Ortadoğu
Filistinli işçi yasağının faturası

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, İsrail’in 7 Ekim sonrası Filistinli işçilerin İsrail’e girişine izin vermemesinin ekonomik maliyetine odaklanıyor. Bu uygulamanın hem Filistin topraklarında hem İsrail’in inşaat başta olmak üzere çeşitli sektörlerinde hissedilen olumsuz etkisinin kalıcı olabileceği değerlendiriliyor:
***
İsrail’in Filistinli İşçilere Uyguladığı Yasak Her İki Ekonomiye de Zarar Veriyor
Bu sancılı ayrışma, Gazze’deki savaşın ilişkileri kalıcı olarak koparması halinde her iki tarafı nelerin beklediğine dair fikir veriyor.
Galit Altstein
Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan inşaat işçisi Fadi Sajdia için Müslümanların kutsal ayı Ramazan, her gün oruç tutulan ve geceleri ziyafet çekilen bir zaman olmalı. Ancak Ekim ayında Hamas’ın İsrail’in güneyinde gerçekleştirdiği katliama kadar İsrail’de çalışan 150.000 Filistinli gibi o da işsiz.
“Ailemin geçimini sağlayan tek kişi benim” diyor 37 yaşındaki Sajdia: “Artık sadece temel ihtiyaçlarımızı alabiliyoruz.”
İsrail’in dört bir yanındaki şantiyeler, Filistinli işçilere yönelik yasak görünürde bir son olmadan devam ettiği için boş duruyor. İnşaat sektörünü ekonomik krizin merkez üssü haline getiren bu durum, Gazze’deki savaşın istikrarsız bağları kalıcı olarak koparması halinde her iki tarafı nelerin beklediğine dair fikir veriyor.
İki ekonomi arasındaki sancılı ayrışma, Filistin toprakları için can simidini tehdit ederken İsrailli inşaatçıları yurtdışında işgücü aramaya itti – sektör tahminlerine göre işgücündeki bu değişimin tamamlanması en iyi ihtimalle bir yıl sürecek. Savaştan önce İsrail’de istihdam edilen Filistinlilerin üçte ikisinden fazlası inşaat sektöründe çalışıyordu.
Gazze’deki savaşı tetikleyen 7 Ekim Hamas saldırısının ardından İsrailli yetkililer güvenlik kaygıları nedeniyle Batı Şeria ile olan sınırları tamamen kapattı. Hükümet o tarihten bu yana başta Hindistan ve Sri Lanka’dan olmak üzere İsrail’e girişine izin verilen yabancı işçi kotasını üç kat artırarak 65 bine çıkardı. Ancak şu ana kadar sadece 850 kişi geldi.
Bölünmenin her iki tarafında da kötü durum somut bir şekilde hissediliyor.
İsrail Maliye Bakanlığı inşaat, tarım ve sanayide çalışan Filistinli işçilerin yokluğunun ayda 3 milyar şekele (840 milyon dolar) mal olduğunu tahmin ediyor.
Savaşın ekonomik sarsıntıları Filistin topraklarında çok daha yıkıcı oldu ve Gazze’de insani bir kriz yaşanıyor. Orada çatışmalar hâlâ devam ediyor ve İsrail hükümeti, bu plana karşı artan küresel muhalefete rağmen, güneydeki Refah kentine asker göndererek ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Hamas’a karşı kampanyasını sürdürme sözü verdi.
Halen 17 bin Filistinlinin Yahudi yerleşimlerinde çalıştığı Batı Şeria’da işsizlik iki kattan fazla artarak %30’un üzerine çıktı.
Birleşmiş Milletler’e göre, savaştan önce Batı Şeria’da istihdam edilenlerin beşte biri İsrail’de ya da yerleşim yerlerinde çalışıyordu ve buralarda ortalama yerel ücretin iki katından fazla kazanıyorlardı. Kazançları yıllık yaklaşık 4 milyar dolardı ve bu da yerel gayri safi yurtiçi hasılanın dörtte birine denk geliyordu.
