Bizi Takip Edin

Avrupa

İddia: Vučić iktidarı zorla tutma planından telefonlarla vazgeçti

Yayınlanma

İngiliz The Times gazetesi, eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in 25 Ekim’deki parlamento seçimlerinin ardından iktidarı zorla elinde tutmaya hazırlandığını, ancak gelen telefonlar üzerine geri adım attığını yazdı. Eski bir polis amiri seçim günü Belgrad’ın merkezine 4 bin polis ve 3 bin kişinin sevk edildiğini öne sürerken, Vučić’in sözcüsü polis varlığının protestocuların şiddet tehditlerine yanıt olduğunu savundu.

İngiliz The Times gazetesinin siyasetçilere ve özel bir polis biriminin eski yöneticisine dayandırdığı haberine göre, eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić ülkedeki parlamento seçimlerinin ardından iktidarı zorla elinde tutmaya hazırlanıyordu.

Ancak kendisine geri adım atması yönünde gelen telefonların ardından bu senaryodan vazgeçti.

Sırp polisinin terörle mücadele biriminin eski komutanı Spasoje Vulević, gazeteye yaptığı açıklamada, oy verme günü olan 25 Ekim’de başkent Belgrad’ın merkezine 4 bin polisin ve “zorbalar” diye tanımladığı 3 bin kişinin sevk edildiğini söyledi.

Vulević’in değerlendirmesine göre Vučić, seçim sonuçlarını tanımamaya hazırlanıyordu.

Vučić’in sözcüsü ise bu iddiayı reddetti. The Times’a konuşan kadın sözcü, Belgrad’daki polis varlığının protestocuların şiddet tehditlerine verilen bir yanıt olduğunu ve iktidarı ele geçirme girişimiyle ilgisi olmadığını belirtti.

Avrupa Parlamentosu Milletvekili Sandro Gozi de seçim günü diplomatik kaynaklardan, Vučić’in güç kullanma senaryosuna hazırlandığına dair endişe verici mesajlar aldığını anlattı.

Gazetenin aktardığına göre Gozi’nin siyasi grubu, yerel saatle 21.00 sularında ilk sonuç tahminleri açıklanırken Vučić’in partisinin destekçilerinin çatışma çıkarmak üzere harekete geçirilebileceği uyarısını taşıyan bir bildiri yayımladı.

Vučić’i geri adıma zorlayan telefonlar nereden geldi?

Seçimin galibi “Öğrenci Listesi”nin önde gelen adaylarından Radomir Saičić de taraflar arasındaki oy farkının az çıkması halinde, sonuçları güç kullanarak değiştirme planı yapıldığını savundu.

Saičić, “Sonuçlar birbirine yakın çıkarsa oylama neticesini kaba kuvvetle iptal etme planları vardı. Ancak edindiğim bilgiye göre, kendisine emniyetten ve başka kişilerden gelen çok sayıda telefon fikrini değiştirmesini sağladı. Bu planı uygulamanın kendisi için çok kötü sonuçlanacağına ikna ettiler” dedi.

Eski komutan Vulević ise polislerin belirleyici bir rol oynamış olabileceğine kuşkuyla yaklaştı.

Belgrad’daki birim komutanlarını bizzat Vučić’in seçtiğini ve bu isimlerin ona itiraz etmesinin pek olası olmadığını belirten Vulević, “Vučić’i Avrupa hükümetlerinin temsilcilerinin aradığını tahmin ediyorum; bunlar en üst düzeyde yapılan görüşmelerdi” diye konuştu.

Avrupa Parlamentosu üyesi Gozi, telefon görüşmelerinin belirleyici etkisi olduğu yönündeki iddiayı doğrulamadı.

Gozi, “Telefon görüşmeleri yapılmış olabileceğini ihtimal dışı bırakamam ama her halükarda aleyhindeki oy farkı fazlasıyla büyüktü. Vučić neye uğradığını şaşırdı” ifadelerini kullandı.

The Times’ın aktardığına göre, akşam saatlerinde Belgrad’da yollar kapatıldı, sokaklarda jandarma görevlileri yer aldı ve siyah giyimli erkek grupları kentteki Öncüler Parkı’na (Pionirski Park) doğru yöneldi.

Vulević, bu kişilerin 20-30 kişilik gruplar halinde geldiğini öne sürdü. Ancak gazete, sandıkların kapanmasından bir buçuk saat sonra, saat 21.30’da Vučić’in geri adım attığını ve toplanan destekçilerinin dağıldığını yazdı.

Sırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı

Novi Sad’daki çökmeden erken seçim yenilgisine

Sırbistan’da erken parlamento seçimleri 25 Ekim’de yapıldı.

Seçim Komisyonu verilerine göre, 8 bin 139 sandıktaki sonuçların işlenmesinin ardından “Öğrenci Listesi” oyların yüzde 52,65’ini alırken, Vučić’in “Birleşik Sırbistan” koalisyonu yüzde 39,22’de kaldı.

Vučić, kesin sonuçları beklemeden yenilgiyi kabul etti.

“Bu seçimleri kaybettiğimiz ortada. ‘Öğrenci Listesi’ kazandı” diyen siyasetçi, muhalefetin başarısını Avrupa ülkelerinin ve Amerikan “derin devletinin” desteğine bağladı.

Seçim öncesinde ülke, Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonu sundurmasının çökmesiyle başlayan uzun süreli kitlesel protestolara sahne olmuştu.

Göstericiler önce sorumluların hesap vermesini ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmasını talep etmiş, ardından hükümetin istifasını istemişti.

Eylül 2026’da parlamentoyu fesheden ve cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılacağını duyuran Vučić, bu adımların ardından partisi tarafından başbakan adayı gösterilmişti.

Avrupa

AB bütçesinde Ukrayna kredileri yüzünden 35 milyar avroluk delik açıldı

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre Ukrayna’ya açılan kredilerin faiz ödemeleri, Avrupa Birliği’nin 2028-2034 bütçesinde en az 35 milyar avroluk açık yarattı. Faizlerin bir puan artması faturayı 41,9 milyar avroya çıkarırken, Macaristan, Çekya, Slovakya ve Bulgaristan bu maliyeti üstlenmeyi reddediyor.

Avrupa Birliği, Ukrayna’ya açtığı kredilerin faiz yükü yüzünden gelecek bütçe döneminde en az 35 milyar avroluk bir açıkla karşı karşıya.

Politico’nun Avrupa Komisyonu tarafından üye ülke hükümetlerine gönderilen belgeye dayandırdığı habere göre, 2028-2034 yıllarını kapsayan yedi yıllık bütçede borçlanma maliyetlerini karşılamak için bu kaynağın mutlaka yaratılması gerekiyor.

Hesaplamalar faiz oranlarının seyrine göre tablonun daha da ağırlaşabileceğini gösteriyor. Belgeye göre faiz oranlarında yaşanacak bir puanlık artış, borç servis maliyetini doğrudan 41,9 milyar avroya tırmandıracak.

Avrupa Komisyonu 2014 yılından bu yana Ukrayna’ya toplam 171 milyar avro tutarında kredi sağladı. Bu kaynağın büyük kısmı 2022’de başlayan savaşın ardından Kiev’e aktarıldı.

Özellikle 2025 yılında Kiev’e verilen 90 milyar avroluk kredinin ana para geri ödemesi savaşın bitiminden sonra başlayacak. Fakat bu borcun faiz ödemeleri, bir sonraki yedi yıllık bütçenin üzerinde şimdiden ciddi bir mali baskı oluşturuyor.

Komisyon yetkilileri basına yaptıkları açıklamada AB bütçesinin söz konusu harcamaları karşılamaya yetecek mali rezervlere sahip olduğunu savunuyor.

Buna karşılık üye ülkelere dağıtılan resmi çalışma belgesi, faiz ödemelerinin tam olarak hangi kaynaktan finanse edileceğinin henüz netleşmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu belirsizlik, Birlik içinde çetin geçecek bütçe müzakerelerinin zeminini hazırlıyor. Macaristan, Çekya, Slovakya ve Bulgaristan’ın gelecekte Ukrayna’ya verilecek kredilerin faiz maliyetlerini üstlenmeyi reddetmesi süreci daha da karmaşık hale getiriyor. Bu dört ülkenin tutumu, Kiev’e tam destek veren diğer Avrupa başkentlerinde rahatsızlık yaratıyor.

Mali çıkmazın çözümü için gözler 26-27 Kasım tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek olağanüstü AB zirvesine çevrildi.

Avrupalı liderler bu toplantıda yeni yedi yıllık bütçeyi tartışırken aynı zamanda 2027 yılında Ukrayna için 45 milyar avroluk ek bir kaynak yaratma konusunda da uzlaşma arayacak.

Dış yardımların azalması Brüksel üzerindeki mali baskıyı artırıyor

Avrupa’nın sırtındaki yük yalnızca kendi bütçe açığıyla sınırlı değil. Financial Times’ın daha önce Avrupa Komisyonu hesaplamalarına dayandırdığı veriler, AB dışındaki ülkelerden Ukrayna’ya giden desteğin 2027’de neredeyse beş kat eriyerek 19 milyar avrodan 4 milyar avroya gerileyebileceğini gösteriyor.

ABD, İngiltere, Kanada ve Japonya bu dönemde Kiev’e yalnızca birer milyar avro vermeye hazır olduklarını bildirdi. Brüksel yönetimi ise ortaya çıkan bu devasa boşluğu kapatabilmek amacıyla G7 ortaklarına baskı yaparak katkı paylarını yükseltmelerini istiyor.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, eylül ayında yaptığı açıklamada AB kurumları ile üye devletlerin 2022’den bu yana Ukrayna’ya sağladığı toplam yardım tutarının 220 milyar avroyu aştığını belirtmişti.

Kallas, bu dev meblağın 78 milyar avrodan fazlasının doğrudan askeri destek harcamalarına gittiğini vurguladı.

Kiev cephesinde ise nakit ihtiyacı her geçen yıl büyüyor. Ukrayna Maliye Bakanlığı, ülkenin 2026-2029 dönemindeki dış finansman ihtiyacının 145,9 milyar doları bulacağını hesaplıyor.

Maliye Bakanı Serhiy Marçenko, Batılı müttefiklerin mevcut desteğine rağmen Ukrayna’nın dış finansman ihtiyacının yüksek kalmaya devam ettiğini dile getiriyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İspanya’da tren faciası: Kontrol merkezi meşgul hatta geçiş izni vermiş

Yayınlanma

İspanya’da 68 kişinin yaşamını yitirdiği yüksek hızlı tren kazasında, devre dışı kalan otomatik sistemin ardından Atocha Garı’ndaki kontrolörün meşgul hatta hatalı hareket izni verdiği açıklandı.

İspanya’da en az 68 kişinin yaşamını yitirdiği yüksek hızlı tren kazasında ilk veriler, facianın teknik bir arıza ile kontrol merkezindeki insan hatasının birleşmesinden kaynaklandığına işaret ediyor.

İspanya Ulaştırma Bakanı Óscar Puente, BBC’nin aktardığı açıklamasında, kazanın kontrol merkezindeki bir iletişim ve işletim arızasından doğmuş olabileceğini bildirdi.

Bakan Puente’nin paylaştığı bilgilere göre, yerel saatle 08.30 sıralarında ağ bilgisayarları arasındaki bağlantı koptu ve LZB adlı otomatik tren kontrol sistemi devre dışı kaldı.

Sistemin çökmesiyle birlikte felaketin yaşandığı güzergâh da dahil olmak üzere hattaki tüm trenler otomatik frenle durdu.

Arızanın ardından söz konusu demiryolu kesiminin idaresi Madrid’deki Atocha Garı’nda görev yapan hareket kontrolörlerine geçti. Merkezdeki sevk idaresi, duran trenlerden birine yola “olağan seyrinde” devam etme izni verdi.

Bu talimatı “açıklaması güç” bir adım olarak nitelendiren Puente, kesin tablonun yürütülen adli soruşturmayla netleşeceğini vurguladı.

Ulaştırma Bakanı, demiryolu altyapı işletmecisi Adif’in yürürlükteki güvenlik kurallarına ve iç protokollerine dikkat çekti.

Puente, ray hattında Iryo işletmesine ait başka bir tren istasyon girişinde dururken ve sinyalizasyon geçişe izin vermezken, arkadan gelen trenin seyrine olağan şekilde devam etmemesi gerektiğini kaydetti.

Bu gelişmelerin ardından Jandarma birimleri ile Demiryolu Kazalarını Soruşturma Komisyonu (CIAF) teknik heyeti, çarpışma sırasında Madrid-Sevilla yüksek hızlı tren hattının sevk ve idaresinden sorumlu olan kontrolörü sorguladı.

Facia, 28 Ekim sabahı Toledo eyaletine bağlı Urda yakınlarında meydana geldi. Yerel saatle 08.54 sularında 146 yolcu ve bir bebeğin bindiği Iryo treni ile 397 yolcu taşıyan Renfe şirketine ait AVE treni çarpıştı; şiddetli çarpışmanın etkisiyle iki vagon demiryolu dolgusundan aşağı devrildi.

İlk dakikalarda yaklaşık 10 olarak duyurulan can kaybı hızla arttı. Antena 3 televizyonu ölü sayısını 39, ardından ABC News 46 olarak paylaştı; yetkililerin açıkladığı son verilere göre yaşamını yitirenlerin sayısı en az 68’e ulaştı.

Arama kurtarma ekipleri en ağır hasarı alan ve yolcuların sıkışmış olabileceği vagonlara henüz tam olarak ulaşamadığı için can kaybının artmasından endişe ediliyor.

Kaza nedeniyle Madrid ile Endülüs bölgesi arasındaki yüksek hızlı tren seferleri her iki yönde de tamamen durduruldu. Bölgesel yönetim acil durum müdahale planını ikinci seviyeye çıkardı.

İspanyol El País gazetesi de kaynaklarına dayandırdığı haberinde, teknik arıza sırasında gerçekleşen bir insan hatasına işaret etmişti.

Gazetenin aktardığına göre, sinyalizasyon sistemi devre dışı kalınca hat otomatik kontrolden manuel kumandaya alındı.

Atocha Garı’ndaki kontrolör, hat Iryo treniyle kapalı olmasına karşın Renfe trenine yanlışlıkla hareket izni verdi. Çarpışma anında trenlerin hangi hızda seyrettiği ise henüz netlik kazanmadı.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyerek facianın bütün nedenlerinin açığa çıkarılacağı sözünü verdi ve 29-31 Ekim tarihleri arasında üç günlük ulusal yas ilan etti.

Yas kararı doğrultusunda, Vox dışındaki bütün siyasi partiler 29 Kasım’da yapılacak genel seçimler öncesindeki kampanya faaliyetlerini askıya aldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Brüksel, Kanada’dan Avrupa’ya LNG getirmeyi planlıyor

Yayınlanma

Avrupa, Kanada’dan çıkan sıvılaştırılmış doğalgazı (LNG) Asya’dan Avrupa’ya yönlendirmek için plan yapıyor.

Kağıt üzerinde, Rus boru hattı gazına olan büyük bağımlılığını ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştiren Avrupa ile dünyanın en büyük beşinci gaz üreticisi Kanada, birbirleri için mükemmel bir eşleşme.

Perşembe günü yapılacak AB-Kanada zirvesi öncesinde üst düzey bir AB yetkilisi, ülkenin dünya pazarlarına 40 milyar metreküp (bcm) gaz ihraç edebileceğini tahmin etti.

Bu rakam, bir zamanlar Rusya’nın Sibirya gaz sahalarını AB’ye bağlayan devasa Kuzey Akım boru hattının en yüksek kapasitesinden daha fazla. 

Fakat bu boru hattının altyapısı Asya’ya hizmet vermek üzere inşa edildi.

Yetkili, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Kanada’nın doğu kıyısında, Avrupa’ya LNG ihracatını kolaylaştırmak için kullanılabilecek önemli miktarda altyapı bulunmuyor,” dedi.

Ülkenin batı kıyısındaki devasa bir LNG terminali, nakliye amacıyla yılda 20 milyar metreküp gazı sıvılaştırabiliyor.

Batı kıyısındaki diğer terminaller de yapım aşamasında olup, bu kapasite 2030 yılına kadar ikiye katlanabilir. 

Fakat bu projelerin hiçbiri Avrupa pazarı göz önünde bulundurularak planlanmadı.

Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi’nde küresel araştırmacı olarak görev yapan Ira Joseph, “Batı Kanada’dan Avrupa’ya LNG tankeriyle yapılacak yolculuk, olabilecek en uzun mesafeye yakın,” dedi.

Buna rağmen, Almanya’nın Sefe şirketi –eskiden Gazprom Germania olarak bilinen devlet gaz şirketi– pazartesi günü bir anlaşma imzaladı.

Anlaşma, 2030’lu yıllardan itibaren Kanada’nın batı kıyısından yıllık yaklaşık 1,4 milyar metreküp gaz tedarikini öngörüyor.

Rapporteur’e göre işin püf noktası, sözleşmenin şartlarında yatıyor. Bu sözleşmeye göre sıvılaştırılmış gaz “gemi üzerinde teslim” (FOB) olarak satılıyor.

Yani gaz, Kanada limanında bir LNG tankerine yüklendiği anda Sefe’ye ait oluyor.

Giderek yaygınlaşan bu düzenleme, nakliye sürelerini kısaltmak amacıyla deniz yoluyla taşınan yüklerin yolculuk sırasında el değiştirmesine olanak tanıyor.

Eski bir enerji tüccarı olan Joseph, “Uygulamada bu, Nijerya’dan kalkan bir tankerin Japonya yerine Almanya’ya, Kanada’dan kalkan bir geminin ise Almanya yerine Japonya’ya gitmesi anlamına gelebilir,” dedi.

Sadece Sefe anlaşması kapsamında, Orta Doğu veya Afrika’dan normalde Asya’ya giden yaklaşık 13 geminin rotası Avrupa’ya yönlendirilebilir; bu gemilerin sözleşme yükümlülükleri ise Kanada’nın batı kıyısından kalkan gemiler tarafından karşılanır.

Joseph, takasların halihazırda “yaygın” olduğunu belirtti. LNG piyasası olgunlaştıkça likiditesi de artıyor; bu da daha fazla takasın gerçekleşebileceği anlamına geliyor.

Enerji istihbarat şirketi Kpler’de analist olan Ronald Pinto, “Bence bu, Avrupalı oyuncuların esnekliğe bahis oynadığını açıkça gösteriyor,” dedi.

Pinto, Avrupa’nın “gelecekteki arz riskleriyle” mücadele ederken, aynı zamanda gazı Asya’nın “büyüyen pazarlarına” satma seçeneğini de elinde tuttuğunu ekledi.

Kanada medyası bu plana ‘büyük takas’ adını verirken, AB’nin enerji genel müdürlüğü DG ENER, Avrupa’ya gaz tedarikini sağlamak için bir seçenek olarak takasları uzun süredir inceliyor.

Ottawa, bundan sonra daha somut yatırımlara da bahis oynuyor. Rapporteur’un gördüğü bir zirve taslak belgesi, doğu kıyısı altyapısı için bir “fizibilite çalışması” yapılmasını öneriyor.

Üst düzey bir AB yetkilisi, bu çalışmanın AB alıcılarının uzun vadeli taahhütlerini ve özel yatırımcıları çekmek için alım potansiyelini inceleyeceğini belirtti. “Doğalgaz, [yeşil] geçiş sürecinde önemli bir rol oynayacak,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English