Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa’da Yeni Halk Cephesi’nde “iç uyum” sancıları: Mélenchon meselesi

Yayınlanma

Fransa’nın yeni sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP), anketlere bakılırsa önümüzdeki erken seçimlerde Emmanuel Macron’un ittifakını geride bırakıyor ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’inin (RN) ardından ikinci sırada yer alıyor.

Bununla birlikte ittifakı oluşturan partiler arasındaki gerilim gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor. Tartışmaların odağında, Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) Jean-Luc Mélenchon ve yaptığı tercihler yer alıyor. Bunun yanı sıra, İsrail’in Gazze’yi işgali ve iktisadi politikaları ilişkin tutumlar da arka planda ittifakı dağıtıcı bir işlev görebilir.

NFP ilan edildikten iki gün sonra Mélenchon’un bir gecede partisinde “birliği” savunan kimi ılımlıları tasfiye etmeye başladığı iddiası diğer sol liderlerin öfkeli tepkisine yol açmıştı.

Mélenchon’dan ‘savaş çığırtkanlarına’ karşı mücadele sözü

Partide “birlik yanlılarının” tasfiyesi mi?

Mélenchon, daha önce kendisinin “aşırı tutumlarını ve kışkırtıcı nutuklarını” eleştiren üst düzey parti arkadaşlarını LFI’nın aday listesinden çıkardı.

Mélenchon daha sonra yaptığı açıklamada, “Ömür boyu adaylık diye bir şey yoktur,” dedi ve parlamento grubunun “sadakat ve siyasi tutarlılığının” çok önemli olduğunu ekledi.

Dışarıda bırakılanlar arasında Raquel Garrido, Danièle Simonnet, Hendrik Davi, Frédéric Mathieu ve Alexis Corbière gibi isimler bulunuyor.

Sosyalist Parti (PS) lideri Olivier Faure bunu “skandal” olarak nitelendirdi. Mélenchon tarafından dışlananların birçoğu Halk Cephesi tipi bir ittifakın güçlü savunucuları olarak görülüyordu.

Sola yakın sayılan Le Monde gazetesine göre ise bu, “LFI içinde hüküm süren otoriter ve mezhepçi uygulamaların bir başka işareti” olarak kayıtlara geçti.

Birlik içindeki diğer partiler de LFI’daki iç çekişmelerden memnun değil. Yeşiller’in ulusal sekreteri Marine Tonderlier, olaylar karşısında “fazlasıyla şok olduğunu” söyledi.

Fransa’da “Halk Cephesi” içindeki gerilimler şimdilik sönümlendi

LFI’dan bazı isimler Mélenchon’a kazan kaldırdı

Görevden almalar LFI’nın önde gelen isimlerinin öfkeli tepkisine yol açarken, birçok kişi Mélenchon’un “otokratik tavrını” kınadı.

Muhalif bir LFI milletvekili olan François Ruffin, X’te yaptığı açıklamada, “Boyun Eğmeyen Fransa’nın liderliği, duruma ayak uydurmak bir yana, en kötü planlara tenezzül ediyor. Kendimizi kandırmayalım: ülke için barış ve demokrasi, parti için korku ve vahşet saltanatı isteyemezsiniz,” dedi.

Milletvekili listesine alınmayan Corbière, “Tüm bunlar bir tasfiye, tek bir kişinin sorumlu olduğu siyasi bir cezalandırma: Jean-Luc Mélenchon, kendi hesaplaşmasını yapıyor. Bu tür yöntemlerle toplumu daha demokratik hale getiremezsiniz. Özel şirketler bile bu şekilde hareket etmez,” diye konuştu.

Yetenekli bir hatip ve tartışmacı olan Mélenchon, solun son dönemdeki en başarılı oy oranlarını elde etti ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 22 oy alarak Le Pen’in hemen ardından üçüncü oldu.

Eski bir troçkist iken 2000-2002 yıllarındaki sosyalist parti döneminde eğitim bakanlığı yapan Mélenchon, sonrasında Avrupa’daki AB karşıtı solun simge isimlerinden biri haline geldi.

Fransa’da Mélenchon’un partisine ‘Filistin’ eleştirileri

“Kadına şiddet” tartışması

Öte yandan Mélenchon ile ilgili tartışmalar bundan ibaret değil. Mélenchon’un, eşine şiddet uyguladığını itiraf etmesine rağmen Adrien Quatennens’e verdiği destek de ittifak içinde çatlaklara neden oluyor.

Quatennens meselesi, bir önceki sol ittifak NUPES’te de sorun yaratmıştı.

Quatennens 2022 yılında aile içi şiddetten hüküm giymiş ve dört ay ertelenmiş hapis cezası almıştı.

LFI’nın Somme seçim bölgesinde Yeni Halk Cephesi’nin adayı olarak ilan ettiği François Ruffin parti liderinin tercihlerine tepki gösterdi.

X’te yaptığı açıklamada Ruffin, “Teşekkür ederim, ama: Sizden herhangi bir görevlendirme ya da yetki istemedim. Sizin aptallığınızın, sekterliğinizin kaprislerine kapılmadım. Karısını döven, aile içi şiddet uygulayan bir adamı, büyük liderle aynı fikirde olmayan yoldaşlara tercih ediyorsunuz. Demokrasimiz sizden daha iyisini hak ediyor,” diye yazdı.

Macron kampanyasını “aşırı uçlara” salvolarla başlattı

Yeni Halk Cephesi’nin iktisadi programı

NFP’yi oluşturan partiler ekonomi, AB politikası ve Ukrayna konularında derin görüş ayrılıklarına sahipler fakat RN karşısında şanslarını artırmak için farklılıklarını şimdilik gizliyorlar.

Örneğin NPF büyük harcama taahhütleri içeren radikal bir program benimserken, LFI’nin emeklilik yaşını yılda 71,5 milyar avro maliyetle 60’a indirme siyaseti sadece bir “hedef” olarak belirlenmiş görünüyor. NFP, aylık asgari ücreti 1.600 avroya yükseltmeyi, temel gıdalara, elektriğe, gaza ve benzine tavan fiyat getirmeyi, Macron’un emeklilik yaşını 64’e çıkaran reformunu iptal etmeyi ve yeşil dönüşüme ve kamu hizmetlerine büyük yatırımlar yapmayı planlıyor.

NFP, rakamlarının tuttuğunu kamuoyuna göstermek için hızla harekete geçti. Sol partilerin yetkilileri cuma günü düzenledikleri ortak basın toplantısında, bloğun hükümetteki ilk üç yılında kamu gelirlerinin ilk olarak 2024’te şirketlerin süper kârlarına uygulanacak vergi ve varlık vergisinin yeniden düzenlenmesi yoluyla 30 milyar avro artacağını, 2025’te 100 milyar avroya, 2026’da ise 150 milyar avroya yükseleceğini söyledi.

Vergilendirme yoluyla elde edilecek bu gelir artışının, koalisyonun önerdiği hükümet harcamalarındaki önemli artışın (2026-2027’ye kadar yaklaşık 150 milyar avro) maliyetini karşılayacağı öne sürülüyor. NFP yetkilileri, programın Fransa’nın bütçe açığını artırmayacağını, fakat aynı zamanda azaltmayacağını da vurguladılar.

Fransa’da Ulusal Birlik, Halk Cephesi’ne karşı: Bardella başbakanlığa hazırlanıyor

Hükümetten NFP’ye “gerçekçi olma” eleştirisi

Buna karşın Macron’un iktidar koalisyonunu oluşturan iş dünyası yanlısı partiler ya da muhafazakâr Les Républicains gibi geçmişte hükümet kurmuş olanlar, ekonomik alternatifler için bastıran “irrasyonel” rakiplerinin aksine kendilerini “rasyonel” olarak tanımlıyorlar.

Macron’un maliye bakanı Bruno Le Maire perşembe günü ülkenin en büyük patron örgütü MEDEF toplantısında yaptığı konuşmada, “Fransa’nın mali manevra alanı yok,” dedi ve NFP ve RN tarafından önerilen politikaları “kamu maliyesinin durumuna uymayan hayal ürünü programlar” olarak tanımladı.

Le Maire, “Belli bir noktada, yapmaya başladığımız gibi bilançoyu kurtarmanın ve eski haline getirmenin zamanı geldi,” ifadelerini kullandı.

RN, programını nasıl finanse etmeyi planladığını açıklamazken, NFP bu konuda net görünüyor.

Sosyalist Parti birinci sekreteri Olivier Faure 14 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, “Bu iddialı projenin tamamını, bu parayı verebilecek durumda olanların cebinden para alarak finanse edeceğimizden eminiz,” dedi ve “katkıda bulunabilecek herkese sivil yeniden silahlanma” çağrısında bulundu.

Fransız Ulusal Birlik lideri Bardella: Gönlüm Trump’tan yana

NFP’liler “ayrıntılı politika” taleplerinden bunaldı

Öte yandan NFP’nin önerdiği her politikayı ayrıntılı olarak maliyetlendirmeye zorlanması da dikkat çekiyor.
Örneğin henüz kesin maliyetlendirme yapılmadan Sosyalist Valérie Rabault geçen salı günü Les Échos gazetesine verdiği demeçte solun ortak programının üç yılda 106 milyar avroya mal olacağını söyledi.

Röportajın yayınlanmasından birkaç saat sonra LFI bir açıklama yayınlayarak Rabault’nun tahmininin “NFP’nin maliyetlendirmesine uymadığını” ve “önümüzdeki günlerde ortak bir basın toplantısında sunulacağını” söyledi.

LFI üyesi Coquerel, “Bize yapılan muamele adil değil. Bizden bu kadar çok ayrıntı istenip diğerlerinden istenmemesi hâlâ garip, her ne kadar yeni bir çerçeve ortaya koyan sadece biz olduğumuz için bunları vermemizin istendiğini anlasam da,” diyerek medyaya sitem etti.

Öte yandan NFP’nin daha soldan eleştirmenleri ise, yeni ittifakın da neoliberal “bütçe disiplini” meselesinde kesin bir şey söylemekten kaçındığına işaret ediyorlar.

Genel olarak, NFP’nin iktisadi programı Keynesyen talep yönetimine, zenginler için yüksek vergilere ve satın alma gücünü, kamu hizmetlerini ve ekolojik dönüşümü iyileştirmek için kamu yatırımlarına geri dönüşe işaret ediyor.

Programda ayrıca devlet planlamasına geri dönülmesitalebi de var. NFR’ye göre devlet, yeniden dağıtımı, önceliklere yatırımı ve ekolojik ihtiyaçları organize eden ekonomik bir aktör olarak geri dönmeli.

Avrupa sağı, AB karşıtlığını bırakıyor

Ukrayna ve İsrail meselesinde ana akıma göz kırpılıyor

7 Ekim’den sonra NUPES’i dağıtan en önemli faktörlerden biri, Mélenchon’un Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu kınamayı reddetmesiydi.

Fakat görünüşe bakılırsa, NPF Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını “terör” olarak kınadı. 

NPF ayrıca Rusya ve Vladimir Putin’i “saldırganlık savaşı” nedeniyle kınarken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemek adına gerekli silahların temin edilmesi taahhüdünde bulundu.

Mélenchon ve partisine yönelik yaygın bir biçimde dile getirilen “antisemitizm” suçlamaları, özellikle Fransa’daki Yahudi cemaati içerisinde Le Pen ve RN’ye desteği artırmış durumda.

Financial Times Le Pen iktidarına hazırlanıyor

“Uzlaşma” Hollande’a kadar uzanır mı?