Hamas’ın Ekim ayında düzenlediği ve bin 200 kişinin öldüğü, 250 kişinin de kaçırıldığı saldırının yarattığı şok, bazı İsrailli Yahudiler arasında başka Filistinlilerin de saldırı hazırlığında olabileceği şüphesini yarattı. Hamas tarafından yönetilen Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in Gazze’ye yönelik misilleme amaçlı hava ve kara saldırıları 31, binden fazla kişinin ölümüne neden oldu.
Filistin Yönetimi tarafından yönetilen ancak hâlâ büyük ölçüde İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından kontrol edilen Batı Şeria’da gerilim tırmandı. İsrailli sivillere ve askerlere yönelik saldırıların ardından yüzlerce Filistinli IDF tarafından tutuklandı. Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddeti de artıyor.
Batı Şeria’dan gelen Filistinli işçilerin istihdamı son yirmi yılda, kısmen dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsrail’de düşük ücretli kol işçilerine olan talebe yanıt olarak giderek arttı. Geçen Ekim ayına kadar İsrail’de yaklaşık 156 bin Filistinli istihdam ediliyordu.
Gazze’den gelen işçiler için İsrail sınırı 2005 yılından beri kapalıydı. Son yıllarda en fazla 20 bin işçinin sadece sınırlı bir kısmının İsrail’e girmesine izin veriliyordu.
Görünürdeki Yol
Sorunlar ekonominin çok ötesinde. Eğer bir çözüm bulunamazsa, bu durum İsrail ve Filistin güvenlik güçleri arasındaki işbirliğini tehlikeye atabilir.
İsrail sağındaki bazı kesimler, yetkilileri bu fırsatı değerlendirmeye ve bağları koparmaya çağırıyor. Yüz bin işçinin üye olduğu küçük bir sendika olan Ulusal İşçi Federasyonu, “İsrail Filistinlileri istihdam etmeyi bırakmalı ve diğer ülkelerden vasıflı işçiler getirmeli” dedi.
Bu görüş, mevcut savaşa kadar gerilimin arttığı zamanlarda bile Filistinlilerin istihdamının korunmasından yana olan İsrail güvenlik kurumunun görüşü değil.
Şimdi ise kısmen Batı Şeria’yı istikrara kavuşturmak için Filistinlilerin dikkatli ve kademeli bir şekilde geri dönmelerini öneriyor. Şimdiye kadar Başbakan Binyamin Netanyahu’nun sağcı hükümeti, işçileri dışarıda tuttuğu için halkı arkasına almış görünüyor.
7 Ekim’den önce İsrail’deki her üç inşaat işçisinden biri Filistinlilerden oluşuyordu. İnşaat işlerinin ilk aşamalarını onlar domine ediyordu, yani onlar olmadan çok az şey ilerleyebiliyordu. İnşaat alanlarının yaklaşık %40’ı kapalı; geri kalanı ise sadece kısmen yeniden başladı.
İsrail’in altyapı sektöründe de benzer bir durum söz konusu; savaştan önce istihdam ettiği yaklaşık 10 bin Filistinli işçiye artık güvenemiyor. Gazze’den ve Lübnan’daki Hizbullah militanlarından atılan füzelerin isabet ettiği çok sayıda tesisin onarılması gerektiği için ihtiyaçlar daha da acil.
İnşaat, GSYH’nin yalnızca %6 ila %7’sini karşılasa da 2023’ün son çeyreğinde büyümede görünen neredeyse rekor düşüşün neredeyse yarısını oluşturdu.
Merkez Bankası’nın araştırma müdürü Adi Brender, “Bu, ekonominin üzerindeki bir değirmen taşı gibi, önümüzdeki yıl ya da daha uzun bir süre içinde İsrail’in GSYH’sinin %1,5-%2’sine mal olabilir” dedi. İnşaat sektöründeki gerileme, daha geniş çaplı bir toparlanmayı engelleyebilecek bir dizi faktör arasında yer alıyor.
Zincirleme Etki
İsrail’in son yirmi yılda hızla yükselen ekonomisi – büyük ölçüde gelişen yüksek teknoloji sektörü sayesinde kişi başına düşen GSYİH’si İngiltere ve Fransa’yı geçti- yolların ve konutların hızla genişletilmesini içeriyordu. Şimdi bu sektörler neredeyse durma noktasına geldiğine göre zincirleme etkileri yaygın olacak.
İnşaat sektörüne tedarik sağlayan yerel fabrikaların üçte ikisinden fazlası Ocak ayında satışlarının %50’den fazla düştüğünü bildirdi. İsrail İmalatçılar Birliği Başkanı Ron Tomer, kapanmalar, işten çıkarmalar ve “Türkiye ve Çin gibi dost olmayan ülkelerden ithalata bağımlılık” konusunda uyarıda bulundu.
Diğer bir endişe ise, halihazırda dünyanın en pahalı emlak piyasalarından biri olan bu bölgede emlak fiyatlarının hızla yükselerek kiracılar ve ev sahipleri üzerinde baskı oluşturması.
İnşaat sektöründeki sıkıntıların bulaşıcılığı, sağlam kredi kuruluşları için de risk oluşturabilir. Moody’s Investors Service’e göre inşaat ve gayrimenkul sektörleri Eylül 2023 itibariyle İsrail’in en büyük beş bankasının brüt kredilerinin %26’sını oluşturuyor.
40 yıllık bir inşaat firmasının sahibi olan Aharon Galili, 100 konutluk bir şantiyeyi kapatmak zorunda kaldı. “Hâlâ krediler için büyük faizler ödemek zorunda kalıyorum” dedi: “Ben hayatta kalabilirim ama bazıları bunu kaldıramaz.”
Ekonomik Yaralanma
Batı Şeria’da ekonomik olarak yolların ayrılması ağır bedeller ödetiyor. Bölge Eylül ortasından bu yana güvenlik tecridi altında ve İsrail’in beş ay önce Gazze’ye yönelik hava saldırıları ve neredeyse tam ablukası başladığından beri huzursuzluk arttı.
Filistin GSYİH’si 2023’ün son çeyreğinde yıllık bazda %33 daraldı. İşletmelerin üçte biri tamamen ya da kısmen kapandığını bildirdi.
Filistin Yönetimi’nin mali durumu daha da kötüleşiyor. İsrail’in kendi adına topladığı vergi gelirlerini kabul etmeyi reddetti çünkü İsrailli yetkililer hâlâ Hamas tarafından yönetilen Gazze için ayrılan fonları kesiyor. Filistin Ekonomi Bakanı Khaled al Osaily Bloomberg’e yaptığı açıklamada, sonuç olarak yönetimin çalışanlarının maaşlarının yalnızca %60’ını ödeyebildiğini söyledi.
Batı Şeria’nın daha derin bir izolasyona girmesi halinde İsrailli işletmeler ve Filistinli haneler bu durumla başa çıkmakta zorlanacak.
Şimdilik, işçilerin İsrail’e toplu dönüşüne dair bir işaret yok. İnşaat sektörüne tedarik sağlayan Termokir’in İcra Kurulu Başkanı Eli Cohen’e göre bu değişim muhtemelen kalıcı olacak.
“Bu gerçek bir kırılma noktası” dedi: “İşler yakın zamanda eski haline dönmeyecek ve bazı kısıtlamalar kaldırılsa bile bu çok sınırlı bir süreç olacak.”
Ortadoğu
“Barış Kurulu”, İsrail’in Gazze’deki işgalini genişletmesine sessiz kaldı

İsrail, geçen sene imzalanan ateşkes anlaşmasındaki “Sarı Hat” pozisyonlarına sadık kalmamasına rağmen “Barış Kurulu” işgalin genişlemesine sessiz kaldı.
Times of Israel’de (ToI) yer alan değerlendirmeye göre, Hamas’ın silahsızlanma önerisini onaylamasından birkaç saat sonra gazetecilere bilgi veren üst düzey bir ABD’li yetkili, bu önerinin uygulanmasına derhal başlanabileceğini, çünkü süreci ilerletmek için İsrail’in onayı bile gerekli olmadığını söyledi.
ABD’li yetkili, İsrail’in eylül ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze savaşını sona erdirmek için hazırladığı 20 maddelik plana zaten razı olduğunu savundu.
