Bizi Takip Edin

Diplomasi

G20’den Gazze’ye daha fazla yardım, iki devletli çözüm ve Ukrayna’da barış çağrısı

Yayınlanma

Dünyanın 20 büyük ekonomisinin liderleri, açlıkla mücadele için küresel bir anlaşma, savaştan zarar gören Gazze’ye daha fazla yardım ve Ortadoğu ve Ukrayna’daki düşmanlıkların sona erdirilmesi çağrısında bulunarak, pazartesi günü ortak bir bildiri yayınladılar.

Ortak bildiri grup üyeleri tarafından onaylandı ancak tam bir oybirliği sağlanamadı. Bildiride ayrıca milyarderlere gelecekte küresel bir vergi konulması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin mevcut beş daimi üyesinin ötesine geçmesini sağlayacak reformlar yapılması çağrısında bulunuldu.

Çarşamba günü resmen sona erecek olan üç günlük toplantının başlangıcında uzmanlar, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın, ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın yeni yönetimine ilişkin belirsizlik ve Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar nedeniyle artan küresel gerilimlerle dolu bir toplantıda, bir araya gelen liderleri herhangi bir anlaşmaya varmaya ikna edebileceğinden şüphe duyuyordu.

Arjantin ilk taslaklardaki bazı dillere itiraz etti ve belgenin tamamını onaylamayan tek ülke oldu.

Yine de ortak bir deklarasyonun yayınlanabilmesi, Lula’nın ‘başarı’ hanesine yazıldı.

Bildiride savaşlar kınandı, barış çağrısı yapıldı ancak herhangi bir suçlama yapılmadı.

Gazze ve Ukrayna gündemi

Deklarasyonda “Gazze’deki felaket boyutundaki insani duruma ve Lübnan’daki tırmanışa” atıfta bulunularak insani yardımın genişletilmesi ve sivillerin daha iyi korunması gerektiği vurgulandı.

“Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını teyit ederek, İsrail ve Filistin Devleti’nin barış içinde yan yana yaşayacağı iki devletli çözüm vizyonuna olan sarsılmaz bağlılığımızı yineliyoruz” denildi.

Yerel sağlık yetkililerine göre İsrail’in saldırıları şu ana kadar Gazze’de 43,000’den fazla Filistinlinin, Lübnan’da ise 3,500’den fazla kişinin ölümüne neden oldu.

Bildiri yayınlanmadan önce G20 liderleriyle bir araya gelen Biden, “savaşın tek sorumlusunun Hamas olduğunu” öne sürdü ve diğer liderlere bir ateşkes anlaşmasını kabul etmeleri için “Hamas üzerindeki baskıyı artırmaları” çağrısında bulundu.

Biden’ın Ukrayna’nın daha uzun menzilli ABD füzelerini kullanmasına yönelik kısıtlamaları hafifleterek Rusya’yı vurmasına olanak sağlama kararı da toplantıda gündem oldu.

“Amerika Birleşik Devletleri Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü güçlü bir şekilde desteklemektedir. Bana göre bu masanın etrafındaki herkes de desteklemelidir,” dedi Biden zirve sırasında.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin toplantıya katılmadı ve onun yerine Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u gönderdi. G20 deklarasyonunda “Ukrayna’da yaşanan insani acılar” vurgulanırken Rusya’nın adı anılmadan barış çağrısında bulunuldu.

Milyarderler vergisi ve açlıkla mücadele

Bildiride Lula’nın da desteklediği küresel milyarderlere olası bir vergi çağrısı yapıldı. Böyle bir vergi, Latin Amerika’daki yaklaşık 100 kişi de dahil olmak üzere dünya çapında yaklaşık 3,000 kişiyi etkileyecektir.

Bildiride cinsiyet eşitliğini teşvik eden bir madde de yer aldı.