Öte yandan Mélenchon’un müttefikleri bile birliği korumak için daha uzlaşmacı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söylüyor.

AP’de LFI’yı yöneten Manon Aubry, “Kampanya şüphesiz daha kolektif olacak,” dedi. Aubry, solun kazanması halinde partinin kendi başbakan seçimini “dayatmayacağını” söyledi.

Halk Cephesi’nin sürprizi ise eski sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da ittifaktan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamasıyla geldi.

Hollande’ın kendi bölgesi Corrèze’de aday olması kendi partisini bile şaşırtırken, PS lideri Faure, konudan haberdar olmadığını söyledi.

Seçilmesi halinde Hollande, beşinci cumhuriyet döneminde Ulusal Meclis’te yer alan ikinci eski cumhurbaşkanı olacak. Diğeri Valéry Giscard d’Estaing idi.

Hollande, aşırı sağın Fransa’nın 1945’te Nazi işgalinden kurtuluşundan bu yana hiç olmadığı kadar iktidara yakın olduğu göz önüne alındığında, bunun “istisnai bir durum için istisnai bir karar” olduğunu söyledi.

Hollande, PS iktidarında Fransa’nın neoliberal iktisadi politikalara tam dönüşünde önemli bir figür olarak akıllara kazınmıştı.

“Sorumlu” Le Pen’e karşı “sorumsuz” Mélenchon

Başka bir açıdan bakıldığında, hem Fransız müesses nizamı, hem de batı medyası RN ve Le Pen iktidarına kendilerini hazırlıyor gibi görünüyorlar.

Le Pen’in İsrail’e verdiği büyük destek, Mélenechon’un Filistin’e dostluğu ile kıyaslandığında daha “kabul edilebilir” görünürken, kılık kıyafet meselesi bile RN liderini, LFI lideri karşısında “sorumluluk sahibi” gösteriyor.

LFI milletvekilleri, Ulusal Meclis’e “özensiz kıyafetler” ile gelmekle suçlanıyor. Financial Times’a göre LFI milletvekillerinin yaklaşımı, Le Pen’in RN’yi sorumlu bir hükümet partisi olarak sunma çabalarıyla tezat oluşturuyor.

FT, Le Pen’in milletvekillerine “şık giyinmeleri” için verdiği talimat olan “kravat stratejisine” işaret ediyor.

Ifop’un geçen yıl yaptığı bir ankete göre kamuoyu Mélenchon’u sağcı rakibinden “daha kutuplaştırıcı, daha az profesyonel ve daha az başkanlık yanlısı” olarak görüyor.

Avrupa

Britanya’da Henry Nowak cinayeti nedeniyle protestolar başladı

Yayınlanma

Brianya’da 18 yaşındaki öğrenci Henry Nowak’ın, 23 yaşındaki bir Vickrum Digwa tarafından öldürülmesi ile ilgili ortaya çıkan bilgiler çatışmaları protestolara neden oldu.

Polis denetim kurumu, geçen aralık ayında Digwa tarafından bıçaklanarak hayatını kaybeden 18 yaşındaki Nowak’ı kelepçeleyen polis memurlarının davranışlarını inceliyor.

Polis memurları, Digwa’nın Nowak tarafından ırkçı hakaretlere maruz kaldığını ve saldırıya uğradığını iddia etmesi üzerine olay yerine gitmişti. 

Pazartesi günü Digwa’nın tutuklanmasının ardından Nowak’ın babası, mahkeme binası önünde yaptığı açıklamada, insanların bu olayı bölünmeye yol açmak için kullanmamaları gerektiğini vurguladı.

Nowak’ın ölümü ve polisin kendisine uyguladığı muameleyi protesto etmek amacıyla düzenlendiği belirtilen bir eylemde, sağcı yorumcu Tommy Robinson ve Reform UK’in çağrısıyla toplanan kalabalık, Southampton’da polis memurları ile çatıştı. Olayda 11 polis memuru ve bir polis köpeği yaralandı.

Reform UK lideri Nigel Farage, Henry Nowak cinayetinin bu ülke için bir dönüm noktası olduğunu savundu.

Farage şunları söyledi:

“Bu olay, bir ulus olarak hepimizin bir adım geri çekilip kendimize uzun ve derinlemesine bakmamız ve ne hale geldiğimizi sorgulamamız gereken bir anı işaret ediyor. Çoğunuz, geçen aralık ayında Southampton’da o gece yaşanan korkunç olayları artık acı bir şekilde biliyorsunuzdur. Arkadaşlarıyla gece dışarı çıktıktan sonra eve dönen sıradan bir 18 yaşındaki genç, aniden sürekli ve acımasız bir bıçak saldırısının kurbanı oldu. Birkaç kez bıçaklandı, sokakta kovalandı ve korkunç bir vahşetle tekrar bıçaklandı. Bu barbarca eylem zaten yeterince kötüydü. Ancak bu dehşeti daha da artıran ve çoğumuzu derinden sarsan şey, olay yerine gelen polis memurlarının davranışlarıydı. Çünkü yardım geldiğinde, genç Henry’nin beklediği gibi değildi.”

Farage, Henry Nowak cinayeti üzerine çıkan tartışma kapsamında Başbakan Keir Starmer’a “bu ayrımcı iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirme” çağrısında bulundu.

Reform UK lideri Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada, polisin cinayeti ele alış biçiminin “bu ülkedeki giderek artan milyonlarca insana, çift standartlı bir polislik sistemi altında yaşadığımızı açıkça gösterdiğini” belirtti.

Öte yandan Başbakan, Henry Nowak cinayetine Nigel Farage’ın verdiği “affedilemez” tepkiyi kınadı.

“Başbakan Soru Saatinde”, Reform UK lideri Başbakan’dan “iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirmesini ve tüm İngiliz vatandaşlarına eşit muamele edilmesini sağlamasını” talep etmişti.

Daha önce, katili ırkçı tacizin kurbanı olarak muamele görürken, ölmek üzereyken tutuklanan Nowak’ın cinayetinin iki kademeli polislik uygulamasının kanıtı olduğunu söylemişti.

Farage, “Henry Nowak’ın ölümünün korkunç koşullarının ardından, Başbakan’dan bunu dikkate almasını rica edebilir miyim? Bu ülkede giderek artan milyonlarca insan için, iki kademeli polislik altında yaşadığımız artık açık. Polis amirlerinin polis memurlarına verdiği talimatlar açık ve yazılı. Farklı etnik gruplara farklı şekilde muamele etmeniz gerektiği yazıyor,” dedi:

“Bu, onun ölüm koşullarına duyulan üzüntü ve öfkenin yanı sıra, dün gece Southampton’da gördüğünüz ve halkın polis tarafından adil muamele göreceğine olan güvenini kaybederse önemli ölçüde daha da kötüye gitme tehlikesi bulunan öfkeden ayrı bir konudur. Başbakan, bu ayrımcı iki kademeli polislik uygulamasını sona erdirebilir ve tüm İngiliz vatandaşlarına eşit muamele edilmesini sağlayabilir mi?”

Starmer ise verdiği cevapta, “Bu ülkede iki kademeli polislik uygulandığını düşünmüyorum. Henry’nin ailesine saygı duyuyormuş gibi davranıp sonra da bu şekilde hareket etmesine gerçekten şok oldum. Onlar, Reform liderinin verdiği tepkiyi vermememizi isteyen, yas tutan bir aile; bizden bunu yapmamamızı istediler. Oğullarını en korkunç koşullarda kaybettiler. Bizden, insan olarak, lütfen bunu istismar etmememiz için basit bir ricada bulunuyorlar. Bize ricaları budur. Ve hepimiz Henry’nin babasının bu sözleri üzerinde düşünmeliyiz. Adil olmak gerekirse, benim ve diğerlerinin tepkisi, adaleti sağlayabilmemiz için çıkarılması gereken derslere odaklandı,” dedi.

Farage’ın tepkisinin “öfkeye çağırmak olduğunu” savunan Starmer, “Oğlunu kaybeden ve bunun yapılmamasını isteyen bir babaya verdiği tepki bu. Bu trajediyi, kınama ve bölünme yaratmak için istismar etmek her koşulda yanlış olur, ancak ailenin açıkça ‘lütfen yapmayın’ dediği bir durumda bunu yapmak affedilemez. Bu, onun tam olarak kim olduğunu gösteriyor,” diye konuştu.

Elon Musk ise Batı dünyasını, “ırkçılığın işlenebilecek en kötü suç olduğu” görüşünü savunan “tamamen şeytani bir devlet dini” benimsemekle suçladı. 

Tesla’nın sahibi, kendi sosyal medya platformu X’te paylaştığı bir gönderide Henry Nowak cinayetine atıfta bulunarak şunları yazdı:

“Batı, ‘ırkçılık’ suçlamasının işlenebilecek en ağır suç, hatta tecavüz veya cinayetten bile daha ağır bir suç olduğu, tamamen sapkın bir devlet dini yaratmıştır! Dolayısıyla, polis bir suç mahalline geldiğinde kanlar içinde yatan bir İngiliz çocuk varken bir göçmen bu çocuğun ırkçı olduğunu söylerse, polisler ölmek üzere olan İngiliz çocuğu kelepçeleyecektir.”

Öte yandan Muhafazakârların lideri Kemi Badenoch da Nowak’ın cinayetinin İngiltere için bir “uyarı” olması gerektiğini açıkladı.

Muhafazakâr Parti lideri şöyle konuştu:

“Henry’nin haksız yere gözaltına alınması ve trajik cinayetiyle ilgili koşullar, her canın değerli olduğu gerçeğini tüm ülkeye ve kurumlarımıza hatırlatan bir uyarı olmalı. Ve buradaki herkesin sorumluluğu, insanları bir araya getirmek, onları bölmemektir.”

Gölge Adalet Bakanı Nick Timothy, çarşamba günü BBC Breakfast programında verdiği röportajda, “Kolluk kuvvetlerimiz ve ceza adalet sistemimiz, siyasi doğruculuk ve sol ideoloji tarafından yozlaştırılıyor,” dedi.

 

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB gübre krizine karşı hayvan gübresine yöneliyor

Yayınlanma

İran savaşıyla derinleşen gübre krizinin ardından Avrupa Birliği, çiftlik gübresi, sıvı gübre, fermantasyon kalıntıları ve diğer organik kaynakların kullanımını artırmayı hedefliyor. Ancak Brandenburg eyalet yönetimi ve çiftçi temsilcileri, hayvan varlığının düşük olduğu doğu bölgelerinde bu yaklaşımın kısa vadede beklenen etkiyi yaratmasının zor göründüğünü belirtiyor.

İran’daki savaşın tetiklediği Avrupa’daki gübre krizi derinleşmeye devam ediyor. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan gübre eylem planı taslağına göre, Avrupa Birliği (AB) bu krizi aşmak amacıyla sıvı çiftlik gübresi, katı çiftlik gübresi, fermantasyon artıkları ve diğer organik atıkların tarımda kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor. Ancak Almanya’nın Brandenburg eyaletinde bu planın uygulanabilirliğine dair ciddi şüpheler bulunuyor.

Brandenburg Tarım, Çevre ve Tüketiciyi Koruma Bakanlığı (MLEUV), Berlin Berliner Zeitung gazetesinin konuya ilişkin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, eyaletteki hayvan sayısının giderek azalması, yüksek nakliye maliyetleri ve diğer yapısal etkenler nedeniyle mevcut miktarların üzerinde bir çiftlik gübresi kullanımının yakın gelecekte olası görünmediğini bildirdi.

Mineral gübre fiyatları neden yükseldi?

Dünyadaki gübre üretiminin büyük bir kısmının lojistik olarak abluka altındaki Hürmüz Boğazı üzerinden sevk edilmesi, mineral gübre fiyatlarında son dönemde dramatik artışlara yol açtı.

Tahıl, sebze ve yem bitkilerinin büyümesinde en önemli unsur olan azotlu gübrenin fiyatı Avrupa’da 2024 yılına göre yüzde 71 oranında artış gösterdi. Gübre hammaddesi olan üre fiyatlarında ise 2026 yılının Şubat ve Nisan ayları arasında yüzde 80’lik bir artış kaydedildi.

Avrupa Komisyonu’nun eylem planı, besin maddesi geri dönüşümü, fosfor ve azotun geri kazanılması, biyogaz ve fermantasyon artıklarının değerlendirilmesi gibi yöntemlerle organik gübrelerin ve geleneksel mineral gübre alternatiflerinin desteklenmesini öngörüyor.

Plan kapsamında, hayvansal gübrelerin işlenerek mineral gübreler gibi hedef odaklı kullanılabilecek nitelikli ürünlere dönüştürülmesi hedefleniyor.

Bakanlık eyalete ek maliyet getireceğinden endişeli

Brandenburg Tarım Bakanlığı, yükselen mineral gübre fiyatlarının tarımsal üretim için ciddi bir zorluk oluşturduğunu belirterek, rahatlama sağlayacak önlemlerin prensipte memnuniyetle karşılandığını ifade etti.

Avrupa Komisyonu tarafından önerilen kriz rezervinin kullanılmasının olası bir çözüm olduğunu kaydeden bakanlık, bu adımın Brandenburg eyaleti için ek maliyetler doğuracağına dikkat çekti.

Planın kısa vadede somut bir fayda sağlayıp sağlamayacağı konusunda temkinli bir duruş sergileyen bakanlık, şu ana kadar yayımlanan detayların nihai bir değerlendirme yapmak için yetersiz olduğunu vurguladı.

Eyalet yönetimine göre sürecin başarısında enerji maliyetleri, küresel pazar koşulları, gümrük vergileri, vergilendirme ve karbon fiyatlandırması gibi düzenleyici araçlar belirleyici rol oynayacak.

Bakanlık, uzun vadede organik gübrelerin daha fazla kullanılmasını mantıklı bulmakla birlikte, sıvı ve katı hayvansal gübrelerin taşınabilirliğini artırmak için daha iyi işlenmesi gerektiğini savunuyor.

Ağır bir yapıya sahip olan ve mineral gübreye oranla daha az besin değeri taşıyan bu atıkların, ekonomik sınırların ötesine taşınması karlı kabul edilmiyor.

Üreticilerden AB planına “vaat siyaseti” eleştirisi

Brandenburg Çiftçiler Birliği (Bauernbund) Genel Müdürü Reinhard Jung, en azından keskin biçimde artan gübre fiyatlarının bir sorun olarak kabul edilmesinden memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Fakat Komisyon’un planını büyük ölçüde “içeriği zayıf bir vaat siyaseti” olarak nitelendiren Jung, geçmişte yüksek enerji ve gübre fiyatlarının tahıl fiyatlarının da yüksek olması sebebiyle işletmelere bu denli zarar vermediğini, bugün ise durumun tamamen farklı olduğunu belirtti.

Kendisi de Lennewitz’de aktif olarak sığır yetiştiriciliği yapan üretici Jung, Ukrayna’dan yapılan tahıl ithalatının fiyatlar üzerinde ek bir baskı yarattığını savundu.

Almanya’da tarımsal üretimin son üç yıldır karlılık sınırında ilerlediğini dile getiren Jung, AB planının Doğu Almanya’daki üreticilere kısa vadede bir rahatlama getirmesini beklemediğini ekledi. Jung, gerekçe olarak bakanlığın da işaret ettiği eyaletteki düşük hayvan varlığını göstererek, yeterli sıvı ve katı çiftlik gübresinin bulunmadığını kaydetti.

Hayvan varlığı olmadan gübre üretilemiyor

Doğu Almanya, tarihsel koşulların da etkisiyle ağırlıklı olarak tahıl, mısır ve kolza üretimi yapılan bir tarım bölgesi niteliği taşıyor. Bölgedeki hayvancılık faaliyetleri, Almanya’nın batı eyaletlerine kıyasla oldukça düşük seviyede seyrediyor.

Geçmişte hayvansal üretime yeterince yatırım yapılmamasının cezasının bugün çekildiğini belirten Jung, özellikle Brandenburg’un hafif topraklı tarım alanlarında hayvansal gübre eksikliğinin hissedildiğini ifade etti. Gelecekte hayvansal üretimin ve dolayısıyla organik gübrenin yerli imkanlarla üretilmesinin yeniden önem kazanacağını belirten Jung, sığır yetiştiriciliğinde üretim kapasitesinin bulunduğunu ancak bunun için uygun çerçeve koşulların yaratılması gerektiğini söyledi.

Alternatif gübrelerin ihtiyaç duyulan bölgelere taşınması gerekliliği ise beraberinde yeni lojistik soruları getiriyor. Gübrenin nerede depolanacağı, işleme maliyetlerini kimin karşılayacağı, besin maddelerinin toprağa nasıl eşit dağıtılacağı ve organik gübrenin düşük yoğunluğu sebebiyle bu nakliyenin ekonomik olup olmayacağı sorularına Brandenburg Tarım Bakanlığı, “Evet, bu riskler görülüyor” yanıtını vermekle yetindi.

Jung, organik gübrenin mineral gübreyi tamamen ikame edemeyeceğini, ancak destekleyici olabileceğini vurguladı.

Azotlu gübre üretiminin yüksek enerji gerektirmesine rağmen bu enerjinin verimlilik artışı sağladığı için etkin kullanıldığını belirten Jung, tarım sektörünün mineral gübrelerden tamamen vazgeçmesinin kesinlikle mümkün olmadığını sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Başbakan Magyar: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek

Yayınlanma

Macaristan’ın yeni Başbakanı Péter Magyar, seçim zaferinin ardından Alman basınına verdiği ilk mülakatta, Avrupa Birliği ile yaşanan göç ihtilafından Rusya ile ilişkilere ve aşırı sağla mücadeleye kadar kritik açıklamalarda bulundu. Brüksel ile müzakere yoluyla uzlaşmak istediğini belirten Magyar, ülkesinin yasa dışı göçmen kabul etmeyeceğini ve AB sınırlarını korumaya kararlı olduğunu vurguladı.

Macaristan’da düzenlenen seçimlerin ardından iktidara gelen yeni Başbakan Péter Magyar, Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta, eski Başbakan Viktor Orbán hükümetinin kendisine yönelik yürüttüğü karalama kampanyalarından Avrupa Birliği ile ilişkilere, sığınmacı politikasından Rusya ile enerji ortaklığına kadar pek çok konuda hükümetinin yol haritasını açıkladı.

Alman basınına ilk kez konuşan Magyar, Orbán yönetiminin seçim döneminde kendisini, ailesini ve çalışma arkadaşlarını hedef alan ağır kampanyalar yürüttüğünü belirterek, “Viktor Orbán’ı uzun zamandır tanıyorum. Seçim kampanyasında yaşananlar benim için sürpriz olmadı, her ne kadar başka ülkelerde bunu hayal etmek güç olsa da. Çamur atma kampanyası sadece kişisel olarak bana karşı değil, aileme, meslektaşlarıma ve arkadaşlarıma karşı da yürütüldü. Ancak karşı karşıya gelenler Macarlar ile Macarlar değildi; Viktor Orbán ve tebaası, Macar ulusunun karşısında yer alıyordu. En önemli seçim vaatlerimizden biri, Macar ulusunu yeniden birleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağımızdır” ifadelerini kullandı.

Avrupa yanlısı bir seçim kampanyası yürüterek başarıya ulaşmasına rağmen Avrupa Birliği ile özellikle göç politikası konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu kabul eden Magyar, sığınmacı krizi konusunda eski Başbakan Orbán’ın 2015 yılındaki tutumunun doğru olduğunu savundu.

Magyar, “Benim hükümetim, yasa dışı göç konusunda son derece sıkı ve kararlı bir politika izleyecek. Viktor Orbán’a istediğiniz kadar kızabilirsiniz, onu benden daha fazla eleştiren kimse yok, ancak 2015 yılında göç krizi başladığında kendisi haklıydı. Birçok üye ülke o dönemde yanlış kararlar aldıklarını artık kabul etti. Biz her halükarda vatanımızı, vatanımızın sınırlarını ve Avrupa’nın dış sınırlarını koruyacağız” şeklinde konuştu.

“Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek”

Avrupa Birliği’nin yürürlüğe giren yeni sığınma kuralları kapsamında, üye ülkelerin dış sınırlarda sığınma prosedürlerini bizzat yürütme yükümlülüğüne değinen Başbakan Magyar, ülkesinin bu kurallara uyup uymayacağı sorusuna kesin bir dille yanıt verdi.

Macaristan’ın kota ve yaptırımlara boyun eğmeyeceğini belirten Magyar, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Sadece şunu söyleyebilirim: Macaristan hiçbir yasa dışı göçmeni kabul etmeyecek. Bunun için herhangi bir ceza da ödemeyeceğiz. Ancak Yunanistan’da, Malta’da veya İtalya’da olsun, Avrupa’nın dış sınırlarının korunmasına yardımcı olacağız. 2015 göç krizi, Avrupa için bir ders olmalıdır. Avrupalı siyasetçilerin en önemli görevi insanların güvenliğini korumaktır. Yasa dışı göçü durdurmanın ve bunu yaparken de Avrupa Birliği kurallarını ihlal etmemenin pek çok yolu olduğuna inanıyorum. Sadece müzakere edebilmek gerekiyor.”

Avrupa Adalet Divanı’nın Macaristan’a sığınma prosedürlerini uygulamadığı gerekçesiyle verdiği günlük 1 milyon avroluk para cezası hakkında da konuşan Magyar, bu kararın geçerliliğini yitirdiğini iddia etti.

Yargı kararının eski koşullara göre alındığını savunan Macar lider, “Mahkemenin bu kararı, çok daha farklı bir zamanda ve farklı bir hukuki çerçevede alındı. Bugün ise tamamen farklı bir durumdayız. Bu karar artık günümüzün gerçekliğini yansıtmıyor. Bugün Macaristan gibi hareket eden pek çok ülke var ama Avrupa Adalet Divanı’nın bu kararı onlar için geçerli olmuyor. Bunu inanılmaz derecede adaletsiz buluyorum. Sınırlarımızı koruyabilmek ve günlük 1 milyon avroluk cezayı ödemek zorunda kalmamak için Avrupalı ortaklarımızla görüşmeler yürütecek ve ortak bir çözüm bulacağız” dedi.

Mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı olduğunu bildiklerini aktaran Magyar, halkın üzerine binen bu yükün haksızlık olduğunu belirterek, “Karara karşı itiraz edilemiyor. Cezayı ödememek için yeni kurallar ve imkanlar arıyoruz. Macaristan halkının her gün 1 milyon avro ceza ödemek zorunda kalması adaletsiz ve ölçüsüzdür. Aynı şekilde, diğer üye devletler bu fonları alırken, Macaristan’a Avrupa Birliği dış sınırını korumak için inşa ettiği tel örgüye yönelik hiçbir mali kaynak sağlanmamış olması da büyük bir adaletsizliktir” dedi.

“Dışlamak aşırı sağcıları sadece daha da güçlendirir”

Avrupa Birliği’nin dış politikasında oy birliği yerine nitelikli çoğunlukla karar alma mekanizmasına geçilmesi yönündeki taleplere ve özellikle Almanya’nın bu yöndeki baskılarına karşı çıkan Magyar, ulus devletlerin egemenliğini savundu.

Eski Başbakan Orbán’ın Brüksel ile olan kavga odaklı söylemini reddettiğini belirten Magyar, “Avrupa Birliği bünyesinde uzun süre diplomat olarak görev yaptım ve 27 ülkeyle bir uzlaşıya varmanın ne kadar zor olduğunu çok iyi biliyorum. Ancak çoğu zaman bu başarılıyor. Orbán her zaman ‘Brüksel’i yenmeliyiz’ derdi. Bence mesele bu değil. Mesele birbirini anlamak, ikna etmek ve yenmeye çalışmamaktır. İnsanlar, Avrupa Birleşik Devletleri değil, güçlü üye devletlere dayanan bir Avrupa Birliği istiyor. Bu nedenle, şu aşamada oy birliği kuralı yerine birçok alanda oy çokluğuyla karar alma sistemine geçilmesini desteklemiyorum. Müzakere edeceğiz ve bir orta yol bulacağız” ifadelerini kullandı.

Avrupa genelinde ve özellikle Fransa ile Almanya’da yükselişe geçen aşırı sağcı partilerle nasıl bir ilişki kurulması gerektiği yönündeki soruyu yanıtlayan Başbakan Magyar, geleneksel siyaset elitlerinin halkın kaygılarından koptuğunu ve siyasi ahlakçılık yaptığını savundu.

Siyasi dışlama yöntemlerinin ters teptiğini kaydeden Magyar, şunları söyledi:

“Aşırı sağ ya da aşırı sol gibi etiketleri sevmiyorum. İdeolojik savaşlardan hoşlanmam. İnsanlar, birbirine ideolojik etiketler yapıştırılan siyasi nezaket dolu konuşmalardan daha fazlasını hak ediyor. Başka üye devletlerin iç işlerine karışmak gibi bir amacım yok ve bunu yapmayacağım da; bu noktada da Orbán’dan ayrılıyorum. Ancak bazı ülkelerin uç partilerle mücadelede hatalar yaptığını gözlemliyorum. Birçok ülkede siyasetçiler dürüst davranmıyor. İnsanların korkularını ve beklentilerini anlamıyorlar, sorunlar hakkında açıkça konuşmaya ve onlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. Siyasi nezaket dilini kullanıyorlar ve günün sonunda gerçekliğin kendisini bile kavrayamıyorlar. İşte bazı kesimlerin istismar ettiği hatalar tam olarak bunlardır. Bu insanları ve bu partileri dışlamak, arkalarına bir tecrit duvarı örmek tek başına bir çözüm değildir. Dışlamak bu güçleri sadece daha da güçlendirir. Birçok ülkede bu hatalar fark edildi ama henüz her yerde değil.”

Bu durumun Almanya için de geçerli olup olmadığı sorulduğunda ise Magyar, yönetici sınıfa yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Pek çok ülkede siyasi, medya ve ekonomik elitler kendi konumlarını koruyor ve insanların gerçek korkularına ve sorunlarına her zaman eğilmiyor. Ancak halk bunu unutmaz. Bu yüzden ihtiyacımız olan şey dürüstlük, dürüstlük ve bir kez daha dürüstlüktür” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Parlamentosu’ndaki muhafazakar grupların Almanya için Alternatif (AfD) partisiyle işbirliği yapıp yapmaması gerektiği yönündeki tartışmalara da değinen Macaristan Başbakanı, kendi partisi Tisza’nın da üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) gelecekteki stratejik ortaklarına ilişkin görüşlerini paylaştı.

Magyar, “Avrupa Parlamentosu’nda siyasi güçler her zaman çoğunluk arayışında olmak zorundadır ve merkez sol ile merkez sağ arasındaki büyük koalisyonlar işleyebilir. Almanya ve Avusturya bunun iyi örnekleridir. Ancak bu her zaman işe yaramıyor ve bu yüzden CDU/CSU ile benim partim Tisza’nın da içinde bulunduğu Avrupa Halk Partisi, bir gün bir karar vermek zorunda kalabilir. Bana göre, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), Avrupa Halk Partisi’nin doğal müttefikidir. Onların AfD ile işbirliği yapmak isteyip istemeyeceği benim vereceğim bir karar değil. Ancak birbiriyle konuşmanın ve diğerinin argümanlarını dinlemenin hiçbir zaman zarar getirmeyeceğine inanıyorum. Birbirimizin önerilerinden neleri kabul edeceğimiz ise tamamen ayrı bir konudur” dedi.

“Avrupa savaştan sonra kısmen Rus enerjisine dönecektir”

Ukrayna’daki savaşa rağmen Macaristan’ın Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithal etmeye devam etme kararlılığını savunan Magyar, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik gerçekliklerin göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

Macaristan’ın denize kıyısı olmayan konumu ve enerji bağımlılığına dikkat çeken Başbakan, mülakatı şu sözlerle sürdürdü:

“Macar halkı beni Macaristan Başbakanı olarak seçti. Hükümetimin görevleri arasında enerji güvenliğini, arz güvenliğini ve mümkün olan en düşük enerji fiyatlarını sağlamak yer alıyor. Macaristan, son yıllarda Avrupa Birliği’nin en fakir ve en yozlaşmış ülkesi haline geldi. 3 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Avrupa Birliği’ndeki komşularımızın anlaması gerekir ki, Macaristan denize çıkışı olmayan bir kara ülkesidir. Hala Rus petrolüne bağımlıyız ve bunu bugünden yarına değiştiremeyiz. Yıllardır ekonomik büyüme kaydedemedik ve büyüme için ucuz enerjiye ihtiyacımız var. Elbette enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz ancak şirketlerimizin rekabet gücünün daha da azalmasını ve Macar ailelerin enerji yoksulluğunun artmasını göze alamayız. Bence Avrupa, savaş bittiğinde kısmen yeniden Rus enerji kaynaklarına yönelecek ve yaptırımları kaldıracaktır; çünkü burada söz konusu olan tüm Avrupa’nın rekabet gücüdür. Gelecekteki bir barış durumunda hiç kimsenin yeni bir ekonomik ve siyasi Soğuk Savaş sürdürmekte çıkarı yoktur. Bunun için elbette öncelikle savaşın sona ermesi gerekiyor.”

