Amerika
Epstein mağdurları, verilerin ifşası nedeniyle ABD Adalet Bakanlığı’na dava açtı

Jeffrey Epstein mağdurlarından oluşan bir grup, kimliklerinin ifşa edilmesi gerekçesiyle ABD Adalet Bakanlığı ve Google’a karşı toplu dava açtı. Davacılar, devletin hızlı veri yayımlamayı mağdur mahremiyetinin önüne koyduğunu, Google’ın ise bu bilgileri arama sonuçlarında ve yapay zeka içeriklerinde erişilebilir kılmayı sürdürdüğünü belirtti.
Pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein mağdurlarından oluşan bir grup, ABD Adalet Bakanlığı ve Google’a karşı toplu dava açtı. NBC News, başvurunun ayrıntılarını aktardı.
Davacılar, Epstein dosyalarının yayımlanması sürecinde hükümetin bilgiye hızlı ve geniş erişimi öncelediğini, buna karşılık mağdurların özel hayatının korunmasını ikinci plana ittiğini belirtti. Dava dilekçesinde, Adalet Bakanlığı’nın “hüküm giymiş cinsel suçluya ait yaklaşık yüz mağdurun kimliğini ifşa ettiği ve kişisel verilerini kamuya açtığı” ifadesine yer verildi.
Kişisel veriler arama sonuçlarında erişilebilir kalıyor
Hükümetin daha sonra kamuya açık dosyalardan kişisel bilgileri kaldırdığı belirtilirken, davacılar Google gibi çevrim içi platformların bu verileri yeniden yayımlamayı sürdürdüğünü ve mağdurların kaldırma taleplerini dikkate almadığını kaydetti. Dilekçeye göre, mağdurların kişisel bilgileri hâlen arama sonuçlarında ve yapay zeka tarafından üretilen içeriklerde görünür durumda.
Davacılar, bu durumun mağdurlar üzerinde yeni bir travma yarattığını belirtti. Açıklamada, “Yabancılar mağdurları arıyor, e-posta gönderiyor, fiziksel güvenliklerini tehdit ediyor ve onları Epstein ile işbirliği yapmakla suçluyor. Oysa bu kişiler onun mağdurları” ifadeleri yer aldı.
Epstein dosyasının arka planı
Finansçı Jeffrey Epstein, 2008 yılında fuhuş organizasyonu kurduğunu kabul etmişti. 2019 yazında ABD’de yeniden gözaltına alınan Epstein, kız çocuklarının ticareti ve fuhşa yönlendirilmesi suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Aynı yılın ağustos ayında, yargılama süreci tamamlanmadan cezaevinde yaşamına son verdi.
Epstein’ın yakın çevresinde yer alan Ghislaine Maxwell ise cinsel amaçlı insan ticaretine yardım suçundan 20 yıl hapis cezası aldı.
Davacılar, Adalet Bakanlığı’ndan hayatta kalan her mağdur için en az 1000 dolar tazminat talep etti. Google için ise “cezalandırıcı ve caydırıcı düzeyde” yaptırım uygulanmasını istedi. Ayrıca mahkemeden, Google’ın mağdurlara ait tüm kişisel verileri derhal ve kalıcı olarak silmesini zorunlu kılmasını talep etti.
Dava dilekçesinde, Google’ın hukuki başvurular doğrultusunda hassas kişisel verileri kaldırabilecek teknik imkana sahip olduğu belirtildi. Buna rağmen bu araçların kullanılmamasının “sorumsuzluk, mağdurların refahına kayıtsızlık ve bilinçli tercih” anlamına geldiği ifade edildi.
Adalet Bakanlığı: Temizleme süreci sürüyor
New York Güney Bölgesi yargıçlarına 2 Şubat tarihinde gönderilen yazıda, savcı Jay Clayton, Adalet Bakanlığı’nın mağdurları tanımlayabilecek bilgileri içeren belgeleri kaldırma sürecinde olduğunu bildirdi. Clayton, teknik aksaklıklar veya insan hatası gibi çeşitli nedenlerle kimlik belirleyici bilgi içerebilecek “binlerce belge ve medya dosyasının” sistemden silindiğini kaydetti.
Clayton, ilk kaygıların dile getirilmesinin ardından kurumun hafta sonu boyunca kesintisiz çalıştığını belirtti. Bakanlık ayrıca, Kasım 2025’te Başkan Donald Trump tarafından imzalanan Epstein dosyalarının şeffaflığına ilişkin yasa çerçevesinde mağdur mahremiyetinin korunacağını ifade etti.
Davacı avukatı: Kapıyı devlet açtı, Google açık tutuyor
Davacıların avukatı Julie Erickson, cinsel istismara maruz kalan hiç kimsenin adının bir arama motoruna yazılmasıyla geçmişinin ortaya çıkacağı korkusuyla yaşamaması gerektiğini söyledi. Erickson, “Ancak bu olayda tam olarak bu yaşandı. Adalet Bakanlığı mağdurların kimliğini ifşa ederek kapıyı açtı. Google ise uğranan zarara ilişkin uyarılara rağmen bu kapıyı açık tutmayı sürdürüyor” ifadelerini kullandı.
Amerika
Arjantin, ‘altın pasaport’ programına hazırlanıyor

Arjantin hükümetinin, devlet borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancılara yatırım karşılığında vatandaşlık vermeyi planladığı bildirildi. İngiliz Financial Times gazetesinin haberine göre, program kapsamında yaklaşık 500 bin dolarlık bağış ya da 1 milyon dolarlık devlet tahvili alımı karşılığında pasaport verilmesi öngörülüyor.
Arjantin hükümeti, kamu borçlarını ödemek amacıyla varlıklı yabancı yatırımcılara vatandaşlık sağlayan yeni bir program başlatmaya hazırlanıyor.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın konuya vakıf iki kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uygulamanın bu yıl içinde yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Plana göre yabancı ülke vatandaşları, yaklaşık 500 bin dolarlık geri ödemesiz bağış karşılığında ya da yaklaşık 1 milyon dolar değerinde sıfır kuponlu devlet tahvili satın alarak Arjantin vatandaşlığı edinebilecek.
Kaynaklar, hükümetin hazırlık çalışmaları sürerken bu teknik detaylarda değişiklik yapabileceğini ifade ediyor.
Hükümet milyarlarca dolarlık kaynak sağlamayı hedefliyor
Buenos Aires yönetimi, bu program aracılığıyla önümüzdeki yıllarda vadesi gelecek kamu borçlarının geri ödenmesi için on milyarlarca dolarlık kaynak yaratmayı ümit ediyor.
2020 yılındaki borç yapılandırmasının ardından küresel sermaye piyasalarına henüz tam anlamıyla dönemeyen Arjantin, döviz rezervlerini güçlendirmek için farklı alternatifler arıyor.
Yaklaşık 46 milyon nüfuslu Arjantin, yatırım karşılığı vatandaşlık sunan en büyük ülkelerden biri olmaya aday görünüyor.
Arjantin pasaportu, hamiline dünya genelinde yaklaşık 170 ülkeye vizesiz seyahat imkanı tanıyor. Sektör temsilcileri, ülkelerindeki siyasi kutuplaşma ve vergi tartışmalarından rahatsızlık duyan ABD ve Avrupa vatandaşlarının bu programa ilgi gösterebileceğini öngörüyor.
Uygulama, Devlet Başkanı Javier Milei liderliğindeki hükümetin, ülkenin dış dünyadaki algısını yeniden şekillendirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Arjantin’de geçmiş dönemlerde uygulanan servet vergileri ve kronik ekonomik belirsizlikler, yerli sermayedar kesimin yatırımlarını yurt dışına taşımasına yol açmıştı.
Diğer yandan, vatandaşlık kurallarında yapılacak olası değişiklikler ülke içinde hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.
Arjantin hükümetinin geçen yıl vatandaşlık edinme kurallarında yaptığı bazı düzenlemeler, yasa değişikliklerinin yalnızca parlamento yetkisinde olduğunu belirten muhalif kesimlerin konuyu yargıya taşımasına neden olmuştu.
FT’ye değerlendirmede bulunan göçmenlik hukuku uzmanı avukat Paula Carello, böyle bir uygulamanın ülkenin güvenliği ve uluslararası itibarı açısından taşıdığı risklerin, sağlayacağı mali faydalardan daha yüksek olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği altın pasaport uygulamalarını kaldırıyor
Yatırım karşılığı vatandaşlık programları, küresel ölçekte de hukuki ve siyasi engellerle karşılaşıyor.
AB Adalet Divanı, 2025 yılında verdiği kararla Malta’nın yürüttüğü altın pasaport uygulamasının AB hukukunu ihlal ettiğine hükmetmiş ve ülkeyi bu uygulamayı sonlandırmaya zorunlu kılmıştı.
Daha önce de Brüksel’in baskıları sonucunda Bulgaristan ve Kıbrıs benzer programlarını tamamen iptal etmek zorunda kalmıştı.
Malta ise tamamen iptal yerine şartları zorlaştırarak vatandaşlık için öncelikle bir ila üç yıl arasında ikamet şartı getirmişti.
AB organları, bu tür uygulamaların yolsuzluk, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı gibi ciddi güvenlik riskleri barındırdığını savunuyor.
Amerika
ABD sığınma başvurusu alımını tamamen durduruyor

ABD yönetimi, ülke dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi tamamen durduruyor. Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayanlar için Amerika’nın kapılarının tamamen kapandığını ve bu kişilerin başka ülkelere yönlendirileceğini açıkladı.
ABD, ülke sınırları dışındaki yabancı ülke vatandaşlarından gelen siyasi sığınma başvurularını kabul etmeyi fiilen durdurma kararı aldı.
USA Today gazetesinin haberine göre gelişmeyi duyuran Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller, sığınma arayan kişiler için Amerika’nın kapılarının tamamen kapalı olduğunu ifade etti.
Miller, ABD’nin sığınma talebinde bulunan kişileri diğer ülkelere yönlendireceğini belirtti. Güneybatı sınırından yapılan tüm sığınma başvurularının asılsız olduğunu savunan Miller, başvuru sahiplerinin büyük kısmının ya suçlulardan ya da sosyal yardımlardan faydalanmak isteyen göçmenlerden oluştuğunu kaydetti.
Stephen Miller tarafından yapılan bu açıklama, Federal Yüksek Mahkeme’nin Meksika üzerinden ülkeye gelen göçmenlere yönelik sığınma kurallarını katılaştıran kararının hemen ardından geldi.
Yüksek Mahkeme, 25 Haziran tarihinde üç muhalif oya karşı altı oyla aldığı kararda, federal makamların Meksika sınırındaki geçiş noktasına gelen ancak henüz ABD sınırını fiilen geçmemiş yabancıların sığınma başvurularını incelemekle yükümlü olmadığına hükmetti.
Mahkeme, bir kişinin ABD’ye gelmiş sayılması için sınırı fiziki olarak geçmiş olması gerektiğine işaret etti.
Kararı kaleme alan Yargıç Samuel Alito, hükmün gerekçesini açıklarken, “Bir misafir, kapıyı yalnızca çalmışsa eve girmiş sayılmaz” benzetmesini yaptı.
Yüksek Mahkeme, Göçmenlik ve Vatandaşlık Yasası’nın Meksika’da bulunan bir yabancıya sığınma başvurusu yapma hakkı tanımadığı gibi göçmenlik memurlarını da bu kişilere yönelik inceleme yapmaya mecbur bırakmadığına karar verdi.
Çoğunluğun kararına karşı çıkan Yargıç Sonia Sotomayor ise bu hükmü eleştirdi. Sotomayor, kararın, ABD’de fiziki olarak bulunan veya ülkeye gelen herkesin sığınma başvurusunda bulunmasına olanak tanıyan yasanın özüyle çeliştiğini dile getirdi.
Sotomayor, “Bu karar neticesinde çok sayıda insan hayatını kaybedecek” uyarısını yaptı.
Aynı gün Federal Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD’de yasal dayanağı olmaksızın bulunan Suriye ve Haiti vatandaşlarına yönelik Geçici Koruma Statüsü’nü (TPS) sonlandırmasına da onay verdi.
Trump yönetimi, Suriye ve Haiti’den gelen 356 bin göçmenin TPS statüsünü iptal etme sürecini başlattı. Gelişme üzerine Stephen Miller, bu kişilere bir an önce ülkelerine dönme çağrısı yaptı.
Göç politikasının katılaştırılması, Donald Trump yönetiminin en büyük projeleri arasında yer alıyor. Göreve başlama gününde ABD’nin güney sınırında acil durum ilan eden Trump; ülkeye giriş, mülteci statüsü elde etme ve vatandaşlık kazanma kurallarını zorlaştırdı.
Bu süreçte ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) tarafından geniş kapsamlı operasyonlar ve yasadışı göçmenlerin kitlesel olarak sınır dışı edilmesi işlemleri başlatıldı.
Donald Trump, Kasım 2025’te yaptığı açıklamada, ABD sisteminin kendini toparlamasına imkan tanımak amacıyla üçüncü dünya ülkelerinden gelen göçü tamamen durdurma niyetinde olduğunu beyan etmişti.
Trump, yönetimin göçmenlere yönelik sosyal yardımları kaldırmak istediğini ve yetkililerin ülke güvenliği için tehdit olarak gördüğü milyonlarca yasadışı göçmeni sınır dışı etmeye kararlı olduğunu açıklamıştı.
Amerika
Silikon Vadisi yapay zeka adımları nedeniyle Trump’a tepkili

Donald Trump yönetiminin yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez adımları, seçim sürecinde Cumhuriyetçileri destekleyen teknoloji devlerinde hoşnutsuzluğa yol açıyor. Politico’nun haberine göre sektör temsilcileri, demokratların aşırı düzenleme getireceği endişesiyle destekledikleri Trump karşısında, şimdi Joe Biden döneminin kurallarına özlem duyuyor.
ABD başkanlık seçimlerinde, Demokrat Parti’nin yapay zeka alanına aşırı kısıtlamalar getireceği endişesiyle Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ı destekleyen Silikon Vadisi şirketleri, Beyaz Saray’ın yeni dönemdeki hamlelerinden memnuniyet duymuyor.
Politico’nun konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Beyaz Saray’ın yapay zeka sektörünü kontrol altına alma yönündeki agresif ve öngörülemez girişimleri, sektör genelinde eski Başkan Joe Biden döneminin daha dengeli yaklaşımına yönelik bir nostalji dalgası yaratıyor.
Yapay zeka alanında faaliyet gösteren bir şirketin üst düzey yöneticisi, yeni modellerin pazara sunulması sürecinde hükümetin çıkardığı engelleri eleştirerek “Bu durum, fiili olarak Avrupa tarzı bir lisanslama rejimine benziyor” ifadelerini kullandı.
OpenAI yöneticilerinden biri de sektörün resmi makamlardan netlik beklediğini kaydetti.
Ancak Politico’nun haberinde, teknoloji şirketlerinin ihracat kontrolleri ya da daha sert yaptırımlarla karşı karşıya kalmamak adına Beyaz Saray’dan açıklama talep etmekten çekindiği aktarılıyor.
Yapay zeka politikaları alanında çalışan bir danışman, şirketlerin durumunu “Sanki çok ince bir buz tabakası üzerinde yürüyorlar” sözleriyle tanımlıyor.
Yönetimden yeni kontrollere tabi tutma talebi
Haziran ayı başında Beyaz Saray, yapay zeka modeli geliştiricilerinin yeni ürünlerini piyasaya sürmeden 30 gün önce gönüllü olarak hükümet denetimine sunmasını öngören bir kararname imzaladı.
Bloomberg’in haberine göre OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman, şirketin yeni modeli GPT-5.6’yı geniş kitlelerin kullanımına açmadan önce yalnızca sınırlı sayıdaki ortağıyla paylaşmasının hükümet tarafından talep edildiğini çalışanlarına bildirdi.
Yetkililerin en gelişmiş modellerin kapasitelerinden giderek daha fazla endişe duyduğunu belirten Altman, resmi makamların güvenlik ve kısıtlama yönündeki pozisyonlarına katılmasalar dahi şirket olarak Cumhuriyetçi yönetimle her konuda işbirliği yapmak zorunda olduklarını vurguladı.
Söz konusu modelin ilk aşamada Amazon Bedrock platformu üzerinden yalnızca 20 ortağın erişimine sunulacağı belirtiliyor.
Sektördeki kısıtlamalar yalnızca OpenAI ile sınırlı kalmıyor. Yapay zeka girişimlerinden Anthropic, ulusal güvenlik gerekçesiyle yabancı uyruklu kişilerin erişiminin engellenmesi yönündeki hükümet talimatının ardından, en gelişmiş iki ürünü Mythos 5 ve Fable 5’e yurt dışından erişimi tamamen durdurdu.
Daha sonra Reuters’ın aktardığı bilgilere göre Anthropic, resmi makamların ulusal güvenlik risklerine dayanan kısıtlama kararını kısmen esnetmesiyle Claude Mythos 5 modeline güvenilir bulunan 100’den fazla ABD’li kuruluş ve şirketin erişebileceğini duyurdu.
Beyaz Saray Sözcüsü Liz Houston konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Başkan Trump, ABD’nin yapay zeka ve diğer öncü teknolojilerdeki küresel liderliğini koruma hedefini açık ve net bir şekilde defalarca dile getirdi. Başkan Trump ve tüm yönetim, Amerika’nın dünyanın lider inovasyon merkezi konumunu güçlendirmeye devam edecek” ifadelerini kullandı.
Biden yönetiminin eski teknoloji danışmanlarından Saif Khan ise Trump ekibinin adımlarını aşırı olarak nitelendirdi. Khan, mevcut durumu “Kararların neredeyse hislere dayanarak alındığı, neyin onaylanıp neyin onaylanmayacağının belirsiz olduğu şeffaf olmayan bir sistemle karşı karşıyayız” sözleriyle eleştirdi.
Bu yeni yaklaşımın yapay zeka sektörüne, Biden döneminde planlanan ve belirli ülkelere yönelik çip ile model ağırlıklarını kapsayan ihracat kontrollerinden çok daha büyük zarar verdiğini belirten Khan, mevcut uygulamaların yeni ürünlerin piyasaya sürülmesinde neredeyse tam bir duraklamaya yol açtığını kaydetti.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa5 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Ortadoğu2 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Rusya2 hafta önceRFKP Lideri Zyuganov: Rusya’da sol dönüş kaçınılmaz












