Ortadoğu
Hizbullah: 2 Mart öncesindeki duruma geri dönüş olmayacak

Hizbullah, İran ile ABD arasında varılan ve Lübnan dahil tüm cephelerde kapsamlı ateşkesi sağlayan mutabakat muhtırasını kutladı. Hizbullah, İsrail sınırındaki köylerde yaşayan göçmen halka güvenli dönüş için acele etmeme ve ilgili makamların yönlendirmelerini bekleme çağrısı yaptı.
Hizbullah, pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran İslam Cumhuriyeti liderliğini ve halkını, ABD ile varılan ve Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde kapsamlı bir ateşkesle sonuçlanan mutabakat muhtırasından dolayı tebrik etti.
Hizbullah Medya İlişkileri Ofisi tarafından yayımlanan bildiride, kazanılan bu başarının, “onur, egemenlik ve bağımsızlığı koruyan ulusal tercihlere bağlı kalınarak, aziz İran halkı ve onun bilge liderliği tarafından sergilenen efsanevi direniş, olağanüstü kararlılık ve büyük fedakarlıkların” bir meyvesi olduğu vurgulandı.
“Topraklarımızın tamamen özgürleştirilmesinin ön hazırlığıdır”
Açıklamada, elde edilen bu kazanımın, “toprakların tamamen özgürleştirilmesi sürecinin tamamlanması, esirlerin vatanlarına ve ailelerine dönmesi, başta sınır hattındaki cephe köylerinde yaşayanlar olmak üzere tüm bölge sakinlerinin köylerine ve evlerine geri dönmesi ve saldırganlığın tahrip ettiği yerlerin yeniden imar edilmesi sürecinin ön hazırlığı” olduğu ifade edildi.
Hizbullah, halkın güvenliğini korumak ve düşman İsrail’in olası ihlallerinden kaynaklanabilecek riskleri önlemek amacıyla, köylerine ve kasabalarına güvenli bir şekilde dönmek için acele etmemelerini, ilgili makamların bu konudaki yönlendirmelerini beklemelerini istedi.
“2 Mart öncesine geri dönüş yok”
Düşman İsrail’in “2 Mart öncesine geri dönüş olmadığını” anlaması gerektiğini belirten Hizbullah, vatanı ve halkı korumak için nöbette olan direnişin, ülkenin egemenliğini ve halkının kanını hiçe sayacak hiçbir saldırıyı kabul etmeyeceğini vurguladı.
Bildiride ayrıca, direnişin, İsrail tamamen çekilene ve esirler geri dönene kadar Lübnan’ın topraklarını, halkını ve egemenliğini savunmaya yönelik meşru ve sabit hakkına bağlı kalmaya devam edeceği kaydedildi.
Hizbullah, mevcut dönemin, hükümetin ve tüm Lübnanlı siyasi güçlerin ulusal birlik duruşuna geri dönmesini gerektirdiğini belirtti. Bu birliğin, Lübnanlıların üzerinde uzlaştığı, Lübnan’ın çıkarına olan, egemenliğini ve gücünü koruyan, düşman İsrail’in hırslarına karşı ülkeyi tahkim eden hedeflere ulaşmak için zorunlu olduğu ifade edildi.
Hükümete de çağrıda bulunan Hizbullah, “tüm hesapların ve izlenen yolların gözden geçirilmesini, Lübnan’ın geçmişte ve günümüzde edindiği deneyimlerden yararlanılmasını, hayallerden ve kaybettiren bahislerden uzak durulmasını” talep etti. Hizbullah, “Lübnan’ın ortak duruşunun ve gerçek dostlara dayanılmasının, ulusal çıkarları korumanın en iyi yolu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini” ekledi.
Açıklamada, “onur ve vakar sahibi” direniş halkına ve yerinden edilmiş göçmenlere selam gönderilerek, vahşi saldırılara karşı gösterdikleri sabır, tahammül, kararlılık ve fedakarlık övüldü. Halkın, “şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın nitelendirdiği gibi gerçekten başı dik bir halk ve insanların en şereflisi olduğunu kanıtladığı” belirtildi.
Hizbullah ayrıca, direnişin kahraman savaşçılarını ve yönetimini “vatanın aşılmaz kalkanı ve güçlü koruyucusu” olarak nitelendirerek övdü. Savaşçıların vatanlarının onuru ve halklarının izzeti için canlarını feda ettiklerini, düşman İsrail’in onların gücünü görerek yenilginin acısını tattığı kahramanlık destanları yazdıklarını kaydetti.
İran: Güçlü, sadık ve destekçi müttefik
Hizbullah açıklamasında, İslam Devrimi Lideri Seyyid Mücteba Hamaney’e de selam göndererek, kendisinin bu dönemi benzeri az bulunur bir bilgelik, cesaret ve basiretle yönettiğini belirtti.
İran Cumhurbaşkanı, hükümeti ve tüm birimleriyle silahlı kuvvetlerine de takdirlerini sunan Hizbullah, Lübnan halkına ve direnişine verdikleri destek ile savaşı durduran ve Lübnan’ın haklarını koruyan her türlü mutabakata Lübnan’ı dahil etme konusundaki hassasiyetleri için şükranlarını bildirdi.
Bildiride, İran’ın ambargo ve saldırıların yükünü omuzlamasının, Lübnan için güçlü ve sadık bir müttefik ve destekçi olma rolünü yansıttığı ifade edildi.
Son olarak Hizbullah, bu anlaşmanın tamamlanması amacıyla engellerin kaldırılmasına yönelik çabalara katılan, katkıda bulunan ve yardımcı olan ülkelere teşekkür ederek, iç birlik çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini sağlamak ve topraklarını kurtarmak için bu bölgesel ve uluslararası şemsiyeden yararlanmanın önemini vurguladı.
Ortadoğu
Suriyeli yetkililer: Türk heyeti İsrail saldırılarından saatler önce Suriye hava üssünü ziyaret etti
Ortadoğu
Filistin kökenli ABD’li, İsrailli yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı

Bir Filistinli-Amerikalı, Yahudi yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı.
Bu arada ABD, dünya çapında kınamaya yol açan bu kuşatmaya yönelik eleştirilerini yineledi.
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus yakınlarındaki Kusra’da bulunan üç evden birinin sahibi olan Luay Ebu Ridi, yerleşimciler tarafından kuşatıldıktan ve bir haftadan fazla bir süredir gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin girişinin engellenmesinden sonra, pazartesi günü ikinci vatanı Ohio’dan geri döndü.
Salı günü evinin önünde ABD bayrağını dalgalandıran Ebu Ridi, ABD Büyükelçiliği’nden bu konuyu gündemde tutmasını istediğini belirtti.
Ebu Ridi, evinin içinde AFP muhabirlerine yaptığı açıklamada, “Bu, ABD’deki tüm Amerikalılara, Batı Şeria’da neler olup bittiğini, yerleşimcilerin Batı Şeria’daki kendi evimi ele geçirmeye çalışarak bizi nasıl kuşattığını görmeleri için gönderdiğim bir mesaj,” dedi.
ABD’nin baskısı altında, İsrail ordusu geçen hafta yerleşimcileri uzaklaştırma emri verdiğini açıklamıştı.
Askerler yerleşimcilerin çadırını kaldırdı ve bir İsrailliyi gözaltına aldı; fakat yerleşimciler yaya olarak ya da araçlarla defalarca geri döndü.
Ebu Ridi, “Askerler evime serbestçe giriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta yerleşimcilerle el sıkışıyorlar. Sanki arkadaşlar gibiler,” dedi.
Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler, son aylarda Filistinli sakinlere, genellikle mülklerini ele geçirmek amacıyla, giderek artan bir şekilde tacizde bulunuyor ve saldırıyor.
Binyamin Netanyahu’nun hükümeti, 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde Yahudi sağının desteklediği yerleşim yerlerinin oylarını almak istiyor.
Uzun süredir yerleşimcileri destekleyen evanjelik papaz ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Kusra kuşatmasıyla ilgili nadir görülen bir eleştiride bulunarak İsrail’den müdahale etmesini istedi.
Salı günü İsrail televizyonunda yayınlanan röportajlarda Huckabee, ABD’nin kendi vatandaşlarını korumaya kararlı olduğunu belirtti.
Huckabee, Kanal 13’e verdiği demeçte, “Terörist faaliyetlerde bulunan kişilere –bu terimi kullanacağım– ağır sonuçlar uygulanmasını istiyoruz,” dedi.
