Ortadoğu
FT: İsrail 7 Ekim’den beri işgal alanını büyüttü

Financial Times, İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Lübnan ve Suriye’de bin kilometrekareden fazla alanı fiilen kontrol altına aldığını yazdı. Gazeteye göre İsrail ordusu bugün Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını denetimi altında tutarken, Güney Lübnan’da tampon bölge oluşturmaya çalışıyor ve Suriye’nin güneyinde kalıcı üsler kurarak Şam çevresindeki baskısını artırıyor.
İngiliz Financial Times gazetesi, İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’de toplam bin kilometrekareyi aşan alanı fiilen kontrol altına aldığını yazdı.
Gazete, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının ardından Tel Aviv yönetiminin daha saldırgan ve yayılmacı bir askeri yaklaşım benimsediğini belirtti.
FT’nin aktardığı verilere göre İsrail güçlerinin Gazze, Lübnan ve Suriye’de oluşturduğu yeni askeri bölgelerin toplam büyüklüğü, İsrail’in 1949’daki resmi sınırlarının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor.
Haberde, işgal edilen alanın yarısından fazlasının Lübnan’ın güneyinde bulunduğu kaydedildi. İsrail birliklerinin bölgede yaklaşık 12 kilometre derinliğe kadar ilerlediği, burada tampon bölge işlevi görmesi planlanan ve “İleri Savunma Hattı” olarak adlandırılan bir askeri hat oluşturduğu belirtildi.
FT, İsrail’in söz konusu bölgelerde kontrol sağladığını yazarken, mart ayının başından bu yana devam eden işgal sürecinde Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki çok sayıda köyde varlığını koruduğu ve İsrail birlikleriyle çatışmalarını sürdürdüğü ayrıntısına yer vermedi.
Tel Aviv yönetiminin kamuoyuna açıkladığı hedefin, Lübnan sınırındaki köyleri tamamen boşaltmak ve Hizbullah unsurlarını daha kuzeye çekmek olduğu biliniyor. İsrail yönetimi ilk aşamada Litani Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kontrol altına almayı hedeflemiş, daha sonra bu yaklaşımı daha dar bir güvenlik kuşağı oluşturma planına çevirmişti.
İşgal nedeniyle bir milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi. İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı ve dini yerleşimci çevrelerin ise Güney Lübnan’da yeni Yahudi yerleşimleri kurulması için baskı yaptığı aktarılıyor. Sınır hattındaki çok sayıda Lübnan köyünün ağır yıkıma uğradığı belirtilirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son haftalarda yaptığı bir açıklamada, “Buradan ayrılmıyoruz” dediği hatırlatıldı.
Gazze Şeridi’nde de İsrail ordusunun 7 Ekim sonrasındaki saldırılarla geniş alanları kontrol altına aldığı kaydedildi. Yaklaşık iki yıldır süren bombardımanların ve zorunlu göç sürecinin ardından 2 milyon Filistinlinin, Gazze’nin savaş öncesi yüzölçümünün yalnızca yüzde 40’ına denk gelen dar bir bölgeye sıkıştırıldığı belirtildi.
Ekim 2025’te varılan anlaşma çerçevesinde İsrail güçlerinin “Sarı Hat” olarak tanımlanan hattın gerisine çekilmesi öngörülüyordu. Ancak FT’ye göre İsrail ordusu bu hattı daha da genişletti ve yıkılan sivil alanların üzerine kalıcı askeri üsler kurarak bölgeyi askeri kuşağa dönüştürdü. Gazete, bu süreç sonunda İsrail’in bugün Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını fiilen kontrol ettiğini yazdı.
FT’nin analizinde benzer bir tablonun Suriye’de de ortaya çıktığı belirtildi. Gazete, teyit edilen askeri üsler üzerinden yaptığı hesaplamada İsrail’in işgal ettiği alanın yaklaşık 233 kilometrekareye ulaştığını aktardı. Bu alanın, kuzeyde Hermon Dağı’nın, diğer adıyla Şeyh Dağı’nın stratejik yüksek noktalarından başlayarak yaklaşık 70 kilometre güneydeki Maariyah bölgesine kadar uzandığı ifade edildi.
İsrail ordusu, Aralık 2024’te Beşar Esad hükümetinin çökmesinin ardından Suriye’nin güneyindeki geniş alanlara girmişti. O tarihten bu yana bölgede kalıcı üsler kuran İsrail güçlerinin kritik su kaynaklarını da kontrol altına aldığı belirtildi. FT, İsrail’in bu askeri varlığıyla Şam üzerindeki baskısını artırdığını yazdı.
