Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı

Yayınlanma

İran ile ABD arasında varılan barış anlaşmasının 14 maddelik taslak metni İran basınında yer aldı. Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmaların derhal durdurulmasını öngören anlaşma kapsamında, yaptırımların askıya alınması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden ulaşıma açılması planlanıyor.

İran’ın resmi haber ajansı Mehr, ABD ile İran arasında varılan barış anlaşması taslağının 14 maddelik içeriğini yayımladı. Belgede, tarafların askeri faaliyetleri durdurmasından yaptırımların kaldırılmasına, Hürmüz Boğazı’nın durumundan nükleer müzakerelere kadar birçok kritik başlık yer alıyor.

Mehr ajansının aktardığı 14 maddelik taslak metinde şu maddeler bulunuyor:

  1. Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri faaliyetlerin kalıcı ve derhal durdurulması.
  2. ABD’nin İran’ın iç işlerine karışmamayı ve İran’ın egemenliğine saygı duymayı taahhüt etmesi.
  3. Deniz ablukasının 30 gün içinde tamamen kaldırılması.
  4. ABD’nin İran çevresindeki bölgelerden askerlerini çekmeyi taahhüt etmesi.
  5. Hürmüz Boğazı’nın, İran’ın onayıyla 30 gün içinde yeniden faaliyete açılması.
  6. Petrol, petrokimya ürünleri ve türevlerinin satışına yönelik yaptırımların askıya alınması ve İran’ın finansal varlıklarına tam erişim sağlanması.
  7. ABD ve müttefiklerinin, İran’ın yeniden imarı için en az 300 milyar dolar değerinde planlar sunması.
  8. Nükleer konularda nihai bir anlaşmaya varmak; ABD’nin birincil ve ikincil yaptırımları ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu kararlarını tamamen kaldırmak amacıyla 60 gün içinde müzakerelerin yapılması.
  9. İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) bağlılığını teyit etmesi ve nükleer silah üretmeme taahhüdünde bulunması.
  10. ABD’nin bölgedeki asker sayısını artırmamayı ve yeni yaptırımlar uygulamamayı taahhüt etmesi.
  11. 60 günlük nihai müzakereler sürecinde İran’ın bloke edilen 24 milyar dolarlık fonunun serbest bırakılması. Bu tutarın yarısının müzakereler başlamadan önce İran’a sunulması.
  12. Anlaşmanın uygulanmasını denetlemek amacıyla bir izleme mekanizmasının kurulması.
  13. Nihai anlaşmanın BMGK kararıyla onaylanması.
  14. İran’ın dondurulan fonlarının yarısı serbest bırakılmadan, İran petrolüne yönelik yaptırımlar askıya alınmadan ve deniz ablukası kaldırılmadan nihai müzakerelerin başlamaması. Nihai anlaşmaya sadece zenginleştirilmiş materyallerin ve uranyum zenginleştirmenin geleceği, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın ekonomik kalkınma programı konularında varılması. İran’ın füze programı ile direniş gruplarına verdiği desteğe dair tartışmaların gündemden kesin olarak çıkarılması.

Financial Times (FT) gazetesinin bir kaynağa dayandırdığı habere göre, anlaşma koşulları uyarınca Hürmüz Boğazı, anlaşmanın imzalanmasını takip eden ilk 30 gün içinde mayınlardan temizlendikçe kademeli olarak deniz trafiğine açılacak. Ayrıca İran, 60 gün boyunca gemilerin geçişinden ücret almamayı taahhüt ederken, ABD de buna karşılık deniz ablukasını kaldıracak.

Gazete ayrıca anlaşmanın, İran’ın nükleer silah edinmekten veya geliştirmekten vazgeçmesini içerdiğini aktardı. Tahran ve Washington, İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum stoklarıyla ilgili atılacak adımları belirlemek üzere 60 gün içinde müzakereler yürütecek.

FT, İran’ın elinde şu anda 9 tondan fazla zenginleştirilmiş uranyum bulunduğunu ve bunun yaklaşık 440 kilogramının silah düzeyine yakın derecede zenginleştirildiğini belirtti.

Gazeteye konuşan kaynaklar, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesinin kademeli olacağını ve anlaşmanın imzalanmasının ardından başlayacak müzakerelerdeki ilerlemeye bağlı kalacağını ifade etti.

ABD ve İran’ın barış anlaşması imzaladığı; ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi tarafından doğrulandı. Resmi imza töreninin 19 Haziran Cuma günü gerçekleştirileceği bildirildi.

Öte yandan İran’ın Fars haber ajansı, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterliği raporuna dayandırdığı haberinde, Tahran’ın müzakereleri iptal etmeye hazırlandığını ancak Trump’ın tavizler vererek İran’ı ikna ettiğini yazdı.

Raporda, “Beyrut’a yönelik saldırının ardından İran müzakereleri iptal etmişti ve siyonist rejimi vurmaya hazırdı. Ancak nihayetinde ABD Başkanı’nın son dakikada verdiği tavizler; Lübnan’ın toprak bütünlüğünün korunması, İsrail askerlerinin Lübnan dahil olmak üzere geri çekilmesi ve ablukanın kaldırılması gibi sözler, Tahran’ı bu karardan vazgeçmeye ikna etti” ifadelerine yer verildi.

Daha önce ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın ilk olarak elektronik ortamda imzalanacağını, ardından tarafların bir hafta içinde Avrupa’da bir yerde bir araya gelerek yüz yüze imza atacaklarını açıklamıştı.

Pakistan Başbakanı Şerif ise törenin İsviçre’de yapılacağını belirtti.

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yöneticilerin FII konferansına uzaktan katılmalarına izin verecek

Yayınlanma

Suudi Arabistan, kritik önemdeki yatırım konferansını hibrit bir etkinlik haline getirip yöneticilere uzaktan katılma seçeneği sunacak.

Reuters’a konuşan bir kaynak, bazı katılımcıların yine de uçakla gelmesinin beklendiğini ve Riyad dışındaki havaalanlarına, hatta komşu Körfez ülkelerine inip, ardından bu ayın sonlarında düzenlenecek olan Future Investment Initiative’e (Gelecek Yatırım Girişimi – FII) katılmak üzere başkente arabayla gelebileceğini belirtti.

Bu ayın başlarında, organizatörler, krallıkta önemli hedefleri vuran füze ve insansız hava aracı saldırılarına rağmen etkinliğin gerçekleştirileceğini açıklamışlardı.

Enerji Bakanlığı, doğudaki Dhahran kentinde bulunan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun genel merkezindeki bir idari binanın salı akşamı saldırıya uğradığını belirtti ve saldırıda yaralanan ya da ölen kimsenin olmadığını ekledi.

Konuyla ilgili yorum istenen bir FII medya temsilcisi, Reuters’a cumartesi günkü saldırılardan önce FII Enstitüsü’nün CEO’su ve başkanının imzaladığı ortak açıklamayı gösterdi.

CEO Maha Al Saud ve yürütme kurulu başkanı Richard Attias, “Future Investment Initiative’in olağanüstü 10. edisyonu için Riyad’da binlerce delegenin ağırlanmasına hazırlanırken, onların güvenliği ve refahı bizim en büyük önceliğimiz olmaya devam ediyor,” dedi 

Pazartesi günü, önde gelen petrol şirketi yöneticileri, Riyad Havalimanı’na 10 km uzaklıktaki bir kongre merkezinde planlandığı gibi yüz yüze devam eden uluslararası bir konferanstan çekildiler.

Petrol şirketlerinin yöneticileri Riyad’a gidemedi

FII’nın hibrit modele geçmesi, Suudi Arabistan’ın Riyad’ı küresel etkinliklerin merkezi haline getirme çabalarını zorlayan Yemen’le tırmanan savaş rağmen, küresel yatırımları çekme çabasını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor.

Krallık, FII’yı ekonomisini petrolden uzaklaştırma ve yabancı yatırımları çekme planlarını sergilemek için kullandı.

Etkinliğe genellikle çok sayıda dünya lideri, şirket yöneticisi ve finansçının katılması, İsviçre’de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına atıfta bulunularak etkinliğe “çöldeki Davos” lakabının takılmasına neden olmuştu.

Riyad’da organizatörler Pazartesi günü, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından kurulan ve gençlere odaklanan yıllık bir etkinlik olan bu yılki Misk Global Forumu’nun, organizasyonel ve lojistik zorluklar nedeniyle gerçekleştirilmeyeceğini açıkladılar.

6 Ekim tarihli web sitesinde yer alan taslak programa göre, Goldman Sachs CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı David Solomon, Standard Chartered CEO’su Bill Winters ve Citi CEO’su Jane Fraser gibi küresel finans devlerinin FII etkinliğinde konuşma yapması planlanıyordu.

10. kez düzenlenecek olan FII etkinliği, Riyad’ın batı ucundaki Kral Abdulaziz Uluslararası Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

INSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor

Yayınlanma

İsrail’in önemli düşünce kuruluşlarından INSS, İsrail’in yeni ulusal güvenlik konseptinin ABD’yi gerileyen bir güç olarak gördüğünü ve “sonsuz savaş”ın bir gereklilik haline geldiğini yazdı.

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (INSS) İcra Direktörü ve ve eski İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) İstihbarat Müdürlüğü Başkanı Tamir Hayman imzalı analizde, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından, İsrail’in ulusal güvenlik çerçevesinin devletin savunma, diplomasi ve bölgesel istikrara yaklaşımını kökten değiştiren “derin ve yazılı olmayan bir dönüşüm” geçirdiğini savunuyor.

Hayman’a göre ortaya çıkan bu paradigma, demokratik normların yerine etnik Yahudi kimliğini önceliklendiriyor, sürekli savaşı geçici bir aksaklık değil bir zorunluluk olarak görüyor ve bölgesel barış antlaşmalarını “aldatıcı düzenlemeler” olarak reddediyor.

Ayrıca bu strateji, ABD’ye olan stratejik bağımlılığı azaltarak tamamen kendi kendine yeterliliği savunuyor ve sivil karakollarla desteklenen “ileri savunma bölgeleri”nin yanı sıra “önleyici saldırı” eylemlerini vurguluyor.

Yeni konseptte İsrail devleti sivilleri, ileri karakolları ve çatışma bölgesi yerleşimlerini doğrudan aktif savunma ağına dahil ediyor.

Bu da, sivillerin cephe hattında kalkan görevi gördüğü, devletin kurulmasından önceki Yişuv dönemindeki ilkelere geri dönüş anlamına geliyor.

ABD’yi “uyumsuz ilerici değerlere” sahip, gerileyen bir güç olarak gören yeni konsept, ABD’ye olan stratejik bağımlılığın kesilmesini ve savunma teknolojisi alanında içsel kendi kendine yeterliliğin sağlanmasını savunuyor.

Küresel tedarik zincirlerine karşı maruz kalınan riskleri azaltmak amacıyla, bu yeni strateji, diğer sektörlere kıyasla yerli üretime öncelik verilmesini ve savunma teknolojisi sektörüne (savunma sanayii, siber güvenlik ve yapay zeka) yoğun yatırım yapılmasını gerektiriyor.

AB’nin “Horizon” programı gibi uluslararası işbirliği çerçevelerine katılmak yerine, teknolojiyi destekleyen araştırmaların bağımsız olarak ilerletilmesini savunuyor.

Hayman, bu değişimin göç ve büyük çaplı beyin göçünü tetikleyebileceği ve bunun da ekonominin kalitesini, dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit edeceği konusunda uyarıyor.

Hayman’a göre “yeni İsrail”, Filistin ulusunu ve iki devletli çözümü tamamen reddederek, sınırsız yerleşim genişlemesi yoluyla güvenlik sağlamaya çalışıyor ve komşu Arap devletlerinin istikrarının bozulmasını teşvik ediyor.

Hayman, bu operasyonel dönüşümün resmi bir yasama onayı bulunmadığından, ülkenin “demokratik” yapısı, uluslararası konumu ve uzun vadeli ulusal kimliği üzerindeki derin etkilerini değerlendirmek üzere kapsamlı bir kamuoyu tartışması yapılmasını talep ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Israel Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da

Yayınlanma

Israel Hayom gazetesinde yayımlanan makale, İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki istihbarat temaslarının perde arkasını ve İsrailli danışmanların Riyad ile kurduğu gizli işbirliği ağını mercek altına aldı. Makalede, 2006’da başlayan örtülü ilişkilerin Husilere karşı istihbarat paylaşımına kadar uzandığı belirtilerek eski istihbarat yetkililerinin doğrudan değerlendirmelerine yer verildi.

Israel Hayom gazetesinde Itay Ilnai imzasıyla yayımlanan makale, Tel Aviv ile Riyad yönetimleri arasında yıllardır gizlilik içinde yürütülen istihbarat ortaklığını ve İsrailli güvenlik danışmanlarının Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki temaslarını ele aldı.

Makalede, iki ülke arasındaki örtülü temasların ilk olarak 2006’da dönemin Mossad Başkanı Meir Dagan öncülüğünde şekillenmeye başladığı ve Dagan’ın krallık yetkilileriyle doğrudan temas kuran ilk İsrailli olduğu aktarıldı.

Mossad’ın dış ilişkilerini yürüten Tevel Biriminin Ortadoğu Dairesi Başkanlığına dört yıl sonra atanan Eyal Tzir Cohen, makalede yer alan değerlendirmesinde, “Mossad’ın Suudi Arabistan ile geliştirdiği ilişkiyi devraldım” ifadesini kullandı.

Üçüncü taraflardan doğrudan temaslara geçiş

İlk dönemlerde temasların çoğunlukla “özel irtibat” adı verilen üçüncü taraflar aracılığıyla sağlandığını aktaran Tzir Cohen, makalede şu ifadeleri kullandı:

“Örneğin, Amerikalı bir tanıdığımdan Mossad’ın Washington temsilcisi ile Suudi Büyükelçiliğindeki irtibat kişimiz arasında, Beyaz Saray’daki bir resepsiyon ya da benzeri bir ortamda bir görüşme ayarlamasını isteyebilirdim. Bir yan odaya geçer ve konuşurlardı.”

Sürecin zamanla daha ileri bir aşamaya taşınmasının hedeflendiğini vurgulayan Tzir Cohen, makalede şunları kaydetti:

“Amacımız üçüncü taraflar üzerinden kurulan temaslardan istihbarat uzmanlarıyla doğrudan ilişkiye, ardından siyasi yetkililere ve nihayetinde liderliğe geçmekti. Suudiler bizimle olan bağlarının ortaya çıkmasından son derece endişe duysalar da kraliyet ailesine ulaşacak kanallar arıyorduk. Çıkarımız, işbirliği ‘virüsünü’ onların tolere edebileceği yere kadar yaymaktı. Bunun bir parçası da profesyonel düzeydeki bağları sağlamlaştırmak ve bunları kişisel ilişkilere dönüştürmekti. Bu nedenle bazen çok az istihbarat ya da askeri değeri olsa dahi İsrailliler ile Suudilerin bir araya gelip oturmasına zemin hazırlayan operasyonlar başlattık. Peşinde olduğumuz şey kişisel temastı.”

Riyad’da görev yapan İsrailli danışmanlar

İsrailli uzmanların ve danışmanların Riyad yönetiminin talepleri doğrultusunda sahada ve doğrudan Suudi başkentinde kurulan mekanizmalarda yer aldığına işaret edilen makalede, iki taraf arasındaki ilişkinin karşılıklı çıkarlara dayandığı belirtildi. Riyad yönetiminin yıllar boyunca İsrail’den nitelikli istihbarat ve siber kabiliyetler talep ettiği, Tel Aviv’in ise İran’a karşı bir denge unsuru olarak gördüğü Ortadoğu’nun en güçlü ve varlıklı ülkelerinden birinin en üst kademelerinde temaslar kurmayı amaçladığı bildirildi.

Makalede, İsrailli NSO Group’un Suudi Arabistan’a Pegasus casus yazılımını sağladığına dair ifşaatlar haricinde, ikili ilişkilerin uzun süre sıkı korunan bir sır olarak kaldığı hatırlatıldı.

Fakat yaklaşık bir ay önce gazeteci Danny Zaken’in Israel Hayom’da çıkan haberinde, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husilere karşı istihbarat desteği almak amacıyla ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) aracılığıyla İsrail’e başvurduğu kaydedildi.

İsrail ve Suudi Arabistan resmi olarak bu ilişkiyi kabul etmese de Ensarullah lideri Abdulmelik el-Husi, yaptığı konuşmada, İsrail’den alınan istihbarat karşılığında Suudi Arabistan’ın “İsrail’in Yemen’e yönelik keşif uçuşlarına havalimanlarını açtığını” bildirmişti.

İstihbarat kurumlarının kabiliyetlerini artırmak veya diplomatik ilişkileri güçlendirmek için diğer ülkelerle yürüttüğü bilgi paylaşımının resmen “FORINT” (dış istihbarat) olarak adlandırıldığı kaydedilen makalede, 7 Ekim 2023’teki zafiyete rağmen İsrail istihbaratının küresel ortaklık ağını koruduğu belirtildi.

Dış kaynaklı raporlara göre İsrail’in ABD, Avrupa ülkeleri, Basra Körfezi devletleri ile Brezilya ve Panama dahil en az 25 ülkeyle istihbarat işbirliği yürüttüğü ifade edildi.

Makalede değerlendirmelerine yer verilen üst düzey eski bir İsrailli istihbarat yetkilisi, “İsrail, ortaklarıyla paylaştığı istihbarat sayesinde çok sayıda terör saldırısını önledi. Engellenen büyük planlardan bahsediyorum; üst düzey kişilere yönelik suikastlar, kitlesel can kayıplarına yol açacak saldırılar, askeri güçlere yönelik eylemler ve daha fazlası” ifadelerini kullandı.

İstihbarat paylaşımına örneklerin sıralandığı makalede, İsrail’in Ağustos ayında Donald Trump’ın Türkiye’den ayrılmaya hazırlandığı sırada Air Force One uçağını düşürerek suikast düzenlemeyi amaçlayan bir İran planını ABD’ye ilettiği, Temmuz 2024’te Fransa’ya Olimpiyat Oyunları sırasında planlanan bir saldırıyı engelleyen istihbarat sağladığı ve 2018’de Sidney’den Abu Dabi’ye giden Avustralya yolcu uçağının bombalanması girişiminin de bu yolla engellendiği öne sürüldü.

Eski istihbarat yetkilisi, paylaşılan istihbaratın liderlerin diplomatik konumunu güçlendirmeyi amaçladığını belirterek makalede şu ifadeleri kullandı:

“Birçok durumda İsrail istihbaratı, Amerikalılar dahil ortaklarımızın önündedir. Hayat kurtaran bir istihbarat iletildikten sonra savunma bakanı veya başbakan ertesi gün telefonu kaldırıp o ülkenin devlet başkanını arayabilir ve ‘Kıçınızı kurtardık, bize borçlusunuz’ diyebilir. Bunun muazzam bir değeri var.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English