Bizi Takip Edin

Ortadoğu

FT: İsrail 7 Ekim’den beri işgal alanını büyüttü

Yayınlanma

Financial Times, İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Lübnan ve Suriye’de bin kilometrekareden fazla alanı fiilen kontrol altına aldığını yazdı. Gazeteye göre İsrail ordusu bugün Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını denetimi altında tutarken, Güney Lübnan’da tampon bölge oluşturmaya çalışıyor ve Suriye’nin güneyinde kalıcı üsler kurarak Şam çevresindeki baskısını artırıyor.

İngiliz Financial Times gazetesi, İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’de toplam bin kilometrekareyi aşan alanı fiilen kontrol altına aldığını yazdı.

Gazete, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının ardından Tel Aviv yönetiminin daha saldırgan ve yayılmacı bir askeri yaklaşım benimsediğini belirtti.

FT’nin aktardığı verilere göre İsrail güçlerinin Gazze, Lübnan ve Suriye’de oluşturduğu yeni askeri bölgelerin toplam büyüklüğü, İsrail’in 1949’daki resmi sınırlarının yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor.

Haberde, işgal edilen alanın yarısından fazlasının Lübnan’ın güneyinde bulunduğu kaydedildi. İsrail birliklerinin bölgede yaklaşık 12 kilometre derinliğe kadar ilerlediği, burada tampon bölge işlevi görmesi planlanan ve “İleri Savunma Hattı” olarak adlandırılan bir askeri hat oluşturduğu belirtildi.

FT, İsrail’in söz konusu bölgelerde kontrol sağladığını yazarken, mart ayının başından bu yana devam eden işgal sürecinde Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki çok sayıda köyde varlığını koruduğu ve İsrail birlikleriyle çatışmalarını sürdürdüğü ayrıntısına yer vermedi.

Tel Aviv yönetiminin kamuoyuna açıkladığı hedefin, Lübnan sınırındaki köyleri tamamen boşaltmak ve Hizbullah unsurlarını daha kuzeye çekmek olduğu biliniyor. İsrail yönetimi ilk aşamada Litani Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kontrol altına almayı hedeflemiş, daha sonra bu yaklaşımı daha dar bir güvenlik kuşağı oluşturma planına çevirmişti.

İşgal nedeniyle bir milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi. İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı ve dini yerleşimci çevrelerin ise Güney Lübnan’da yeni Yahudi yerleşimleri kurulması için baskı yaptığı aktarılıyor. Sınır hattındaki çok sayıda Lübnan köyünün ağır yıkıma uğradığı belirtilirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son haftalarda yaptığı bir açıklamada, “Buradan ayrılmıyoruz” dediği hatırlatıldı.

Gazze Şeridi’nde de İsrail ordusunun 7 Ekim sonrasındaki saldırılarla geniş alanları kontrol altına aldığı kaydedildi. Yaklaşık iki yıldır süren bombardımanların ve zorunlu göç sürecinin ardından 2 milyon Filistinlinin, Gazze’nin savaş öncesi yüzölçümünün yalnızca yüzde 40’ına denk gelen dar bir bölgeye sıkıştırıldığı belirtildi.

Ekim 2025’te varılan anlaşma çerçevesinde İsrail güçlerinin “Sarı Hat” olarak tanımlanan hattın gerisine çekilmesi öngörülüyordu. Ancak FT’ye göre İsrail ordusu bu hattı daha da genişletti ve yıkılan sivil alanların üzerine kalıcı askeri üsler kurarak bölgeyi askeri kuşağa dönüştürdü. Gazete, bu süreç sonunda İsrail’in bugün Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 60’ını fiilen kontrol ettiğini yazdı.

FT’nin analizinde benzer bir tablonun Suriye’de de ortaya çıktığı belirtildi. Gazete, teyit edilen askeri üsler üzerinden yaptığı hesaplamada İsrail’in işgal ettiği alanın yaklaşık 233 kilometrekareye ulaştığını aktardı. Bu alanın, kuzeyde Hermon Dağı’nın, diğer adıyla Şeyh Dağı’nın stratejik yüksek noktalarından başlayarak yaklaşık 70 kilometre güneydeki Maariyah bölgesine kadar uzandığı ifade edildi.

İsrail ordusu, Aralık 2024’te Beşar Esad hükümetinin çökmesinin ardından Suriye’nin güneyindeki geniş alanlara girmişti. O tarihten bu yana bölgede kalıcı üsler kuran İsrail güçlerinin kritik su kaynaklarını da kontrol altına aldığı belirtildi. FT, İsrail’in bu askeri varlığıyla Şam üzerindeki baskısını artırdığını yazdı.

Haberde, İsrail ordusunun düzenlediği baskınlar ve saldırılarla işgal alanını genişletmeye devam ettiği kaydedildi. Şam’daki yeni yönetimin Tel Aviv’e tehdit oluşturmayacakları yönünde güvence vermesine rağmen İsrail’in geri çekilmeyi kabul etmediği ifade edildi. Lübnan hükümetiyle yürütülen temaslarda olduğu gibi, Şam ile Tel Aviv arasındaki görüşmelerden de şu ana kadar sonuç çıkmadığı belirtildi.

FT’ye konuşan ve adı açıklanmayan Arap bir diplomat, İsrail’in son dönemdeki hamlelerinin yayılmacı yaklaşımın yansıması olduğunu söyledi.

Diplomat, Gazze, Lübnan ve Suriye’de yerleşim kurma girişimlerine ilişkin değerlendirmesinde, “Şüphesiz ki bu talep bugün radikal ve azınlıkta kalan bir görüş gibi görülebilir. Ancak İsrail’in bugün Batı Şeria’da yaptıklarına bakarsanız, 20 yıl önce bunların da aşırı ve marjinal fikirler olduğu düşünülüyordu. Yaşananlar, bu toplumun hangi yöne gittiğini açık biçimde gösteriyor” dedi.

Gazete, analizinin sonunda Başbakan Netanyahu’nun, ülke tarihindeki en büyük güvenlik zafiyetlerinden birinin ardından İsrail için daha agresif bir askeri doktrin inşa ettiğini yazdı.

Ortadoğu

Özgürlük Filosu ekimde Gazze Şeridi için yeniden denize açılacak

Yayınlanma

Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını kırmak amacıyla ekim ayında Akdeniz’i geçecek yeni bir filo oluşturmayı planlıyor. Özgürlük Filosu Koalisyonu, gemilerin Gazze Şeridi’ne ilerlemeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya limanlarına uğrayacağını açıkladı.

Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik deniz ablukasını kırmak amacıyla önümüzdeki ay Avrupa’dan yola çıkacak yeni bir filo hazırlığı yürütüyor.

Özgürlük Filosu Koalisyonu (FFC), 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, gemilerin ekim ayında denize açılmasının planlandığını bildirdi. Açıklanan plana göre filo, Gazze Şeridi’ne yönelmeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya’daki limanları ziyaret edecek.

2010 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Özgürlük Filosu ile 2025 yılında kurulan Küresel Sumud Filosu ayrı yapılar niteliği taşıyor; ancak iki oluşum Gazze ablukasını kırma hedefli seferlerde ortak hareket ediyor.

Özgürlük Filosu, Küresel Sumud Filosu’na destek verirken, koalisyon bünyesindeki bazı üyeler de Sumud seferlerine danışmanlık sağlıyor.

Aktivistler, mayıs ayındaki müdahalenin ardından ekim seferine mali kaynak ve kamuoyu desteği sağlamak üzere Avrupa genelinde çeşitli seferler düzenledi.

Mayıs seferinde 430 aktivist alıkonuldu

Özgürlük Filosu’nun destek sağladığı mayıs ayındaki Küresel Sumud Filosu seferi sırasında İsrail makamları, uluslararası sularda seyreden yaklaşık 54 gemiye müdahale etti.

Operasyonda, aralarında doktorların, gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının da yer aldığı 430 aktivist alıkonuldu.

Söz konusu müdahale, alıkonulan kişilerin İsrail cezaevlerinde darp, ölüm tehdidi ve tecavüz dahil cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını aktarmasıyla uluslararası alanda tepki topladı.

Küresel Sumud Filosu, en az 67 katılımcının tıbbi müdahale gerektiren yaralanmalar yaşadığını, bu kişilerden 12’sinin hastaneye kaldırıldığını duyurdu.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, alıkonulan aktivistlerin plastik kelepçelerle bağlandığı, diz çöktürüldüğü ve İsrail milli marşı eşliğinde zorlayıcı pozisyonlarda tutulduğu video kayıtlarını “İsrail’e hoş geldiniz” mesajıyla paylaştı.

Görüntülerde, elleri bağlı bir aktivist acı içinde bağırırken Ben-Gvir’in güvenlik görevlilerine “Çığlıklarından rahatsız olmayın” talimatı verdiği duyuldu.

Uluslararası Ceza Mahkemesine savaş suçu başvurusu

Yaşananların ardından 30 Mayıs’ta Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) savaş suçu başvurusunda bulunan 11 mağdur arasında Avustralyalı sinemacı Juliet Lamont da yer aldı.

Lamont, yük konteynerinden dönüştürülen bir alana götürüldüğünü, karanlıkta elleri arkadan bağlı ve ayak bilekleri zincirli şekilde zorlayıcı pozisyonda tutulduğunu açıkladı.

Erkek askerlerden birinin tecavüzüne uğradığını belirten Lamont, diğer tutukluların vücutlarına silah sokulduğunu ve 70 yaşındaki bir kadının kaburgalarının kırıldığını ifade etti.

Lamont, tutulduğu alandan işkence ve acı çığlıkları duyulduğunu kaydetti.

Çok sayıda mağdur ifadesi, video kaydı, tıbbi rapor ve yeminli beyan içeren başvuru dosyasında, Avustralyalı bir insani yardım görevlisine İsrailli yetkililerce zorla içeriği belirsiz bir madde enjekte edildiği yönündeki anlatım da yer buldu.

Birleşmiş Milletler (BM), yaşanan gelişmelerin ardından İsrail Cezaevi Servisini, çatışma bölgelerinde cinsel şiddetten sorumlu tarafların yer aldığı 2026 kara listesine dahil etti.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararın gerekçesi olarak mahkumlara yönelik belgelenen “cinsel şiddet örüntülerini” işaret etti.

Aktivistlere yönelik tutum diplomatik krizlere de yol açtı.

İtalya, Fransa ve Kanada, kendi vatandaşlarına yönelik muamele nedeniyle İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak izahat istedi. İspanya ve İrlanda yönetimleri ise Bakan Ben-Gvir’in sergilediği yaklaşımı “canavarca” ve “dehşet verici” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran savaşı ABD donanmasında lojistik krize yol açtı

Yayınlanma

New York Times’ın analizine göre, İran savaşı sebebiyle Batı Asya’da tutulan ABD savaş gemileri ciddi bir lojistik baskıyla karşı karşıya. Bahreyn’deki ana lojistik üssün vurulması ve bölge limanlarının füze menzilinde kalması, filoyu binlerce millik ikmal rotalarına mecbur bırakıyor.

New York Times (NYT) gazetesinde Simon Ducroquet ve John Ismay imzasıyla yayımlanan analizde, İran savaşı sebebiyle Batı Asya’da süresiz tutulan ABD uçak gemileri, destroyerleri ve amfibi gemilerinin ağır bir lojistik baskı altına girdiği belirtildi.

“ABD savaş gemilerinin karşı karşıya olduğu lojistik kâbus” başlıklı değerlendirmede, bölgedeki yakın üslerin devre dışı kalmasının donanmayı uzun ve riskli ikmal operasyonlarına zorladığı kaydedildi.

Haftalık 420 bin öğün yemek ve 8 milyon galon yakıt gerekiyor

Analizde yer alan verilere göre, standart bir ABD uçak gemisinde 5 bin personel günün 24 saati görev yapıyor ve her personele günde dört öğüne kadar yemek verilmesi gerekiyor.

Gemiler nükleer enerjiyle hareket etmesine karşın, güvertedeki uçak ve helikopter filosu haftada yaklaşık 2 milyon galon yakıt tüketiyor.

Uçak gemilerine hava savunma ve seyir füzeleriyle donatılmış destroyerler eşlik ediyor ve “uçak gemisi taarruz grubu” olarak adlandırılan bu gruptaki koruma gemileri de kesintisiz yakıt ile gıda desteğine ihtiyaç duyuyor.

ABD’nin şu anda Batı Asya’da İran limanlarına yönelik ablukaya katılan USS George H.W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin yanı sıra 12 destroyeri görev yapıyor.

Destroyerlerde yaklaşık 3 bin 700 personel yer alıyor. Gruba ayrıca deniz piyadelerinden oluşan çıkarma gücünü taşıyan ve yaklaşık 5 bin askerin yer aldığı üç gemilik bir amfibi hazır görev grubu eşlik ediyor.

Bölgedeki yaklaşık 20 savaş gemisinde toplam 20 bin civarında denizci ile deniz piyadesi görev alırken, filoya her hafta 420 binden fazla öğünlük gıda ve yaklaşık 8 milyon galon yakıt ulaştırılması gerekiyor.

Bahreyn’deki lojistik üs imha edildi

On yıllardır Batı Asya’da varlık gösteren ABD Donanması, bölge genelinde geniş tedarik depoları kurmuştu. Ancak İran, savaşın başladığı 28 Şubat’ta 5. Filo’nun konuşlandığı Bahreyn’deki ana lojistik üssü imha etti.

Uçak gemileri ile lojistik gemilerin yanaşabileceği diğer bölgesel limanlar da İran’ın balistik füzeleri ve insansız hava araçlarının menziline girmesi sebebiyle kullanılamaz duruma geldi.

Bu tablo karşısında ikmal gemileri, Umman Körfezi ve Arap Denizi’ndeki filoya yiyecek, yakıt ve mühimmat taşımak için Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na gitmek zorunda kalıyor.

Diego Garcia ile operasyon bölgesi arasındaki mesafe yaklaşık 2 bin 200 mili buluyor. İkinci seçenek konumundaki Singapur ise bölgeden 3 bin 700 mil uzakta yer alıyor ve bu rota gemilerin yoğun deniz trafiğine sahip Malakka Boğazı’ndan geçmesini zorunlu kılıyor.

Açık denizde saatler süren riskli manevralar

Yakın üslerin kullanılamaması sebebiyle savaş gemilerine her beş veya altı günde bir açık denizde ikmal yapılıyor. İkmal operasyonu sırasında savaş gemisi ile tedarik gemisi saatlerce aynı hız ve rotada, aralarında yalnızca 45 metre mesafe bırakarak yan yana ilerliyor.

Dalgalar, sert rüzgârlar ve deniz akıntıları bu manevrayı riskli hale getirirken, operasyon boyunca her iki gemi de olası saldırılara karşı savunmasız kalıyor.

Aktarım sırasında mürettebat, kılavuz halatları tüfeklerle karşı gemiye fırlatıyor. Ardından çelik kablolar gerilerek yakıt hortumları ile yiyecek ve malzeme paletleri bu hat üzerinden sevk ediliyor.

Eş zamanlı olarak helikopterler de ağlara takılan gıda, yedek parça ve posta yüklerini gemiler arasında taşıyor.

“Mevcut düzen sürdürülebilir değil”

Batı Asya’daki savaş gemilerinin görev süresi belirsizliğini korurken, gemilerin dönüşü ABD Başkanı ve ABD Savunma Bakanının alacağı karara bağlı bulunuyor.

Fakat NYT, mevcut operasyonel düzenin uzun vadede sürdürülemeyeceğine işaret ediyor.

Donanma envanterindeki 11 uçak gemisinden dördü İran savaşı kapsamında bölgeye sevk edildi. Kalan gemilerin bir kısmı tersanelerde uzun süreli onarımda bulunuyor ve bu gemiler yıllarca seyre çıkamayacak.

Dokuz aylık görev süresinin büyük kısmını limana yanaşmadan denizde geçiren USS Abraham Lincoln, yerini 20 Ağustos’ta USS George Washington’a bıraktı.

Normal şartlarda personelin dinlenmesi amacıyla ayda bir liman ziyareti yapması gereken filodan ayrılan Lincoln, 2 Eylül’de Tayland’a ulaştı.

Mürettebat, San Diego’daki ana üsse dönüş için Büyük Okyanus’u geçmeden önce Tayland’da izin yapacak.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Reuters: İran’daki düğüne düzenlenen ölümcül saldırı ABD mühimmatının doğrudan isabetiydi

Yayınlanma

Salı günü İran’ın güneyindeki bir düğün kutlamasını vuran, dört kişinin ölümüne ve en az 68 kişinin yaralanmasına yol açan patlamanın, başka bir hedefe çarpıp sekerek gelen bir mühimmattan değil, büyük olasılıkla bir ABD mühimmatının doğrudan isabetinden kaynaklandığı belirlendi. Reuters tarafından doğrulanan görüntü ve videoları inceleyen silah uzmanlarının analizi bu yönde.

Küçük Kuhestak kasabasında meydana gelen olay, ABD’nin İran’la savaşında sivillerin ödediği bedele ilişkin endişeleri yeniden gündeme getirdi. Olay, şubat ayında bir Amerikan füzesinin İran’daki bir ilkokula isabet ederek içerideki çoğu çocuk olmak üzere 175’i aşkın insanı katletmesinden bu yana yaşanan en çarpıcı vaka oldu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin 1 Eylül’de İran’ın güneyinde, İslam Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait hava savunma tesislerini, radar sistemlerini ve iletişim altyapısını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğini açıklamıştı.

Reuters, olaya ilişkin video ve görüntüleri dört askeri silah uzmanıyla paylaştı. Uzmanlar, hasarın başka bir hedefe çarpan mühimmatın sekmesi sonucu oluşan ikincil bir hasardan ziyade doğrudan isabetle uyumlu olduğunu söyledi. Uzmanlardan üçü, mühimmatın rotasından çıkan bir İran hava savunma füzesi değil, büyük olasılıkla bir ABD silahı olduğunu belirtti.

Uzmanlardan biri, silahın hedefini basitçe ıskalamış olabileceğini söyledi.

Terörle mücadele kapsamında bomba imha konusunda uzmanlaşmış, patlayıcı mühendisliği alanında doktora sahibi emekli İngiliz Tuğgeneral Gareth Collett, “Atılan bomba sayısı göz önüne alındığında, en gelişmiş güdüm sistemlerinde bile zaman zaman bu tür olaylar yaşanabiliyor,” dedi.

Görüntülerde, saldırının ardından enkazın arasında kanlı ayakkabıların bulunduğu ve İran’ın bu bölgesinde yaygın olarak kullanılan düğün süslemelerinin etrafa saçıldığı görülüyor.

Bir görgü tanığı saldırıdan hemen sonra Reuters’a gönderdiği sesli mesajda şöyle dedi:

“Kuhestak yerle bir oldu. Dört, beş, on ev yıkıldı. Çok sayıda insan enkaz altında. Allah yardımcımız olsun.”

Bölge sakinleri isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

ABD’li iki yetkili de isimlerinin açıklanmaması koşuluyla Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun 1 Eylül’de Kuhestak bölgesinde saldırılar düzenlediğini ve özellikle kasabanın telekomünikasyon kulesini hedef aldığını savundu.

Uydu görüntülerine göre söz konusu kule, düğün kutlamasının yapıldığı yerden yaklaşık 135 metre uzakta bulunuyor. İran medyasına göre kule yerel saatle yaklaşık 21.30’da vuruldu.

ABD’li yetkililerden biri, hükümetin düğündeki can kayıplarına ilişkin çeşitli senaryoları incelediğini söyledi. Bunlar arasında kayıpların bir ABD saldırısından, İran hava savunma füzesinin sekmesinden veya hedefinden sapan bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri bulunuyor. Ancak Reuters görüntüleri ve uzmanlar saldırının ABD mühimmatına ait olduğunu tespit etti.

Dört kişinin öldüğü ve 68 kişinin yaralandığı bilgisi, insan hakları ihlallerini izleyen ve belgeleyen Balochestan Human Rights Documentation Network ile Haalvsh adlı kuruluşlardan geldi.

Gruplara göre hayatını kaybedenlerden üçü düğün davetlileriydi: 43 yaşındaki Kolsoom Mollahi Najhandania, 50 yaşındaki Zarkhatoon Taheri ve dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi. Dördüncü kişi olan 16 yaşındaki Mohammad Mallahi ise telekomünikasyon kulesinin yakınında motosikletiyle giderken öldürüldü.

İsimler İran medyası tarafından da doğrulandı.

Olay, 28 Şubat’ta Minab’daki bir ilkokulun füze saldırısıyla yıkılmasından altı aydan uzun bir süre sonra meydana geldi. Saldırı, mevcut çatışmayı başlatan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından saatler sonra gerçekleşmişti. İranlı yetkililere göre saldırıda 175’ten fazla çocuk ve öğretmen hayatını kaybetmişti.

Pentagon, ABD ordusunun onlarca yıldır yol açtığı en büyük sivil kayıp vakası olan Minab saldırısına ilişkin soruşturmasının bulgularını kamuoyuna açıklamadı. Ancak Reuters, 5 Mart’ta yayımladığı haberinde, ABD ordusunun ilk iç soruşturmasının, İran’la savaşın ilk gününde gerçekleştirilen bu saldırıdan ABD güçlerinin sorumlu olduğunu gösterdiğini bildirmişti.

1 Eylül günü yerel saatle yaklaşık 21.30’da sosyal medyada yerel bir düğüne saldırı düzenlendiğine ilişkin paylaşımlar dolaşıma girmeye başladı.

Reuters, bölge sakinleriyle aracılar üzerinden görüştü.

Bir bölge sakini, düğünün vurulmasının hemen ardından gönderdiği sesli mesajda, “Düğünde çok sayıda insan vardı. Çok sayıda [yaralı] götürüldü, şu anda çok daha fazla [yaralı] götürülüyor,” dedi.

İran devlet medyası, Hürmüzgan’daki telekomünikasyon yetkililerine dayandırdığı haberinde, kulenin çevredeki Sirik ilçesinde yaşayanlara mobil iletişim, telefon ve internet hizmeti sağlayan sivil bir yapı olduğunu bildirdi.

İran’da altı aydır devam eden savaş sırasında ABD ordusu, İran ordusunun stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki egemenliğini engellemek amacıyla boğaz yakınlarındaki İran radar ve iletişim tesislerini defalarca vurdu.

İran, boğazdaki enerji sevkiyatını kısıtlama kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu durum küresel enerji maliyetlerini yükseltirken, ABD’deki ara dönem Kongre seçimleri öncesinde Trump yönetimi açısından siyasi bir sorun yarattı.

ABD ordusunda eski bir patlayıcı mühimmat imha teknisyeni olan ve halen Armament Research Services’ta silah teknik analisti olarak çalışan Trevor Ball, Reuters’ın talebi üzerine fotoğraf ve videoları inceleyen uzmanlar arasındaydı.

Ball, “Görülen hasar, çatıya temas ettiği anda ya da çatının hemen üzerinde infilak eden bir mühimmattan kaynaklanmış gibi görünüyor,” diyerek bunun görünüşe göre doğrudan bir isabet olduğunu belirtti.

“Görülebilen patlama hasarının, yakındaki telekomünikasyon kulesine yapılan saldırıdan kopan parçaların bu bölgeye isabet etmesiyle oluşması mümkün değil.”

Ball, kullanılan silahın büyük olasılıkla ABD’ye ait olduğunu söyledi.

Collett de Ball’un analizine katıldı.

“Kanıtların ağırlığı, İran hava savunma füzesinden ziyade ABD’ye ait, havadan bırakılan 500 librelik bir mühimmata işaret ediyor,” dedi.

Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma profesörü olan Sebastian Schutte de görsel materyalleri inceledi. Schutte, mevcut kanıtlara dayanarak çatıdaki deliğin telekomünikasyon kulesinden seken bir mühimmat sonucu oluşmadığı görüşüne katıldı.

Üç uzman da hedefinden sapan bir İran füzesinin evi yıkmış olmasının düşük ihtimal olduğunu söyledi.

Schutte, isabet açısının bir hava savunma füzesiyle uyumlu olmadığını belirtirken, Collett ise bir hava savunma füzesinin harp başlığında normalde görülmesi beklenen türden parçalanmaya ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını söyledi.

İran medyasında çeşitli silah parçalarının görüntüleri de yayımlandı. Ball, “bu kalıntılardan bazılarının”, ABD ordusu tarafından yaygın olarak kullanılan bir tür süzülen bomba olan Joint Standoff Weapon’a (JSOW) ait olduğunu tespit etti.

3 Eylül’de Hürmüzgan eyaletinin Sirik kasabasında, dört yaşındaki Amir Mohammad Karimi için düzenlenen cenaze töreninde yas tutanlar son görevlerini yerine getirmek üzere bir araya geldi.

Perşembe günü Kuhestak sakinleri saldırıda hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenledi. Cenaze duası okunurken kalabalık korteji doldurdu; insanlar tabutu taşıdı ve ellerinde posterler tuttu.

Bir görgü tanığı, “Sirik’te durum hüzünlü ve matem havası hâkim. İnsanlar hâlâ şok içinde,” dedi.

Tahran’dan BM’ye çağrı: ABD’nin eylemleri savaş suçudur

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English