Ortadoğu
İsrail’in ‘IŞİD ve el-Kaidesi’

İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 386’ya yükseldi.
Yasa dışı yerleşimcilerin, Filistinlilere saldırıları yeni bir olgu değil. Ancak özellikle 2018’den sonra faaliyetlerini hızlandıran aşırı Yahudiler ve örgütleri devletin de hoşgörüsüyle daha pervasızca hareket etmeye başladı. Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, İsrail’in radikal Yahudi örgütleri ile yasadışı yerleşimcilere ve bunların İsrail devleti ile ilişkilerine mercek tutuyor:
***
Radikal Yahudi milisler ve İsrail devletiyle bağlantıları
Radikal Yahudi gruplar Filistinlilerle çatışırken ve onlara saldırırken devlet koruması ve desteği alıyor.
SHERINE YOUNES
İsrail’in radikal yerleşimci grupları, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırganlıklarıyla ün kazanmış durumda.
Filistin devletine karşı radikal muhalefetleri nedeniyle kendi hükümetleriyle çatışma geçmişleri olsa da, son yıllarda ulusal politikadaki etkileri önemli ölçüde arttı.
Yerleşimci gruplar “devlet dışı aktörler” olarak damgalanıyor ve Filistin topraklarının yasadışı ilhakı nedeniyle İsrail içinde eleştiriliyor. Ancak şimdi İsrail tarihinin en sağcı hükümetinin ülkeyi yönetmesi ve Gazze’de amansız bir savaş yürütmesi nedeniyle daha karmaşık bir gerçek ortaya çıktı.
Yerleşimciler, sadece Yahudiler için bir etno-devlet kurmaya odaklanan dini Siyonizm’e derinden bağlıdır.
Bu siyasi hırsları onları, ilişkili oldukları Haredi Ortodoks Yahudiliğinden ayırıyor. Bu yerleşimcilerin Batı Şeria ve Gazze’yi tamamen ele geçirmek gibi yayılmacı hedefleri var.
Devletle karmaşık bağlantılar
Tel Aviv resmi olarak bu tür sert taleplerden geri dursa da, grupların İsrail’in siyasi sisteminin kilit noktalarıyla olan gerçek bağlarının boyutu daha karmaşık bir dizi ilişkiyi ortaya koyuyor.
Ultra-Ortodoks yerleşimci grupların dini Siyonist hareketin daha geniş çerçevesi içindeki statülerine ilişkin araştırmalar, İsrail siyasetini önemli ölçüde etkilediklerini gösteriyor. Şiddet ve aşırıcılık konusunda da sanıldığından daha uzun bir geçmişe sahipler.
Bölgesel Düşünce Forumu’nda dini milliyetçilik konusunda uzman olan Dr. Eran Zedekiah, yerleşimci yayılmacılığının Siyonist ideolojinin temel bir bileşeni olduğunu söylüyor.
İsrail hükümeti ne zaman yasadışı olarak işgal edilmiş Filistin topraklarından vazgeçmeye istekli olduğunu gösterse, bu gruplar şiddet kullanarak ayaklanıyor ve devlet politikalarına doğrudan meydan okuyan milisler oluşturuyor.
Ancak bu yeni bir olgu değil.
1980’lerde aşırılık yanlısı Yahudi gruplar Batı Şeria’da vatandaşlara yönelik şiddetli saldırılar ve hatta Filistinli belediye başkanlarına yönelik suikastlar da dahil gizli operasyonlar yürüttü.
Bu gizli operasyonlar, İsrail’in 1979’da Mısır ile barış anlaşması imzalamasının ardından Filistinlilere toprak tavizi verilmesi korkusundan kaynaklanıyordu.
Eski İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin’in bizzat bir İsrailli radikal tarafından öldürülmesi, her türlü tavize karşı direnişin derinliğini ve Oslo Anlaşmalarına ve iki devletli çözüm yoluyla uzun vadeli barışa yönelik her türlü hamleye karşı çıkmak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduklarını gösterdi.
Tırmanan şiddet
Bu şiddet, Batı Şeria’daki yerleşim yerlerine derinlemesine kök salmış olan Hilltop Youth gibi radikal dinci Siyonist hareketlerin şiddeti tırmandırmasında görüldüğü gibi bugün de devam ediyor.
Bu gruplar bazen İsrail ordu güçleriyle çatışırken, daha geniş kapsamlı yerleşimci yayılmacı faaliyetleri ordunun zımni desteğiyle yürütülüyor. Ayrıca, bazıları devlet yardımı alan siyasi oluşumlar tarafından da finanse ediliyor.
İsrail’in güvenlik servisi Şin Bet’in eski direktörü Yaakov Peri devletin, yasaları açıkça çiğneyen ve hükümetle çatışan yerleşimcileri düzenli olarak kovuşturduğunu iddia ediyor. Peri, bu grupların üyelerinin terör eylemleri nedeniyle gözaltına alınmasını ya da yargılanmasını kolaylaştıran 2016 tarihli terörle mücadele yasasına işaret ediyor.
Majalla’ya verdiği bir röportajda Peri, 1980’lerde bu milislerle yaşadığı bazı karşılaşmaları ayrıntılarıyla anlattı. El Halil’de Filistinlilere yönelik bir dizi cinayetin ve Filistinli belediye başkanlarına yönelik suikastların arkasında nasıl bu milislerin olduğunu açıkladı.
Mescid-i Aksa’yı bombalama planlarının yanı sıra işgal altındaki Doğu Kudüs’te Filistinlileri taşıyan otobüslere saldırı planları da ortaya çıkarıldı.
Bu gruplara şu anda İsrail hükümetinde bakan olarak görev yapan Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler liderlik ediyordu.
Peri, bu grupların doğrudan devlet fonu almamasına rağmen, çoğunlukla bireysel yerleşimcilere verilenler gibi özel bağışlar aldıklarını, bunun da onların ‘devlet dışı aktörler’ olarak sınıflandırılmasını zorlaştırdığını söylüyor.
Üstelik bazıları, kendi mesih vizyonunu paylaşan uluslararası Yahudi örgütlerinin destek ve katkılarından da yararlanıyor.
Filistinli çiftçileri mülklerinden çıkararak ve mahsullerini yok ederek onlara saldıran radikal yerleşimci gruplar ile zımni devlet desteği alan muhalif İsrail vatandaşları arasında ince bir ayrım var.
Operasyonel özerklik
Batı Şeria’daki yerleşimci faaliyetlerini takip eden İsrailli Şimdi Barış hareketi aktivisti Hagit Ofran, bu konunun karmaşıklığına dikkat çekiyor.
Bu grupların resmi devlet aygıtının dışında bir dereceye kadar özerk olduğunu belirtiyor. Yine de devletle bağlantılarını sürdürüyor, Filistinlilere karşı koyarken ve saldırırken hem koruma hem de destek alıyorlar.
Ofran, “İsrail hükümetini devirmeyi ya da değiştirmeyi amaçlayan resmi olarak tanınmış herhangi bir grup ya da oluşuma dair kanıt bulamadık” diye açıklıyor.
“Bununla birlikte, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinde Hilltop Youth gibi gruplar ve yerleşimciler, yasadışı olarak arazileri ele geçirerek ev ve çiftlikler inşa ederek Filistin hareketini engelliyorlar.”
“2018’den bu yana, bu faaliyetler daha belirgin hale geldi ve bu gruplar devletle çatışan radikal yerleşimci gruplarla giderek daha fazla ittifak kuruyor.”
“Bu yerleşimciler ve aktivistler için doğrudan devlet finansmanı henüz bulunamamış olsa da bakanlıklarından ve resmi kurumlardan dolaylı finansman alan devlete bağlı aktörlerin ve kuruluşların desteğinden yararlanıyorlar.”
“Gush Emunim’deki yerleşim faaliyetlerinde etkili olan Amana hareketi ve Bakan Smotrich’in yerleşimlerin statüsünü meşrulaştırmaya yönelik girişimleri kayda değer örnekler.”
Ofran, Gazze’deki savaşın yerleşimci gruplarla devlet kurumları arasındaki yakın bağları daha da açığa çıkardığını vurguladı. Ayrıca devletin yerleşimcileri nasıl silahlandırdığı ve yerleşim yerlerini savunmakla görevlendirdiği de açığa çıktı.
Batı Şeria’da ordunun ve yerleşimcilerin eylemlerine dikkat çekmek için eski İsrail askerleri tarafından kurulan Shovrim Shtika’yı uzun yıllar yöneten Yehuda Shaul ise konunun karmaşıklığı hakkında bilgi verdi.
“Her gün ordu ile iç içe geçen ilişkileri nedeniyle sivil yerleşimci ile asker yerleşimciyi birbirinden ayırmak bazen zor olabiliyor” dedi.
“Belli bölgelerde görev yapan askerler genellikle yerleşimcilerle dostluk kuruyorlar bu da yerleşimcilerin ihlallerine karşı hukukun gevşek bir şekilde uygulanmasına yol açıyor. Dahası, yerleşim yerlerini korumakla görevli askerler bazen güvenliği denetlemekle görevlendirilen yerleşimciler tarafından yönlendiriliyor, bu da komuta yapısını ve operasyonel bütünlüğü karmaşık hale getiriyor.”
7 Ekim saldırılarından sonra ve çatışma tırmandıkça, yerleşimciler genişletilmiş koruma birimlerine entegre edildi. Aslında bu, ordunun radikal grupları silahlandırması ve devlet dışı aktörler ile devlet arasındaki çizgilerin daha da bulanıklaşması anlamına geliyor.
Shaul radikal Siyonist grupları üç gruba ayırıyor. Birincisi, bazı gruplar Yehuda Krallığı’nın kurulmasını savunuyor. Bu gruplar “eksiksiz bir İsrail Toprağı” arzusunun ötesine geçerek Tevrat yasalarıyla yönetilen Yahudi devletini savunuyor. Amaçları Yahudiliği demokrasiden ayırarak Yehuda Krallığına geçişi hızlandırmak.
2015’te Batı Şeria’nın Duma köyünde bir Filistinlinin evine düzenlenen terörist yerleşimci kundaklama saldırısı bu ideolojiyi savunan Yahudi gruplar tarafından gerçekleştirilmişti. Saldırıda 18 aylık Ali Dawabsheh yangında diri diri yanmış, anne ve babası ise aldıkları yaralar nedeniyle haftalar içinde ölmüştü.
Bu gruplar aynı zamanda ırkçı duvar yazıları ve Tiberias yakınlarındaki Tabgha bölgesinde bir kilisenin kundaklanması gibi hem Yeşil Hat içinde hem de dışında maddi hasarı içeren “bedel” saldırıları da gerçekleştiriyor.
İkinci olarak, resmi yapılardan ve dini kurumlardan bağımsız olarak faaliyet gösteren bağlantısız yerleşimci gruplar var. Bu yerleşimciler, öncelikle dini coşkudan kaynaklanan isyan ve karışıklıkları kışkırtmalarıyla biliniyor.
Üçüncüsü, klasik yerleşimciler, ille de bir çatışma ya da devleti devirme amacı gütmeksizin bölge genelinde topluluk oluşturma ve toprak edinme çabası içinde olanları temsil ediyor. Bu grup, daha saldırgan eğilimler sergileyen yerleşimcilerden farklı.
Devlet entegrasyonu
Amerikalı bir akademisyen ve bu alanda uzman olan Profesör Moti Anbari aşırı Siyonist gruplar arasında bir ayrım yapıyor. Bazılarının İsrail devletine tamamen karşı olduğunu ve sadece kutsal kitaptaki anlamıyla kurtuluş aradığını söylüyor.
Buna karşılık diğerleri Knesset gibi devlet kurumlarına entegre olmuş durumda ve kutsal kitaptaki anlamıyla Yahudi devletini kurma arayışlarında değişimi içeriden etkilemek istiyorlar.
Bu gruplar orduyu “kutsal kitaptaki devlete” doğru ilerlemek için gerekli görüyor ve orduyu yenmek yerine ideolojisini değiştirmek istiyor.
Anbari bu düşünce tarzı ile iktidarı ele geçirmeyi hedefleyen IŞİD ve El Kaide gibi gruplar arasında bir paralellik kuruyor. Bununla birlikte, bu görüşlere sahip militanlar hayatta kalmalarını İsrail devletine ve onun kurumlarının merhametine borçlu.
Toplumun aşırı sağa doğru dramatik değişimi, İsrail’in Gazze’deki askeri saldırısı hakkında 5 Kasım’da yapılan İsrail Ses Endeksi anketinde mükemmel bir şekilde ortaya konuluyor.
Gazze’de güç kullanımı söz konusu olduğunda, İsrailli Yahudilerin %57,5’i İsrail ordusunun Gazze’de çok az ateş gücü kullandığına inandığını söylerken, %36,6’sı uygun miktarda ateş gücü kullandığını, sadece %1,8’i ise çok fazla ateş gücü kullandığını düşündüğünü belirtti.
Sonuç olarak, radikal Yahudi grupların yükselişi, devlet ve devlet dışı aktörler arasındaki çizgileri giderek bulanıklaştırıyor. Bu tür grupların hem uluslararası hukuk hem de İsrail hukuku kapsamında işledikleri suçlardan sorumlu tutulmaması, faaliyetlerini sürdürmeleri ve yaygınlaştırmaları için onları daha da cesaretlendirecek.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak












