Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrail, Gazze karargâhından İngiliz yetkilileri çıkarmayı düşünüyor

Yayınlanma

İsrail, ABD öncülüğündeki Gazze koordinasyon merkezinden İngiliz ve diğer Avrupalı yetkilileri sınır dışı etmeyi değerlendiriyor.

Financial Times’a (FT) konuşan kaynaklar, İsrail hükümetinin son haftalarda, ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkesi izlemek üzere kurulan çok uluslu merkez olan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nden (IGSC) Birleşik Krallık’ı çıkarma konusunu görüştüğünü belirtti.

Bazı kaynaklar, İtalya ve Almanya’ya karşı da benzer önlemlerin değerlendirildiğini belirtti.

Eskiden Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak bilinen IGSC, İsrail’in güneyinde bulunuyor ve İsrail Savunma Kuvvetleri ile birlikte çalışan ABD’li askeri yetkililer ile yaklaşık 50 ülke ve uluslararası kuruluştan gelen düzinelerce askeri ve diplomatik yetkilinin liderliğinde faaliyet gösteriyor.

İsrail, Hollandalı temsilcileri sınır dışı ediyor

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, bu hafta Hollanda’nın işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’ndeki yerleşim yerlerinden gelen İsrail ürünlerini boykot etme kararı alması nedeniyle, Hollanda temsilcilerinin merkezden sınır dışı edildiğini duyurdu.

Tel Aviv, bu yıl Madrid’in “takıntılı İsrail karşıtı önyargısı”nı gerekçe göstererek İspanyol temsilcileri de IGSC’den kovmuştu.

Hollanda’ya yönelik bu kararı açıklarken Sa’ar, “İsrail, kendisine karşı alınan önlemlere karşılık vermeden geçiştirmeyecektir,” dedi.

Daha fazla Avrupalı yetkilinin sınır dışı edilme ihtimali, Gazze’deki savaş, Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik yerleşimcilerin şiddet eylemleri ve Netanyahu hükümeti tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak yürütülen yerleşim yerlerinin büyük çaplı genişlemesi nedeniyle İsrail ile Avrupa kıtasındaki tarihi müttefikleri arasındaki ilişkilerin ne kadar dramatik bir şekilde bozulduğunu ortaya koyuyor.

Başbakan Andy Burnham, Birleşik Krallık’ın İsrail’e yönelik tutumunu sertleştirmeyi hedefliyor ve geçen ay, yerleşim yerlerinden gelen malların ticaretine olası bir yasak getirerek İsrail hükümetine baskı uygulamaya çalışacağını belirtti.

Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya, yaklaşık 20 diğer ülke ve Avrupa Komisyonu ile birlikte geçen hafta, Kudüs yakınlarındaki E-1 yerleşim projesi için inşaat ihalelerine devam etme planını sert bir dille kınayan ortak bir mektup yayınladı.

Analistler, bu projenin Batı Şeria’yı ikiye bölebileceği ve bir Filistin devleti kurulması ihtimalini ortadan kaldırabileceği konusunda uyarıyor.

Britanya Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise “iki devletli çözümün yok edilmesini seyirci kalarak kabul etmeyeceklerini” ekledi.

Sa’ar ise İngiltere’nin “Yahudi halkına tarihi vatanlarında nerede yaşayabilecekleri konusunda ders vermemesi” gerektiğini söyledi.

Konuya yakın iki kaynağa göre, IGSC’den başka uluslararası temsilcilerin de çıkarılmasına yönelik herhangi bir adım, ABD liderliğindeki “Barış Kurulu”nun onayını gerektirebilir.

“Barış Kurulu”, merkezin çalışmaları da dahil olmak üzere Gazze’nin savaş sonrası geçiş süreci ve yeniden inşasını denetlemek üzere kurulmuştu.

Fakat konuyla ilgili başka bir kaynak, Kurul’un onayına gerek olmadığını savundu ve İsrail’in kendi topraklarına kimin gireceğine ve kalacağına karar verme konusunda tam egemenlik hakkına sahip olduğunu söyledi.

“Barış Kurulu” sözcüsü ise şunları söyledi:

“Çok taraflı koordinasyonu sürdürmek ve güçlendirmek, ayrıca başkanın Gazze için Kapsamlı Barış Planı’ndaki ilerlemeyi hızlandırmak için İsrailli muhataplarımızla görüşmelerimizi sürdürüyoruz.”

Bir İtalyan hükümet yetkilisi ise İtalya ve Almanya’nın IGSC’den çıkarılacağı yönündeki iddiayı yalanladı.

Merkez, sanayi kenti Kiryat Gat’ta bulunan devasa üç katlı bir depoda yer alıyor ve koordinasyon birimleri, toplantı odaları ile Gazze’deki yardım akışlarını ve diğer gelişmeleri izlemek için kullanılan modern ekipmanlarla donatılmış durumda.

Ne var ki, birçok kaynağa göre, Ekim ayında imzalanan ve ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkes anlaşmasını ilerletme çabaları durma noktasına geldi.

İsrail güçleri, Gazze’nin hâlâ yarısından fazlasını işgal altında tutuyor ve Hamas’ın kontrolündeki kalan topraklara düzenli saldırılar düzenliyor.

Bu yaz, “Barış Kurulu” yetkilileri tarafından Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) geri çekilmesini sağlamak amacıyla yeniden başlatılan çabalar da sonuçsuz kaldı.

Hatta geçen hafta, üst düzey ABD elçisi Jared Kushner’ın Hamas ve Netanyahu ile görüşmek üzere bölgeye yaptığı ziyaret bile bu çıkmazı aşamadı.

Birçok kaynak, İsrail başbakanıyla yapılan dört saatlik görüşmenin kötü geçtiğini belirtti.

İngiliz yetkililer, IGSC’den çıkarılma olasılığı konusunda iyimser. Durumu yakından bilen bir kaynak, İsrail’in daha önce İspanya ve Hollanda’yı ibret olarak gösterdiğini, dolayısıyla İngiltere’nin sertleşen tutumuna karşı bir “misilleme” beklemenin mantıklı olduğunu söyledi.

140’tan fazla milletvekili kısa süre önce Burnham’a yerleşim yerlerinden gelen mallara yasak getirmesini talep eden bir mektubu imzalamıştı.

Yorum istenen bir İsrailli yetkili ise sadece şöyle dedi: “İsrail’in Almanya ve İtalya ile iyi ilişkileri var.”

Diplomasi

AIDA Direktörü Rayburn: Barış Kurulu Gazze’de sivilleri koruyamıyor

Yayınlanma

Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Trump’ın Gazze için oluşturduğu Barış Kurulu’nun sivilleri koruyamadığını ve görevinde başarısız olduğunu açıkladı. Rayburn, BM oturumunda yaptığı konuşmada tıbbi malzemelerden temel gıdalara kadar birçok insani yardımın keyfi gerekçelerle engellendiğini ve İsrail saldırılarının devam ettiğini bildirdi.

Yüzden fazla sivil toplum kuruluşunun çatı örgütü olan Uluslararası Kalkınma Kuruluşları Birliği’nin (AIDA) Genel Direktörü Athena Rayburn, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze için kurduğu Barış Kurulu’nu görevini yerine getirememekle suçladı.

Rayburn, 26 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler’de düzenlenen bir oturumda yaptığı konuşmada, soykırımın devam ettiği Gazze’de abluka altındaki Filistinlilerin son derece ağır şartlarla mücadele ettiğini dile getirdi.

Gazze’nin kasıtlı olarak yol açılan kıtlık ortamından büyük güçlüklerle çıktığını belirten Rayburn, insani yardımlara uygulanan ağır kısıtlamalar ve kesintisiz süren İsrail saldırıları nedeniyle sivillerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin sürdüğünü vurguladı. Rayburn, “Artık açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olmayan bir çocuğun bombardımanda öldürülebilmesi son derece rahatsız edici” değerlendirmesinde bulundu.

Rapor edilen hiçbir kısmi iyileşmenin salonda bulunan aktörlerin sorumluluğunu hafifletmeyeceğini ifade eden Rayburn, şu ifadeleri kullandı:

“Bu başarı değildir. Bildirilen hiçbir iyileşme, bu salonda bulunanların hâlâ taşıdığı sorumluluğu azaltmaz. Başarı; Barış Kurulu, ISF ve NCAG’nin sivillere derhal koruma sağlayıp sağlamadığıyla, uzun vadede ise Gazze’yi hukuken ulaşılması gereken sonuca taşıyıp taşımadığıyla ölçülür. Bu sonuç, İsrail’in hukuka aykırı varlığının sona ermesi ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesidir. Bu temel ölçütlere göre Barış Kurulu başarısız oluyor.”

Ateşkes planına aykırı şekilde Filistinlilere yönelik insani yardım engellerinin sürdüğüne dikkat çeken Rayburn, sahada karşılaşılan somut uygulamaları şu örneklerle aktardı:

“Koltuk değneği ve tekerlekli sandalye gibi tıbbi malzemelerin Gazze’ye girişine, hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabileceği gerekçesiyle defalarca izin verilmedi. Motor yağına keyfi kısıtlamalar getirildi ve bu durum fiyatların yüzde 45 artmasına yol açtı. Karpuz ve soğanlar da hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmayan ‘insani yardım politikası’ kapsamına girmediği gerekçesiyle defalarca geri çevrildi.”

Rayburn’ün bu değerlendirmeleri, Gazze Şeridi genelinde soykırımın ve hastanelerdeki can kayıplarının sürdüğü bir süreçte yapıldı. Sağlık yetkilileri, İsrail’in soykırım savaşı sonucunda büyük ölçüde çökertilen sağlık altyapısı nedeniyle kriz ortamını yönetmekte zorlanıyor.

Süreç kapsamında 7 Ekim 2023 ile Trump’ın sözde barış planını başlattığı Ekim 2025 tarihleri arasında onlarca hastane İsrail saldırılarında hedef alındı, hasar gördü veya tamamen yıkıldı.

Trump’ın planının devreye sokulmasından bu yana 1300’den fazla Filistinli öldürüldü, 4 bin 300’den fazla kişi yaralandı. Tıpkı Lübnan’ın güneyinde uygulandığı gibi binlerce bina patlayıcılarla havaya uçurularak imha edildi.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne dönük hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları aralıksız sürerken kara güçleri de alandaki hakimiyetini genişletti. İsrail birlikleri halihazırda Gazze Şeridi’nin en az yüzde 70’lik bölümünü kontrolü altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Avrupa’daki Filistin yanlısı gruplara yaptırım uyguladı

Yayınlanma

ABD, İngiliz aktivist grubu Palestine Action ve Filistin yanlısı uluslararası hareket Masar Badil’e yaptırımlar uyguladı.

ABD Hazine Bakanlığı ayrıca, Filistin yanlısı gruplar da dahil olmak üzere sol görüşlü örgütlere dijital hizmetler sunan İtalya merkezli Autistici Inventati grubuna da mali yaptırımlar uyguladı.

İngiliz hükümeti tarafından “terör örgütü” olarak yasaklanmasının ardından Birleşik Krallık ile hukuki bir mücadele içinde olan Palestine Action, ABD’nin yaptırımlarını reddetti.

Palestine Action’ın kurucu ortağı Huda Ammori, ABD’nin aldığı önlemleri Birleşik Krallık’ın bu kararıyla ilişkilendirdi ve Başbakan Andy Burnham’dan, selefi Keir Starmer tarafından örgüte uygulanan yasağı kaldırmasını istedi.

Ammori, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, “Trump’ın şu anda Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden harekete yönelik Birleşik Krallık’ın baskısından ilham alması, bu yasağın ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor ve ifade özgürlüğü ile sivil özgürlükleri önemseyen herkes için bir uyarı olmalı,” dedi ve şöyle devam etti:

“İngiliz tarihinde ilk kez bir doğrudan eylem protesto grubunu terörle mücadele yasası kapsamında yasaklayarak, Keir Starmer hükümeti, dünyanın dört bir yanındaki otoriter hükümetlere siyasi muhalefeti bastırmak ve yurtdışına seyahat eden ya da yurtdışında yaşayan İngiliz vatandaşla”rını suçlu ilan etmek için bir şablon oluşturdu.”

Palestine Action, “İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü soykırım savaşına suç ortağı olduğunu düşündüğü” duruma son vermek için vandalizm de dahil olmak üzere doğrudan eylem taktikleri kullandığını belirtiyor.

Bu tür protestolar yasalara aykırı olsa da, insan hakları savunucuları “terör” tanımlamasının orantısız olduğunu ve ifade özgürlüğünü kısıtlama riski taşıdığını öne sürüyor.

Birleşik Krallık, geçen yıl yasaklanan Palestine Action grubuna destek verdikleri gerekçesiyle binlerce kişiyi gözaltına aldı.

Bir İngiliz mahkemesi Şubat ayında bu yasağı kaldırdı fakat karar Haziran ayında temyiz sonucunda bozuldu.

Palestine Action, yasağa itiraz etmeye devam ederek davayı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesine taşıdı.

Trump yönetimi, Çarşamba günü uygulanan yaptırımları, “aşırı sol terörist gruplar” olarak nitelendirdiği oluşumlara karşı yürütülen mücadelenin bir parçası olarak sundu.

Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Aşırı solcu ekstremistler, paravan örgütleri ve onlara destek verenler şunu bilsin: İktisadi araçlarımızın tüm gücünü kullanacağız. Siyasi terörizmin toplumumuzda yeri yoktur ve bu gruplar ortadan kaldırılana kadar finansal kaynaklarını kesmeye devam edeceğiz.”

Yaptırımlar, grupların ABD’deki varlıklarını donduruyor ve Amerikan vatandaşlarının bu gruplarla finansal işlem yapmasını genel olarak yasadışı hale getiriyor.

Fakat Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, Masar Badil yürütme kurulu üyesi Khaled Barakat, hareketinin yaptırımlara rağmen çalışmalarına devam edeceğini taahhüt etti.

Hareket, ekonomik yaptırımları “Filistin halkına karşı sürmekte olan soykırım savaşının ayrılmaz bir parçası” olarak nitelendirdi.

Barakat, “Filistin’de devam eden soykırımda ve Siyonist sömürge projesinde ABD’nin suçlu rolünü bir kez daha ortaya koyan bu eylemle ne sindirileceğiz ne de susturulacağız,” dedi ve şöyle devam etti:

“Mücadelemizin meşruiyetini bize Washington tanımıyor; bu nedenle bu meşruiyeti bizden alamaz. Filistin için adalet, geri dönüş ve kurtuluş yolunda ilerlemeye kararlıyız. Hiçbir kurtuluş hareketi yaptırımlar ve yasaklarla yenilgiye uğratılamamıştır.”

ABD, Masar Badil’i Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) bir örgütü olmakla suçluyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Wang Yi, Xi-Trump görüşmesi öncesinde ABD’ye ‘engelleri aşma’ çağrısı yaptı

Yayınlanma

Çin’in en üst düzey diplomatı Wang Yi, ABD elçisiyle görüşmesinde Xi’nin ziyareti için hazırlık yapan iki tarafa “olumlu gündeme odaklanma” çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek ay ABD’ye yapması beklenen ziyaret öncesinde Washington’a üst düzey temasların önündeki “müdahaleleri ortadan kaldırma ve engelleri aşma” konusunda yardımcı olma çağrısında bulundu.

Çarşamba günü Pekin’de ABD’nin Çin Büyükelçisi David Perdue ile görüşen Wang, Çin Dışişleri Bakanlığı’na göre iki tarafın Xi-Trump mutabakatını hayata geçirmesi, olumlu bir gündeme odaklanması ve ilişkileri “istikrarlı, sağlıklı ve sürdürülebilir” tutmak için farklılıkları yönetmesi gerektiğini söyledi.

Perdue ise daha sonra sosyal medyada yaptığı paylaşımda görüşmeleri, “Başkan Xi’nin Washington’a yapacağı karşılıklı ziyaretin hazırlıklarının” bir parçası olarak nitelendirdi.

Wang’ın mesajı, Xi ile ABD Başkanı Donald Trump arasında 24 Eylül’de Beyaz Saray’da yapılması beklenen görüşme öncesinde geldi.

İlişkilerdeki “çeşitli riskler ve zorluklara” işaret eden Wang, “iki devlet başkanının yönlendirmesi altında, iki tarafın stratejik istikrara dayalı yapıcı bir Çin-ABD ilişkisi kurmak için çalıştığını” söyledi.

Wang, “Gerçekler, Çin-ABD ilişkilerini iyileştirmenin ve geliştirmenin, karşılıklı saygı temelinde barış içinde bir arada yaşamanın ve ardından kazan-kazan işbirliğine yönelmenin iki halkın temel çıkarlarına hizmet ettiğini ve uluslararası toplumun ortak beklentilerini karşıladığını kanıtlamıştır” dedi.

Perdue da benzer şekilde uzlaşmacı bir ton benimsedi. Trump’ın mayıs ayında Çin’e yaptığı ziyareti “çok başarılı” olarak nitelendiren Perdue, Washington’ın “iletişimi güçlendirmeye, işbirliğini ilerletmeye” ve “bir sonraki aşamadaki önemli üst düzey temaslara” hazırlanmaya hazır olduğunu söyledi.

Çin Dışişleri Bakanlığı’na göre ABD Büyükelçisi, iki tarafın “saygı ve karşılıklılık temelinde” yapıcı ve istikrarlı bir ilişki kurması gerektiğini belirtti.

Perdue perşembe günü sosyal medyada yaptığı paylaşımda, bu hafta Wang’ın yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Ma Zhaoxu ile Dışişleri Bakan Yardımcıları Hong Lei ve Cai Wei ile “verimli görüşmeler” gerçekleştirdiğini yazdı.

Perdue, iki tarafın “adalet ve karşılıklılık temelinde stratejik istikrara sahip yapıcı bir ilişki tesis etmek için birlikte çalıştığını” da sözlerine ekledi.

Trump ile Xi’nin geçen yıl ekim ayında Güney Kore’nin Busan kentinde yaptığı görüşmeden bu yana Çin-ABD ilişkileri kırılgan bir ticaret ateşkesi çerçevesinde devam ederken, İran yaptırımları, vizeler, teknoloji ve diğer kısıtlamalar konusunda ortaya çıkan yeni anlaşmazlıklar gerilimi artırdı.

Her iki taraf da hâlâ “stratejik istikrar” istediğini söylüyor ve ticaret ile yatırım düzenlemeleri üzerinde çalışıyor ancak şimdiye kadar çok az somut ilerleme sağlandı.

Bu hafta ABD Hazine Bakanlığı, Hazine Bakanı Scott Bessent’in “Operation Economic Outcast” adını verdiği operasyonu başlattı.

Paket kapsamında İran’ın petrol ticareti, füze programı, nükleer tedarik ve siber faaliyetleriyle bağlantılı olduğu öne sürülen yaklaşık 60 kuruluş hedef alındı. Bunlar arasında Çin ana karası ve Hong Kong bağlantılı şirketler ile bir tanker de yer aldı. Ancak büyük Çin bankalarına yaptırım uygulanmadı.

Pekin ise önlemleri “yasadışı tek taraflı yaptırımlar” olarak nitelendirdi ve çıkarlarını korumak için “gerekli tüm önlemleri” alacağını açıkladı.

ABD söz verdiği ağır yaptırımları devreye sokamadı, İran genişletilmiş yaptırımlara misilleme sözü verdi

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English