Haberde, İsrail ordusunun düzenlediği baskınlar ve saldırılarla işgal alanını genişletmeye devam ettiği kaydedildi. Şam’daki yeni yönetimin Tel Aviv’e tehdit oluşturmayacakları yönünde güvence vermesine rağmen İsrail’in geri çekilmeyi kabul etmediği ifade edildi. Lübnan hükümetiyle yürütülen temaslarda olduğu gibi, Şam ile Tel Aviv arasındaki görüşmelerden de şu ana kadar sonuç çıkmadığı belirtildi.
FT’ye konuşan ve adı açıklanmayan Arap bir diplomat, İsrail’in son dönemdeki hamlelerinin yayılmacı yaklaşımın yansıması olduğunu söyledi.
Diplomat, Gazze, Lübnan ve Suriye’de yerleşim kurma girişimlerine ilişkin değerlendirmesinde, “Şüphesiz ki bu talep bugün radikal ve azınlıkta kalan bir görüş gibi görülebilir. Ancak İsrail’in bugün Batı Şeria’da yaptıklarına bakarsanız, 20 yıl önce bunların da aşırı ve marjinal fikirler olduğu düşünülüyordu. Yaşananlar, bu toplumun hangi yöne gittiğini açık biçimde gösteriyor” dedi.
Gazete, analizinin sonunda Başbakan Netanyahu’nun, ülke tarihindeki en büyük güvenlik zafiyetlerinden birinin ardından İsrail için daha agresif bir askeri doktrin inşa ettiğini yazdı.
Ortadoğu
İran, Hürmüz Boğazı geçiş ücretinden vazgeçmek istemiyor

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş karşılığında İran’a dondurulmuş 100 milyar dolarlık varlığını serbest bırakmayı teklif ettiği, ancak Tahran’ın bu öneriyi geri çevirdiği iddia edildi. The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre İran, boğazdan geçen gemilerden yıllık yaklaşık 40 milyar dolar gelir elde etmeyi planlıyor.
ABD yönetimi, yurtdışında bloke edilen yaklaşık 100 milyar dolar değerindeki İran varlığının bir kısmını serbest bırakma karşılığında, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alma planından vazgeçmesini talep etti.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Tahran bu teklifi geri çevirdi.
Haberde, ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in bu hafta Katar’ın başkenti Doha’yı ziyaret ederek Katarlı arabulucularla bir araya geldiği belirtildi.
Görüşmede, geçen ay Hürmüz Boğazı’nın seyrüsefere açılması konusunda varılan mutabakatın uygulanmasının ele alındığı kaydedildi. Kaynaklar, tarafların Lübnan’daki son durumu da masaya yatırdığını aktardı.
Katar’daki müzakerelerin ardından İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Hürmüz Boğazı’nın ABD’nin değil, “İran’ın komutası altında” yer aldığını ifade etti.
Bu açıklamanın ardından İran askeri yetkilileri, Tahran ile koordine edilmemiş rotaları kullanan her geminin “derhal ve güçlü” bir yanıtla karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Tahran yıllık 40 milyar dolar gelir hedefliyor
WSJ’nin ulaştığı bilgilere göre Tahran, seyrüsefer güvenliğini sağlama maliyetlerini gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’ndan geçen tüm gemilerden ücret almayı hedefliyor.
İran tarafı bu mekanizmanın yılda yaklaşık 40 milyar dolar gelir getirebileceğini hesaplarken, ABD ve Körfez ülkeleri bu uygulamaya karşı çıkıyor.
Sürece alternatif bir çözüm getirmek isteyen Umman, denizcilik ve petrol şirketlerinin gönüllü katkılarıyla finanse edilecek özel bir fon kurulmasını önerdi.
Bu fonun, boğazın güney kesiminde güvenliğin sağlanmasında kullanılması öngörülüyordu. Ancak gazetenin haberine göre İran, kendisine doğrudan bir ödeme yapılmasını içermediği gerekçesiyle bu girişimi de reddetti.
Haziran ayı ortasında ABD ve İran, aylarca süren çatışmaların ardından İslamabad Mutabakat Muhtırası’nı imzalamıştı.
Belge; çatışmaların durdurulmasını, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz taşımacılığına açılmasını, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin başlamasını, yaptırımların aşamalı olarak hafifletilmesini ve İran’ın yurtdışındaki bazı dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını öngörüyor.
Bu anlaşmanın ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD ordusunun Trump’ın talimatı doğrultusunda İran limanlarına ve kıyı bölgelerine çıkan tüm deniz yollarındaki ablukayı kaldırdığını duyurmuştu.
İran da Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerine izin vermiş, ancak yabancı gemilerin geçişten en az 48 saat önce bildirimde bulunmasını zorunlu kılmıştı.
Haziran ayı sonunda New York Times gazetesi, İranlı bir yetkiliye dayandırdığı haberinde İran ve Umman’ın boğazdan geçen gemilerden ücret alınmasına yönelik planlar hazırladığını yazmıştı. ABD Başkanı ise boğazdan geçişlerin ücretsiz olması gerektiğini açıklamıştı.
Ortadoğu
Suriye Dışişleri Bakanı: Hizbullah’la görüşmeye açığız

Lübnan resmi haber ajansının aktardığına göre Suriye Dışişleri Bakanı, perşembe günü Beyrut’a yaptığı ziyarette, “çıkarlar gerektirirse” Suriye’nin Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söyledi.
Esad Şeybani, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Hizbullah’ın müttefiki olan Meclis Başkanı Nebih Berri dahil Lübnan hükümetinin önde gelen isimleriyle görüştü. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye güçlerinin Lübnan’da Hizbullah’la mücadele etmesi ihtimalini gündeme getirmesinden bu yana Şeybani’nin ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, daha önce Suriye güçlerinin Lübnan’a gireceğine dair iddiaları “söylenti” olarak nitelendirerek reddetmişti.
Lübnan resmi haber ajansının aktardığına göre Şeybani, perşembe günü Lübnan’daki görüşmelerinde “Hizbullah dosyasının” gündeme gelmediğini, ancak Suriye’nin örgütle görüşmeye açık olduğunu söyledi. Ajans, Şeybani’nin açıklamalarına ilişkin daha fazla ayrıntıyı hemen yayımlamadı.
Cumhurbaşkanı Avn’ın ofisinden yapılan açıklamada, komşu ülkeler Suriye ve Lübnan’ın birbirlerinin istikrarını istediği belirtildi. Açıklamada ayrıca Şara’nın, Suriye’nin Lübnan’ın iç meselelerinde taraf olmayacağı konusunda Avn’a güvence verdiği ifade edildi.
Eski El Kaide komutanı Şara yönetimindeki Suriye’nin yeni hükümeti, güçlerinin 2024’te Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmesinden bu yana ABD’nin müttefiki olarak öne çıktı. Şam yönetimi, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın büyük ölçüde dışında kaldı.
Hizbullah ise İsrail’le savaş halinde. İsrail saldırıları Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde büyük yıkıma yol açtı.
Trump geçen ay, Lübnan’da çok fazla sivil öldürdüğü gerekçesiyle İsrail’i eleştirdikten sonra Şara ile Hizbullah’la mücadele konusunu görüştüğünü söyledi. Trump, “İsrail’e, Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence bu işi daha iyi yaparlar,” dedi.
Şam savaşa çekilme konusunda temkinli
Şara daha sonra, Suriye devlet medyasına göre, “Suriye’nin Lübnan’a gireceğine dair dolaşıma sokulan söylentilerin tamamen asılsız olduğunu” söyledi.
Reuters mart ayında, ABD’nin Suriye’yi, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yardımcı olmak için Lübnan’ın doğusuna asker göndermeyi değerlendirmeye teşvik ettiğini bildirmişti. Ancak habere göre Şam, savaşa sürüklenme ve Suriye ile Lübnan’da mezhep gerilimlerini tırmandırma endişesiyle böyle bir göreve girişmekte isteksizdi.
Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD’nin Suriye’yi Lübnan’a güç göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberi “yanlış ve hatalı” diye nitelendirerek reddetti.
Herhangi bir Suriye müdahalesi, hem Suriye’de hem de Sünni Müslümanlar, Şii Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler dahil çok sayıda mezhep ve dini topluluğa ev sahipliği yapan Lübnan’da mezhep gerilimlerini körükleyebilir.
Ortadoğu
Beyrut’ta askeri komuta krizi: Cumhurbaşkanı Avn iddiaları reddetti

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah kanadından gelen uyarıların ardından Lübnan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Rudolphe Heykel’in görevden alınacağına dair iddiaları asılsız olarak nitelendirerek yalanladı. Meclis Başkanı Nebih Berri askeri kurumun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu vurguladı.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bir Hizbullah yetkilisinin ordu komutasında değişiklik yapılacağına dair uyarılarının ardından, Beyrut yönetiminin Lübnan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Rudolphe Heykel’i görevden almayı planladığı yönündeki iddiaları yalanladı.
Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamada, genelkurmay başkanının veya güvenlik kurumu liderlerinin görevden alınacağına dair iddiaların asılsız olduğu, bu kurumların güvenliğin sağlanmasında ve devlet egemenliğinin tesis edilmesinde temel bir rol oynadığı ifade edildi.
Cumhurbaşkanı Avn, açıklamalarında ayrıca Lübnan yasalarına aykırı olarak yürütülen birkaç tur doğrudan görüşmenin ardından geçen ay varılan Lübnan-İsrail çerçeve anlaşmasını da savundu.
Washington’daki müzakerelerden çıkan çerçeve anlaşmasının, maddeleriyle devlet mantığını yansıttığını belirten Avn, Lübnan’ın egemen bir devlet olduğunu, kendi adına müzakereler yürüttüğünü ve savaşın başarısızlığa uğramasının ardından mevcut en iyi seçenek olarak müzakere yolunu seçtiklerini aktardı.
Hizbullah’ın müttefiki olan Emel Hareketi’nin lideri ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri de 29 Haziran’da yayımlanan mülakatında Heykel’in görevden alınacağı iddialarına değindi.
El-Ahbar gazetesine konuşan Berri, bu tür bir fikirle şaka bile yapılmaması ve ordu üzerinden oyunlar oynanmaması gerektiğini vurguladı.
Meclis Başkanı, askeri kurumun kendileri için kırmızı çizgi, ulusal istikrarın temel unsurlarından biri ve iç barışın korunmasının en önemli güvencesi olduğunu sözlerine ekledi. Berri, açıklamalarında Beyrut ile Tel Aviv arasında Washington’da varılan anlaşmayı da eleştirdi.
Lübnan Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamaya göre Genelkurmay Başkanı Heykel, pazartesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı ile bir araya gelerek Beyrut-Tel Aviv çerçeve anlaşmasını ele aldı. Görüşmede Heykel, ABD’ye desteklerinden ötürü teşekkür ederek askeri işbirliğinin sürdürülmesinin Lübnan’ın güvenlik ve istikrarının korunması açısından hayati önem taşıdığını söyledi.
Hizbullah’ın üst düzey yetkililerinden Nevvaf el-Musevi, Lübnan Cumhurbaşkanı’nı ordu komutanını görevden almaya çalışmakla suçlamıştı.
Musevi, 28 Haziran’da yaptığı açıklamada, “Lübnan’da iç savaş çıkarmaya çalışan kişi Cumhurbaşkanı Joseph Avn’dır. Avn, Heykel’e istifa etmesi için baskı yapıyor ancak komutan bunu reddetti” ifadelerini kullandı. Musevi ayrıca, “Halkımızı temin ederim ki Washington’da Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın hiçbir değeri yoktur. Bu yüzden endişelenmeyin” dedi.
Heykel’in geçen yıl boyunca, Lübnan işgal altında ve saldırı altındayken Hizbullah’ın silahsızlandırılması planlarını ilerletmeyi reddettiği bildiriliyor. Ayrıca 2025’te bu konu nedeniyle istifa tehdidinde bulunduğu da belirtiliyor.
Mart başında başlayan son savaştan haftalar önce Washington’a yaptığı bir ziyaret sırasında Heykel, buradaki bir toplantıda Hizbullah’ı terör örgütü olarak tanımlamayı reddederek ABD’li yetkililerin tepkisini çekmişti.
Musevi’nin iddiası, geçen ay İsrail’le imzalanan anlaşmaya yönelik ülke çapındaki tepkiyle aynı döneme denk geldi. ABD, Lübnan ve İsrail arasında varılan anlaşma, işgal güçlerinin çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Anlaşma aynı zamanda, bu yılın mart ayından bu yana 4 binden fazla Lübnan vatandaşının ölümüne ve 1 milyondan fazla insanın yerinden edilmesine yol açan İsrail’e karşı Lübnan’ın uluslararası hukuki şikayetlerde bulunmasını engelliyor.
Çerçeve anlaşmasının maddeleri, sadece Hizbullah tabanı tarafından değil, örgüt dışındaki geniş kesimler tarafından da İsrail’in Lübnan topraklarındaki varlığını meşrulaştırma girişimi olarak değerlendiriliyor.
Bu hafta Lübnan medyasına yansıyan bilgilere göre, Meclis Başkanı Berri yeni Lübnan-İsrail anlaşmasına karşı duracak geniş tabanlı ve mezhepler üstü bir siyasi cephe inşa etmek için çalışmalar yürütüyor.
Hem Berri hem de Hizbullah, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesine izin vermeyeceklerini açıkça ilan etmiş durumda. Lübnan toplumunun büyük bir kesimi ise yetkililerin, Lübnan ordusu ile Hizbullah’ı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan ABD çağrılarına kulak vermesi halinde ülkede yeni bir çatışma ortamının oluşmasından endişe duyuyor.
Avrupa1 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Rusya4 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi5 gün önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını1 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması











