Amerika
İktisatçı Michael Roberts yazdı: Trump’ın Venezuela planı ve petrol piyasasının gerçekleri

İktisatçı Michael Roberts, ABD’nin Venezuela hamlesini ve Trump’ın ülkenin petrol rezervlerine yönelik “bizim petrolümüz” yaklaşımını kapsamlı bir analizle değerlendirdi. Roberts, küresel arz fazlası ve ağır petrolün yüksek çıkarma maliyetlerinin, Amerikan şirketlerinin kârlılığını sorgulattığına dikkat çekerken, Latin Amerika’nın yeniden “arka bahçe” olarak kurgulandığını vurguladı.
İktisatçı Michael Roberts, kişisel blog sayfasında yayımladığı analizde, ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri hamlesini ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasını takiben yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Roberts, operasyonun hemen ardından Başkan Trump’ın niyetini açıkça ortaya koyduğunu belirtti. Trump, “Çok büyük ABD petrol şirketleri oraya girecek, milyarlarca dolar harcayacak, kötü durumdaki altyapıyı onaracak ve ülke için para kazanmaya başlayacak” ifadelerini kullandı.
Roberts, Trump’ın Maduro’ya yönelik saldırı ve kaçırma eyleminin temel nedeninin, Venezuela’nın “bizim petrolümüz” olarak tanımladığı geniş rezervlerinin kontrolünü ele geçirmek olduğunu gizlemediğini vurguladı.
Londra merkezli Energy Institute verilerine göre Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil ile küresel rezervlerin yüzde 17’sini elinde tutuyor ve bu alanda OPEC+ lideri Suudi Arabistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumunda bulunuyor.
Ancak Roberts, bu devasa rezervlere rağmen Venezuela’nın ham petrol üretiminin kapasitesinin çok altında kaldığına işaret etti.
1970’lerde günde 3,5 milyon varil ile zirve yapan ve o dönem küresel üretimin yüzde 7’sinden fazlasını karşılayan üretim, 2010’larda günde 2 milyon varilin altına düştü ve geçen yıl ortalama sadece 1,1 milyon varil seviyesinde gerçekleşti.
Dünya piyasaları Maduro’nun kaçırılarak alıkonulmasına nasıl tepki verdi?
“Petrol arzı talep artışını geride bırakıyor”
ABD’nin 2000’lerdeki sözde kaya petrolü (shale) devrimi sayesinde şu anda dünyanın en büyük üreticisi konumunda olduğunu hatırlatan Roberts, dünyanın giderek daha fazla petrole boğulduğunu belirtti.
Arzın küresel talep artışını geride bıraktığını ifade eden Roberts, “Çoğu büyük ekonomideki yavaş büyüme ve enerji üretiminde yenilenebilir kaynaklara kademeli geçiş nedeniyle talep artışı yavaşlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Venezuela’ya yönelik saldırı sırasında gösterge Brent petrolün varil fiyatının yaklaşık 60 dolar ile son beş yılın en düşük seviyelerine yakın seyrettiği belirtildi.
Roberts, Trump’ın küresel petrol devlerine Venezuela’yı artık kendisinin yönettiğini ve yatırım yaparak “paraya para demeyeceklerini” söylüyor olabileceğini, ancak petrol şirketlerinin bu konuda o kadar emin olmayabileceğini vurguladı.
Eski bir Chevron yöneticisi olan Ali Moshiri’nin, birden fazla Venezuela varlığını devralmak için 2 milyar dolar toplama girişiminde bulunduğunu aktaran Roberts, “Ancak bu bir kumar ve halihazırda ABD’den Venezuela petrolünü sondaj ve üretme lisansına sahip olan Chevron gibileri bu kadar hevesli olmayabilir” yorumunu yaptı.
