.

Lokomotif: Çin ve Hindistan

IMF tahminlerine göre, 2023’te küresel ekonomideki büyümenin yüzde 50’sini Çin ve Hindistan’ın büyümesi oluşturacak.

Hindistan ekonomisinin bu yıl ve önümüzdeki yıl yüzde 6’nın üzerinde büyüyeceği tahmin ediliyor. Şimdiden dünyanın 5. en büyük ekonomisi haline gelen Asya devinin Mart sonunda GSYİH’sinin 3,5 trilyon dolara ulaşacağı belirtiliyor.

IIF’in hesaplamalarına göre ise, patlama yapan günlük yatırım akışında aslan payı Çin’e gidiyor. Sıfır COVID siyasetinin bitirilmesi ile birlikte, 1,1 milyar dolar günlük akışın 800 milyon dolarının Çin’e doğru olduğu tahmin ediliyor.

Çin Devlet Başkan Yardımcısı Liu He’nin Davos’ta yaptığı konuşmada ‘planlı ekonomiye dönmeyeceklerini’ ve ‘özel sektörü desteklemeye devam edeceklerini’ söylemesi de iyimserliği artırmış görünüyor. 

Çin’in sorunları ve beklentiler

Çin ve dünya ekonomisi için çizilen pembe tabloda bazı karanlık unsurlar da var. Örneğin Çin ekonomisinin yüzde 30’unu oluşturan emlak piyasası ve etrafındaki sektörlerde belirsizlik sürüyor. Zaten He de, Davos’ta yaptığı konuşmada, sorunu kabul ederek, “Düzgünce ele alınmazsa, konut sektöründeki riskler sistemik riskleri tetikleyebilir,” uyarısında bulundu.

Üstelik Liu He, Şi Cinping’in ortaya attığı ‘müşterek refah’ söyleminin ‘eşitlikçilik veya refahçılık’ uygulamaları anlamına gelmeyeceğinin altını kalın kalın çizdi. 

Konuşmasının ardından He, birçok büyük şirketin yöneticileri ile bir araya geldi. Toplantıya katılan şirketler arasında Intel, Cisco, Blackstone, Moderna, Nestle ve BASF gibi tekeller de vardı.

Liu He’nin temel mesajı “Çin geri döndü,” idi ve katılımcılar da Pekin’in ekonomik iyimserliğinden etkilenmiş göründüler. Financial Times’a (FT) izlenimlerini aktaran bir katılımcı, Çin yönetiminin son üç yılda yaptığı her şeyi tersine çevireceği mesajını aldıklarını söyledi ve ekledi: “İş dünyasına dost olacaklar ve ekonominin özel sektör olmadan başarılı olamayacağını biliyorlar.”

Çin ekonomisi için kritik başlıklardan biri endüstriyel üretim. Bu alanda 2022 yılı yüzde 3,6 büyüme ile kapatıldı. Satın alma yöneticileri endeksi (PMI) de hem imalat sektöründe hem de hizmet ve inşaat sektörlerinde Aralık ayına göre büyük bir artış göstererek 50’nin üzerine çıktı. PMI, eşik değer olan 50’nin altına düştüğünde ekonomik daralma beklentisi oluşuyor.

Ama bir de bu tablonun görünmeyen yüzü var. Birincisi, 2022’de Çinli şirketlerin mutlak kârı artsa da endüstriyel kârlarda yüzde 4’lük bir düşüş yaşandı. 

İkincisi, hâlâ zayıf olan talep şirketleri zor durumda bırakıyor; örneğin Çin’in ihracatı Aralık ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9,9 azaldı. Küresel talepteki daralma Çin’in ihracatını da vuruyor. İk işaretler, Çin’in endüstriyel büyümesinin lokomotifinin ihracattan ziyade iç tüketim olacağını gösteriyor.

Ama üçüncüsü, Çinli sanayi devleri için işler biraz düzelmiş olsa da KOBİ’ler için PMI’ın hâlâ 50’nin altında seyrettiğine dikkat çekmek gerek. KOBİ’lerin kamu dışı istihdamın yüzde 80’ini oluşturduğunu da hatırlatalım.

Hindistan efsanesi

Bir başka mesele, Çin’e yönelik iktisadi yaptırımlar ve bu Asya devinin askeri olarak çevrelenmesi nedeniyle küresel ekonominin geleceği.

Uzun süredir, imalatın dünyanın atölyesi konumundaki Çin’den hangi ülkeye kayacağı tartışmasında birinci sırada Hindistan yer alıyor. Demografik yapısı, işgücü potansiyeli, tedarik zincirlerine yakınlığı ve batı ile olan ilişkileri gibi nedenlerle öne çıkarılan Hindistan’ın yakın zamanda bu türden bir dönüşüme öncülük edebileceği hayli şüpheli.

Hindistan’ın büyük bir hızla büyüdüğüne ve Modi-BJP önderliğinde dünya kapitalist sisteminde öncü rol oynamak için bir atılım denediğine şüphe yok.

Bununla birlikte, hâlâ büyük oranda kırsal bir toplum olmaya devam eden Hindistan’ın, egemen sınıflar büyük bir toplumsal altüst oluşu zor yoluyla gerçekleştirmezse, bu temposuyla Çin’in yerine geçmesi mümkün görünmüyor. Altyapısı, ulaşım imkânları ve hâlâ yüzde 77 civarında seyreden okuryazarlık oranı ile Hindistan’ın gidecek çok yolu bulunuyor. Yarımadanın kara nakliye lojistik bedellerinin bile Çin’in yüzde 30 ila 40 arasında üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Buna, Hindistan’ın yabancı mallara uyguladığı gümrük vergisinin yükselikliği de eklenebilir.

Davos’ta bir konuşma yapan Eski Hindistan Merkez Bankası Başkanı Raghuram Rajan da Hindistan’ın Çin’in yerini alacağına ilişkin fikirlerin erken olduğuna dikkat çekti. 

Yine de birçok çokuluslu tekelin tedarik zincirlerini çeşitlendirmek için harekete geçtiği de bir sır değil. Apple, Samsung ve Foxconn gibi şirketler işgücünün ucuz olduğu Hindistan ve Vietnam gibi ülkelerde de yatırımlarını artırıyorlar.

Çin’in hızla sanayileşmesi ve kentlileşmesi ise beklenen bir gelişmeydi. Şimdi, azalan nüfus ile birlikte, işgücü verimliliğini artırmak için Pekin’in bir hamle yapması gerekiyor. Bu kapsamda Çin anakarasındaki robot miktarının devasa boyutlarda arttığını (2015’te 69 bin ünite, 2022’de 300 bin ünite) söylemek gerekiyor; kişi başına düşen robot sayısında hâlâ birçok gelişmiş ekonominin gerisinde olmasına rağmen.

Şunu beklemek daha mantıklı görünüyor: Bugüne kadar ‘1 milyonculuk’ ile ünlenmiş bazı düşük teknolojili üretim, başta Hindistan olmak üzere Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine kayabilir, hatta kaymaya başladı bile. Çin, bir süredir zaten o fason üretim merkezi olma halinden çıkmak için girişimlerde bulunuyor. Çip savaşlarına ve Çin’in yüksek teknolojiye erişiminin ABD tarafından kısıtlanma girişimine rağmen, yarı iletkenler alanında yapılacak bir atılım -ki, mümkün görünüyor- Pekin’i bir hayli rahatlatabilir.

ABD’nin Hindistan hamlesi

ABD’nin Hindistan’ı yeni tedarik zinciri merkezi yapma girişimlerinden de bahsetmek gerek. Görünen o ki Biden yönetimi yüksek teknolojiyi Çin’den uzaklaştırmak için gözünü Hint Yarımadasına çevirmiş durumda. 

Bu kapsamda Japonya ve Hollanda’yı kendi yanına çekerek Uzak Asya ülkesine gelişmiş çip satışını engelleyen ABD’li yöneticiler, Hintli yetkililerle bir araya gelerek olası yatırım imkânlarını görüşüyorlar.

Wall Street Journal’ın aktardığına göre, ABD’lilerle Hintliler arasındaki toplantıya savunma sanayisi devi Lockheed Martin ile yarı iletken üreticisi Micron da katıldı. Bir ABD yetkilisinin aktardığına göre, ABD Başkanı Joe Biden, dünyadaki büyük meydan okumaların hiçbirinin, merkezinde ABD-Hindistan yakın ortaklığı durmadan çözülemeyeceğine inanıyor.

Bu nedenle Hindistan’ın askeri teknoloji alanında Rusya ile geliştirdiği ileri teknolojilere alternatif yaratmak öncelik haline gelmiş durumda. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın söylediğine göre jet motorları, topçu sistemleri, zırhlı piyade gibi sektörlerde ortak teknoloji geliştirmek için kollar sıvanacak. Hatta General Electric’in Amerikan hükümetine jet motoru geliştirmek için bir teklif sunduğu da bildiriliyor.

Bununla birlikte, artan endüstriyel üretim, Hindistan’ın ucuz Rus enerjisine bağımlılığını da artırıyor. Yeni Delhi, Ukrayna savaşında da Rusya’yı kınama kervanına katılmayan Asya ülkelerinden oldu.

Brezilya yeni merkez mi olacak?

“Çin mi, Hindistan mı?” tartışması sürerken ilginç bir ülke daha ortaya çıktı. Lula’nın yeniden başkan seçilmesi ile birlikte Brezilya’nın ‘yeni atölye’ olabileceği, üstelik Çin’in Hindistan yerine Brezilya’nın bu tacı giymesi için ileri atılabileceği düşünülüyor.

Örneğin Çin Renmin Üniversitesinden Di Dongşeng’e göre, Çin, imalat sanayisinin gelecekteki jeopolitik hasmı Hindistan’a taşınmasına izin vermek yerine, ‘daha zararsız’ Brezilya’yı ön plana çıkarabilir.

Çin, ‘Güney-Güney işbirliği’ni hızlandırsa da aynı siyaset Hindistan tarafından da izleniyor. Örneğin Afrika ve Latin Amerika, bu iki ülkenin de gözünü diktiği ‘gelişmekte olan’ bölgeler arasında.

Çin 310 milyar dolarlık hacimle Latin Amerika’nın ticaret ortakları arasında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşirken, Hindistan’ın da Latin Amerika ile ticareti yıldan yıla gelişiyor ve geçen sene 18,9 milyar dolara yükseldi. Latin Amerika’da Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı ise Brezilya.

Çin’in endüstri eyaletlerinin kendi malları için Latin Amerika pazarına ihracatın gazına bastığı da vurgulanıyor. Güney Amerika ülkelerinin artan enerji ihtiyacını karşılamak için Çin’den yapılan güneş panelleri ve rüzgar enerjisi ekipmanları satışı bir hayli artmış durumda. Çin’in otomobil ihracatı da önemli ölçüde artmış durumda. Latin Amerika’ya elektrikli araç satışları, Çin’in tüm elektrikli araç satışlarının yüzde 26,19’unu oluşturuyor.

Çinli devler bir yandan da Latin Amerika pazarından çıkan ABD’li şirketlerin yerini dolduruyor. Geçen Ekim ayında Çinli elektrikli araç şirketi BYD, Brezilya’nın Bahia eyaletinin yönetimi ile bölgeye bir fabrika kurma konusunda anlaştı. Bu bölgede daha önce ABD’nin otomotiv devi Ford’un bir fabrikası bulunuyordu.

Bu nedenle Hindistan’ın, Çin’in ötesinde, Brezilya ve hatta Meksika ile endüstriyel bir rekabete girmesi gerekiyor.

Yazılım sektöründe işgücü bağlamında önde gelen ülkeler arasında yer alan Hindistan, Brezilya’dan gelen rekabetle de uğraşmak zorunda kalabilir. Tractian gibi yeni startup’lar, hem Brezilya’dan hem de Kuzey Amerika’dan yalnızca birkaç yıl içinde milyonlarca dolar yatırım çekmeyi ve Bosch, Hyundai, Pirelli gibi tekellere hizmet vermeyi başardı.

Keza IMF, Brezilya ve Meksika için 2023 büyüme tahminlerini de yüzde 0,2 ve yüzde 0,5 yukarı yönlü revize etti.

Ortadoğu ve Orta Asya geriden geliyor

IMF tahminlerinde Ortadoğu ve Orta Asya’ya yönelik beklentiler ise biraz frenlenmiş durumda.

IMF, bu ekonomilerin 2023 yılında yüzde 3,2 büyüyeceğini düşünüyor. Bunda en büyük iki faktör Mısır ve Suudi Arabistan ekonomilerindeki gerileme. Ukrayna savaşı ve emtia fiyatlarına etkisinin yanı sıra Suudi Arabistan’ın OPEC+ anlaşması kapsamında ham petrol üretimini kısması da bu faktörler arasında yer alıyor.

Bölgedeki petrol ithalatçısı ülkelerin büyük borçlarla yaşadığını ve yükselen enerji ve gıda fiyatlarının geçim derdini ağırlaştırdığını savunan IMF, yeni toplumsal karışıklıklar yaşanabileceğine ilişkin de uyarılarda bulundu.

Anglosfer ve Sinosfer

ABD’nin ve öncülük ettiği ittifakın ‘iktisadi güvenlik’ten tutulsun da yeşil enerjiye geçişe kadar devletin iktisadi ve askeri rolünü artırmaya yönelik hamleleri ile Çin ve Rusya’nın karşı hamleleri, ‘küresel’ dünyayı ikiye bölüyor gibi görünüyor.

Ukrayna savaşı ve Rusya yaptırımları ile ağırlaşan enerji krizine bir de Enflasyonu Düşürme Yasası’nı (IRA) ekleyen ABD, Avrupa’ya şimdilik diz çöktürmüş görünüyor. Rusya’yı AB’den koparan ve Çin’e karşı iktisadi savaşa eklemleyen ABD, iktisadi olarak ‘büyümeye yol açmayan bir tür Keynesçi’ politika takip ediyor.

Buna, liberaller ‘otoriterleşmenin hızlanması’ olarak bakıyor. Uluslararası rekabetin artması ve paylaşım hırsının yükselmesi de diyebiliriz. Uzun vadede bakarsak düşme eğiliminde olan kârlar ve yaygın yatırım iştahsızlığı bu süreci tetikliyor. ABD’nin hem askeri hem de iktisadi zor yoluyla gemisini yüzdürmeye çalıştığı bir dönemdeyiz. Herkesin beklediği küresel resesyonun, pastanın küçülmesi ile birlikte bu süreci şiddetlendirmesini beklemeliyiz.

ASYA

Japon ilaç üreticisinin yöneticileri şüpheli ölümlerin ardından istifa etti

Yayınlanma

Japon ilaç firması Kobayashi Pharmaceutical Başkanı ve yönetim kurulu başkanı, onlarca kişinin şüpheli ölümünün ardından istifa ediyor.

Japonya’nın en büyük takviye üreticilerinden biri olan Osaka merkezli şirketten salı günü yapılan açıklamada, Başkan Akihiro Kobayashi ve Yönetim Kurulu Başkanı Kazumasa Kobayashi’nin kenara çekileceği ve İcra Kurulu Başkanı Satoshi Yamane’nin başkanlık görevini devralacağı belirtildi.

Kobayashi Pharmaceutical geçtiğimiz ay, bilimsel adı monascus purpureus olan ve bin yıldan uzun bir süredir pigment olarak ve kırmızı pirinç şarabı ve yiyecek yapımında kullanılan mayayı içeren hapları yutan 76 kişinin ölümünü araştırdığını söyledi.

Şirket mart ayında takviyeyi ve bu bileşeni kullanan diğer ürünleri geri çektiğini duyurdu. Üçüncü taraf bir komite tarafından hazırlanan bir raporda, firmanın ocak ayında ürünle bağlantısı olduğundan şüphelenilen bir müşterinin ölümüne ilişkin bir rapor aldıktan sonra daha erken harekete geçmesi gerektiği belirtildi.

Şirketin hisseleri salı günü Tokyo’daki işlemlerde %2,3’e kadar düştü ve hisse senedi bu yıl %18’den fazla değer kaybetti.

Açıklamaya göre, Akihiro Kobayashi mağdurlara tazminat ödenmesiyle ilgilenmek üzere görevine devam edecek ve hem kendisi hem de Yamane son altı aydaki tazminatlarının yaklaşık yarısını iade edecek.

Okumaya Devam Et

ASYA

Çin neden Microsoft’taki kesintiden etkilenmedi?

Yayınlanma

ABD ve Avrupa’daki işletmeler cuma gününe havaalanlarını ve otelleri kesintiye uğratan küresel bir BT kesintisiyle uyanırken, Çin hafta sonuna büyük ölçüde etkilenmeden girdi.

Sorun, gelirinin yarısından fazlasını ABD’den elde eden Teksas merkezli siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın bir yazılım güncellemesinden kaynaklandı. Şirketin teknolojisi dünyanın en büyük bankaları, sağlık ve enerji şirketlerinin birçoğu tarafından kullanılıyor.

Gartner’da kıdemli araştırma direktörü olan Gao Feng, CNBC tarafından tercüme edilen Çince açıklamasında, “Cuma günkü CrowdStrike olayının Çin üzerindeki etkisi çok küçüktü ve yerel kamu yaşamı üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmadı,” dedi ve ekledi: “Sadece Çin’deki bazı yabancı şirketler etkilendi.”

Gao, “Bunun ana nedeni, yerel Çinli şirketlerin temelde CrowdStrike ürünlerini kullanmaması, dolayısıyla etkilenmemeleridir. CrowdStrike’ın müşterileri öncelikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yoğunlaşmış durumda” diye belirtti.

Çin’deki araç çağırma, e-ticaret ve diğer internet bağlantılı sistemlerin hepsinin cuma günü sorunsuz çalıştığı kaydedildi. Çin devlet medyası da cuma akşamı Pekin’in iki havalimanındaki uluslararası uçuşların normal şekilde devam ettiğini ve Air China, China Eastern Airlines ve China Southern Airlines’ın büyük ölçekli teknik sistem arızalarından etkilenmediğini söyledi.

Çin de dahil olmak üzere BT kesintisinin en dikkat çekici etkilerinden biri, CrowdStrike’ın Falcon ürününün bir güncellemesini entegre etmeye çalışan Microsoft Windows cihazlarında mavi ekran ve bilgisayarın yeniden başlatılması döngüsüyle sonuçlandı.

Canalys’e göre Microsoft ürünleri Çin’de yaygın olarak kullanılıyor – Windows geçen yıl anakaradaki kişisel bilgisayar sevkiyatlarının yaklaşık %87’sine sahipti. Araştırma şirketine göre bu oran, bu yılın ilk çeyreğinde dünyanın geri kalanındaki %79’luk paydan daha yüksek.

Çin sosyal medya platformu Weibo’da “Teşekkürler Microsoft, erken çıkabilirim” başlıklı etiket kesintiler yerel saatle cuma günü öğleden sonra artmaya başladığında ikinci sırada yer aldı.

Ancak bu etiketin popülaritesinin kısa sürede yerini Çinli akıllı telefon şirketi Xiaomi’nin o akşam Pekin’de yapacağı ürün lansmanı da dahil olmak üzere yerel konularla ilgili diğer paylaşımlara bıraktığı kaydedildi.

Microsoft ürünleri Office 365 ve Azure bulutu Çin’de 21Vianet adlı yerel bir şirket tarafından işletiliyor. Yerelleştirmenin cuma günkü sınırlı etkiye katkıda bulunup bulunmadığı hemen anlaşılamadı. İki şirket CNBC’nin yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.

Çinli şirketler neden CrowdStrike kullanmıyor?

ABD ve Çin hükümetleri son yıllarda ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle yerli şirketleri yerel teknoloji kullanmaya ve verileri yerel olarak depolamaya teşvik etti.

Canalys, Windows’un hala yerel kişisel bilgisayar pazarına hakim olmasına rağmen, Çin yapımı UOS ya da Unity Operating System’in devlete ait işletmeler ve hükümet sektörleri arasında giderek daha fazla benimsendiğine dikkat çekti.

Çin’de uluslararası yazılım yayınlayan AppInChina’nın CEO’su Rich Bishop, CNBC’ye yaptığı değerlendirmede, “CrowdStrike Çin’de neredeyse hiç kullanılmadığı için çok az etkisi oldu” dedi ve Çinli şirketlerin genellikle Tencent, 360 ve diğer işletmelerin ürünlerini kullandığını sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

ASYA

Pasifik ülkeleri Japonya’yı İkinci Dünya Savaşı batıklarını temizlemeye çağırdı

Yayınlanma

80 yıl önceki şiddetli savaşlar sonucunda batan petrol tankerleri, savaş uçakları ve Japonya ile müttefik güçlere ait savaş gemileri Pasifik Okyanusu’nda deniz dibinde yatıyor ve okyanusa petrol sızdırıyor.

Uzmanlar, Pasifik Okyanusu’na dağılmış 3,000’den fazla batık gemi olduğunu ve bunların yaklaşık 1,000’inin Melanezya ve Mikronezya bölgelerindeki sularda, Solomon Adaları, Papua Yeni Gine, Palau ve Mikronezya Federal Devletleri gibi ada ülkelerinin yakınlarında bulunduğunu tahmin ediyor.

Konu geçtiğimiz hafta Tokyo’da düzenlenen 10. Pasifik Adaları Liderler Toplantısı’nda (PALM10 ) da vurgulandı. Perşembe günü açıklanan Ortak Eylem Planında, Japonya ve Pasifik ada ülkelerinin, geleceğe yönelik ilişkileri geliştirmeye yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak “batık Japon gemilerinden kaynaklanan petrol sızıntısı” ile başa çıkmak için işbirliği yapacakları belirtildi.

Nikkei Asia’nın haberine göre, yıllar süren çürüme, bazı enkazların yakıt tanklarının ve gövdelerinin yırtılmasına ve binlerce ton petrol ve yakıtın denize dökülmesine neden oldu. Bu durum önemli bir çevresel tehdit oluşturuyor ve büyük ölçüde balıkçılık ve turizme bağımlı olan Pasifik ada toplumlarının geçim kaynaklarını potansiyel olarak tahrip ediyor.

Uzmanlar ayrıca bu gemilerden salınan petrolün mercan resiflerini öldürebileceğini ve mangrovları boğarak balık üreme alanlarının ve hammaddelerinin tükenmesine neden olabileceğini söylüyor.

Bölgenin başlıca hükümetler arası örgütü olan Pasifik Adaları Forumu Başkanı Mark Brown, PALM 10’un oturum aralarında Nikkei Asia’ya şunları söyledi: “Bu gemilerin sahibi olan ülkelerin, herhangi bir ekolojik felakete yol açmadan önce bunların temizlenmesi için destek sağlama sorumluluğu vardır.”

Papua Yeni Gine Başbakanı James Marape de aynı fikirde olduğunu belirterek, bu “İkinci Dünya Savaşı kalıntılarından” sorumlu ülkelerin “temizliğe yardımcı olmak için ahlaki bir yükümlülükleri ve görevleri” olduğunu söyledi.

Şu anda Pasifik’teki batıkları tespit edip temizleyen, kar amacı gütmeyen bir deniz araştırma ve koruma kuruluşu olan Avustralya merkezli Major Projects Foundation’ın direktörü olan Adams, bunu “kimsenin duymadığı en büyük sorun” olarak tanımlıyor. Vakıf denizaltı mühendisleri, deniz arkeologları, tarihçiler ve biyoremediasyon uzmanlarından oluşan bir ekiple çalışıyor.

Adams’ın ekibi, gemilerin durumlarına ilişkin tarihi kayıtlara ve görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak, Pasifik’te acil müdahale gerektiren 60 civarında kritik enkaz olduğunu tahmin ediyor.

Bu enkazları özellikle tehlikeli kılan şey, yerel topluluklara yakın olmaları ve yakıt tanklarının kötü durumunun petrol tutma kabiliyetlerini tehlikeye atması.

İklim değişikliğinin neden olduğu daha şiddetli hava olayları, enkazlardan petrol sızması riskini daha da artırıyor.

Nikkei’ye konuşan Adams, “Ne zaman buralardan bir hava olayı geçse, enkazlarda bir bozulma meydana geliyor,” dedi.

Adams, “önümüzdeki yıllarda çok sayıda küçük ve orta ölçekli petrol sızıntısı beklediğini” ancak sorunun büyüklüğü nedeniyle Pasifik ada ülkelerinin mali açıdan bununla başa çıkacak donanıma sahip olmadığını söyledi. Solomon Adaları gibi nakit sıkıntısı çeken ülkeler saha çalışması yapacak ve riskleri ortadan kaldıracak kaynak, insan gücü, bilgi birikimi ve ekipmandan yoksun.

Adams, “Büyük bir petrol sızıntısını onarmak on milyonlarca dolar tutarken, önleyici tedbirleri uygulamak bu miktarın yaklaşık onda birine mal olacaktır” dedi.

Japonya’nın “konuya ilgi göstermeye ve ciddiyetini anlamaya başlamasından” memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Mayın temizleme ve patlamamış mühimmat imhası konusunda uzmanlaşmış Tokyo merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Japonya Mayın Eylem Servisi, Japonların bozulmuş gemilerinden sızan petrolü temizlemek için bölgeye gönüllü dalgıçlar gönderdi. Ayrıca Palau sularında batan Japon petrol tankeri Amatsu Maru’dan sızan petrol borularının onarılmasına da yardımcı oldu.

Palau Devlet Başkanı Surangel Whipps Jr. Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “Bunu takdir ediyoruz ve devam etmesini istiyoruz” dedi ve ekledi: “Eminim bizim bilmediğimiz daha pek çok enkaz vardır.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English