Tel Aviv’den sadece bu genel çerçeve içindeki taahhütlerini yerine getirmesi isteniyordu. Oysa 15 maddelik silahsızlanma planı yalnızca “Barış Kurulu” ile Hamas arasında ele alınacak bir konuydu.
Ne var ki, Başbakan Binyamin Netanyahu olaya farklı bir açıdan baktı ve silahsızlanma planına karşı çıktı.
Netanyahu, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) hem 15 maddelik hem de 20 maddelik önerilerde öngörülen hiçbir geri çekilmeyi gerçekleştirmeyeceğini vurguladı.
İsrail’in desteğinin aslında gerekli olduğunu kabul eden “Barış Kurulu”, bunun üzerine Tel Aviv’in desteğini sağlamak için yoğun bir şekilde görüşmeler yaptı.
Bununla birlikte, silahsızlanma önerisinde herhangi bir değişiklik yapılması halinde, Hamas’ın bu öneri için zorlukla kazanılan desteğini kaybetme riski ortaya çıkacaktı.
Buna bağlı olarak, ToI’ya göre “Barış Kurulu”, savaş sonrası Gazze’nin yeniden inşasının nasıl yürütüleceği konusunda önemli bir belirsizlik sergiledi ve kararlar zaman zaman duruma göre [ad hoc] alındı.
Bunun bir örneği, “Sarı Hat” demarkasyon çizgisinin tanımında görülebilir. Hamas ile Ekim 2025’te imzalanan ateşkes anlaşmasının şartları uyarınca, İsrail’in kuvvetlerini Gazze Şeridini kabaca doğu ve batı olmak üzere ikiye ayıran bu sınır çizgisine çekmesi gerekiyordu.
Bu geri çekilme sonucunda IDF, Şeridin yüzde 53’ünü kontrol altında tutmaya devam edecekti.
Fakat bu ateşkes anlaşması, Trump’ın 20 maddelik planının yalnızca ilk aşamasıydı. İkinci aşamada, Hamas’ın silahlarını teslim etmesi ve İsrail’in Gazze Şeridinden tamamen çekilmesi öngörülüyordu.
Hamas ile yürütülen ikinci aşamadaki silahsızlanma görüşmeleri tıkanınca Netanyahu, IDF’ye Gazze’nin %70’ini işgal etme talimatı verdi.
Böylece Sarı Hat, sahile doğru birkaç yüz metre ilerletildi ve Gazze Şeridinde yaşamaya zorlanan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşamak zorunda kaldığı alan daha da daraltıldı.
Ekim ayındaki ateşkesin geri çekilme şartlarının açıkça ihlal edilmesine rağmen, “Barış Kurulu” İsrail’den politikasını değiştirmesini talep etmekten kaçındı.
Bir Arap diplomatın Times of Israel’e aktardığına göre kurulun bazı yetkilileri, arabuluculuk yapan Mısır, Katar ve Türkiye’ye, Hamas’ın kurulun silahsızlanma planını kabul etmesi halinde İsrail’in bunu yapacağına dair güvence verdi.
Aylar süren müzakerelerin ardından, Hamas 30 Temmuz’da tam da bunu yaptı. Hamas’ın kademeli silahsızlandırılmasına ilişkin onaylanan öneri, İsrail’den “Şarm Şeyh Protokolü kapsamında kalan tüm taahhütleri gecikme olmaksızın tam olarak yerine getirmesini” gerektiriyor.
Bu protokol, 2025 ateşkes anlaşmasının adı ve diğer hususların yanı sıra İsrail’in Sarı Hat’a geri çekilmesini öngörüyor.
Öte yandan Times of Israel şu soruları soruyor: “Peki, hangi Sarı Hat? İsrail’in Gazze Şeridi’nin %53’ünü kontrol altında tuttuğu ilk Sarı Hat mı, yoksa İsrail’e bölgenin %60 ila %70’ini kontrol etme imkânı veren daha yeni olanı mı?”
“Barış Kurulu”nun Gazze’deki baş temsilcisi Nikolay Mladenov, pazar günü Kanal 12’a verdiği mülakatta bu konuya ilişkin bazı açıklamalarda bulunurken, bazı soruları da yanıtsız bıraktı:
“İsrail şu anda Sarı Hat’ta bulunuyor. Askerleri orada konuşlanmış durumda. Bizim talebimiz, IDF’nin askerlerini Sarı Hat’tan daha ileriye konuşlandırmamasıdır. Askerlerin bu mevzilerde kalmasını istiyoruz.”
“Barış Kurulu” sözcüsü, Mladenov’un açıklamalarının ötesinde daha fazla ayrıntı vermeyi reddetti.
Gelgelelim, isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan ve konuyu yakından bilen bir kaynak, İsrail’in son aylarda Sarı Hattı kaydırmış olabileceğini ama askerlerinin bu çizgiyle birlikte hareket etmediğini söyledi.
Kaynak, bunun yerine askerlerin orijinal Sarı Hat’ın ötesine uzanmayan mevzilerde kaldıklarını iddia etti.
Bununla birlikte, bir İsrailli yetkili ve arabuluculuk yapan ülkelerden birine mensup bir Arap diplomat bu iddiayı yalanlayarak, IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın çok ötesinde konuşlanmış birlikleri olduğunu vurguladı.
Arap diplomat, silahsızlanma önerisinin hayata geçirilmesi için İsrail’in bu güçleri orijinal Sarı Hat’a geri çekmek zorunda kalacağını söyledi.
İsrailli yetkili ise, Hamas silahsızlanmaya başlayana kadar IDF’nin orijinal Sarı Hat’ın ötesindeki mevzilerini koruyacağını belirtti.
İsrail’in kendisinin kabul ettiği şartlara göre, Hamas’ın silahsızlanmaya başlamasından önce, Ekim 2025 ateşkes anlaşması kapsamındaki tüm taahhütlerini yerine getirmesi gerekiyor.
Süreci daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus ise, bu taahhütlerin “Barış Kurulu” tarafından tam olarak kamuoyuna açıklanmamış olmasıdır.
Bu taahhütlerin çoğu, Ekim 2025 ateşkes anlaşmasının gizli bir insani yardım ekinde yer alıyor ve bu ek, geçtiğimiz yıl boyunca yalnızca kısmen sızdırılmış durumda.
Diplomat, bu taahhütlerin arasında her gün 600 kamyonluk insani yardımın Gazze’ye girişinin kolaylaştırılması; sınır geçişlerindeki faaliyetlerin genişletilmesi; yakıt, barınak ve tıbbi malzemelere erişimin artırılması; ve kritik altyapı onarımlarına izin verilmesi yer aldığını belirterek, İsrail’in bu taahhütlerin çoğunu yerine getirmediğini vurguladı.
İnsani taahhütlerin yanı sıra, “Barış Kurulu”nun İsrail’den hâlâ beklediği diğer adımlar arasında, Gazze Şeridinin yönetiminde Hamas’ın yerini almakla görevli Filistinli teknokratik komitenin yanı sıra, bölgenin güvenliğini sağlamak ve silahsızlanma önerisini kolaylaştırmaktan sorumlu Uluslararası İstikrar Gücü’nün Gazze’ye girişine izin verilmesi yer alıyor.
Arap diplomat, İsrail’in ayrıca yeni Filistin polis gücüne katılacak birkaç bin aceminin eğitim için Mısır’a gitmesine hâlâ izin vermediğini belirtti.
Konuya yakın bir kaynak, İsrail’in en önemli talebinin (Gazze’deki askeri operasyonların durdurulması) halihazırda yerine getirildiğini belirtti.
Netanyahu başlangıçta bu talebe direndi ve Hamas’ın silahsızlanma planını onaylamasının hemen ardından gelen hafta sonu boyunca Gazze genelinde bir dizi büyük çaplı saldırı emri verdi.
Fakat 3 Ağustos’tan bu yana bu saldırılar azaldı.
Arap diplomat, kurulun şimdi de Hamas’ın Gazze Şeridi genelinde kendi askeri operasyonlarını durdurarak aynı yolu izlemesini beklediğini söyledi.
Diplomat, bunların arasında Gazze sokaklarına silahlı ve üniformalı kişilerin konuşlandırılmasının da yer aldığını belirterek, Hamas’ın Netanyahu’nun silahsızlanma planını kamuoyu önünde reddetmesine tepki olarak bu tür güç gösterilerini yoğunlaştırdığını iddia etti.
Trump yönetimi, Netanyahu’nun teklife karşı kamuoyuna yönelik söylemlerinden pek rahatsız olmamış görünüyor.
Üst düzey bir ABD’li yetkili, gazetecilere başbakanın yaklaşan seçimler öncesinde yalnızca sağcı tabanını memnun etmeye çalıştığını söyledi.
ABD’li yetkili, daha önemli olanın, saldırıların durdurulması gibi başbakanın “sessizce onayladığı” adımlar olduğunu savundu.
Fakat Arap diplomat, İsrail’den hâlâ atılması gereken uzun bir adımlar listesine dikkat çekti ve bunların hepsinin 27 Ekim’deki seçimlerden önce yerine getirileceğine dair şüphelerini dile getirdi.
Gazetecilere brifing veren üst düzey ABD’li yetkili, İsrail’in 15 maddelik planı onaylamasının gerekli olmadığını savunmaya çalışsa da, belgenin metni aksini gösteriyor.
Belgede, “Bu Yol Haritasının zaman çizelgesi ve uygulama mekanizmaları, tüm tarafların Yol Haritasını onaylamasından sonraki 14 gün içinde hazırlanacaktır” deniyor.
Bir “Barış Kurulu” yetkilisi, başlangıçta Times of Israel gazetesine, Hamas’ın 30 Temmuz’da planı onaylamasının bu 14 günlük süreyi başlattığını iddia etmişti.
Fakat bir gün sonra aynı yetkili bu iddiasından geri adım atarak, 14 günlük sürenin ancak İsrail’in tam olarak plana katılmasıyla başlayacağını vurguladı.
“Barış Kurulu”, bu ilk sürenin başladığını henüz kamuoyuna açıklamadı.
Arap diplomat ise arabulucuların, muhtemelen uymayabilecekleri bir zaman çizelgesine bağlı kalmak istemedikleri için bir duyurudan tamamen vazgeçilebileceğini belirtti.
Ortadoğu
Mısır ile Libya 1 milyar dolarlık boru hattı için çalışmalara başladı

Mısır ve Libya, Libya ham petrolünü rafine edilmek üzere Mısır’a taşıyacak 1 milyar dolarlık bir petrol boru hattı projesini incelemeye başladı.
Bloomberg’in isimsiz bir hükümet kaynağına atıfta bulunarak bildirdiğine göre, iki ülke, Mısır’ın İskenderiye kentiyle Libya’nın Tobruk kentini birbirine bağlayacak 800 kilometrelik bir boru hattının inşasına yönelik ortak bir proje için finansman seçeneklerini değerlendiriyor.
Bu boru hattı, öncelikle Libya ham petrolünü İskenderiye’deki rafinerilere taşıyacak.
Yetkili, hükümetlerin ayrıca Libya’nın ihracat kapasitesini ve Mısır’daki rafinerilerin kapasitelerini göz önünde bulundurarak bir uygulama planı üzerinde çalıştıklarını ve boru hattının nihai kapasitesini belirlemeye çalıştıklarını belirtti.
Yetkili, bu boru hattının Libya’nın ham petrol üretimini artırmasına yardımcı olabileceğini ve aynı zamanda Mısır’ın iç pazarı için petrol ve petrol ürünlerine daha fazla erişim imkânı sağlayabileceğini belirtti.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi’ne göre, OPEC üyesi Libya, yaklaşık 48 milyar varil ile Afrika’nın en büyük petrol rezervlerine sahip.
Libya Ulusal Petrol Şirketi’ne (NOC) göre, ülke temmuz ayında 41 milyon varilden fazla petrol üretti (günde 1,32 milyon varilin üzerinde) ve NOC Başkanı Mesud Süleyman’a göre, üretimi günde 1,5 milyon varile çıkarmayı hedefliyor.
Mısır için bu boru hattı, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran savaşı nedeniyle bölgenin petrol tedarikinde yaşadığı büyük aksaklıklarla boğuşurken ek bir ham petrol kaynağı sağlayabilir.
Mısır, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın en kalabalık ülkesi ve önemli bir emtia ithalatçısı. Veri şirketi CEIC’e göre, 2025 yılında Mısır’ın doğrudan ham petrol ithalatı ortalama günlük 41.625 varil civarındaydı.
Bir hükümet yetkilisi 29 Mart’ta Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Mısır’ın İran savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanması nedeniyle Kuveyt ham petrol arzının askıya alınmasını telafi etmek için ayda en az 1 milyon varil Libya petrolü ithal etmeyi hedeflediğini belirtmişti.
Kuveyt, nisan ayında bazı ham petrol ihracatları için mücbir sebep ilan etmişti. Fakat o zamandan beri üretimi artırdı ve ihracata yeniden başladı.
Merkezi Halk Seferberliği ve İstatistik Kurumu’na göre, ülkenin 2026 yılının ilk çeyreğinde toplam yakıt ithalat faturası, geçen yılın aynı dönemindeki 4,8 milyar dolara kıyasla %14 artışla 5,5 milyar dolara ulaştı.
Boru hattı planı, Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında, petrol arıtma, doğalgaz ve elektrik alanlarında işbirliğinin genişletilmesine yönelik görüşmelerin ardından ortaya çıktı.
Ortadoğu
ABD, Suriye’de kalan nükleer materyalin çıkarılmasına aracılık ediyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), ABD yönetiminin Suriye ve İsrail ile mutabakata varmasının ardından, Suriye’deki gizli bir tesiste depolanan nükleer materyali yakında buradan kaldıracak.
Axios’ta yer alan habere göre Trump yönetimi ve IAEA, söz konusu hassas tesisle ilgili olarak İsrail, Suriye ve hatta muhtemelen Türkiye’yi de içine alan bir gerginliğin tırmanmasını önlemek ve materyali güvence altına almak için acilen diplomatik bir anlaşmaya varmaya çalıştı.
ABD’li yetkililer, bu olayın Başkan Donald Trump’ın Suriye’ye yönelik yaklaşımını teyit ettiğini ve ABD’nin yeni Suriye hükümetiyle olan yakın ilişkilerini, potansiyel bir krizi etkisiz hale getirmek için nasıl kullandığını gösterdiğini belirtiyor.
Tesisle ilgili olarak aylarca süren ve birkaç hafta önce bir çözüme ulaşılan dramatik, perde arkasındaki tehdit ve diplomasi alışverişi gizli tutuldu.
Esad yönetimi, gizli El-Kibar reaktörünü merkezine alan gizli bir nükleer program geliştirmişti.
İsrail’in 2007 yılında reaktörü bombalamasının ardından Suriye’nin nükleer programı büyük ölçüde yok edildi.
Fakat birkaç araştırma-geliştirme ve depolama tesisi kaldı ve bunlar çoğunlukla faal değildi.
Esad hükümetinin düşüşünün ardından IAEA, yeni Şam hükümetiyle bir anlaşma imzaladı.
Bu anlaşma, IAEA’nın El-Kibar reaktörünü ve Suriye’nin geçmişteki nükleer faaliyetleriyle bağlantılı diğer birkaç tesisi ziyaret etmesine izin verdi.
Orta Doğu Enstitüsü’nün yerleşik araştırmacısı Charles Lister, Suriye’nin yeni yönetiminin, “ülkenin uluslararası itibarını yeniden kazanma çabalarına zarar verebilecek, nükleer ve kimyasal silah dosyaları da dahil olmak üzere Esad rejiminden miras kalan hassas meseleleri çözmeye istekli olduğunu” söyledi.
İsrail’in son iki yıldır yakından izlediği tesislerden biri “Site 99” olarak adlandırılıyor.
İki İsrailli yetkiliye göre, Esad yönetimi burada El-Kibar nükleer reaktör projesinin bir parçası olan nükleer malzeme depolamıştı.
Bir ABD’li yetkili, bu malzemenin, nükleer yakıt döngüsünün bir parçası olarak daha sonra işlenip nihayetinde zenginleştirilebilen uranyum cevherinden elde edilen bir toz olan “yellowcake”i içerdiğini belirtti.
ABD’li yetkili, Esad yönetiminin El-Kibar tesisinden çıkan diğer kalıntıları ve “artıkları” da “Site 99”da depoladığını belirtti.
Bu tesisteki malzeme nükleer silah yapımında kullanılamasa da, bir “kirli bomba” yapımında kullanılabilir.
Bu, nükleer bir patlama yaratmak yerine, bir bölgeyi radyoaktif maddeyle kirletmek amacıyla radyoaktif maddeyi etrafa saçan konvansiyonel bir patlayıcı cihaz.
İsrailli yetkililer, Esad’ın düşüşünden kısa bir süre sonra İsrail Savunma Kuvvetleri’nin tesise erişimi engellemek amacıyla tesisin girişlerini bombaladığını belirtti.
Bir ABD’li yetkili, İsrail ve ABD’nin bir yılı aşkın süredir “Site 99” ile başa çıkmanın en iyi yolunu tartıştıklarını söyledi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi ile İsrail Başbakanlık Ofisi’ndeki muadili kurumun üst düzey yetkilileri, bu konu üzerinde yakın işbirliği içinde çalışıyorlar.
Bir İsrailli yetkiliye göre, İsrail, Trump yönetimine bu tesiste nükleer malzemenin kalmasına müsamaha göstermeyeceğini açıkça belirtti.
İsrailli yetkililer, nükleer malzemenin kaldırılmaması veya Suriye’nin bu malzemeye erişmeye çalıştığına dair işaretler olması halinde İsrail’in tesisi tekrar bombalamakla tehdit ettiğini bile söylediler.
Bir ABD’li yetkili, İsraillilerin endişeli olsalar da hiçbir zaman tesisi bombalamanın eşiğine gelmediklerini belirtti.
Sonunda, bir ABD’li yetkiliye göre, ABD ve İsrail, en iyi yaklaşımın malzemenin kaldırılması için Suriye hükümetinden “onay” almak olduğu konusunda anlaştılar.
Kaynaklara göre, Trump yönetimi konuyu Suriye hükümetine gündeme getirdiğinde, Suriyeli yetkililer tesiste nükleer malzeme bulunduğundan haberdar olmadıklarını söylediler.
Bir ABD’li yetkili, “ABD, İsrail ve Suriye’de bu durumdan haberdar olan çok az kişi vardı,” dedi.
Aynı yetkili, ABD’nin Esad sonrası rejimle verimli bir ilişki kurduğunu belirtti. ABD’li yetkili, “Suriyelilerle çeşitli konularda işbirliği yaptığımızda, onlar iyi ortaklar oluyorlar,” dedi.
İsrailli ve ABD’li yetkililere göre, birkaç hafta önce bölgeyi izleyen İsrailliler, yeni Suriye hükümetinin mutabakatlardan caydığı ve nükleer malzemeye erişmeye çalıştığı şüphesini uyandıran hareketler tespit etti.
İsrailliler, Türkiye’nin Suriye hükümetine nükleer malzemeye ulaşmasında yardım ettiği konusunda bile endişeliydi.
Bir ABD’li yetkili, “İsrailliler her zaman her şeyi titizlikle inceliyorlar; her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için bunu yapıyorlar ve bu iyi bir şey,” dedi.
Trump yönetimi, İsrail’den herhangi bir adım atmamasını istedi ve IAEA’yı devreye soktu.
Sonuç olarak, üç hafta önce IAEA ile Suriye hükümeti arasında, tesisten nükleer malzemenin kaldırılmasına yönelik bir anlaşma imzalandı.
ABD’li yetkililer, “Site 99”deki çalışmaların hâlâ devam ettiğini belirtiyor. Malzemeler henüz kaldırılmadı.
Fakat ABD’li yetkili, “Sonuçtan herkesin memnun olduğunu düşünüyoruz. Umuyoruz ki yakında kaldırma sürecini başlatabilir ve yıl sonuna kadar tamamlayabiliriz,” dedi.
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Ortadoğu3 gün önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta öncePekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor
Ortadoğu2 hafta önceYemen güçleri Saada semalarında Suudi Arabistan’a ait Vestel Karayel İHA’sını vurdu
Asya1 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi











