Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Filistinli işçi yasağının faturası

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, İsrail’in 7 Ekim sonrası Filistinli işçilerin İsrail’e girişine izin vermemesinin ekonomik maliyetine odaklanıyor. Bu uygulamanın hem Filistin topraklarında hem İsrail’in inşaat başta olmak üzere çeşitli sektörlerinde hissedilen olumsuz etkisinin kalıcı olabileceği değerlendiriliyor:

***

İsrail’in Filistinli İşçilere Uyguladığı Yasak Her İki Ekonomiye de Zarar Veriyor

Bu sancılı ayrışma, Gazze’deki savaşın ilişkileri kalıcı olarak koparması halinde her iki tarafı nelerin beklediğine dair fikir veriyor.

Galit Altstein

Batı Şeria’nın Ramallah kentinde yaşayan inşaat işçisi Fadi Sajdia için Müslümanların kutsal ayı Ramazan, her gün oruç tutulan ve geceleri ziyafet çekilen bir zaman olmalı. Ancak Ekim ayında Hamas’ın İsrail’in güneyinde gerçekleştirdiği katliama kadar İsrail’de çalışan 150.000 Filistinli gibi o da işsiz.

“Ailemin geçimini sağlayan tek kişi benim” diyor 37 yaşındaki Sajdia: “Artık sadece temel ihtiyaçlarımızı alabiliyoruz.”

İsrail’in dört bir yanındaki şantiyeler, Filistinli işçilere yönelik yasak görünürde bir son olmadan devam ettiği için boş duruyor. İnşaat sektörünü ekonomik krizin merkez üssü haline getiren bu durum, Gazze’deki savaşın istikrarsız bağları kalıcı olarak koparması halinde her iki tarafı nelerin beklediğine dair fikir veriyor.

İki ekonomi arasındaki sancılı ayrışma, Filistin toprakları için can simidini tehdit ederken İsrailli inşaatçıları yurtdışında işgücü aramaya itti – sektör tahminlerine göre işgücündeki bu değişimin tamamlanması en iyi ihtimalle bir yıl sürecek. Savaştan önce İsrail’de istihdam edilen Filistinlilerin üçte ikisinden fazlası inşaat sektöründe çalışıyordu.

Gazze’deki savaşı tetikleyen 7 Ekim Hamas saldırısının ardından İsrailli yetkililer güvenlik kaygıları nedeniyle Batı Şeria ile olan sınırları tamamen kapattı. Hükümet o tarihten bu yana başta Hindistan ve Sri Lanka’dan olmak üzere İsrail’e girişine izin verilen yabancı işçi kotasını üç kat artırarak 65 bine çıkardı. Ancak şu ana kadar sadece 850 kişi geldi.

Bölünmenin her iki tarafında da kötü durum somut bir şekilde hissediliyor.

İsrail Maliye Bakanlığı inşaat, tarım ve sanayide çalışan Filistinli işçilerin yokluğunun ayda 3 milyar şekele (840 milyon dolar) mal olduğunu tahmin ediyor.

Savaşın ekonomik sarsıntıları Filistin topraklarında çok daha yıkıcı oldu ve Gazze’de insani bir kriz yaşanıyor. Orada çatışmalar hâlâ devam ediyor ve İsrail hükümeti, bu plana karşı artan küresel muhalefete rağmen, güneydeki Refah kentine asker göndererek ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Hamas’a karşı kampanyasını sürdürme sözü verdi.

Halen 17 bin Filistinlinin Yahudi yerleşimlerinde çalıştığı Batı Şeria’da işsizlik iki kattan fazla artarak %30’un üzerine çıktı.

Birleşmiş Milletler’e göre, savaştan önce Batı Şeria’da istihdam edilenlerin beşte biri İsrail’de ya da yerleşim yerlerinde çalışıyordu ve buralarda ortalama yerel ücretin iki katından fazla kazanıyorlardı. Kazançları yıllık yaklaşık 4 milyar dolardı ve bu da yerel gayri safi yurtiçi hasılanın dörtte birine denk geliyordu.

Hamas’ın Ekim ayında düzenlediği ve bin 200 kişinin öldüğü, 250 kişinin de kaçırıldığı saldırının yarattığı şok, bazı İsrailli Yahudiler arasında başka Filistinlilerin de saldırı hazırlığında olabileceği şüphesini yarattı. Hamas tarafından yönetilen Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail’in Gazze’ye yönelik misilleme amaçlı hava ve kara saldırıları 31, binden fazla kişinin ölümüne neden oldu.

Filistin Yönetimi tarafından yönetilen ancak hâlâ büyük ölçüde İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından kontrol edilen Batı Şeria’da gerilim tırmandı. İsrailli sivillere ve askerlere yönelik saldırıların ardından yüzlerce Filistinli IDF tarafından tutuklandı. Yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddeti de artıyor.

Batı Şeria’dan gelen Filistinli işçilerin istihdamı son yirmi yılda, kısmen dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan İsrail’de düşük ücretli kol işçilerine olan talebe yanıt olarak giderek arttı. Geçen Ekim ayına kadar İsrail’de yaklaşık 156 bin Filistinli istihdam ediliyordu.

Gazze’den gelen işçiler için İsrail sınırı 2005 yılından beri kapalıydı. Son yıllarda en fazla 20 bin işçinin sadece sınırlı bir kısmının İsrail’e girmesine izin veriliyordu.

Görünürdeki Yol

Sorunlar ekonominin çok ötesinde. Eğer bir çözüm bulunamazsa, bu durum İsrail ve Filistin güvenlik güçleri arasındaki işbirliğini tehlikeye atabilir.

İsrail sağındaki bazı kesimler, yetkilileri bu fırsatı değerlendirmeye ve bağları koparmaya çağırıyor. Yüz bin işçinin üye olduğu küçük bir sendika olan Ulusal İşçi Federasyonu, “İsrail Filistinlileri istihdam etmeyi bırakmalı ve diğer ülkelerden vasıflı işçiler getirmeli” dedi.

Bu görüş, mevcut savaşa kadar gerilimin arttığı zamanlarda bile Filistinlilerin istihdamının korunmasından yana olan İsrail güvenlik kurumunun görüşü değil.

Şimdi ise kısmen Batı Şeria’yı istikrara kavuşturmak için Filistinlilerin dikkatli ve kademeli bir şekilde geri dönmelerini öneriyor. Şimdiye kadar Başbakan Binyamin Netanyahu’nun sağcı hükümeti, işçileri dışarıda tuttuğu için halkı arkasına almış görünüyor.

7 Ekim’den önce İsrail’deki her üç inşaat işçisinden biri Filistinlilerden oluşuyordu. İnşaat işlerinin ilk aşamalarını onlar domine ediyordu, yani onlar olmadan çok az şey ilerleyebiliyordu. İnşaat alanlarının yaklaşık %40’ı kapalı; geri kalanı ise sadece kısmen yeniden başladı.

İsrail’in altyapı sektöründe de benzer bir durum söz konusu; savaştan önce istihdam ettiği yaklaşık 10 bin Filistinli işçiye artık güvenemiyor. Gazze’den ve Lübnan’daki Hizbullah militanlarından atılan füzelerin isabet ettiği çok sayıda tesisin onarılması gerektiği için ihtiyaçlar daha da acil.

İnşaat, GSYH’nin yalnızca %6 ila %7’sini karşılasa da 2023’ün son çeyreğinde büyümede görünen neredeyse rekor düşüşün neredeyse yarısını oluşturdu.

Merkez Bankası’nın araştırma müdürü Adi Brender, “Bu, ekonominin üzerindeki bir değirmen taşı gibi, önümüzdeki yıl ya da daha uzun bir süre içinde İsrail’in GSYH’sinin %1,5-%2’sine mal olabilir” dedi. İnşaat sektöründeki gerileme, daha geniş çaplı bir toparlanmayı engelleyebilecek bir dizi faktör arasında yer alıyor.

Zincirleme Etki

İsrail’in son yirmi yılda hızla yükselen ekonomisi – büyük ölçüde gelişen yüksek teknoloji sektörü sayesinde kişi başına düşen GSYİH’si İngiltere ve Fransa’yı geçti- yolların ve konutların hızla genişletilmesini içeriyordu. Şimdi bu sektörler neredeyse durma noktasına geldiğine göre zincirleme etkileri yaygın olacak.

İnşaat sektörüne tedarik sağlayan yerel fabrikaların üçte ikisinden fazlası Ocak ayında satışlarının %50’den fazla düştüğünü bildirdi. İsrail İmalatçılar Birliği Başkanı Ron Tomer, kapanmalar, işten çıkarmalar ve “Türkiye ve Çin gibi dost olmayan ülkelerden ithalata bağımlılık” konusunda uyarıda bulundu.

Diğer bir endişe ise, halihazırda dünyanın en pahalı emlak piyasalarından biri olan bu bölgede emlak fiyatlarının hızla yükselerek kiracılar ve ev sahipleri üzerinde baskı oluşturması.

İnşaat sektöründeki sıkıntıların bulaşıcılığı, sağlam kredi kuruluşları için de risk oluşturabilir. Moody’s Investors Service’e göre inşaat ve gayrimenkul sektörleri Eylül 2023 itibariyle İsrail’in en büyük beş bankasının brüt kredilerinin %26’sını oluşturuyor.

40 yıllık bir inşaat firmasının sahibi olan Aharon Galili, 100 konutluk bir şantiyeyi kapatmak zorunda kaldı. “Hâlâ krediler için büyük faizler ödemek zorunda kalıyorum” dedi: “Ben hayatta kalabilirim ama bazıları bunu kaldıramaz.”

Ekonomik Yaralanma

Batı Şeria’da ekonomik olarak yolların ayrılması ağır bedeller ödetiyor. Bölge Eylül ortasından bu yana güvenlik tecridi altında ve İsrail’in beş ay önce Gazze’ye yönelik hava saldırıları ve neredeyse tam ablukası başladığından beri huzursuzluk arttı.

Filistin GSYİH’si 2023’ün son çeyreğinde yıllık bazda %33 daraldı. İşletmelerin üçte biri tamamen ya da kısmen kapandığını bildirdi.

Filistin Yönetimi’nin mali durumu daha da kötüleşiyor. İsrail’in kendi adına topladığı vergi gelirlerini kabul etmeyi reddetti çünkü İsrailli yetkililer hâlâ Hamas tarafından yönetilen Gazze için ayrılan fonları kesiyor. Filistin Ekonomi Bakanı Khaled al Osaily Bloomberg’e yaptığı açıklamada, sonuç olarak yönetimin çalışanlarının maaşlarının yalnızca %60’ını ödeyebildiğini söyledi.

Batı Şeria’nın daha derin bir izolasyona girmesi halinde İsrailli işletmeler ve Filistinli haneler bu durumla başa çıkmakta zorlanacak.

Şimdilik, işçilerin İsrail’e toplu dönüşüne dair bir işaret yok. İnşaat sektörüne tedarik sağlayan Termokir’in İcra Kurulu Başkanı Eli Cohen’e göre bu değişim muhtemelen kalıcı olacak.

“Bu gerçek bir kırılma noktası” dedi: “İşler yakın zamanda eski haline dönmeyecek ve bazı kısıtlamalar kaldırılsa bile bu çok sınırlı bir süreç olacak.”

Ortadoğu

Berri: Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak

Yayınlanma

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Washington’da ABD ara buluculuğunda imzalanan çerçeve anlaşmasına sert tepki göstererek, bu mutabakatı Lübnan tarihinin en ağır tavizlerinden biri olarak nitelendirdi. Berri, ülkenin ulusal egemenliğini koruma kararlılığını vurgularken, ordu komutasındaki olası bir görevden alma girişimine karşı da net bir uyarıda bulundu.

Lübnan’da hükümet yetkilileri ile İsrail arasında Washington’da ABD nezaretinde imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, başkent Beyrut’taki Meclis Başkanlığı makamı olan Ayn el-Tine Sarayı’nda derin bir huzursuzluk hakim.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile süregelen siyasi kopuşu ve anlaşmaya yönelik gösterdiği kararlı direnç, ülkedeki anayasal ve askeri dengelerin hassas bir dönüm noktasına geldiğini gösteriyor.

Meclis Başkanı Berri, Cumhurbaşkanı Avn ile olan ilişkisinin mevcut durumunu tarif ederken, “Ne o beni arıyor ne de ben onu arıyorum” ifadelerini kullandı.

Resmi açıklamaların ve diplomatik nezaket kurallarının ötesinde, Beyrut yönetiminin attığı bu adımın, Meclis Başkanı Berri’nin uzun süredir savunduğu ulusal ilkeleri çiğnediği belirtiliyor.

Berri’nin siyasi çizgisine göre, İsrail ile yapılacak her türlü müzakerenin katı ulusal ilkeler çerçevesinde yürütülmesi ve askeri alanda elde edilemeyen siyasi kazanımların masada İsrail’e altın tepside sunulmaması gerekiyor.

Lübnan Meclis Başkanı’na göre, herhangi bir müzakere sürecinin başlayabilmesi için öncelikle İsrail’in işgal altında tuttuğu tüm Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi, askeri saldırılarını sonlandırması, tutsakları serbest bırakması ve güneydeki göçmenlerin köylerine dönmesi şart koşuluyor.

Washington’da imzalanan mutabakat ise bu öncelikler sıralamasını tersine çevirerek, askeri geri çekilmeyi ucu açık siyasi ve askeri koşullara bağlıyor. Bu durumun, Lübnan’ın egemenliğini uzun yıllar boyunca ipotek altına alma riski barındırdığı ifade ediliyor.

“17 Mayıs anlaşmasından on kat daha kötü”

Meclis Başkanı Nebih Berri, Lübnan’da yayımlanan el-Ahbar gazetesine verdiği mülakatta, Washington’da varılan mutabakatı sert bir dille eleştirdi. Berri, bu uzlaşıyı Lübnan’a dayatılan bir dikte olarak nitelendirerek, “Bu anlaşma bir dayatmadır ve 17 Mayıs 1983 anlaşmasından on kat daha kötüdür” ifadelerini kullandı.

Kendisi de geçmişte Emel Hareketi lideri olarak 17 Mayıs anlaşmasına karşı yürütülen toplumsal ve siyasi direnişin öncü isimleri arasında yer alan Berri, yeni mutabakata karşı tavrını şu sözlerle pekiştirdi:

“On kez 17 Mayıs anlaşması olsun ama bu anlaşma asla olmasın.”

Lübnan halkının sokak hareketlerine veya provokasyonlara kapılmaması gerektiğinin altını çizen Berri, ülkeyi iç çatışma ve kaos sarmalına sürüklemek isteyecek odaklara fırsat verilmemesi çağrısında bulundu.

Anlaşmanın yalnızca siyasi içeriğiyle değil, Lübnan toplumunda yaratabileceği iç bölünmelerle de büyük bir tehdit oluşturduğunu kaydeden Berri, bu durumun en çok İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini vurguladı.

Siyasi mücadelenin tamamen anayasal, yasal ve ulusal zeminlerde yürütüleceğini belirten Berri, kabinedeki bakanlarının tutumuna dair şu açıklamayı yaptı:

“Emel Hareketi’ne mensup bakanlar, bu anlaşmanın ele alınacağı hiçbir bakanlar kurulu toplantısını boykot etmeyecek. Orada olacağız, mücadele edeceğiz ve net tavrımızı ortaya koyacağız.”

Meclis Başkanı Berri, Washington mutabakatının geleceğine ilişkin ise son derece kararlı konuşarak, “Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak; kendiliğinden hükümsüz kalacaktır” ifadelerini kullandı.

“Müzakerelerin gerçek adresi Amerika ve İran hattıdır”

Lübnan’ın ulusal haklarını geri alabilmesi ve İsrail’i topraklarından tamamen çıkarabilmesi için önünde tek bir gerçekçi diplomatik yol olduğunu savunan Meclis Başkanı Berri, bu adresin Washington ile Tahran arasındaki doğrudan diplomatik süreç olduğunu belirtti.

Berri, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Lübnan’ın haklarını güvence altına alacak yegane meşru ve gerçekçi zemin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında yürütülen müzakere sürecidir.”

Bu eksenin dışında, Lübnan’ın tek başına ABD ve İsrail tarafından belirlenen koşullar altında masaya oturmasının büyük bir hata olacağını kaydeden Berri, böyle bir girişimin işgali meşrulaştırmaktan ve İsrail’e sahada yeni fiili durumlar yaratması için zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramayacağını sözlerine ekledi.

“Kimse orduyla oynamaya kalkışmasın”

Son günlerde Lübnan kamuoyunda sıkça tartışılan ve Lübnan Ordusu Komutanı General Rudolf Heykel’in görevden alınacağına yönelik iddialara da doğrudan değinen Meclis Başkanı Nebih Berri, askeri vesayet ve komuta kademesine yönelik müdahalelere karşı uyarıda bulundu.

Silahlı kuvvetlerin ülkenin birliğini koruyan en önemli yapı taşı olduğunu hatırlatan Berri, şöyle konuştu:

“Hiç kimse böyle bir şaka yapmaya yeltenmesin ve hiç kimse Lübnan Ordusu ile oynamaya kalkışmasın.”

Askeri kurumun ulusal güvenliğin, toplumsal huzurun ve iç barışın teminatı olduğunu vurgulayan Berri, ordunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade etti.

Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından yayımladığı kısa mesajda Lübnan halkını uyararak, “Ey Lübnan halkı, bu bir fitnedir” diyen ve Şii inancının önemli liderlerinden İmam Ali’nin fitne dönemlerinde tarafsız kalmayı salık veren özlü sözlerine atıfta bulunan Berri, bu mesajının bazı çevreler tarafından pasif veya yumuşak bulunmasına da tepki gösterdi.

El-Ahbar gazetesinin bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Lübnan Meclis Başkanı Berri, şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu anlaşmayı doğrudan fitne olarak nitelendirmişken daha ne söylememi bekliyorsunuz? Küfür mü etmeliydim?”

Anlaşmayı “fitne” olarak adlandırmanın siyasi literatürdeki en üst düzey uyarı seviyesi olduğunu dile getiren Nebih Berri, meselenin basit bir görüş ayrılığı olmadığını, doğrudan Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve toplumsal birliğini hedef alan varoluşsal bir tehdit olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail-Lübnan anlaşmasının gizli güvenlik eki ortaya çıktı

Yayınlanma

Times of Israel gazetesi, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait olduğu belirtilen gizli bir güvenlik ekinin ayrıntılarını yayımladı. Habere göre ek metin, İsrail ordusuna Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde belirli koşullar altında operasyon düzenleme imkânı tanıyor.

İsrail basınına göre, ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan arasında geçen hafta imzalanan çerçeve anlaşmasına ait gizli bir güvenlik eki bulunuyor.

The Times of Israel’in üst düzey bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu ek, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki güvenlik bölgesinde ortaya çıkabilecek tehditlere karşı askeri harekât düzenleme serbestisini güvence altına alıyor.

Haberde, Washington’da varılan uzlaşmanın gizli eki sayesinde İsrail ordusunun bölgeden otomatik olarak çekilmeyeceğinin de kayıt altına alındığı belirtildi.

Aynı yetkili, Tel Aviv yönetiminin İran’ın olası girişimlerinin anlaşmayı sekteye uğratabileceği ihtimaline karşı temkinli davrandığını ifade etti. Bu açıklama, İsrail’in Kanal 12 televizyonunun daha önce yayımladığı haberi de doğrular nitelikte aktarıldı.

The Times of Israel’in haberine göre ana anlaşma metninde atıfta bulunulan güvenlik eki, Lübnan hükümetinin talebi üzerine kamuoyuna açıklanmadı.

Sızdırıldığı belirtilen bilgilere göre ek metnin dördüncü maddesi, İsrail ordusunun güvenlik bölgesi sınırları içinde aniden ortaya çıkan tehditlere karşı askeri operasyon düzenleme yetkisini korumasını öngörüyor.

Habere göre bu hüküm, ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerin İsrail’in Hizbullah’tan gelebilecek tehditlere müdahale kapasitesini sınırlandırabileceği yönündeki kaygılar nedeniyle Tel Aviv’in öncelikleri arasında yer alıyordu.

Aynı maddede, İsrail askerlerinin çekilme sürecinin otomatik ya da önceden belirlenmiş sabit bir takvime bağlanmayacağı konusunda İsrail ile Lübnan’ın uzlaştığı belirtiliyor.

Buna göre askeri yeniden konuşlanma, sahadaki güvenlik koşullarına bağlı olacak. Ana anlaşma metninde de çekilme sürecinin tarafların yükümlülüklerini yerine getirme düzeyine bağlı olduğu ifade ediliyor.

Haberde ayrıca cumartesi günü kamuoyuna açıklanan iki pilot çekilme bölgesinin öngörülebilir gelecekte bu kapsamda değerlendirilecek tek alanlar olacağı, uygulamanın kısa vadede genişletilmesine yönelik bir plan bulunmadığı kaydedildi.

İsrail ordusunun mevcut değerlendirmelerine göre Lübnan ordusunun gerekli eğitim ve güvenlik taramalarını tamamlamasının ardından başlangıçta belirlenen iki pilot bölgeye konuşlanması birkaç hafta sürebilir.

Bu süreçte Lübnan ordusunun söz konusu bölgelerde güvenlik sorumluluğunu devralması öngörülüyor.

Habere göre İsrailli yetkililer, İran’ın Washington ile yürüttüğü paralel diplomatik temaslar aracılığıyla süreci olumsuz etkileyebileceğinden endişe ediyor.

Aynı kaynaklar, Tahran’ın daha kapsamlı bir ABD-İran uzlaşmasının parçası olarak Washington’dan İsrail’in Güney Lübnan’dan tamamen ve koşulsuz çekilmesini talep etmesini olası bir risk olarak değerlendirdiğini aktardı.

Anlaşmaya Hizbullah’tan ret

İsrail ile Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşması, pilot uygulama kapsamında Lübnan ordusunun halen İsrail’in kontrolündeki bazı küçük alanların denetimini devralmasını ve Hizbullah’ın kademeli biçimde silahsızlandırılmasını hedefleyen bir süreci içeriyor.

Hizbullah anlaşmayı reddettiğini açıklarken, İsrail de örgüte yönelik askeri operasyonlarını sürdüreceğini duyurdu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, pazar günü yaptığı açıklamada anlaşmayı “tarihi ve önemli” sözleriyle nitelendirdi ve sahadaki askeri başarıların bu mutabakata zemin hazırladığını söyledi.

İsrail ordusunun basın biriminin aktardığına göre Zamir, “Anlaşmanın şartlarına sadık kalacağız ve başarılı olması için çalışacağız. Ancak asıl sınav, her iki tarafın da sahada sergileyeceği eylemler olacak; önümüzdeki dönem geleceğin nasıl şekilleneceğini belirleyecek” ifadelerini kullandı.

Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah ise örgütün reddettiği anlaşmanın Lübnan’da “iç çatışmaya” yol açabileceği uyarısında bulundu ve metnin sahada uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.

Fadlallah’ın açıklaması, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Lübnan devletinin çerçeve anlaşmasının uygulanmasına ilişkin “tüm sorumluluklarını üstleneceğini” ifade etmesinden bir gün sonra geldi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD ve İran teknik müzakerelere devam edecek

Yayınlanma

ABD ve İran’ın, gerçekleştirdikleri karşılıklı askeri misillemelerin ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Tarafların askeri eylemlerden kaçınma ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerinin güvenliğini sağlama konusunda anlaştığı belirtiliyor.

ABD ve İran’ın, karşılıklı askeri saldırıların ardından mutabakat muhtırasının tüm maddeleri üzerindeki teknik müzakereleri sürdüreceği bildirildi. Reuters haber ajansı ve The Hill gazetesinin Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı bilgilere göre, taraflar diplomatik kanalları açık tutma kararı aldı.

İlgili yetkili, sürece dair yaptığı açıklamada, “Her iki taraf da şimdilik aktif askeri eylemlerden kaçınacak ve gemiler Hürmüz Boğazı’nda serbestçe hareket edebilecek” ifadelerini kullandı.

Daha önce Axios portalında yayımlanan haberde, Washington ve Tahran yönetimlerinin karşılıklı saldırıları durdurma konusunda uzlaştığı ve 30 Haziran Salı günü Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geleceği aktarılmıştı.

Söz konusu haberde yer alan bilgilere göre, başlangıçta aynı gün İsviçre’de İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin gerçekleştirilmesi planlanıyordu.

Ancak son dönemde yaşanan askeri hareketlilik ve yeni karşılıklı saldırlar nedeniyle toplantının yeri değiştirilerek Doha’ya alındı.

Bu gelişmeyle birlikte müzakere gündeminin de Hürmüz Boğazı ve çevresindeki güvenlik durumuna kaydırıldığı belirtildi.

Amerikan televizyon kanalı CNN’e konuşan üst düzey bir yetkili ise barış muhtırasına yönelik teknik müzakerelerin iptal edilmediğini ve planlandığı şekilde önümüzdeki günlerde gerçekleştirileceğini ifade etti.

Yetkili, taraflar arasındaki “çatışmayı önleme kanallarının olağan seyrinde faaliyet gösterdiğini” kaydetti.

Karşılıklı saldırıların ardından değerlendirmelerde bulunan ABD Başkanı Donald Trump ise askeri harekatın yeniden tam kapsamlı hale gelmesi durumunda İran’ın varlığının tehlikeye gireceğini ifade etti.

Trump, konuya ilişkin açıklamasında, “Daha fazla mantıklı davranamayacağımız ve yarım kalan işi askeri yöntemlerle bitirmek mecburiyetinde kalacağımız bir an gelebilir” uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English