Bizi Takip Edin

Diplomasi

Japonya Trump’ın gözüne girmek için Alaska doğalgaz boru hattı vaadini değerlendiriyor

Yayınlanma

Konu hakkında bilgi sahibi üç yetkilinin Reuters’a aktardığına göre Japonya, ABD Başkanı Donald Trump’a yaranmak ve olası ticari sürtüşmeleri önlemek için Alaska’da 44 milyar dolarlık bir doğalgaz boru hattına destek vermeyi düşünüyor.

Tokyo’daki yetkililer, Trump’ın ABD’nin refahı ve güvenliği için kilit önemde olduğunu söylediği projeyi, Japonya Başbakanı Shigeru Ishiba ile önümüzdeki hafta Washington’da ilk kez bir araya geldiğinde gündeme getirmesini bekliyor.

Japonya, Alaska’nın kuzeyindeki sahaları güneydeki bir limana bağlaması planlanan ve gazın sıvılaştırılarak Asyalı müşterilere sevk edileceği 800 millik boru hattının uygulanabilirliği konusunda, diğer kaynaklara kıyasla gazın toplam maliyeti nedeniyle şüphelere sahip. Ancak yetkililer, talep edilmesi halinde bir anlaşmayı araştırmayı teklif etmeye hazır olduklarını söyledi.

Yetkililerden biri, Tokyo’nun 56 milyar dolarlık ikili ticaret açığını azaltmak ve gümrük vergisi tehdidini bertaraf etmek için daha fazla ABD gazı satın almak ve ABD’de savunma harcamalarını ve imalat yatırımlarını artırmak gibi diğer tavizlerin arasına böyle bir taahhüdü de dahil edebileceğini söyledi.

Beyaz Saray görüşmeyle ilgili yorum talebine hemen yanıt vermedi. Japonya Dışişleri Bakanlığı konuyu tartışmak için erken olduğunu söyledi.

Japonya’nın Alaska projesine olası ilgisinin ayrıntıları daha önce bildirilmemişti. Reuters’a göre, yetkililer medyaya konuşma yetkileri olmadığı için isimlerinin gizli kalması koşuluyla konuştular.

Alaska’nın kaynak potansiyelini açığa çıkarma vaadi

Trump’ın 20 Ocak’ta göreve başladığında imzaladığı kararnameler arasında, “Alaska LNG’sinin Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer bölgelerine ve Pasifik bölgesindeki müttefik ülkelere satışı ve taşınması da dahil olmak üzere” Alaska’nın kaynak potansiyelini açığa çıkarmayı vaat eden bir kararname de vardı.

Trump gaz projesini Alaska ve Asya’da istikrarlı bir enerji kaynağı arayan ABD müttefikleri için bir kazanç olarak nitelendirdi. Ancak Japonya’nın zaten LNG’ye bol miktarda erişimi var ve şirketleri geçen yıl iç tüketiminin yarısından fazlası olan yaklaşık 38 milyon ton ticaret yaptı.

Yine de Alaska boru hattı, Japonya’nın gaz ithalatının yaklaşık onda birini gerçekleştirdiği Rusya ve Orta Doğu gibi kaynaklardan tedarikini çeşitlendirmesine yardımcı olabilir.

Ishiba cuma günü parlamentoda yaptığı açıklamada Japonya’nın fosil yakıtlara bağımlılığını azaltması gerektiğini belirtirken “istikrarlı enerji arzı açısından ABD’den talep etmemiz gereken şeyler var” dedi. Bu konuda ayrıntı vermedi ve Alaska projesinden bahsetmedi.

Yetkililer, Ishiba’nın Trump’la görüştüğünde Alaska projesine yatırım yapmak da dahil olmak üzere LNG konusunda kesin taahhütlerde bulunamayacağı konusunda uyarıda bulundu. Dördüncü bir yetkili, herhangi bir anlaşmanın Japon alıcıların satın aldıkları LNG’yi yeniden satmalarına izin vermek de dahil olmak üzere makul fiyatlandırma ve esneklik sunması gerektiğini söyledi.

Trump ile bağ kurma çabaları

Trump, Beyaz Saray’a döndüğünden bu yana yabancı mallara yönelik bir dizi gümrük vergisinden söz etti ancak Japonya ile ekonomik ve güvenlik ilişkilerine yaklaşımı hakkında çok az şey açıkladı. Ancak konu, Trump’ın ilk döneminde çelik ithalatına getirdiği gümrük vergileri ve Tokyo’dan Amerikan askerlerine ev sahipliği yapmak için daha fazla ödeme yapmasını talep etmesiyle sarsılan, ABD’nin önemli bir müttefiki ve en büyük yabancı yatırımcısı olan Japonya’daki siyasi söylemi domine etti.

Tokyo’da medyanın ilgisi, geçen yıl başbakan olan ve bir azınlık hükümetine başkanlık eden Ishiba’nın, eski Japon lider Shinzo Abe’nin ilk döneminde Trump ile kurduğu bağı tekrarlayıp tekrarlayamayacağına odaklandı.

2022’de bir suikast sonucu öldürülen Abe, 2016 seçim zaferinden sonra Trump’la görüşen ilk yabancı lider olmuş ve ikili “yakın sırdaş” ve golf partneri haline gelmişti.

Trump’ın yakın çevresiyle böyle bir tanışıklığı olmayan Ishiba yönetimi, hem Japonya hem de Trump’la bağları olan ABD’li milletvekilleri ve politika uzmanlarından danışmanlık aldı. Bunlar arasında ABD’nin eski Tokyo Büyükelçisi Tennessee Senatörü Bill Hagerty ve muhafazakar bir düşünce kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nün Japonya Başkanı Kenneth Weinstein da bulunuyor.

Weinstein Reuters’e verdiği demeçte Japonya’yı ABD ile enerji ortaklıklarını derinleştirmeye teşvik ettiğini ve Alaska projesinin ciddi bir değerlendirme gerektirdiğini söyledi. Hagerty’nin ofisi sorulara yanıt vermedi.

Trump’ın 2016 seçim zaferinden sonra geçiş ekibinde görev alan Tokyo merkezli iş adamı Ado Machida, Japonya’nın daha fazla LNG satın alma ve Alaska LNG boru hattını destekleme teklifinin Trump’ı kazanmanın “muhtemelen en kolay” yolu olacağını söyledi.

“Trump, Japonya’nın kendisi için ne yapacağını bilmek isteyecektir” diyen Machida, teklif hakkında Japon hükümet yetkilileriyle konuştuğunu da sözlerine ekledi.

Yetkililerden biri, Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası (JBIC) gibi devlet bankalarının, Japonya’nın denizaşırı petrol, gaz ve kömür rezervlerini güvence altına almak için güvendiği Mitsubishi Corp ve Mitsui & Co gibi ticaret firmalarına Alaska projesi için finansman sağlayabileceğini söyledi.

Mitsubishi 2022 yılında, LNG teklifini denetleyen devlet şirketi Alaska Gasline Development Corporation (AGDC) ile burada amonyak üretmenin fizibilitesini değerlendirmek üzere bir anlaşmaya vardı. Mitsubishi projeye değerlendirmenin ötesinde bir taahhütte bulunmadı.

Mitsubishi ve Mitsui, Alaska LNG projesiyle ilgili potansiyel yatırımlar ve tartışmalar hakkında yorum yapmayı reddetti. JBIC, Japon şirketlerinin herhangi bir katılımı gibi faktörleri göz önünde bulundurarak vaka bazında destek sağlamayı değerlendireceğini söyledi.

AGDC sözcüsü Reuters’e yaptığı açıklamada Japon enerji liderleriyle proje hakkında görüşmeler yaptıklarını söyledi ancak ayrıntı vermedi.

İlk olarak Trump’ın önceki döneminde onaylanan proje, çevreci grupların muhalefetine rağmen 2020 yılında Federal Enerji Düzenleme Komisyonu’ndan izin ve 2022 yılında da nihai yasal onay almıştı.

Bu ay AGDC, boru hattını ilerletmek için geliştirici Glenfarne ile bir anlaşma imzaladığını açıkladı.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English