Avrupa
İngiltere ordusunda Ukrayna deneyimiyle reform dönemi

İngiltere, Ukrayna ve İran’daki savaşlardan elde edilen askeri deneyimler ışığında savunma stratejisinde köklü bir değişime gidiyor. Londra yönetimi, büyük ve maliyetli askeri platformlar yerine yapay zeka destekli insansız hava araçları ile otonom sistemlerin kitlesel üretimine 5 milyar sterlinden fazla yatırım yapacak.
İngiltere, savunma sanayisindeki odak noktasını büyük ve yüksek maliyetli askeri platformlardan, insansız hava araçlarının, otonom sistemlerin kitlesel olarak konuşlandırılmasına ve muharebe yeniliklerinin hızlandırılmasına kaydırıyor.
İngiltere Savunma Bakanlığının açıklamasında, Ukrayna’daki çatışmalar askeri modernizasyon için temel bir model olarak işaret ediliyor.
İngiltere Savunma Bakanı Dan Jarvis, konuya ilişkin değerlendirmesinde, modern savaşın yapısının hızla değiştiğini vurguladı.
Jarvis, “Ukrayna ve Orta Doğu’da insansız sistemler çatışmaların gidişatını belirliyor. İngiltere tarihinin bu gelişmekte olan teknolojilere yönelik en büyük yatırımı, savunma sanayimizin en iyi başarılarına dayanarak silahlı kuvvetlerimizin rakiplerinin önünde kalmasına yardımcı olacak” ifadelerini kullandı.
On yıllar boyunca İngiltere’nin askeri gücünün temelini uçak gemileri ve nükleer füze fırlatma kapasitesine sahip denizaltılardan oluşan deniz kuvvetleri oluşturuyordu.
Ancak askeri kaynakların değerlendirmelerine göre Ukrayna’daki savaş, bu yüksek maliyetli sistemlerin savunmasızlığını ortaya koyarken daha ucuz insansız hava araçları ile mühimmat stoklarının artırılması ve yapay zeka tabanlı hedefleme sistemlerine geçiş ihtiyacını gösterdi.
Hükümetin Ortak Savunma Sanayii Konseyi bünyesinde yer alan İngiliz teknoloji şirketi Hadean’ın savunma stratejisinden sorumlu başkan yardımcısı Ross Exley, muharebe alanındaki teknolojilerin yıldırım hızıyla değiştiğini belirtti.
Exley, “Ukrayna’nın sunduğu en açık ders, dronların savaşın niteliğini değiştirdiğidir” dedi.
Eski İngiliz diplomat ve güvenlik uzmanı Tim Willasey-Wilsey ise durumun farklı bir boyutuna değinerek, “İngiltere’nin 2022 yılında Ukraynalıları eğitmeye başlamış olmasında, bugün ise onların bir bakıma modern savaşın nasıl yürütülmesi gerektiğini göstererek bizi eğitebilecek konumda bulunmasında bir ironi var” değerlendirmesini yaptı.
İngiltere, silahlı kuvvetlerin modernizasyonu planı kapsamında Avrupa’nın en büyük insansız hava aracı test merkezini finanse etmeyi ve askeri birimlere insansız hava aracı teslimatını hızlandırmak amacıyla üretimi sürekli artıracak özel bir çalışma grubu kurmayı hedefliyor.
ABD’nin katil dron yarışını İngiltere-Ukrayna şirketi kazandı
İngiltere Savunma Bakanlığı, askeri modernizasyon çerçevesinde muharebe dronlarının üretimine önümüzdeki dört yıl içinde dağıtılmak üzere 5 milyar sterlinden (yaklaşık 6,6 milyar dolar) fazla yatırım yapılacağını bildirmişti.
Bu kaynak savunma yatırım planına dahil edilecek.
Finansmanın entegre kuvvetlerin oluşturulmasına yönlendirileceği, insansız hava araçlarının askeri helikopterler ve savaş uçaklarıyla ortaklaşa kullanılmasının, donanmada ise insanlı ve insansız gemilerden oluşan karma bir filonun geliştirilmesinin öngörüldüğü aktarıldı.
Programın ilgili sektörlerde binlerce yeni istihdam yaratması bekleniyor.
Aynı modernizasyon planı kapsamında İngiltere, mevcut Type 45 sınıfı gemilerin yerini alması planlanan yeni nesil Type 83 muhrip projesinin geliştirilmesinden vazgeçti.
Londra yönetimi bunun yerine insansız sistemlerin kontrol merkezleri olarak işlev görecek en az altı adet “Common Combat Vessel” adı verilen hibrit savaş gemisi satın alacak.
Savunma Bakanlığının hesaplamalarına göre bu adım, personel sayısını ve harcamaları artırmadan Kraliyet Donanmasının görev alanını genişletecek, dayanıklılığını ve ateş gücünü yükseltecek.
Avrupa
AB, sanayi politikası belirlemekte zorlanıyor

AB ülkeleri ve milletvekilleri, Kıta çapında sanayi tabanının gerilemesini nasıl durdurabileceklerine dair hâlâ karar verebilmiş değiller.
Volkswagen’in Almanya’da 100.000 kişiyi işten çıkarma ve dört fabrikayı kapatma planı, Brüksel’in önlemek istediğini söylediği endüstriyel krizin örneği.
Avrupalı liderler, bu yılın sonuna kadar, Çin’den gelen ucuz ihracat dalgasına karşı Avrupa şirketlerinin dayanabilmelerine yardımcı olmak amacıyla kamu alım harcamalarından milyarlarca avroyu bu şirketlere aktaracak olan, dönüm noktası niteliğindeki Sanayi Hızlandırıcı Yasası (IAA) üzerindeki çalışmaları tamamlamak istiyor.
AB Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Almanya’dan gelen son haberler, pazarlarımızı küresel rakiplerimizin haksız uygulamalarından korumak için kararlı bir şekilde harekete geçmenin ne kadar acil olduğunu gösteriyor,” dedi ve IAA’yı “belirleyici” bir araç olarak nitelendirdi.
Yasa tasarısının ana hükmü olan “Made in Europe” tercihi, yerel olarak üretilen malları ön plana çıkaracak.
Tasarıyı destekleyenler, AB’nin sanayisini savunmasının artık zamanının geldiğini söylerken, diğerleri ise bunu korumacı bir önlem olarak görüp fren yapılmasını istiyor.
Eleştirmenler, bu önerinin şirketler için “hukuki bir labirente” dönüşme ve AB’de üretilen ürünlerin fiyatlarını artırma riski taşıdığını, aynı zamanda Kanada, Birleşik Krallık veya Japonya gibi dost ticaret ortaklarını potansiyel olarak dışlama tehlikesi yarattığını savunuyor.
Avrupa Parlamentosu’nın Fransız liberal milletvekili Christophe Grudler, “Volkswagen’de yaşananlar endişe verici fakat bu münferit bir vaka değil. Bu, küresel rakiplerimiz net ve agresif sanayi stratejileri izlerken, Avrupa’nın yıllardır sergilediği naifliğin bir sonucu,” dedi.
AB ülkeleri ve milletvekillerinin katıldığı müzakereler, Avrupa Komisyonu’nun mart ayında üç aylık bir gecikmeyle önerisini sunmasının ardından ancak şimdi başlıyor.
Yetkililer, AB’nin “Tek Avrupa, Tek Pazar” yol haritasında öngörüldüğü üzere yıl sonuna kadar bir uzlaşma sağlanması için zamanın şimdiden daraldığını kabul ediyorlar.
AB’nin önündeki en büyük zorluk, kamu alımları ve finansmanının bazı alanlarında ürünleri Avrupa ürünleriyle eşdeğer sayılacak “güvenilir ortaklar” listesine hangi ülkelerin dahil edileceği konusunda anlaşmaya varmak.
Tartışma genel olarak, Fransa’nın öncülüğündeki serbest ticaret karşıtlarını, Almanya’nın liderliğindeki ihracat odaklı ekonomiler, Hollanda ve İskandinav ülkeleriyle karşı karşıya getiriyor.
Üst düzey Sosyalist milletvekili Pierre Jouvet, POLITICO’ya verdiği demeçte, “‘Made in Europe’ ve güçlü bir IAA olsaydı, Volkswagen ve çalışanları için bu şoku hafifletebilirdik,” diye konuştu.
Jouvet, “katılım” (opt-in) mekanizması kapsamında dikkatle seçilecek sınırlı sayıda güvenilir ortak listesinin oluşturulmasından yana.
Bu tür çağrılar, baş müzakereci Maroš Šefčovič’in AB’nin ticari ilişkilerini daraltmak yerine genişletme çabalarını yönettiği Avrupa Komisyonu’ndan güçlü ticaret departmanından şiddetli tepki gördü.
Séjourné’nin sanayi politikası girişimi, AB’nin serbest ticarete yönelik tarihi taahhüdünün başarısız olduğu yönündeki inançtan kaynaklanıyor.
Brüksel, günde 1 milyar avroya ulaşan Çin’in ikili ticaret fazlasının oluşturduğu varoluşsal tehdide karşı tutarlı bir yanıt bulmakta zorlanıyor.
Séjourné, “Sadece yeni araçlar üzerinde kafa yormakla kalmamalı, mevcut tüm ticaret araçlarımızı da hemen kullanmalıyız,” dedi.
Hazırlık aşamasındaki ek önlemler arasında, şirketlerin kritik girdi kaynaklarını Çin dışına çeşitlendirmelerinin zorunlu kılınmasının yanı sıra, plug-in hibrit araçlar, kimyasallar ve takım tezgahlarına yönelik olası soruşturmalar da yer alıyor.
Fakat hükümetler bunları kullanmaya istekli olmazsa, yeni ticaret silahları bile işe yaramayabilir.
AB’nin ticaret “bazukası” olarak adlandırılan Zorlama Karşıtı Araç (IAA), AB’nin iktisadi zorlamaya karşı kapsamlı bir yanıt vermesine zaten olanak tanıyor. Ne var ki bu araç hiç kullanılmadı.
AP’nin ticaret komitesinde IAA konusunda baş milletvekili olan Belçikalı Sosyalist Kathleen Van Brempt, “IAA, madalyonun sadece bir yüzü. Komisyon, daha güçlü ve etkili bir ticaret savunma stratejisiyle Avrupa pazarını korumak için de harekete geçmeli,” dedi.
Giderek daha fazla gündeme gelen bir soru, IAA’nın geniş kapsamlı hedeflerine rağmen nihayet yürürlüğe girdiğinde belirleyici bir etki yaratıp yaratmayacağı.
İş dünyası, “Made in Europe” fikrini genel olarak olumlu karşıladı fakat bu fikrin potansiyel uygulamasının, tüm tedarik zincirlerinin Kıtadan kaybolmasını önlemek için çok dar kapsamlı olduğunu düşünüyor.
İtalya’nın önde gelen iş dünyası lobi kuruluşu Confindustria, bir görüş belgesinde, “Genel olarak, Avrupa Komisyonu tarafından ortaya konan yaklaşım, Avrupa sanayisinin karşı karşıya olduğu zorlukları ele almak için yeterli görünmüyor,” diye yazarak, tasarının sanayinin yeşilleştirilmesine sınırlı bir şekilde odaklanmasını ve hâlâ çok açık görünen “güvenilir ortaklar” listesini eleştirdi.
Düşünce kuruluşu Bruegel’e göre, IAA’nın menşe kuralları Volkswagen gibi otomobil üreticileri için ters tepebilir.
Örneğin, kuruluş, “Alüminyum sektörünün üst kademesini ithalat rekabetinden korumak, elektrikli araçlarda küresel rekabet gücünü korumak için rekabetçi fiyatlı düşük karbonlu alüminyuma bağımlı olan Avrupalı otomobil üreticilerinin girdi maliyetlerini artıracak,” diye belirtti.
Öncelikle, AB’nin üç kurumu (AP, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu) arasında bir uzlaşma sağlanması gerekecek. Fakat yıl sonu son tarihine yetişilebileceğine dair işaretler pek umut verici görünmüyor.
IAA’yı inceleyen üç komite olması nedeniyle, en az 150 milletvekili tasarı hakkında görüşlerini dile getirecek.
Bu arada, yılın ilk yarısında Güney Kıbrıs’ın Konsey başkanlığı, 100 sayfalık tasarıya ilişkin yalnızca bazı kısımlar üzerinde bir uzlaşma metni hazırlayabildi.
Tartışmalı “Made in Europe” hükmüne ilişkin tartışmayı ise çarşamba günü başlayacak İrlanda başkanlığına erteledi.
Avrupa
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimi için tarihler belirlendi

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunun 18 Nisan, ikinci turunun ise 2 Mayıs 2027 tarihinde yapılacağı bildirildi. Le Figaro ve Ouest-France gazetelerinin kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre, belirlenen bu tarihler 1 Temmuz günü Bakanlar Kurulunda resmi olarak onaylanacak. Mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ikinci ve son görev süresi ise 14 Mayıs 2027 tarihinde sona eriyor.
