Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski CIA yetkilileri: ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesi yakın

Yayınlanma

Eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) görevlileri Larry Johnson ve Ray McGovern, 30 Ocak 2026 tarihinde katıldıkları bir yayında ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri saldırısının zamanlamasını, lojistik engellerini ve muhtemel bölgesel sonuçlarını analiz etti.

Eski CIA analisti Larry Johnson, Andrew Napolitano’nun podcast yayınında ABD yönetiminin İran’a yönelik bir askeri operasyon hazırlığı içinde olduğunu ve bu saldırının çok yakın bir tarihte gerçekleşebileceğini belirtti.

Johnson, “Gözlemlerime ve kaynaklarıma dayanarak, saldırının bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta içinde gerçekleşebileceğine inanıyorum. Trump bu karardan vazgeçirilmediği sürece saldırı yakındır” ifadelerini kullandı.

İran’ın bu olasılığa karşı tutumunun net olduğunu vurgulayan Johnson, Tahran yönetiminin bölgedeki ABD üslerine saldıracağını, Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını ve İsrail’i hedef alacağını açıkça beyan ettiğini kaydetti.

Johnson, operasyonun önündeki en büyük engellerden birinin bölge ülkelerinin hava sahası kısıtlamaları olduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Trump yönetimine hava sahalarının İran’a saldırı amacıyla kullanılmasına izin vermeyeceklerini bildirdiklerini söyleyen Johnson, “Aynı durum Irak için de geçerli. ABD ya bu ülkeleri görmezden gelerek hava sahalarını ihlal edecek ya da içeri girmek için başka bir yol bulmak zorunda kalacak” dedi.

Bölgedeki askeri yığınağın geçen yılın haziran ayına kıyasla çok daha büyük olduğunu belirten Johnson, durumun ciddiyetini koruduğunu vurguladı.

Askeri operasyonun teknik detaylarına değinen Larry Johnson, uçak gemilerinin kapasitesinin sınırlı olduğunu ve İran’ın kıyı savunma füzelerinin menzilinden uzak durmak zorunda kalacaklarını belirtti.

Johnson, “Uçak gemileri F-35 ve F-18 uçaklarını taşıyabiliyor ancak bu uçakların fırlattığı füzelerin menzili yaklaşık bin kilometre ile sınırlı. İran’ın elinde gemilere karşı kullanabileceği çok sayıda insansız hava aracı ve füze bulunuyor” şeklinde konuştu.

ABD muhriplerinin hava savunma füzelerinin sınırlı sayıda olduğunu hatırlatan Johnson, mühimmat ikmali için Bahreyn gibi limanların kullanılması gerektiğini ancak bu limanların İran tarafından kapatılma riski altında olduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının küresel bir ekonomik krize yol açabileceğini kaydeden Johnson, İranlı generallerin ve dışişleri bakanının bu konuda kararlı olduklarını belirtti.

Johnson, “İranlılar bu konuda oyun oynamıyor. Batı, İran’ı sürekli zayıf olarak nitelendirdiği için bu süreç devam ediyor. Eğer ABD bu saldırıyı başlatırsa, İran nükleer silah üretmeme kararını gözden geçirebilir. Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi, nükleer silaha sahip olanlara kimsenin dokunmadığını görüyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya-Ukrayna savaşında enerji altyapısına yönelik geçici ateşkes

Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmalarda, aşırı soğuk hava koşulları nedeniyle enerji tesislerine yönelik saldırılarda geçici bir duraklamaya gidildiği bildirildi.

Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den Kiev ve diğer şehirlerdeki enerji sistemlerine bir hafta boyunca ateş etmemesini talep ettiği, Putin’in de bu talebi kabul ettiği belirtildi.

Larry Johnson, Rusya’nın enerji sahalarına yönelik saldırıları 1 Şubat tarihine kadar durdurmayı kabul ettiğini ancak diğer askeri hedeflere yönelik insansız hava aracı saldırılarının devam ettiğini kaydetti.

Ray McGovern ise Rusya’nın ABD ile daha iyi bir ilişki kurmaya öncelik verdiğini ancak İran’a yönelik olası bir saldırının bu süreci tamamen durdurabileceğini ifade etti.

McGovern, “Eğer ABD, İsrail ile birlikte veya tek başına İran’a saldırırsa, Rusya ile olan tüm diyalog zeminleri ortadan kalkar. Rusların böyle bir saldırıya tahammül edebileceğini sanmıyorum” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in ABD’den yüzde 100 güvenlik garantisi aldığı yönündeki açıklamalarını “saçmalık” olarak nitelendiren McGovern, ABD’nin Ukrayna’nın geri kalanı için böyle bir garanti vermeyeceğini, ancak müzakerelerde Zelenskiy’in bu tür iddialarda bulunmasına göz yumulduğunu belirtti.

Yeni START Antlaşması ve nükleer silahsızlanma krizi

Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması’nın (Yeni START) süresinin 5 Şubat tarihinde dolacak olması, uluslararası güvenlik gündeminin en kritik maddelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Ray McGovern, Putin’in antlaşmayı bir yıl daha uzatma teklifine Trump yönetiminin henüz resmi bir yanıt vermediğini hatırlattı.

McGovern, “Eğer Trump bu antlaşmayı yenileyemezse, Ruslar bunu Trump’ın kendi kararlarını verebilen bir lider olmadığı şeklinde yorumlayacaktır. Bu durum askeri-endüstriyel kompleksin kontrolünde olduğunu gösterir ve Ukrayna müzakerelerini de doğrudan etkiler” uyarısında bulundu.

Larry Johnson, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Ukrayna’daki çatışmanın sadece toprak meselesi olmadığını, asıl sorunun NATO’nun genişlemesi ve Batı ile olan kapsamlı hesaplaşma olduğunu vurguladığını belirtti.

Johnson, “Lavrov, bu çatışmanın kök nedeninin NATO olduğunu ve nihayetinde bu meselenin çözülmesi gerektiğini ifade etti” dedi.

Rus yetkililerin antlaşmanın sona ermesine sadece birkaç gün kala yaptıkları açıklamalarda konunun önemine dikkat çektiklerini belirten Johnson, ABD’nin barış konusunda ciddi olduğunu göstermek için yaptırımların kaldırılması gibi somut adımlar atması gerektiğini kaydetti.

ABD iç siyasetinde istihbarat ve kolluk kuvvetleri tartışması

Yayında, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) Tulsi Gabbard’ın Atlanta yakınlarındaki bir depoda 2020 seçimlerine ait oy pusulalarının arandığı FBI baskınında görülmesi de tartışıldı.

Larry Johnson, bir ulusal istihbarat direktörünün kolluk kuvvetlerinin operasyonunda yer almasının alışılmadık bir durum olduğunu belirtti. Johnson, “Ulusal istihbarat, kolluk kuvvetlerinden uzak durmalıdır. Bu bir delil toplama sürecidir, istihbarat toplama süreci değil. Gabbard’ın orada olması oldukça tuhaf” ifadelerini kullandı.

Ray McGovern ise DNI’nın FBI faaliyetleri üzerinde, özellikle yabancı müdahalesi söz konusu olduğunda belirli bir yetkisi olabileceğini kaydetti.

McGovern, “Eğer arama emrine dayanak teşkil eden yeminli beyanda yabancı bir müdahale şüphesi belirtilmişse, Gabbard’ın orada bulunması hukuki bir zemine oturabilir. Ancak bu beyana ulaşmadan kesin bir şey söylemek mümkün değil” dedi.

Johnson, 2020 seçimlerine ilişkin yabancı müdahale iddialarının çoğunun dezenformasyon olduğunu, asıl odaklanılması gerekenin ülke içindeki usulsüzlük kanıtları olduğunu sözlerine ekledi.

İsrail’in nükleer kapasitesi ve İran’ın nükleer programı arasındaki çifte standartlara değinen Ray McGovern, ABD hükümetinde bu konunun tartışılmasının fiilen yasak olduğunu belirtti.

McGovern, “İsrail bizim en yakın müttefikimiz olarak görülüyor ve her türlü eleştiriden muaf tutuluyor. John F. Kennedy, İsrail’in nükleer silah sahibi olmasını engellemeye çalışan son liderdi” dedi.

ABD’nin yeni yayımlanan ulusal savunma stratejisinde İran’ın nükleer silah çalışmalarına yeniden başlama “olasılığını düşünebileceği” ifadesinin yer aldığını kaydeden McGovern, bunun İran’ın halihazırda böyle bir çalışma yürütmediğinin itirafı olduğunu savundu.

McGovern, İran’ın nükleer silah üretmeme yönünde dini bir fetvası olduğunu ve mevcut caydırıcılık kapasitesinin kendileri için yeterli olduğunu ifade etti.

Ancak olası bir saldırı durumunda bu caydırıcılığın saldırgan bir kapasiteye dönüşebileceği uyarısında bulunan McGovern, “İran’a yapılacak bir saldırı, İsrail’in yıkımına yol açabilecek bir süreci tetikleyebilir. Batı’daki karar vericilerin bunu neden anlamadığını kavramak güç” şeklinde konuştu.

Yayının sonunda, Abu Dabi’de yürütülen müzakerelerin ciddiyeti ve kapsamı ele alındı.

Larry Johnson, bu görüşmelerin savaşı bitirmekten ziyade askeri ve güvenlik meselelerine odaklandığını belirtti.

Rus yetkililerin Avrupa’nın tutumuna karşı sert eleştirilerde bulunduğunu söyleyen Johnson, “Rusya tarafında Trump yönetimine karşı başlangıçta var olan iyimserlik yerini şüpheye bırakmaya başladı. ABD’nin iyi niyet göstergesi olarak bazı üst düzey Rus yetkililer üzerindeki yaptırımları kaldırması gibi somut adımlar atması bekleniyor” dedi.

Uzmanlar, önümüzdeki haftanın hem Ortadoğu hem de Doğu Avrupa’daki krizlerin seyri açısından belirleyici olacağını vurguladı.

Yeni START Antlaşması’nın akıbeti ve İran’a yönelik olası askeri hamlelerin, 2026 yılının küresel güvenlik dengelerini şekillendireceği kaydedildi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English