Arjantin G20 deklarasyonunu imzaladı ancak BM’nin 2030 sürdürülebilir kalkınma gündemine yapılan atıflarla ilgili sorunları vardı. Aşırı sağcı Devlet Başkanı Javier Milei, gündemi “sosyalist nitelikte uluslarüstü bir program” olarak nitelendirdi. Ayrıca Milei’nin ulusal egemenliği ihlal ettiğini söylediği sosyal medyada nefret söyleminin düzenlenmesi çağrılarına ve hükümetlerin açlıkla mücadele için daha fazlasını yapması gerektiği fikrine de itiraz etti.

Bildirgenin büyük bir bölümü Lula’nın önceliği olan açlığın ortadan kaldırılmasına odaklanıyor.

Brezilya hükümeti Lula’nın pazartesi günü açlık ve yoksulluğa karşı küresel ittifakı başlatmasının en az nihai G20 deklarasyonu kadar önemli olduğunu vurguladı. Brezilya hükümeti, pazartesi günü itibariyle 82 ülkenin planı imzaladığını söyledi. Plan ayrıca Rockefeller Vakfı ve Bill & Melinda Gates Vakfı gibi kuruluşlar tarafından da destekleniyor.

Birleşmiş Milletler’de reform çağrısı

Liderler, BM Güvenlik Konseyi’nin “21. yüzyılın gerçekleri ve talepleriyle uyumlu hale getirilmesi, daha temsili, kapsayıcı, verimli, etkili, demokratik ve hesap verebilir olması” amacıyla “dönüştürücü reform” için çalışma sözü verdi.

Neredeyse tüm ülkeler Birleşmiş Milletler’in kuruluşundan yaklaşık seksen yıl sonra Güvenlik Konseyi’nin 21. yüzyıl dünyasını yansıtacak ve daha fazla sesi içerecek şekilde genişletilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Temel ikilem ve en büyük anlaşmazlık bunun nasıl yapılacağı. G20 deklarasyonu bu soruya yanıt veremedi.

Bildirgede “Afrika, Asya-Pasifik ve Latin Amerika ve Karayipler gibi yeterince temsil edilmeyen ve temsil edilmeyen bölge ve grupların temsilini geliştiren genişletilmiş bir Güvenlik Konseyi bileşimi çağrısında bulunuyoruz” denildi.

ABD, eylül ayındaki BM zirvesinden kısa bir süre önce Afrika ülkeleri için veto yetkisi olmayan iki yeni daimi koltuk ve gelişmekte olan küçük ada ülkeleri için ilk kez bir daimi olmayan koltuk verilmesini desteklediğini açıklamıştı. Ancak Dörtlü Grup – Brezilya, Almanya, Hindistan ve Japonya – daimi koltuklar için birbirlerinin tekliflerini destekliyor. Aralarında Pakistan, İtalya, Türkiye ve Meksika’nın da bulunduğu bir düzine ülkeden oluşan daha büyük Uniting for Consensus grubu ise daha uzun süreli ilave daimi olmayan koltuklar istiyor.

Xi’den reform ve eşitlik çağrılarına destek

Zirvede konuşan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Küresel Güney olarak adlandırılan ve gelişmekte olan ekonomileri kapsayan kesimin çıkarlarını vurgulayarak, uluslararası kurumlarda reform yapılması ve finans, ticaret, dijital teknoloji ve çevre konularında eşitliğin nasıl sağlanacağı konusunda fikir birliğine varılması çağrısında bulundu.

Çin lideri, yapay zekanın “zengin ülkelerin ve varlıklıların bir oyunu” olmaması gerektiğini söyledi ve kapsayıcı ekonomik küreselleşme için dijital yönetişimin iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Xi, ev sahibi Brezilya’nın yoksulluğun ortadan kaldırılması ve gelişmekte olan ülkelere küresel kreditörler gibi kurumların reformu da dahil olmak üzere daha fazla ekonomik eşitlik çağrısını yineledi.

Xi, Dünya Ticaret Örgütü’nün anlaşmazlıkların çözümü mekanizmasının “mümkün olan en kısa sürede” normal işleyişine dönmesi için reform yapılması çağrısında bulundu. ABD’nin yargısal aktivizm endişesiyle temyiz organı atamalarını engellemesi nedeniyle mekanizma belirsizliğini koruyor.

Çin, Avrupa Birliği’nin geçtiğimiz ay Çin elektrikli araçlarına yeni vergiler getirmesinin ardından DTÖ’ye bir uyuşmazlık çözümü davası açmıştı.

Diplomasi

Vatikan’daki hizip “MAGA” Katolikliği ile gerilimi ortaya koydu

Yayınlanma

Vatikan, aşırı muhafazakâr Katolik cemiyeti SSPX’i aforoz edince Vatikan ile MAGA hareketi arasındaki gerilim bir kez daha su yüzüne çıktı.

Cemiyet, Papa XIV. Leo’nun onayı olmadan piskoposlar atadıktan sonra, bu topluluğun önde gelen altı din adamı Kilise’den çıkarıldı.

Kutsal Makam perşembe günü, 1970 yılında bir Fransız başpiskopos tarafından kurulan aşırı gelenekçi bir hareket olan Aziz Pius X Topluluğu’nun (SSPX) liderini, “Yüce Papa’nın iradesine aykırı, bölücü [skizmatik] nitelikte bir eylem” gerçekleştirmekle suçladı.

Vatikan, çoğunluğu İsviçre, Fransa ve ABD’de bulunan ve sayısının yüzbinlerce olduğu tahmin edilen SSPX takipçilerini, bu gruptan uzak durmaya çağırdı. Tarikatın tüm resmi üyeleri, hem din adamları hem de sıradan üyeler, aforoz edildi.

Financial Times’a (FT) göre İran savaşı ve Kilise doktrini konusunda Başkan Donald Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance’in ilk Amerikalı Papa ile yaşadığı kamuoyu önünde yaşanan çatışmanın ardından, bu kopuş Katolik dünyasındaki gerilimleri daha da derinleştirebilir.

Roma merkezli jeopolitik düşünce kuruluşu Appia Enstitüsü’nün direktörü Francesco Sisci, “SSPX ile ilişkisini keserek Vatikan, muhafazakârları izole ediyor,” dedi.

Vatikan ile ultra-muhafazakâr cemiyet SSPX arasında ayrılık

Analistler, hem rahipler hem de sıradan inananlar arasında yer alan birçok “MAGA Katolik”in, aşırı gelenekçi SSPX tarikatının savunduğu gerici ideallere bir ölçüde sempati duyduğunu belirtiyor.

Sisci, “MAGA Katolikleri ne yapacak? Ya Leo’yu takip edecekler ya da Kilise ile ilişkilerini kesecekler,” dedi.

Bir grubu “skizmatik” ilan etmek, 16. yüzyıldaki Protestan Reformu döneminde olduğu gibi nadiren başvurulan aşırı bir önlem.

Bu durum, SSPX’in sıradan takipçileri için geniş çaplı yansımalar doğurabilir; zira tarikat rahipleri tarafından gerçekleştirilen vaftiz, evlilik ve cenaze törenleri gibi ritüeller, Katolik Kilisesi tarafından yasadışı ve geçersiz kabul ediliyor.

Vatikan’ın modernleşme çabaları kapsamında geleneksel doktrinden çok fazla ödün verdiğini iddia eden bu aşırı muhafazakâr grup, uzun süredir Fransa’dan Jean-Marie Le Pen ve İtalya’daki neo-faşist gruplar da dahil olmak üzere Avrupa’nın aşırı sağcı figürleriyle derin bağlar kurdu.

Almanya için Alternatif (AfD) milletvekili Maximilian Krah, geçmişte bu gelenekçi grubun avukatı olarak çalışmış ve Kilise’nin izlediği yönü açıkça eleştirmişti.

Tartışmalı ayin ve piskoposluk atama töreni çarşamba günü, tarikatın genel merkezi olan İsviçre’nin Ecône kasabasında düzenlendi.

Yeni kurulan aşırı sağcı İtalyan partisi “Ulusal Gelecek”in üyeleri de ibadet eden ve izleyici kitlesi arasında yer aldı.

Etkinlik, Papa Leo’nun atamaya katılanların aforoz edileceği yönündeki son uyarısına rağmen gerçekleştirildi.

Chicago doğumlu Papa, salı günü Kilise’yi “bölücülüğün” sonuçları konusunda uyarıda bulunduğu bir mektupta “Lütfen geri dönün. Mesih’in giysisini yırtmak son derece ağır bir günahtır . . . Hüzünlü ama umut dolu bir yürekle, sizden planladığınız eylemden vazgeçmenizi istemenin benim görevim olduğunu hissediyorum . . .” demişti.

Fakat cemiyetin lideri Davide Pagliarani, tarikatının “gerçek Katolik ruhuyla bağdaşmayan güçler ve baskılar tarafından yırtılan Mesih’in dikişsiz cüppesini onarmaya” çalıştığını söyledi.

Bu ayrılık, ayin reformu ve özellikle Yahudilikle olan dinlerarası diyalog taahhüdü de dahil olmak üzere, Vatikan’ın 1960’lardaki modernizasyon süreci üzerine yıllardır süren gerilimlerin doruk noktası.

Kutsal Makam, çeşitli müzakere dönemleri boyunca ayrılığı önlemek için büyük çaba sarf etse de, özellikle cemiyetin Kilise tarafından “demokratik değerlere aykırı” görülen aşırı sağcı siyasi güçlerle aynı çizgide olması nedeniyle, diyalogda ortak bir zemin bulunamadı.

Grubun Katolik olmayan dünyaya yönelik düşmanlığı çarşamba günkü törende bir kez daha vurgulandı.

Pagliarani, papanın “sapkın” Hıristiyan mezheplerinin liderleri ya da diğer dinlerin temsilcileriyle yan yana durmasının “aşağılanma” olduğunu ifade ederek, bu dinleri “sahte ve kurtuluş getiremeyecek” olarak nitelendirdi.

Katolik akademisyenler, bu mezhebin liderlerinin geçmişte de Holokost’u inkar ettiklerini belirtiyor.

2013 yılında, SSPX rahipleri, mahkum edilmiş Nazi savaş suçlusu ve eski SS yüzbaşı Erich Priebke için İtalya’da cenaze töreni düzenlemeye çalışmış fakat protestocular tarafından engellenmişti.

Appia Enstitüsü’nden Sisci, “Bu adamlar aşırı gelenekçiler, anti-modernistler ve Fransız Devrimi’ne karşılar. Bu adamlar gerçekten kiliseyi geri almak istiyorlar,” dedi.

Kutsal Makam hakkında birçok kitabın yazarı Iacopo Scaramuzzi, grubun kiliseden ayrılmasının Papa Leo’ya, aşırı sağcı kanadı yatıştırma endişesi duymadan kendi yolunu izlemek için daha fazla serbestlik sağlayabileceğini belirtti.

Scaramuzzi şöyle konuştu:

“Bu durum işleri biraz daha netleştiriyor. Katolik Kilisesi içinde, gerici bir gündemi dayatmak için bu kişileri kullananlar vardı. Artık onlar kiliseden ayrıldıkları için bu kişileri kullanamazlar.”

Yine de tarikatın, ateşli inançları, bol kaynakları ve 800 kilise, 94 okul ile yaklaşık 1.000 rahip ve ilahiyat öğrencisinden oluşan geniş dini altyapısı göz önüne alındığında, sessizce ortadan kaybolması pek olası görünmüyor.

Papa Leo’nun mezun olduğu Villanova Üniversitesi’nde teoloji profesörü olan Massimo Faggioli, bu sert önlemin ABD’deki grubun siyasallaşmış unsurlarını hedeflediğini söyledi:

“ABD’de, ‘bu adamlar biraz çılgın ama bazı geçerli noktalar da var’ diyen bazı piskoposlar ve din adamlarının belirli çevrelerinden oluşan bir gri alan var. Papa Leo, artık bu gri alanda kalınamayacağını açıkça ortaya koyarak doğru şeyi yaptı.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Witkoff ve Kushner, yeni gündem oluşursa Rusya’ya gidebilir

Yayınlanma

The New York Times’ın üst düzey bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberine göre, ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner, ele alınacak yeni başlıkların ortaya çıkması halinde Rusya ve Ukrayna’yı ziyaret etmeye hazır. Gazeteye konuşan yetkili, iki ismin “fotoğraf vermek için” seyahat etmeyeceğini belirtirken, Kremlin’e yakın kaynaklar Moskova’nın Witkoff ile Kushner’in dönüşünü beklediğini aktardı.

The New York Times’ın (NYT), üst düzey bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberine göre, ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, görüşülecek yeni başlıkların ortaya çıkması halinde Rusya ve Ukrayna’ya gitmeye hazır.

Gazete, Witkoff ile Kushner’in Washington’ın diplomatik girişimlerinde kilit rol oynamayı sürdürdüğünü, ancak çalışmalarının ağırlık merkezini şu sıralar İran ile yürütülen müzakerelerin oluşturduğunu yazdı. Habere göre iki isim, Rusya ile Ukrayna’nın karşılıklı saldırıları artırdığı bir dönemde, İran görüşmelerinin yeni turu için bu hafta Katar’a gitti.

Üst düzey ABD’li yetkili, Witkoff ile Kushner’in Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün temas halinde olduğunu ve kamuoyuna açıklanmayan görüşmeler gerçekleştirdiğini aktardı. Aynı yetkili, iki ismin Rusya ve Ukrayna’yı ziyaret etmeye hazır olduğunu, ancak bunu “fotoğraf vermek için” yapmayacağını ifade etti.

Moskova daha yapılandırılmış süreç bekliyor

NYT’nin Kremlin’e yakın iki kaynağa dayandırdığı haberine göre Moskova’da Witkoff ile Kushner’in yeniden gelmesi bekleniyor. Kaynaklar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Witkoff ile ilişkilerine önem verdiğini ve onu Kremlin’in hedeflerine ulaşmasında önemli bir iletişim kanalı olarak gördüğünü aktardı.

Aynı kaynaklara göre Rus yetkililer ise sistematik diplomatik çalışmaların yetersiz kalmasından memnun değil ve daha yapılandırılmış bir diplomasi süreci talep ediyor.

Haziran ayının sonunda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Anchorage’da ABD Başkanı Donald Trump ile düzenlenen zirvede herhangi bir anlaşmaya varılmadığını söyledi.

Putin’den önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Anchorage’ın Moskova açısından zaten “uzlaşma” niteliği taşıdığını, buna rağmen Rusya’dan “başka tavizler” beklendiğini dile getirmişti. Lavrov, Trump ile yapılacak zirve öncesinde Steve Witkoff’un Rusya’yı ziyaret ederek “tamamen somut” öneriler sunduğunu ve “Devlet Başkanı Putin’in bunlar üzerinde çalışmaya başladığını” ifade etmişti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Alaska’daki görüşmelerde tarafların anlaşmaya varabilmesi halinde çatışmaların sona ermiş olacağını söylemişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya, Mercosur bloğuyla ilişkilerini geliştiriyor

Yayınlanma

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Mercosur ile ilişkileri güçlendirerek ve Arjantin’in doğal kaynaklarına yeni erişim imkânları elde ederek, Alman ekonomisi için ABD ve Çin’e alternatifler arıyor.

Salı günü Wadephul, önce Paraguay’da düzenlenen Mercosur zirvesine katıldı; ardından Çarşamba günü Arjantin’e geçerek, Alman şirketlerinin lityum da dahil olmak üzere ülkenin doğal kaynaklarına daha geniş erişim imkânı elde etmeleri için müzakereler yürüttü.

Bugün (3 Temmuz) Wadephul görüşmelerine Mercosur’un iktisadi açıdan en güçlü ülkesi olan Brezilya’da devam ediyor.

Berlin, ABD’ye yapılan ihracata olan bağımlılığını azaltmak amacıyla Güney Amerika bloğuna yapılan ihracatı artırmayı umuyor. 

Öte yandan Trump yönetimi şu anda Latin Amerika’yı daha sıkı bir şekilde kontrolü altına almak için çalışıyor. Bu amaçla, Brezilya’daki Flávio Bolsonaro gibi seçimlerdeki sağcı adayları destekliyor.

Ayrıca, uyuşturucu kartelleri ve çetelerle mücadele bahanesiyle, bu kıtaya yönelik askeri kontrolünü genişletiyor.

Almanya için alternatif pazar

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul bu hafta Paraguay, Arjantin ve Brezilya’ya gitti ve Paraguay’da Şili Cumhurbaşkanı José Antonio Kast ile Dışişleri Bakanı Francisco Pérez Mackenna ile de görüştü.

Gezisinin ana odağı, AB’nin çeyrek asırdan fazla süren müzakerelerin ardından serbest ticaret anlaşması imzaladığı Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile ilişkileri güçlendirmekti.

Avrupa Parlamentosu, 21 Ocak’ta hukuki inceleme amacıyla anlaşmayı askıya almış olsa da, Avrupa Komisyonu’nun kararı uyarınca anlaşmanın ticaret hükümleri 1 Mayıs’tan bu yana geçici olarak uygulanıyor.

Salı günü Wadephul, Paraguay’ın başkenti Asunción’da düzenlenen Mercosur zirvesine katıldı; bu zirvede üye ülkeler arasında çeşitli anlaşmazlıklar gün yüzüne çıktı.

Örneğin, AB ile yapılan serbest ticaret anlaşması kapsamında Mercosur’a tahsis edilen tarım ürünleri ihracat kotalarının nasıl dağıtılacağı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Ayrıca, Arjantin’in şubat ayında tek başına ABD ile bir serbest ticaret anlaşması imzalamış olması da hoşnutsuzluk yaratıyor. Bu durum Mercosur’un ilkeleriyle çelişiyor ve konfederasyonun dengesini bozma tehlikesi yaratıyor.

Almanya ve AB için Mercosur, ABD’ye yapılan ihracata kısmen bir alternatif olarak görülüyor; blokla olan ilişkilere büyük önem veriliyor.

Alternatif hammadde tedarikçisi olarak Mercosur

Mercosur ile ticaretin genişletilmesinin yanı sıra bir diğer önemli odak noktası da Almanya’nın hammadde tedarikini genişletmek.

Arjantin, dünyadaki en büyük lityum rezervlerine sahip ülkelerden biri. Çarşamba günü Wadephul, Alman şirketlerinin Arjantin hammadde kaynaklarına erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan bir mutabakat zaptı imzaladı.

Lityum sektöründeki en büyük yatırımcı Avustralya ve bu ülke, Arjantin’de ABD ve Birleşik Krallık’tan şirketlerle işbirliği yapıyor. Çin de Arjantin’in lityum sektöründe güçlü bir varlığa sahip.

Almanya şu anda, Wadephul’un çarşamba günü yaptığı gibi, Arjantin’de işleme kapasitesinin oluşturulmasına yardımcı olacağına söz vererek rakiplerinden ayrılmaya çalışıyor.

Javier Milei yönetiminde, Arjantin ekonomisi odak noktasını büyük ölçüde hammadde ihracatına kaydırırken, sanayi sektörü zor günler yaşıyor.

Bu kaynakların işlenmesinin genişletilmesi, durumu bir ölçüde hafifletebilir. Wadephul’a gezisinde Alman emtia endüstrisinin temsilcileri de eşlik ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English