Diplomasi
FPV dronları Ukrayna’nın muharebe düzenini değiştirdi

Reuters’in analizine göre Ukrayna ordusu, insansız hava araçlarının cephede belirleyici hale gelmesiyle büyük birlikler yerine iki ya da üç kişilik dağınık timler kullanmaya başladı. Ajans, piyadenin daha çok gözetleme görevi üstlendiğini, doğrudan çatışmanın ise giderek FPV dron operatörlerine bırakıldığını aktardı.
İnsansız hava aracı teknolojilerinin cephe hattında geniş ölçekte kullanılması, Ukrayna’daki çatışmaların yapısını ve tarafların askeri taktiklerini köklü biçimde dönüştürdü.
Reuters’ın yer verdiği ve savaşın değişen niteliğini inceleyen araştırmaya göre Ukrayna ordusu, insansız hava araçlarının yarattığı gözetleme ve vuruş baskısı sebebiyle dar alanlarda personel ve ağır teknik ekipman yoğunlaştırma stratejisinden vazgeçti.
Bunun yerine, hat boyunca dağılmış küçük birliklerin öne çıktığı yeni bir hareket tarzı benimsendi.
Gelişen dron teknolojisi, tarafları geleneksel askeri doktrinlerde yer alan birlik, zırhlı araç ve topçu bataryalarını sınırlı alanlarda toplama yönteminden uzaklaşmaya zorladı.
Mevcut tabloda, cephe hattının her iki tarafında yer alan ve iki ila üç kişiden oluşan küçük askeri birimler, araziye dağıtılmış yer altı sığınaklarında varlık gösteriyor.
Doğrudan çatışma yerini FPV dronlara bıraktı
Ukrayna ordusuna bağlı “Macar’ın Kuşları” insansız sistemler tugayında görev yapan ve “Siluet” çağrı kodunu kullanan bir subay, piyade birliklerinin pozisyonlarını açık etmemek adına doğrudan sıcak çatışmaya girmekten kaçındığını aktardı.
Subay, piyadelerin temel işlevinin gözlem yapmaya evrildiğini, hedeflerin imhasında ise ağırlıklı olarak insansız hava araçlarının kullanıldığını ifade etti.
Haberde, FPV dronların hem cephe hattına yakın noktalarda hem de geride konuşlu operatörler tarafından kumanda edildiği kaydedildi. Elektronik harp sistemlerinin yarattığı sinyal kesintilerini ve engellemeleri bertaraf etmek amacıyla kumanda mekanizmasında sıklıkla fiber optik kabloların tercih edildiği bildirildi.
Saha koşullarına ilişkin bilgi veren Ukrayna askeri Sergey Krınıtskiy, personel eksikliği nedeniyle mevzilerin birbirinden oldukça uzak kaldığını ve birikim sağlanan alanlarda rotasyon gerçekleştirmenin yüksek risk taşıdığını vurguladı. Krınıtskiy, bu şartlar altında tek bir mevzide 300 günden fazla süre geçirdiğini belirtti.
Ağır zırhlıların rolü zayıfladı
Dronların kitlesel kullanımı, ağır zırhlı araçların sahadaki işlevini de değişime uğrattı. Ukraynalı askeri yetkililer, tank düellolarının fiilen imkânsız hale geldiğini ve ağır tekniklerin eski belirleyici rolünü yitirdiğini aktardı.
Dış Politika Araştırma Enstitüsü kıdemli uzmanı ve askeri analist Rob Lee, tankların artık esas olarak meskûn mahal çatışmalarında ve elverişsiz hava koşullarında destek unsuru şeklinde kullanıldığını ifade etti.
Zırhlı birlik taarruzlarının yerini küçük piyade gruplarının sızma harekâtlarına bıraktığını kaydeden Lee, bununla birlikte gelişen yeni teknolojilerin gelecekte tankların askeri önemini yeniden artırabileceğini değerlendirdi.
Rusya cephesinde insansız sistemler
Savaşın diğer tarafında yer alan Rusya Federasyonu ise 2025 yılı bünyesinde müstakil İnsansız Sistem Kuvvetlerini kurdu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, aynı yıl yaptığı açıklamada, insansız hava aracı operatörlerinin Ukrayna’ya ait askeri teknik ekipman ile tesislerin yaklaşık yarısını imha ettiğini veya kullanılamaz hale getirdiğini duyurdu.
Rusya ordusunun 2024 yılı içerisinde 1,5 milyondan fazla insansız hava aracını envanterine kattığı belirtildi.
Devlet Başkanı Putin, 19 Aralık 2025 tarihindeki yıllık değerlendirme toplantısında yaptığı konuşmada, Rus kuvvetlerinin temas hattının hemen her kesiminde dron sayısı bakımından Ukrayna unsurlarına karşı nitelik ve nicelik üstünlüğüne sahip olduğunu ifade etti.
Diplomasi
Trump yönetiminden Mali’ye askeri müdahale planı

The Washington Post’a konuşan kaynaklara göre Trump yönetimi, Mali’de El Kaide’ye karşı askeri operasyon düzenlemeyi değerlendiriyor. Karar alınırsa Mali, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden sonra ABD’nin saldırı düzenlediği sekizinci ülke olacak; ancak Washington’da operasyon konusunda görüş birliği yok.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Mali’de El Kaide’ye karşı askeri operasyon düzenleme seçeneğini değerlendiriyor. The Washington Post’a konuşan konuya vakıf kaynaklara göre kararın onaylanması halinde Mali, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden sonra ABD ordusunun saldırı düzenlediği sekizinci ülke olacak.
ABD ordusu bu dönemde Yemen, Somali, Suriye, İran, Irak, Nijerya ve Venezuela’ya saldırılar düzenledi.
The Washington Post’un görüştüğü kaynaklar, üst düzey ABD yetkilileri arasında Mali’ye operasyon düzenlenip düzenlenmemesi konusunda görüş birliği olmadığını aktardı.
Güç kullanımını savunan isimler arasında, Ulusal Güvenlik Konseyi’nde terörle mücadele konularından sorumlu kıdemli direktör Sebastian Gorka öne çıkıyor.
Beyaz Saray, Mali’de askeri operasyon planlarına ilişkin açıklama yapmadı. Ancak Sahel’deki terörün, Sahra’nın güneyinde uzanan geniş yarı çöl bölgesini aşan “çok uluslu bir sorun” olduğunu belirtti.
Sahel Devletleri İttifakı Mali, Burkina Faso ve Nijer’den oluşuyor. Bu ülkelerin tamamında ordu, son yıllarda demokratik hükümetleri devirdi. Yönetimler daha sonra Batı’yla ilişkilerini kopararak güvenlik alanında Rusya’dan yardım istedi.
Rusya Savunma Bakanlığı’nın Wagner paralı askerleri temelinde kurduğu Afrika Kolordusu da Mali’ye gönderildi.
Sahel El Kaide’si, bu yıl Rus askerlerini birçok önemli kentten çıkardı. Trump yönetiminden bir yetkili, Moskova’nın “Mali için ortak olarak etkisiz olduğunu gösterdiğini” söyledi.
ABD’li yetkili, “Diğer Afrika ülkelerinin, Rusya’nın terörle mücadeledeki korkunç sonuçlarını fark etmesini umuyoruz” dedi.
The Washington Post, ABD’nin Mali’de düzenleyeceği askeri operasyonun Rus güçleriyle çatışmaya yol açabileceğini yazdı.
Gazeteye göre Washington ile Moskova, olası çatışmaları önlemek için Suriye savaşı esnasında olduğu gibi faaliyetlerini koordine etmek zorunda kalabilir.
Rusya Savunma Bakanlığı, bu ilkbaharda Azavad’ın Kurtuluş Cephesi ile El Kaide’nin Mali’de darbe girişiminde bulunduğunu açıkladı. İsyancılar başkent Bamako’nun yanı sıra Sevare, Gao ve Kidal’a saldırdı. Cumhurbaşkanlığı sarayını ele geçirmeye de çalıştı.
Saldırılar sonucunda Savunma Bakanı Sadio Kamara öldürüldü.
Mali ordusunun Genelkurmay Başkanlığı, temmuz ayında aralarında ülkenin kuzeyindeki Anefis ve Aguelhok’un, orta kesimdeki Gao ve Sevare’nin ve güneydeki Kenioroba’nın yer aldığı birçok kente isyancıların saldırdığını duyurdu. Ordu daha sonra Anefis’teki stratejik mevzilerin denetimini yeniden sağladığını açıkladı.
Diplomasi
Lavrov, ABD ile görüşmede Ukrayna’ya silah sevkiyatının durmasını istedi

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Manila’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmede Batı’nın Ukrayna’ya silah sevkiyatının sona ermesi gerektiğini savundu. Rubio ise şimdiye dek gündeme gelen önerilerin Kiev açısından kabul edilemez kaldığını, barışın ancak “yeni fikirler ve kavramlarla” mümkün olabileceğini söyledi. Görüşmede taraflar siyasi çözüm arayışları ve savaşın sahadaki seyri üzerine de değerlendirmelerde bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Filipinler’in başkenti Manila’da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile gerçekleştirdiği görüşmede Batılı ülkelerin Ukrayna’ya silah sevkiyatının sona ermesi gerektiğini dile getirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Lavrov, Ukrayna gündemi ele alınırken “Kiev rejiminin silahlarla daha fazla desteklenmesinin kabul edilemez olduğunu” vurguladı.
Ayrıca Lavrov, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı “istikrarsızlaştırıcı politikalarını” sürdürdüğünü ve Rusya’ya “stratejik yenilgi” yaşatma arayışında olduklarını belirtti..
Rubio ise gazetecilere yaptığı açıklamada, Ukrayna’da barış anlaşmasına ulaşılabilmesi için “yeni fikirler” gerektiğini söyledi.
Şimdiye kadar ortaya konan önerilerin geçmişte Kiev açısından kabul edilemez kaldığını, bugün ise “muhtemelen daha da az kabul edilebilir” hale geldiğini ifade eden Rubio şöyle konuştu:
“Barış sağlanacaksa bu, bazı yeni fikirler ve kavramlar sayesinde gerçekleşecek. Uygun ortam ve gerekli koşullar oluşursa bunlardan bazılarını sunmaya hazırız. Bu süreçte yapıcı bir rol üstlenmeye hazırız.”
2025 sonbaharından bu yana Lavrov ile Rubio’nun yüz yüze yaptığı ilk görüşme, Manila’daki ASEAN Zirvesi kapsamında gerçekleşti ve 35 dakika sürdü. Rubio görüşmeyi “iyi ve açık bir konuşma” diye niteledi. Görüşmenin odağında Ukrayna’ya yönelik Rus işgali yer aldı.
ABD’li bakan, bunu “çok kanlı bir savaş” olarak tanımlarken, Rusya’nın artık yıl sonuna kıyasla kendi topraklarının derinliklerinde saldırılarla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Rubio, Ukrayna’nın da “çok ağır bir bedel ödediğini” belirtti ve “Sivillerin hayatını kaybettiğini, Kiev’e yönelik saldırıları gördük. Bu savaş Ukrayna’ya da fayda sağlamadı. Bu nedenle her iki tarafın da savaşı sona erdirmek için bir teşvike sahip olması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
ABD’nin Kiev ile Moskova arasında uzlaşma zemini aramayı sürdüreceğini de sözlerine ekledi.
Lavrov ise Rus tarafının çatışmanın siyasi ve diplomatik yollarla çözümüne hazır olduğunu yineledi.
Açıklamaya göre Rus bakan, ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Anchorage’da mutabık kaldığı ilkelere bağlılıklarını da teyit etti.
Lavrov ayrıca ABD’li mevkidaşına Ukrayna’daki çatışma hattında yaşanan fiili duruma ilişkin bilgi verdi.
Diplomasi
ABD, Almanya’ya ilaç fiyatlarını yükseltme baskısını sürdürüyor

Trump yönetimi, Alman hükümetinden Almanya’da ilaç fiyatlarında bir artışa gitmesini talep ediyor.
German Foreign Policy’deki habere göre ABD bu talebini, ilaç endüstrisinin araştırma ve geliştirme yatırımlarını esas olarak ABD pazarı üzerinden finanse ettiğini öne sürerek gerekçelendiriyor.
Beyaz Saray’a göre buna karşılık, diğer ülkeler neredeyse hiçbir katkı sağlamadıkları halde tıbbi gelişmelerden yararlanmaya devam ediyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya ve diğer ülkeleri “küresel beleşçilik” yapmakla suçluyor. 18 Haziran’da ABD, Almanya’daki ilaç endüstrisinin kâr koşullarını iyileştirmek amacıyla, “yenilikçi ilaçlara yönelik süregelen yetersiz tazminat” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde prosedürünü başlattı.
Şansölye Friedrich Merz bu talebi reddetti fakat Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti.
Boehringer ve Merck şirketi şimdiden taviz vermiş durumda ve yeni TrumpRX platformunda bazı ilaçları daha düşük fiyatlarla sunuyor.
Buna karşılık, Bayer gibi diğer şirketlerle birlikte AB ülkelerinde fiyat artışları için baskı yapıyorlar ve aksi takdirde Avrupa’da yeni ilaçları piyasaya sürmeyecekleri tehdidinde bulunuyorlar; böylece fiyat karşılaştırmalarının yapılmasını engellemeyi amaçlıyorlar.
ABD, Avrupa’dan ilaçlar için daha fazla para ödemesini istiyor
Trump, Almanya ve AB’yi “bedavacılık” ile suçluyor
ABD, dünya çapında ilaç fiyatlarının en yüksek olduğu ülkeler listesinin başında yer alıyor. Onu İsviçre, Almanya ve Kanada takip ediyor.
Trump yönetimi şimdi bunu değiştirmek istiyor. “Küresel bedavacılık” tespit ettiğini iddia eden yönetim, bunun ana nedeni olarak “Almanya’daki ve Avrupa Birliği genelindeki sosyalist sağlık sistemlerini” gösteriyor.
Bu bağlamda, ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025’te bir başkanlık emri yayınlayarak, bundan böyle ABD’nin iç ilaç pazarı için herhangi bir sanayileşmiş ülkede bir ilaç için uygulanan en düşük fiyatı referans alacağını söylemişti.
Emir, ABD ticaret politikasının amacını “üreticilerin yurtdışında fiyatlarını artırmalarını desteklemek ama bu yolla elde edilen ek gelirin doğrudan Amerikalı hastalar ve vergi mükellefleri için fiyatları düşürmek amacıyla kullanmak” olarak tanımlıyor.
Beyaz Saray, büyük ilaç şirketlerinin argümanlarını savunuyor
Önceki yönetim, ilaç endüstrisi ile zaman zaman kavga etmişti. Örneğin Başkan Joe Biden, 2024 yılında yaygın olarak kullanılan on ilacın fiyatlarında indirim uyguladıktan kısa bir süre sonra sevinçle “Büyük ilaç şirketlerini yendik” demişti.
Öte yandan bu konu artık Trump yönetimi için bir sorun teşkil etmiyor. Demokratlarla tam bir tezat oluşturan Cumhuriyetçiler ise prensip olarak yüksek ilaç fiyatlarını tereddüt etmeden kabul ediyorlar.
Böylece, araştırma giderlerinin yüksek fiyatları gerektirdiği yönündeki ilaç şirketlerinin argümanını benimsiyorlar.
Elbette bu iddia, AstraZeneca, Bayer ve diğer şirketlerin laboratuvarlarını giderek küçültüp bunun yerine gelecek vaat eden ilaç girişimlerini satın almaları gerçeğiyle çelişiyor.
Trump yönetimi ayrıca, üreticilerin bir nedenden ötürü sürekli olarak araştırma ve geliştirmeden bahsetmelerini de görmezden geliyor. Büyük ilaç şirketleri, devasa pazarlama harcamalarını “geliştirme” terimi altında topluyorlar.
Almanya ile kavga, Britanya ile uzlaşma
Trump’ın Mayıs 2025 tarihli başkanlık kararnamesine tam olarak uygun olarak, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Alman hükümetini sağlık sistemi içindeki kaynakları ilaç endüstrisinin lehine yeniden dağıtmaya ikna etmek için aylarca uğraştı.
Fakat müzakereler başarısızlıkla sonuçlandı. Sonuç olarak, haziran ortasında Greer, “yenilikçi ilaçlar için ısrarlı olarak yetersiz ödeme yapılması” gerekçesiyle Almanya aleyhine 301. Madde yargılamasını başlattı.
Bu süreçte Greer, o dönemde hararetli tartışmalara konu olan “Yasal Sağlık Sigortası Katkı Paylarının İstikrarına İlişkin Kanun”u da açıkça eleştirmiş ve “Almanya’nın yenilikçi ilaçlara yönelik harcamaları daha da azaltacak bir yasayı hızla yürürlüğe koyacağına dair haberler beni özellikle endişelendiriyor,” demişti.
ABD, Birleşik Krallık ile halihazırda bir anlaşmaya vardı. İngiliz şirketlerinin ilaç ihracatına yönelik daha yüksek gümrük vergisi tehdidinden kaçınmak için hükümet, diğer hususların yanı sıra, piyasaya yeni sürülen ilaçlar için daha yüksek fiyatlar taahhüt etti.
British Medical Journal’da yayınlanan bir analize göre, bu anlaşma 2036 yılına kadar Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) yaklaşık 51,5 milyar avroya mal olacak.
Yazarlar, gerekli olan kaynakların yeniden tahsisinin tıbbi bakımda büyük boşluklar yaratacağını savunuyor. Bu nedenle, 229.000’e varan ek ölüm vakası olacağını öngörüyorlar.
Berlin geri adım atmıyor: “İlaç fiyatları iç meselemiz”
Almanya federal hükümeti ise ABD hükümetinin iddialarını temelsiz bularak açıkça reddediyor.
Şansölye Friedrich Merz ve Sağlık Bakanı Nina Warken, ilaçlara yüzde 15 ithalat vergisi öngören AB ile ABD arasında imzalanan ticaret anlaşmasına işaret etti.
Merz, Almanya’daki ilaç fiyatlarının düzenlenmesini “tamamen iç mesele” olarak nitelendirirken, Warken de herhangi bir taviz vermeyi reddetti. CDU’lu siyasetçi, bu konuda “manevra alanının çok az” olduğunu belirtti.
Yalnızca Federal Ekonomi Bakanlığı müzakereye açık olduğunu belirtti. Bir sözcü, “bu konuda ABD ile diyalog arayışında olacağını” ifade etti.
Salı günü, Sağlık Bakanlığı ve Federal Şansölyelik temsilcileri, ortak bir strateji görüşmek üzere AB Ticaret Genel Direktörü Ditte Juul Jørgensen ile bir araya geldi.
Alman ilaç şirketleri Trump’a boyun eğdi
Trump, daha Temmuz 2025’te 17 ilaç şirketine bir mektup göndererek, “ABD’deki reçeteli ilaç fiyatlarını diğer gelişmiş ülkelerde uygulanan en düşük fiyat seviyesine indirmelerini” talep etmişti.
İki Alman ilaç üreticisi (Boehringer Ingelheim ve Merck) de bu mektubu aldı; mektupta şirketlerden ABD’ye “en çok kayırılan ülke” fiyatlarını uygulamaları, yani en çok kayırılan ülke ilkesini uygulamaları isteniyordu.
Her iki şirket de bu talebe uydu. Boehringer, “Hastaların uygun fiyatlı ilaçlara erişebilmesini ve hayat kurtaran tedavilere yönelik tıbbi yeniliklerin mümkün olmaya devam etmesini sağlamak için hükümetler, düzenleyici kurumlar ve hasta örgütleriyle yapıcı bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz,” açıklamasında bulundu.
Şirket şu anda, yeni oluşturulan TrumpRX platformunda üç ilacı önemli ölçüde indirimli fiyatlarla sunuyor.
Merck de bu platformda üç ilacıyla yer alıyor ve gelecekte doğurganlık ilaçlarının daha fazlasını yerel olarak üretmeyi bile kabul etti.
Merck CEO’su Danny Bar-Zohar, “Başkan Trump ve yönetimi ile yaptığımız işbirliği sayesinde, ABD’deki daha fazla aile artık yenilikçi tüp bebek tedavilerine erişebilecek ve umarız çocuk sahibi olma hayallerini gerçekleştirebilecek,” dedi.
Bayer, Trump’ın seçim kampanyasına bağış yapmıştı
Bayer gibi diğer ilaç üreticileri de, aksi takdirde daha sert maliyet kesinti önlemlerine maruz kalacaklarından korktukları için “proaktif bir şekilde” bir anlaşma arayışındalar.
Leverkusen merkezli şirket, Trump’ın önlemlerini eleştirmiyor. Seçim kampanyası sırasında ona 122.000 dolarlık destek vermiş, göreve başlama törenine sponsor olmuş ve şimdi de Trump’ın Berlin ve Brüksel’e yönelik sert eleştirilerinin arkasında duruyor.
CEO Bill Anderson bir röportajda şöyle demişti:
“Evet, ABD hükümetinin Avrupa ilaç politikasına yönelik hayal kırıklığını anlıyorum. Tüm Avrupa hükümetleri ilaç ve biyoteknoloji sektörlerinde istihdam yaratmak istiyor. Fakat yenilikçi ilaçların fiyatları söz konusu olduğunda, ABD’nin ödediği tutarın sadece bir kısmını kabul ediyorlar. Bu kabul edilemez.”
İlaç Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi Stefan Oelrich de “Avrupa’da yeni ürünlerin fiyatları artmalıdır,” diyor. Oelrich, AB Sağlık Komiseri Olivér Várhelyi’nin Haziran ayında Bayer’in Berlin ofisini ziyaret ettiğinde bu talebi kendisine şahsen iletti.
AB Şeffaflık Kaydı’nda belgelendiği üzere, şirket lobicileri ile Várhelyi’nin kabine üyeleri arasında yapılan çok sayıda toplantı göz önüne alındığında, bu konu muhtemelen gündemdeydi.
Ayrıca, Leverkusen merkezli şirket, diğer ilaç üreticileriyle birlikte bu konuyla ilgili olarak Avrupa Komisyonu’na bir mektup yazdı.
Büyük ilaç şirketleri AB’yi tehdit ediyor
Baskı uygulamak amacıyla ilaç devleri, üreticilerin ABD hükümetinin fiyatları karşılaştırmasına izin vermemesi sonucu AB ülkelerinde ilaç onay başvurularının sayısının azaldığına işaret ediyor.
Bayer’in en üst düzey kamu ilişkileri yetkilisi Matthias Berninger, “Bunlar boş tehditler değil; bu durum halihazırda yaşanıyor. Avrupa şu anda, sonunda neredeyse hiç yeni ilacın onaylanmayacağı bir yolda ilerliyor,” diye konuşuyor.
Leverkusen merkezli şirket tarafından kurulan “Araştırma Odaklı İlaç Şirketleri Birliği” (VFA), Sağlık Sigortası İstikrar Yasası’na karşı yürüttüğü kampanyada bu argümanı daha önce de kullanmıştı.
Bir tam sayfa gazete ilanında, lobi örgütü, ilaç tedarikini tehlikeye atmamak için politika yapıcıları ilaç şirketlerinin kârlarına dokunmamaya çağırdı.
İlanda şöyle deniyordu:
“Sayın Federal Meclis Üyeleri, yarının ilaçlarının Almanya’ya ulaşıp ulaşmayacağına siz karar vereceksiniz.”
Oysa yasa, ilaç endüstrisine neredeyse hiçbir yük getirmiyor ve sektör için elverişli faaliyet koşullarının devamını garanti ediyor.
İlanda, “İlaç harcamalarında artış beklenmeye devam ediyor,” deniyor.
ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin gümrük vergisi artışlarının hukuka aykırı olduğuna hükmettiğinden beri, yönetim agresif yaklaşımını esas olarak yukarıda bahsedilen gibi 301. Madde kapsamındaki işlemler üzerine dayandırıyor.
Bu işlemlerin yasal dayanağı ise 1974 tarihli bir ticaret kanunundaki hüküm. Almanya aleyhine açılan davada, Alman hükümetine görüşlerini sunması için 10 Ağustos’a kadar süre tanınmıştı. Kamuya açık duruşma ise 22 Eylül’de yapılacak.
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Avrupa1 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Ortadoğu1 hafta önceİran Dışişleri: Hakan Fidan’ın karşılaştırması hayret verici ve yanlıştır
Rusya1 hafta önceRus bankalarından Türkiye’deki ödemelere blokaj