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar hareketlerle kurduğu yakın ilişkilere ve Donald Trump’ın Orbán’a verdiği desteğe rağmen kendisinin seçimleri kazanmasının Washington ile ilişkilere etkisini değerlendiren Magyar, “ABD, Macaristan’ın NATO’daki doğal müttefiki ve çok önemli bir ekonomik ortağıdır. Seçim kampanyasında yaşananlar bu durumu değiştirmeyecektir. Her Amerikan yönetimiyle iyi ilişkiler sürdüreceğiz” dedi.

Orbán’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kurduğu özel dostluğu eleştiren Magyar, iki ülke arasındaki ilişkilerin savaş sonrası dönemde rasyonel bir zeminde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Magyar, şu ifadeleri kullandı:

“Rusya’nın Macaristan tarihindeki rolünü çok iyi biliyorum. 1849 ve 1956 yıllarını unutmadım. Her iki dönemde de Rus birlikleri Macar özgürlük hareketini kanlı bir şekilde bastırdı. Ancak öte yandan, coğrafyanın değişmediği de bir gerçek. Bunu bu şekilde kabul etmek zorundayız. Bu nedenle, Ukrayna’ya karşı yürütülen savaş sona erdiğinde Rusya ile pragmatik ilişkiler geliştirmeliyiz. Bununla birlikte, Rusya’nın şu anda tüm Avrupa için bir güvenlik riski oluşturduğu son derece açıktır. Avrupa’daki insanların Rus sabotajı ya da Rus saldırısı korkusuyla yaşamak zorunda kalması kabul edilemez. Bu yüzden bu savaş sona ermeli ve Ukrayna’ya uluslararası güvenlik garantileri vermeliyiz. Ancak normallik geri döndüğünde Avrupa gelişebilir ve Rusya’nın da kıtada yeni bir Soğuk Savaş’ın kalıcı hale gelmesinde bir çıkarı olamaz.”

“Ukrayna ile yeni bir sayfa açabiliriz”

Eski hükümetin Ukrayna’ya karşı yürüttüğü propagandayı sona erdireceklerini ve komşularıyla ilişkileri düzeltmek istediklerini ifade eden Magyar, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını ve Kiev’deki insani krize bizzat müdahil olduğunu anlattı.

Magyar, konuya ilişkin şunları kaydetti:

“Her birinde bir Macar azınlığın yaşaması nedeniyle de dahil olmak üzere, tüm komşularımızla iyi ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu durum Ukrayna için de geçerlidir. Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’nın mağdur olduğunu ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü hakkına sahip olduğunu her zaman dile getirdik. Ruslar, 2024 yazında Kiev’deki en büyük çocuk hastanesini bombaladığında, gönüllülerimizle birlikte hemen Kiev’e gittim ve Macar halkının insani yardımını bizzat teslim ettim. Saldırının hemen ardından, 30 yıllık eski bir Ford Transit ile yola çıktık ve hava saldırıları ile füze bombardımanları altında 20 saat içinde Kiev’e ulaştık. O bombalanan hastanenin orada başka hiçbir Avrupalı siyasetçi görmedim. Şu anda Ukrayna ile teknik düzeyde görüşmeler yürütüyoruz ve Ukrayna’da yaşayan 100 bin Macar’ın dil, eğitim ve kültür haklarının iade edilmesi ve güvence altına alınması konusunda birkaç gün içinde bir anlaşmaya varmak için çalışıyoruz. Bugün Ukrayna ile bu ülkedeki azınlığımız konusunda bazı hususları netleştirmemiz gerekiyor ve önümüzdeki günlerde bunu başaracağımızı umuyorum. Etnik Macarlar şu anda orada resmi makamlarla olan ilişkilerinde ana dillerini kullanma imkanına sahip değiller. Ancak bu konuları karşılıklı çıkar temelinde çözüme kavuşturursak yeni bir sayfa açabiliriz.”

Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantilerinin geçmişteki başarısız anlaşmalar gibi olmaması gerektiğini savunan Magyar, ülkenin toprak kaybı riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Magyar, “1994 yılında, ABD ve diğer büyük güçlerin Ukrayna’nın bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti ettiği ünlü Budapeşte Memorandumu imzalanmıştı. Ancak bu vaatler yerine getirilmedi; çünkü içi boş sloganlar pek işe yaramıyor. Ukrayna’da şu anda gerçekten her şey tehlikede. Çok sayıda insan ölüyor ve bu ülkenin topraklarının bir kısmını kaybetmesi ihtimal dahilinde. Bu nedenle Ukrayna’nın gerçek, uygulanabilir uluslararası garantilere ihtiyacı var” dedi.

Buna karşın, Macaristan’ın askeri olarak çatışmanın dışında kalacağını yineleyen Başbakan Magyar, silah tedarikinin bir güvenlik garantisi olmadığını savundu.

Macar lider, “Silahların bir güvenlik garantisi olduğuna inanmıyorum. Güvenlik garantileri ancak uluslararası toplum tarafından sağlanabilir. Macaristan burada belirleyici bir rol oynayamaz, bu büyük güçlerin işidir. Biz diplomatik ve insani yardım sağlayabiliriz, ayrıca Macaristan müzakereler için uygun bir zemin teşkil edebilir” diyerek mülakatı sonlandırdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English