“Ağır petrolü çıkarmak ve işlemek maliyetli”
Venezuela’nın petrol üretimini eski haline getirmenin ucuz olmayacağını belirten Roberts, endüstrinin harap olmuş bir sondaj altyapısına sahip olduğunu ve çıkarılan petrolün “ağır” nitelikte olduğunu kaydetti. Roberts süreci şu sözlerle anlattı:
“Bu ekstra ağır petrolü çıkarmak, ABD kaya petrolü üretimine oldukça benzer şekilde, nispeten kısa ömürlü çok sayıda kuyu açmayı gerektiriyor. Ardından bu çamur kıvamındaki petrol, boru hatlarından akabilmesi, ihraç edilmesi ve rafine edilmesi için daha hafif petrol veya nafta ile karıştırılıyor.”
“Ağır” petrol üretmenin buhar enjeksiyonu ve pazarlanabilir hale getirmek için daha hafif ham petrollerle harmanlama gibi ileri teknikler gerektirdiğini vurgulayan Roberts, ülkenin rezervlerinin çoğunlukla ülkenin doğusunda, yaklaşık 55 bin kilometrekarelik geniş ve uzak bir bölge olan Orinoco Kuşağı’nda yoğunlaştığına dikkat çekti.
“Üretimi ikiye katlamanın maliyeti 115 milyar dolar”
Petrol bolluğunun, yeni arama ve çıkarma faaliyetlerindeki kârları şimdiden vurmaya başladığını belirten Roberts, ABD kaya petrolü endüstrisinin 2010’lardaki kümülatif zararlarının yarım trilyon dolara yaklaştığını ifade etti.
Her şeyin Amerikan kaya petrolü için ortalama varil başına 60 dolar olarak tahmin edilen “başabaş fiyatına” bağlı olduğunu vurgulayan Roberts, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) projeksiyonlarına atıfta bulundu.
IEA verilerine göre, küresel arzın 2025’te günde 3 milyon varil, 2026’da ise 2,4 milyon varil artması beklenirken; talep artışının 2025’te sadece 830 bin, 2026’da ise 860 bin varilde kalacağı öngörülüyor.
Rystad Energy’den Jorge León’un tahminlerine yer veren Roberts, “Üretimi 2030’ların başına kadar kabaca iki katına çıkararak 2 milyon varile ulaştırmanın maliyeti 115 milyar dolar olacaktır. Bu rakam, ExxonMobil ve Chevron’un geçen yılki toplam sermaye harcamalarının yaklaşık üç katıdır” dedi.
Roberts, mevcut küresel arz ve talep dengesinde, özellikle de bu tür “ağır” petrolün gösterge fiyatın altında satılması gerekirken, Exxon ve Chevron’un bu işi kârlı hale getirip getiremeyeceğinin belirsiz olduğunu savundu.
“1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü”
Trump’ın Venezuela’ya dönük saldırısının arkasında başka faktörlerin de bulunduğunu belirten Roberts, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin durumu netleştirdiğini ifade etti: “1820’lerin Monroe Doktrini steroid almış bir şekilde geri döndü.”
Başkan Monroe’nun o dönemde Avrupa uluslarının Latin Amerika’ya müdahale etmemesi veya kontrol etmeye çalışmaması gerektiğini ilan ettiğini hatırlatan Roberts, Trump yönetiminde küreselleşmenin yerini “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) anlayışına bıraktığını ve Latin Amerika’nın kesin bir şekilde ABD emperyalizminin “arka bahçesi” olarak konumlandırıldığını belirtti.
Bu politikanın, hiçbir ülkenin ABD çıkarlarına direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geldiğini vurgulayan Roberts, kaynakların hem ayrıcalıklı Amerikan kullanımına sunulması hem de rakiplerden esirgenmesi için “dost rejimlerin” işbaşına getirilmesi gerektiğini kaydetti.
Roberts, Oxford Institute of Energy Studies verilerine göre Venezuela petrolünün 2025 yılında Çin’in günlük ithal ettiği 11,3 milyon varilin sadece 300 binini oluşturmasına rağmen, Çinli şirketlerin Venezuela petrol sondaj endüstrisinde bir yer edindiğini ve bölgedeki artan Çin etkisinin engellenmek istendiğini ifade etti.
Deripaska’dan bütçe uyarısı: Venezuela petrolü ABD kontrolüne geçerse Rusya zorlanır
“Maduro hükümeti işçi sınıfı desteğini kaybetti”
Maduro’nun tartışmalı yeniden seçildiği 2024 yılına atıfta bulunan Roberts, Venezuela kapitalizminin enerji sektörünün kârlılığına sıkı sıkıya bağlı olduğunu, ancak sektörün 2010 sonrası petrol fiyatlarının çöküşü ve ABD yaptırımlarıyla bir ölüm sarmalına girdiğini hatırlattı.
Chavez döneminde 2000’lerde işçi sınıfı için elde edilen kazanımların ancak petrol fiyatlarının zirve yapmasıyla mümkün olduğunu belirten Roberts, “Fakat sonra petrol dahil emtia fiyatları düştü. Bu durum aşağı yukarı Chavez’in ölümüyle aynı zamana denk geldi” dedi.
Hiperenflasyonun yaşam standartlarını yok etmesiyle Maduro hükümetinin işçi sınıfı tabanının desteğini kaybettiğini belirten Roberts, hükümetin giderek artan bir şekilde özel ayrıcalıklara sahip silahlı kuvvetlere dayandığını ifade etti.
Roberts, ordunun ayrıcalıklarını şu sözlerle detaylandırdı:
“Ordu, askeri üsler gibi özel pazarlardan alışveriş yapabiliyor, kredilere, araba ve daire alımlarına ayrıcalıklı erişim sağlıyor ve önemli maaş artışları alıyordu. Ayrıca döviz kontrollerini ve sübvansiyonları istismar ederek, örneğin komşu ülkelerde ucuz benzin satıp büyük kârlar elde ediyorlardı.”
“Chavista devriminin günleri sayılıydı”
Venezuela’nın trajedisinin her şeyin petrol fiyatına bağlı olması ve zaten özel şirketlerin elinde olan petrol dışı sektörlerde neredeyse hiç gelişme sağlanamaması olduğunu vurgulayan Roberts, devletin kontrolünde bağımsız bir ulusal yatırım planının bulunmadığını belirtti.
Roberts, “Bunun üzerine gelen ABD yaptırımları ve hükümete yönelik sürekli yıkıcı faaliyetler göz önüne alındığında, Chavista devriminin günleri sayılıydı” değerlendirmesinde bulundu.
Bu durumun tüm Latin Amerika için bir ders niteliğinde olduğunu ifade eden Roberts, 1980’lerden bu yana alt kıtanın sanayisizleşmesinin ve emtia ihracatına artan bağımlılığın, tüm bu ekonomileri tarım, metal ve petrol gibi emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara maruz bıraktığını belirtti.
Roberts analizini, “Bu durum, yerli kapitalistlerin ve ekonomilerin zayıflığı ile Amerikan emperyalizminin gölgesi altında, herhangi bir bağımsız ekonomi politikasını imkansız kılıyor” sözleriyle tamamladı.
Amerika
ICE’tan kaçarken hayatını kaybeden Meksikalının turist vizesi varmış

ICE görevlilerinden kaçarken Florida’da bir tırın altında kalan Meksikalı bir adamın, ABD’de tatil yaptığı ve turist vizesine sahip olduğu açıklandı.
Yetkililerin açıklamasına göre, 28 yaşındaki Juan Jairo Coronilla Durán, 14 Temmuz’da St. Augustine’de yoğun trafiğin olduğu bir yoldan aniden karşıya geçerek bir kamyonun önüne atladı ve hayatını kaybetti.
Teksas ve Maine’de meydana gelen ölümcül silahlı çatışmaların ardından, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlileriyle yaşanan çatışmalarda yaklaşık bir hafta içinde meydana gelen üçüncü ölüm bu olay oldu.
Tarım işçilerini savunan bir grup olan Colectivo Arbol’un kurucusu Isaret Jeffers’e göre, Coronilla Durán, Meksika’nın orta kesimindeki Guanajuato eyaletindeki memleketi San Luis de la Paz’dan, ailesini ve arkadaşlarını ziyaret etmek üzere Atlanta’ya seyahat etmişti.
Jeffers salı günü yaptığı açıklamada, Coronilla Durán’ın plajların tadını çıkarmak için Florida’nın doğu kıyısına gitmeden önce üç hafta boyunca Georgia’da kaldığını söyledi.
ABD yetkilileri adamın kimliğini kamuoyuna açıklamadı fakat bir Meksikalı yetkili adını ve kimliğini doğruladı.
Jeffers, maktulün eşi Yezzika Alamilla’nın kendilerine, kocasının turist vizesiyle ABD’yi ziyaret ettiğini söylediğini aktardı.
İç Güvenlik Bakanlığı, salı günü Coronilla Durán’ın geçerli bir vizesinin olup olmadığına dair yorum talebini içeren bir e-postaya yanıt vermedi.
Coronilla Durán, öldüğü gün sabah saat 7’den önce bir benzin istasyonu otoparkında duran araçtaki dört kişiden biriydi.
Florida Otoyol Devriyesi’nin açıklamasına göre, dört kişi ICE ile İç Güvenlik Bakanlığı Soruşturma Birimi ajanlarıyla karşılaştıkları sırada yaya olarak kaçmaya başladı ve bunlardan biri yoğun trafiğin olduğu bir yolu geçerek bir tırın önüne atladı.
Bu çatışmaya neyin yol açtığı ve araçtaki diğer üç kişinin başına ne geldiği henüz belli değil.
Karayolu Devriyesi ve İç Güvenlik Bakanlığı, devam eden soruşturmayı gerekçe göstererek ek ayrıntılar vermedi.
Jeffers, Alamilla’nın kocasının ölümünden bir gün sonra, Orta Florida’daki tarım işçilerine hukuki danışmanlık ve yardım sağlayan Colectivo Arbol’u aradığını söyledi.
Jeffers, Alamilla’nın “kocasının çok korktuğunu ve bu yüzden kaçtığını düşündüğünü” söyledi.
Meksika’nın Guanajuato eyaletinde göçmenlere yardım ve hareketlilik konularından sorumlu müsteşar Susana Guerra Vallejo, dul eşin verdiği bilgilere göre Coronilla Durán’ın “ABD’de çok kısa bir süredir bulunduğunu ve turist vizesine sahip olduğunu” belirtti.
Guerra Vallejo, Alamilla’nın Florida’daki cenaze evinde kocasının naaşını görebileceğini söyledi.
Guerra Vallejo, Associated Press’e yaptığı açıklamada, Coronilla Durán’ın cenazesinin Orlando’dan ticari bir uçuşla Meksika’ya nakledileceğini belirtti.
Guerra Vallejo, Durán’ın Meksiko’nun yaklaşık 260 kilometre kuzeybatısındaki Guanajuato eyaletinde bulunan bir tarım kasabası olan memleketi San Luis de la Paz’da toprağa verileceğini ekledi.
Jeffers, Coronilla Durán ve Alamilla’nın 7 aylık bir kızı ve 7 yaşında bir oğlu olmak üzere iki çocuğu olduğunu söyledi.
Coronilla Durán’ın ölümü, Başkan Donald Trump’ın geçen yıl başlattığı toplu sınır dışı etme kampanyasından bu yana göçmenlik görevlileriyle yaşanan çatışmalarda meydana gelen en az 10. ölüm.
Meksika hükümeti, ICE gözetiminde veya baskınlar sırasında hayatını kaybeden göçmenlerin ölümlerini olası cezai kovuşturma açısından incelemeleri için ABD’deki eyalet başsavcılarından talepte bulunduğunu açıkladı.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörlerden Trump’ın Kanada vergilerine itiraz

Trump’ın Kanada ithalatına yüzde 50 gümrük vergisi getireceğini açıklaması kendi partisinin senatörleri arasında endişe yarattı. Kanada’dan ithal edilen alkol, süt ürünleri ve otomotiv gibi çok sayıda sektörü hedef alan karar, ara seçimler öncesinde enflasyon baskısı altındaki ABD’li tüketicilerin maliyetlerini artırma riski taşıyor. Bazı Cumhuriyetçi senatörler girişimi müzakere taktiği olarak görse de uygulamanın yasal dayanakları ve ekonomik hedefleri konusunda Beyaz Saray’dan açıklama bekliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’dan ithal edilen ürünlere yüzde 50 oranında yeni gümrük vergisi uygulama kararı, kendi partisi içindeki senatörlerin tepkisiyle karşılaştı.
Cumhuriyetçi senatörler, bu adımı Trump’ın klasik bir müzakere yöntemi olarak değerlendirse de siyasi açıdan kritik bir dönemde günlük yaşam maliyetlerinin yükselmesinden endişe duyuyor.
Pazartesi günü açıklanan karar, uzun vadeli bir ticaret anlaşması çerçevesinde yürütülen müzakerelerde Kanada üzerinde baskı kurmayı amaçlıyor.
Gümrük vergisi kapsamına alınan ürünler arasında alkol, süt ürünleri ve motorlu taşıtların yanı sıra çok sayıda farklı mal ve hammadde yer alıyor.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, yeni vergilerin gerekçesi hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğini belirtti.
Genel bir kural olarak gümrük vergilerine sıcak bakmadığını dile getiren Thune, Amerikan işletmeleri ve ekonomisi için daha eşit bir rekabet alanı yaratmak gibi belirli bir amaca hizmet etmeyen uygulamaları desteklemediğini, bu kararın arkasındaki mantığı ise henüz duymadığını söyledi.
Senatör Mike Rounds da yönetimin bu vergiler için hangi yetkiye dayandığını ve başarının nasıl ölçüleceğini henüz tam olarak göremediğini ifade etti.
Rounds, ilk aşamadaki endişesinin verginin amacı ve nasıl bir sonucun başarı kabul edileceğiyle ilgili olduğunu kaydetti.
Hangi yasal hükmün kullanıldığını henüz görmediğini ekleyen Rounds, kararın ekonomik etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Rounds, İran’daki savaş nedeniyle fiyatların yükseldiği bir ortamda tüketicilerin korunması gerektiğine işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
“Maliyet boyutu hepimizi endişelendirmeli. Şu anda enflasyon geçmişe kıyasla yüksek seyrediyor. Akaryakıt fiyatlarını kontrol altında tutmak ve aşağı çekmek bizim için çok önemli. Uluslararası gelişmeler fiyatların yeniden yükselmesine neden oldu. Amerikan tüketicisi için benzin fiyatlarını yeniden düşürmeliyiz.”
Bu yılki ön seçimleri Trump destekli bir adaya karşı kaybeden Senatör John Cornyn, gümrük vergilerinin başkanın bir müzakere biçimi olduğunu ancak uygulanması durumunda olumsuz ekonomik etkiler yaratacağını kabul etti. Cornyn, ithalata getirilen vergilerin Amerikan ürünlerinin fiyatını yükselttiğinden şüphe olmadığını ve bu durumdan endişe duyduğunu belirtti.
Yıl sonunda Kongre’den ayrılacak olan Senatör Bill Cassidy de Cumhuriyetçilerin önceliğinin maliyetleri artıracak adımlar yerine fiyatları düşürmek olması gerektiğini savundu.
Cassidy, bu büyüklükteki vergilerin doğrudan Amerikan tüketicisine daha yüksek fiyatlar olarak yansıyacağını dile getirdi.
Kanada sınırındaki Kuzey Dakota eyaletinin Senatörü John Hoeven ise pekmez gibi bazı ürünlerde vergilerin haklı gerekçeleri olduğunu ifade etti.
Ancak Hoeven da bu tehdidin muhtemelen bir müzakere taktiği olduğunu ve mutlaka hayata geçmeyebileceğini ima etti.
Üreticilerin çıkarlarını gözetecek bir sonuca ulaşmak istediklerini belirten Hoeven, bu sürecin değişkenlik göstereceğini öngördü.
Yasal dayanak tartışmaları
Beyaz Saray, Kanada’nın süt ürünlerindeki ithalat vergilerini aşırı artırarak ve Amerikan alkollü içeceklerini raflardan kaldırarak haksız ticaret yaptığını savunuyor.
Yönetim, gümrük vergilerine yasal gerekçe olarak Büyük Buhran döneminden kalma ve ABD ürünlerine adil fiyat tanımayan ülkelere karşı başkana misilleme yetkisi veren özel bir kanun hükmüne dayanıyor.
Bu hamle, ABD Federal Yüksek Mahkemesinin şubat ayında Trump’ın küresel gümrük vergileri ilan etmek için kullandığı acil durum yetkisini iptal etmesinin ardından geldi.
Serbest piyasa ekonomisini savunan geleneksel muhafazakarlar, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde müttefik ülkelere gümrük vergisi getirme çabalarına karşı çıkıyor.
Eski Başkan Yardımcısı Mike Pence tarafından kurulan Advancing American Freedom adlı düşünce kuruluşundan Andrew Hale, Kanada’ya yönelik haksız ticaret iddialarının temelsiz olduğunu ve yeni vergilerin hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını savundu.
Hale, haksız ticaret uygulamalarını tespit edecek bir soruşturmanın yapılmadığını belirterek, “Bu bir zorbalıktır. Kanada dik durmalı ve bu zorbalığa boyun eğmemelidir” dedi.
Hale, yönetimin geçmişte mahkemede kaybettiği yetkileri ikame etmek amacıyla eski bir yasal boşluktan yararlanmaya çalıştığını, bu vergilerin de büyük olasılıkla yargı yoluyla iptal edileceğini sözlerine ekledi.
Amerika
SpaceX halka arzı sonrası bankalardan boğa piyasası raporları

Geçen ay gerçekleşen SpaceX halka arzına aracılık eden tüm yatırım bankaları, yasal kısıtlama süresinin dolmasının ardından şirket hisseleri için alım tavsiyesi yayımladı. Goldman Sachs hisse hedef fiyatını 205 dolar, Morgan Stanley 300 dolar, Raymond James ise 800 dolar olarak belirlerken halka arz konsorsiyumu dışındaki Morningstar hisse değerini 63 dolar düzeyinde hesapladı.
Elon Musk’ın uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in geçen ay tamamlanan halka arzında görev alan yatırım bankaları, aracılara yönelik yasal sessizlik süresinin sona ermesinin ardından araştırma raporlarını yayımladı.
Halka arz konsorsiyumunda yer alan tüm bankalar şirket hisseleri için alım yönünde tavsiyede bulundu.
Halka arz izahnamesinde ana lider konumunda yer alan Goldman Sachs, SpaceX hisseleri için 205 dolar hedef fiyat belirledi.
Financial Times gazetesinin aktardığına göre Morgan Stanley hedef fiyatını 300 dolar olarak açıklarken, Raymond James 800 dolarlık hedef fiyat tahminiyle şirkete 10 trilyon doların üzerinde bir piyasa değeri biçti.
Raporlarda yer alan gerekçeler bankalara göre farklılık gösterse de ulaşılan sonuçlar boğa piyasası yönelimini korudu.
Deutsche Bank yayımladığı raporda SpaceX’i, “tarihin akışını değiştiren, çelik ve ateşle ifade edilen medeniyet iddialarının zirvesi” şeklinde tanımlayarak hedef fiyatını 255 dolar olarak kaydetti.
Bankaların olumlu değerlendirmelerine karşın, halka arz sonrası ulaşılan en yüksek seviyeden yüzde 44 düşüş kaydeden ve arz fiyatının yüzde 6 altına inerek 125 dolar civarında seyreden mevcut hisse fiyatı, yatırımcıların daha temkinli bir tutum sergilediğini ortaya koyuyor.
Konsorsiyum içerisinde yer alan kurumlar yalnızca büyüme potansiyelinin ölçeği konusunda farklı görüş bildirdi. Buna karşın konsorsiyum dışındaki bağımsız analiz kuruluşlarından farklı değerlendirmeler geldi.
Halka arzda görev almayan Morningstar, SpaceX hisselerinin adil değerini 63 dolar olarak hesapladı.
Aracılık yapan kurumların hedef fiyat ve tavsiye listesi Bloomberg verilerine göre şu şekilde sıralandı:
- Morgan Stanley: 300 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık/Cazip tavsiyesi
- Deutsche Bank: 255 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Bank of America: 235 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Wells Fargo: 230 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık tavsiyesi
- JPMorgan: 225 dolar hedef fiyat, Yüksek Ağırlık tavsiyesi
- RBC Capital: 225 dolar hedef fiyat, Sektör Üstü Performans tavsiyesi
- Citi: 200 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- UBS: 210 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Goldman Sachs: 205 dolar hedef fiyat, Al tavsiyesi
- Bernstein: 239 dolar hedef fiyat, Sektör Üstü Performans tavsiyesi
Tablo, New York Başsavcısı Eliot Spitzer’ın Wall Street’te hisse araştırmaları ile yatırım bankacılığı birimlerini birbirinden ayırmasından 23 yıl sonra düzenlemelerin yapısını yeniden tartışmaya açtı.
İngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
“Wall Street Şerifi” olarak anılan Spitzer, 2000’li yılların başında internet şirketi balonu patladığında analistlerin kamuoyuna övdüğü hisseleri kendi aralarındaki yazışmalarda kötülediğinin ortaya çıkması üzerine hukuki süreç başlatmıştı.
Düzenleyici kurumlar ile bankalar arasında 2003 yılında varılan küresel uzlaşma, yatırım bankacılarının analist primlerini belirlemesini yasakladı, araştırma ve bankacılık birimleri arasındaki iletişimi denetime tabi tuttu ve analistlerin halka arz sunumlarına katılımını engelledi.
Söz konusu küresel uzlaşma kararı geçtiğimiz yılın aralık ayında resmi olarak sona erdi ve yerini sektör kuruluşu gözetimindeki esnek kurallara bıraktı.
Bankalar bünyesindeki uyum departmanları birimler arasındaki sınırları korumayı sürdürüyor.
Analistlerin büyük ölçekli işlemlerde yer alma isteği, kurumsal yatırımcı müşterileri için şirket yönetimlerine erişim sağlama ihtiyacı ve üst yöneticilerin halka arzda lider rol almak için yürüttüğü temaslar sektörel dinamikler üzerinde etkili olmayı sürdürüyor.
Ayrıca halka arz öncesindeki özel fonlama turlarına katılan ve hisse satış kısıtlaması süresi devam eden kurumlar, şirket değerlemesini sorgulayan raporlar hazırlamaktan kaçınıyor.
Sermaye piyasalarındaki kurumsal fon yöneticileri yatırım kararlarında aracı kurum tavsiyeleri yerine kendi analiz modellerini kullanıyor.
Kurumsal yatırımcılar bu tür büyük halka arzlarda aracı kurum araştırmalarının tarafsız olamayacağı varsayımıyla hareket ederken, bu raporları şirket verilerine ve yönetim kadrolarına erişim aracı olarak değerlendiriyor.
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Görüş2 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?