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun 18 Nisan, ikinci turunun ise 2 Mayıs 2027 tarihinde gerçekleştirileceği açıklandı.
Le Figaro ve Ouest-France gazetelerinin hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre, belirlenen bu takvim 1 Temmuz günü düzenlenecek Bakanlar Kurulu toplantısında resmi olarak kabul edilecek.
Fransa Anayasası uyarınca cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, mevcut cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki 20 ile 35 gün arasındaki zaman diliminde yapılması gerekiyor.
Bu çerçevede, görevdeki Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ikinci beş yıllık döneminin sona ereceği 14 Mayıs 2027 tarihi göz önüne alındığında, seçimlerin ikinci turunun en geç bu tarihin gece yarısına kadar tamamlanması şart koşuluyor.
Katılım oranını artırma hedefi
Ouest-France gazetesi, 18 Nisan ve 2 Mayıs tarihlerinin seçilmesinde Macron’un görev süresinin dolacağı tarihe yakınlığın yanı sıra ilkbahar dönemindeki okul tatillerinin seçmen katılımı üzerindeki etkisini en aza indirme çabasının da rol oynadığını aktardı.
Belirlenen takvime göre, ilk turun yapılacağı tarihte okul tatili ülkenin büyük bölümünü kapsıyor olsa da ikinci tur gününe kadar tatil dönemi hemen her bölgede sona ermiş olacak ve seyahatteki seçmenlerin çoğunluğunun evlerine dönmesiyle katılım oranının yüksek tutulması sağlanacak.
Seçmen kütüklerine kayıt için son başvuru tarihleri ile adaylık başvurularının kabul edileceği nihai süreler Fransa İçişleri Bakanlığı tarafından ilerleyen dönemde ilan edilecek.
Hükümetin, kesinleşen aday listesini en geç 26 marta kadar kamuoyuna duyurma yükümlülüğü bulunuyor.
Adaylık yarışı erken başladı
Fransa’da Macron sonrası dönem için cumhurbaşkanlığı yarışına katılma niyetini beyan eden siyasi aktörler şimdiden netleşmeye başladı.
Eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketinin lideri Jean-Luc Melenchon, eski Başbakan Gabriel Attal, eski Cumhurbaşkanı Francois Hollande ve eski Başbakan Edouard Philippe adaylık niyetlerini kamuoyuyla paylaşan isimler arasında yer alıyor.
Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı makamına ilk kez 2017 yılında seçilmiş, 2022 yılındaki seçimlerde ise ikinci kez bu göreve getirilmişti. Fransa yasaları gereği bir kişi üst üste en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabiliyor.
Bu kural nedeniyle Macron, 2027 yılındaki seçimlerde yeniden aday olamayacak.
Avrupa
Almanya savunmada ABD’yi tutabilmek için ortak silah üretimi istiyor

Almanya, savunma alanındaki açıkları kapatmak ve ABD Başkanı Trump’ın Avrupa’nın savunmasına olan ilgisini canlı tutmak amacıyla Amerikan silahlarının kendi topraklarında üretilmesi için girişimlerde bulunuyor. Financial Times gazetesinin haberinde, Berlin’in bu kapsamda Tomahawk seyir füzeleri ve Patriot hava savunma sistemleri için ortak üretim yetkisi almayı hedeflediği belirtiliyor.
Almanya, askeri teçhizat eksikliğini gidermek ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Avrupa’nın savunmasına yönelik taahhütlerini sürdürmesini sağlamak amacıyla, Amerikan silahlarının Alman topraklarında üretilmesi için girişimlerini hızlandırıyor.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Berlin, bu adımlarla Washington ile ilişkilerini savunma sanayisi üzerinden derinleştirmeyi amaçlıyor.
Kaynaklardan biri, Alman ve Amerikan savunma sanayilerini bir araya getirecek ortak silah üretimi müzakerelerinin halihazırda yürütüldüğünü aktardı.
Bir diğer kaynak ise iki ülkenin savunma kapasitesini güçlendirecek her seçeneğin masada yer aldığını, bu kapsamda Tomahawk seyir füzeleri ile Patriot hava savunma sistemlerinde kullanılan en modern PAC-3 füzelerinin ortak üretimi konusunun da ele alındığını belirtti.
Almanya Savunma Bakanlığı, ABD ile yürütülen işbirliğinin yoğun bir şekilde sürdüğünü doğruladı.
Bakanlık bu duruma örnek olarak, Alman savunma şirketi Rheinmetall’in Amerikan F-35 savaş uçakları için gövde üretmesini ve Alman-Amerikan ortaklığı olan MBDA ile Raytheon firmalarının Patriot füzeleri üzerindeki ortak çalışmalarını gösterdi.
FT, Federal Hükümet’in menzili 2 bin kilometreyi aşan karadan fırlatılan Tomahawk füzelerinin üretimi için MBDA ile Raytheon arasındaki işbirliği hususunda temas halinde olduğunu ancak bu konuda henüz doğrudan bir müzakere yürütülmediğini yazdı.
Haberde, kritik askeri teknolojilerin sınır dışına transferine yönelik her türlü kararın Washington’ın onayına tabi olduğu hatırlatıldı.
Caydırıcılık açığını kapatma arayışı
Berlin’in temel hedefi, Washington’ın askeri önceliklerini Hint-Pasifik bölgesine kaydırması durumunda Avrupa’da oluşabilecek caydırıcılık boşluğunu doldurmak olarak değerlendiriliyor.
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri Friedrich Merz liderliğindeki muhalefet ittifakında, Pentagon’un mayıs ayında karadan fırlatılan Tomahawk füzelerine sahip bir taburu Almanya’ya konuşlandırma planından vazgeçmesi ciddi endişe yarattı.
Söz konusu konuşlandırma kararı, Joe Biden döneminde Rusya’nın Kaliningrad’a füze ve askeri uçak konuşlandırmasına yanıt olarak planlanmıştı. Berlin şimdi bu füzeleri doğrudan satın alma talebini yineleyerek tedarik etmeye çalışıyor; alternatif olarak ise Ukrayna yapımı Flamingo seyir füzesi seçeneğini de değerlendiriyor.
Ancak Federal Meclis (Bundestag) Savunma Komisyonu Üyesi Bastian Ernst, hassas teknolojilerin devredilmesi konusunda temkinli bir yaklaşım sergiledi.
Ernst, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Amerikalıların tüm fikri mülkiyet haklarını ve hassas teknolojileri içeren kara kutularını açıp bize bakma izni vereceğine inanmıyorum. F-35 uçak gövdesi üretmek sadece metal parçaları birleştirmekten ibarettir, bunda sihirli bir taraf yok. Savunma kapasitemizdeki açıkları kapatmak için edinmek istediğimiz teknolojiler, onların bize devredebileceğinden çok daha büyük hassasiyet taşıyor.”
Buna karşın Alman savunma sanayisinin üretim kapasitesindeki artış dikkat çekiyor. Rheinmetall Üst Yöneticisi Armin Papperger, nisan ayında yaptığı açıklamada Almanya’nın geleneksel mühimmat üretim kapasitesinin ABD’yi geride bıraktığını ifade etti.
Papperger, şirketin orta kalibre mühimmat üretim kapasitesini 800 binden 4 milyonun üzerine, topçu mühimmatı kapasitesini ise 70 binden 1,1 milyona çıkardığını kaydetti.
Amerikan The Wall Street Journal gazetesi de daha önce yayımladığı bir analizde, Almanya’nın sanayi ağırlığını otomotiv sektöründen savunma sanayisine kaydırarak adeta bir askeri üretim merkezine dönüştüğünü yazmıştı.
Mayıs ayının başında ABD, Almanya’daki askeri varlığından yaklaşık 5 bin asker çekmeyi planladığını açıklamış, Pentagon bu adımı Trump’ın müttefiklerin savunma harcamalarından duyduğu memnuniyetsizliğin bir işareti olarak nitelendirmişti. Trump daha sonra bu sayıyı daha da azaltma taahhüdünde bulunmuştu.
Bu gelişmelere rağmen Berlin, Rusya’ya karşı caydırıcılık sağlamak amacıyla Typhon fırlatma sistemlerine sahip Tomahawk füzelerini satın alma konusunda Washington’ı ikna etmeye çalışıyor.
Amerika2 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa7 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Asya2 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceHeidegger’in kulübesindeki Avrupa solu
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz iktisatçı Pettifor: Yapay zeka çöküşü kaçınılmaz bir krize yol açacak
Dünya Basını2 hafta önceForeign Policy: İran, Vietnam’dan Daha Ağır Bir Yenilgi
Rusya2 gün önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceİran savaşı küresel güç dengelerini nasıl yeniden şekillendirdi?