Büyükelçi olmadan önce “Filistinli” terimini reddetmiş olan Huckabee, “Bu, evlerinin sahibi olan ve korkusuzca ailelerini yetiştirme hakkına sahip Filistinli aileler için adil değil,” dedi.
Aşırılıkçı yerleşimcilerle ilgili olarak Huckabee, “Eğer bu küçük azınlık, davalarına bir iyilik yaptıklarını düşünüyorsa, korkunç bir hata yapıyorlar,” ifadelerini kullandı.
Uluslararası hukuka göre yasadışı sayılan yerleşim yerlerinde, üç milyon Filistinlinin arasında yaklaşık 500.000 İsrailli yaşıyor.
İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor.
Ortadoğu
BAE, İran ile tüm ticareti durdurdu

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), salı günü Tahran’ın Körfez ülkesine doğru iki balistik füze fırlattığını açıklamasının ardından İran ile ticari ve iktisadi ilişkilerini askıya aldı.
BAE Savunma Bakanlığı, hava savunma sistemlerinin İran’dan kendi topraklarına doğru fırlatılan iki balistik füzeyi tespit ettiğini belirtti.
Bu olay, mayıs ayından bu yana Tahran’ın Körfez ülkesine yönelik ilk doğrudan saldırısı olarak değerlendiriliyor.
Olay, BAE’de ikamet edenlere acil durum telefon uyarısı gönderilmesine neden oldu.
Savunma Bakanlığı, değerlendirmelerin füzelerin deniz trafiğini hedef aldığını gösterdiğini belirtirken, füzelerden birinin BAE karasuları dışındaki denize, diğerinin ise karasuları içine düştüğünü de ekledi.
BAE Dışişleri Bakanlığı daha sonra, “bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği zedeleyen bölgesel gerginlikler ışığında, İran ile tüm ticaret, ticari ilişkiler ve finansal işlemlerin bir sonraki duyuruya kadar durdurulduğunu” açıkladı.
İran, füze saldırılarıyla herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu iddianın “iyi komşuluk ilkesine aykırı olduğunu ve bölge ülkeleri arasında güveni güçlendirmeye yönelik devam eden çabaları baltaladığını” söyledi.
Füze saldırıları, BAE ve Tahran’ın iki ülke arasındaki gerginliği azaltmaya çalıştıkları bir dönemin ardından gerçekleşti.
Tahran’ın askeri misillemelerinin büyük kısmı, İran’ın ABD-İsrail saldırılarına zemin hazırladıkları iddiasıyla suçladığı komşu Körfez ülkelerini hedef aldı.
BAE, İran’ın ABD’nin Körfez müttefiklerine yönelik saldırılarının en ağır yükünü üstlendi ve yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı.
BAE, Körfez komşuları arasında Tahran’a karşı en şahin tutumu sergileyerek İran’a karşı onlarca saldırıyla karşılık verdi.
Fakat haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat metninin ardından BAE ile İran arasındaki gerginlikler azaldı.
Anlaşmanın temmuz başında bozulmaya başlamasının ardından İran, saldırılarını çoğunlukla Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yöneltti.
Son aylarda BAE, İran ile diplomatik ve iktisadi kanalları yeniden faaliyete geçirirken, İsrail ve ABD ile askeri bağlarını da güçlendirdi.
Salı günü gerçekleşen füze saldırıları, BAE’ye geri dönen normalleşme havasını bozma tehdidi oluşturuyor.
Dubai’nin finans bölgesi yeniden bankacılarla dolmaya başlamışken, emirlik ile İran limanları arasında bazı ticari faaliyetler yeniden başlamıştı.
Ayrıca, BAE’ye yönelik bazı İran uçuşları da sessizce yeniden başlamıştı.
BAE yetkilileri ayrıca, savaş başladığında ülke dışında bulunan ve BAE’de ikamet izni bulunan yaklaşık 20.000 İranlının ülkeye dönüşüne izin vermeye başlamıştı.
BAE yetkilileri, ülkenin daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa daha fazla sürüklenmekten kaçınmak istediğini defalarca vurguladı.
Ne var ki BAE ile İran arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik çabalar, son haftalarda artan bir baskı altındadır.
BAE, bu ay İran’ı Hürmüz Boğazı’nda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne ait gemilere saldırmakla suçladı.
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Diplomasi1 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı










