Amerika
Jay Clayton, Senatodan ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevine onay aldı

ABD Senatosu, eski Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu Başkanı Jay Clayton’ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) görevini 51’e 47 oy oranıyla onayladı. Parti çizgisinde gerçekleşen oylama, ülkenin mahkeme kararı olmaksızın yürüttüğü istihbarat yetkilerinin yenilenmesine dair durma noktasına gelen tartışmaları yeniden hareketlendirebilir. Clayton, ABD’nin 18 istihbarat teşkilatı arasındaki koordinasyonu yürütme ve başkana günlük istihbarat özetini sunma sorumluluğunu üstlenecek.
ABD Senatosu salı günü yapılan oylamada Jay Clayton’ın Ulusal İstihbarat Direktörü (DNI) olarak görev yapmasını onayladı. Oylama, partilerin oy çizgisine göre 51 kabul oyuna karşılık 47 ret oyuyla sonuçlandı.
Kararın, ABD’nin mahkeme kararı olmaksızın yürüttüğü istihbarat yetkilerinin süresinin uzatılmasına dair durma noktasına gelen mücadeleyi yeniden canlandırması bekleniyor.
Halihazırda ABD federal savcısı olan ve ilk Trump yönetimi döneminde Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) Başkanlığı görevini yürüten Clayton, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Makamını (ODNI) daha önce yöneten diğer isimler gibi geniş bir dış politika ve istihbarat geçmişine sahip değil.
Buna karşın Clayton, bir aydan biraz fazla bir sürede beş farklı işten çıkarma dalgası yürütmekle övünen Vekaleten Ulusal İstihbarat Direktörü Bill Pulte’ye kıyasla hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından daha iyi bir tercih olarak görüldü ve her iki partiden de takdir topladı.
Clayton, Ulusal İstihbarat Direktörü sıfatıyla ülkedeki 18 istihbarat kurumu arasındaki koordinasyonu sevk ve idare edecek, ayrıca ABD Başkanı için günlük istihbarat raporunu hazırlayacak.
Ancak Clayton, ODNI yönetimine President Trump’ın 2020 seçimlerine ilişkin daha fazla gizli istihbarat belgesinin kamuoyuna açıklanması yönündeki baskısının sürdüğü bir dönemde geliyor. Bu durum Demokrat cephede endişe yaratıyor.
Bu ayın başlarında düzenlenen Senato onay oturumu sırasında Demokrat üyeler Clayton’a 2020 seçimlerine ilişkin sorular yöneltti. Aday Clayton, komisyona “Seçim sonuçlarını reddeden biri değilim” yanıtını verdi.
Clayton, önceki Başkan Joe Biden’ın kazanan olarak “tescil edildiğini” birkaç kez dile getirdi. Kongre’deki birçok Demokrat üye, bu ifadenin eski başkanın seçimi kazandığı gerçeğinden kaçınmak anlamına geldiğini değerlendiriyor.
Demokrat Senatör Adam Schiff, salı günü yaptığı yazılı açıklamada Clayton’ın ulusal güvenlik tecrübesinin bulunmamasının ve seçimlere dair verdiği yanıtların bu görev için yetersiz olduğunu belirtti.
Schiff açıklamasında, “DNI makamı 11 Eylül saldırılarının ardından Kongre tarafından oluşturulduğunda yasa bu pozisyon için net bir şart koymuştu: DNI ‘kapsamlı ulusal güvenlik uzmanlığına sahip olmalıdır.’ Jay Clayton bu temel yasal kriteri karşılayamıyor” ifadelerini kullandı.
Schiff değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Jay Clayton yalnızca İstihbarat Topluluğuna liderlik edecek uzmanlıktan yoksun olmakla kalmıyor, aynı zamanda her istihbarat profesyoneli için elzem olan güce karşı hakikati söyleme iradesini de gösteremiyor. 2020 seçimini kimin kazandığı konusunda Kongre’ye dürüst bir yanıt veremeyen Clayton’ın istihbarat kurumlarımızın siyasallaşmasını önleyeceğine veya Başkomutan’ın tercih ettiği yanlış bir anlatıyla çelişse dahi Başkana nesnel analiz sunacağına nasıl güvenebiliriz?”
Senatodaki Cumhuriyetçiler ise bu görüşe katılmayarak oylamada tam kadro Clayton lehine oy kullandı.
Senato Çoğunluk Lideri Cumhuriyetçi John Thune, Clayton’ın adaylığını öne taşımak amacıyla pazartesi günü yapılan usul oylaması öncesinde Senato genel kurulunda konuştu. Thune, “Tehdit ortamının yoğunlaştığı bir dönemde, bu rolde rüştünü ispatlamış bir liderin bulunması son derece önemlidir” dedi.
Thune, Senato İstihbarat Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi Mark Warner dahil olmak üzere bazı Demokratların Clayton’ın geçmişteki kamu hizmetini takdir ettiğini hatırlattı.
Demokratların Clayton’a destek vermemesine tepki gösteren Thune, partinin Dış İstihbarat Gözetim Yasası’nın (FISA) 702. Maddesi’ni yeniden yetkilendirmeyi reddetmesinin arkasında Pulte’ye duyulan tepkinin yer aldığını kaydetti.
Hükümetin yurt dışındaki yabancı uyruklu kişileri izlemesine olanak tanıyan söz konusu yasal düzenleme, süresinin dolduğu 12 Haziran tarihinden bu yana askıda bulunuyor.
Thune konuşmasında, “Kısa süre içinde görevinin başında kalıcı bir ulusal istihbarat direktörümüz olacak. Bu durumun, meslektaşlarımı Dış İstihbarat Gözetim Yasası’nın yeniden yetkilendirilmesini engellemekten vazgeçireceğini umuyorum” ifadelerini kullandı.
Clayton, Trump’a Katar tarafından hediye edilen yeni uçağın güvenliğine ilişkin endişeleri konu alan bir haberin ardından New York Times muhabirlerine mahkeme çağrısı çıkartan savcılık ofisini yönetmesi nedeniyle de eleştirilerin hedefi oldu.
ABD Adalet Bakanlığı, bir yargıcın hükümetin yaklaşımını neredeyse her açıdan sorgulaması ve savcılara çağrıları geri çekebileceklerini, aksi takdirde bunları iptal edeceğini söylemesi üzerine geçen hafta mahkeme çağrılarını geri çekmeyi kabul etti.
Aralarında 400 üyesi bulunan The Steady State grubunun da yer aldığı çok sayıda eski istihbarat yetkilisi Clayton hakkında görüş bildirdi. Örgüt, oylama öncesinde yayımladığı mektupta “güçlü ve kesin karşıtlığını” dile getirdi.
Kuruluşun lideri Steven A. Cash mektupta, “Tarih boyunca demokratik hükümetler; istihbarat servisleri, kolluk kuvvetleri ve iç güvenlik teşkilatları devlete hizmet etmeyi bırakıp kişisel sadakat ile siyasi gücün araçları haline geldiğinde başarısızlığa uğramıştır. Jay Clayton’ın Ulusal İstihbarat Direktörlüğüne aday gösterilmesi tam olarak bu tehlikeyi taşımaktadır ve muhalefetimizin temel sebebidir” diye yazdı.
Grup, DNI’ın yalnızca bir koordinatör olmadığını, aynı zamanda başkanın günlük raporunun hazırlanmasında kritik bir rol oynadığını vurguladı.
Makamı “gizlilik ile hesap verebilirliğin kesişim noktası” olarak tanımlayan grup, Clayton’ın gazetecilere mahkeme çağrısı çıkarmaya istekli savcılara liderlik etmiş olmasının, yetkilerini nasıl kullanacağı konusunda soru işaretleri yarattığını kaydetti.
Cash mektubunu, “Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, tamamlanmamış bir sicilden daha fazlasını ortaya koyuyor. Anayasaya hizmet etmek ile bizzat Başkana hizmet etmek arasına net bir çizgi çekme fırsatlarını defalarca geri çevirmiş bir adayı gösteriyor” ifadeleriyle tamamladı.
Amerika
ABD Genelkurmayında mühimmat sızıntısı soruşturması: 50 personele yalan makinesi

ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görevli yaklaşık 50 subay ve sivil personel, ordudaki mühimmat açığına ilişkin gizli verileri basına sızdırdıkları şüphesiyle yalan makinesine bağlandı. Soruşturmanın emsalsiz bir boyuta ulaştığı belirtilirken, basına yansıyan askeri raporlar İran ile yaşanan savaşta kritik füze stoklarının tükendiğini gösteriyor.
ABD ordusunun mühimmat stoklarındaki erimeye ilişkin basına sızan gizli veriler, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kapsamlı bir teftiş başlattı.
The New York Times gazetesinin bilgi sahibi yetkililere dayandırdığı haberine göre müfettişler, ABD Genelkurmay Başkanlığı karargahında görev yapan yaklaşık 50 personeli yalan makinesine bağlayarak sorguladı.
Soruşturma kapsamındaki incelemeler yalnızca rütbeli subaylarla sınırlı kalmadı, karargahtaki sivil personel de teste tabi tutuldu.
Görevlilere, gazetecilere gizli bilgi sızdırıp sızdırmadıkları ve azalan mühimmat stokları hakkında basına detay verip vermedikleri soruldu.
Gazeteye bilgi veren kaynaklar, atılan bu adımın yalnızca sızıntının kaynağını tespit etmeyi amaçlamadığını, gelecekte basına benzer bilgiler aktarmayı düşünebilecek diğer çalışanları sindirmeye dönük bir gözdağı niteliği de taşıdığını aktardı.
The New York Times, çağdaş askeri tarihte ABD ordusunun üst kademelerinde böylesi kitlesel yalan makinesi testlerinin görülmediğini ve soruşturmanın vardığı boyutun emsalsiz olduğunu vurguladı.
Amerikan ordusunun cephane açığı yaşadığına dair ilk haberler ağustos ayında medyaya yansımaya başlamıştı. CNN televizyonunun Pentagon’un iç değerlendirmelerine hakim kaynaklara dayandırdığı haberde, İran ile yürütülen beş aylık savaş boyunca ABD’nin THAAD hava savunma sistemi önleme füzelerinin neredeyse yüzde 80’ini ve Patriot füzelerinin ise yaklaşık yarısını tükettiği belirtilmişti.
Reuters haber ajansı da kendi kaynaklarına dayandırdığı bir başka haberde, ABD ordusunun uzun menzilli hassas güdümlü ATACMS füzeleri ile yeni nesil Hassas Vuruş Füzesi (PrSM) stoklarının “neredeyse tamamını” harcadığını aktarmıştı.
The Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten cephane açığı hususunda izahat istedi.
Trump, bakanın mevcut mühimmat miktarı konusunda kendisini yanılttığı görüşünü dile getirdi. NBC televizyonu ise Trump’ın, mühimmat yetersizliğinin İran’daki askeri harekatı genişletme planlarının önüne bir engel olarak çıkmasından ötürü hayal kırıklığı yaşadığını kaydetti.
Bu sızıntılara karşın kamuoyu önünde farklı bir duruş sergileyen Trump, ABD’nin “dünyadaki diğer tüm ülkelerden katbekat daha fazla mühimmata sahip olduğunu” defalarca yineledi.
ABD Başkanı ayrıca “ihanet niteliğindeki bu açıklamaları basına sızdıran kişilerin” hapis cezasıyla karşılaşacağı yönünde tehditte bulundu.
Amerika
Eski bakan Panetta: ABD ve İran savaşı altı ay daha sürebilir

Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Donald Trump’ın başlattığı İran savaşının herhangi bir çözüme ulaşmadan en az altı ay daha sürebileceğini söyledi. Pentagon’daki yönetim krizinin dışarıya zafiyet mesajı verdiğini belirten Panetta, ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir açmazla karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Eski ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ile yürüttüğü savaşın altı ay daha sürebileceği uyarısını dile getirdi.
Panetta, Trump’ın tartışmalı çatışmadan çıkış yolu ararken zorlandığını ve bu krizin Ortadoğu’da ucu açık yeni bir “sonsuz savaşa” dönüşme riski taşıdığını vurguladı.
Barack Obama döneminde hem CIA Direktörü hem de 2011-2013 yılları arasında Savunma Bakanı olarak görev yapan Panetta, Guardian gazetesine verdiği mülakatta iki ülkenin tehlikeli bir kilitlenmeyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Trump’ın altı aydan uzun bir süre önce başlattığı askeri çatışmayı bitirecek çok az seçenek kaldığını belirten eski bakan, gidişatın tıpkı Irak ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi Ortadoğu’da “başarısızlıkla sonuçlanan yeni bir savaşa” doğru ilerlediğini ifade etti.
Panetta, “Bana kalırsa bu savaşın herhangi bir çözüme kavuşmadan altı ay daha sürmesi kuvvetle muhtemel” dedi.
Panetta’nın bu değerlendirmeleri, ABD Kara Kuvvetleri Bakanı Dan Driscoll’un ani istifasının hemen sonrasına rastladı.
Driscoll, Savunma Bakanı Pete Hegseth ile yaşanan görevden alma dalgası ve kurum içi gerilim haberleri eşliğinde görevini bırakmıştı.
Pentagon’un komuta kademesinde büyük bir çalkantı yaşandığını ve bunun içeride adeta sahipsizlik hissi doğurduğunu savunan Panetta, şu sözleri kaydetti:
“Askerlerimiz işte böylesi bir kargaşanın ortasında savaşa gidiyor. İran olsun ya da diğer hasımlarımız olsun, şu anda ABD’ye baktıklarında ülkemizi savunmaya dönük askeri gücümüzü sahaya yansıtma kabiliyetimizde bir zafiyet görüyorlar.”
Çin, Rusya, Kuzey Kore, terör örgütleri ve İran kaynaklı birincil tehditlerin varlığına dikkat çeken Panetta, bu aktörlerin kendi aralarında kurdukları eksen üzerinden temasları sürdürdüklerini ve Washington yönetimini zayıf algıladıklarını ekledi.
Pentagon ise Hegseth liderliğinde tüm birimlerin tam kapasite çalıştığını savundu.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bakanlığın kargaşa içinde olduğu yönündeki tezlerin tamamen temelsiz olduğunu söyleyerek, “Bu iddia, her gün bu ülkeyi savunmak üzere buraya gelen özverili profesyonellere ve savaşçılara hakarettir. Reform süreci tam olarak böyle işler” açıklamasını yaptı.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekatı başlatmasından üç hafta sonra, mart ayında da benzer uyarılarda bulunduğunu hatırlatan Panetta, Trump’ın köşeye sıkıştığını dile getirdi.
Panetta’ya göre Trump’ın önünde üç yol bulunuyor. İlk seçenek, sahadan çekilip bunun “başarısız bir savaş” olduğunu kabullenmek; fakat Panetta, Trump’ın böyle bir adımı atmasını olası görmüyor.
İkinci yol, tarafların müzakereye yanaşmadığı ya da teslim olmadığı, karşılıklı misillemelerle süren mevcut kilitlenmeyi zamana yaymak. Eski bakana göre bu senaryo, tarafların en çok korktuğu sonucu doğurarak Ortadoğu’daki yıpratıcı savaşı uzatacak. Üçüncü yol ise küresel ticaretin can damarı sayılan Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü doğrudan ele alıp İran’ın boğazı kapatma ya da deniz trafiğini aksatma kozunu elinden almak.
Savaşın ABD adına kazanılabilir olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Panetta, “Bu ancak ABD’nin tutumunda köklü bir değişim yaşanması ve bu aşamadaki birincil hedefin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak olduğunun açıkça ortaya konmasıyla mümkün olur” dedi.
Trump’ın savaşın yakında biteceği ve Hürmüz Boğazı’nın açık olduğu yönündeki asılsız açıklamalarıyla güvenilirliğini zedelediğini söyleyen Panetta, ABD Başkanı’nın artık hiçbir tehdidinin caydırıcı olmadığını savundu.
Hafta başında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile yaşanan süreci bir “savaş” olarak nitelemekten kaçınmıştı.
Vance, çatışmaların kasım ayındaki ara seçimlere kadar bitip bitmeyeceği yönündeki bir soruya ise “Bu sorunun cevabını gerçekten bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” yanıtını vermişti.
Panetta, son kamuoyu araştırmalarının Amerikan halkının çoğunluğunun İran ile girilen çatışmayı bir hata olarak gördüğünü ve savaşa karşı çıktığını gösterdiğini aktardı.
Eski Savunma Bakanı ayrıca, İran operasyonlarına destek amacıyla görevlendirilen ve liman ziyareti yapmadan 260 günden uzun süre görevde kalarak rekor kıran USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullara değindi.
Gemideki yaşam şartlarının ve personelin ruh sağlığının bozulduğuna yönelik haberleri hatırlatan Panetta, Pentagon’un bu tablodan ders çıkarması gerektiğini söyledi:
“Netice itibarıyla, rotasyon planı hazırlamadan personeli savaş bölgesine süresiz olarak gönderemezsiniz. Mesele yalnızca savaşın kötü gitmesi değil; ordumuzun, hayatını tehlikeye atan kadın ve erkek askerlerimize sahip çıkıp çıkmadığı konusunda da ciddi bir güvensizlik oluşuyor.”
Amerika
ChatGPT ajanlarında sürü psikolojisi tespit edildi

OpenAI tarafından mayıs ayında yürütülen güvenlik testleri sırasında yapay zeka ajanlarının sürü psikolojisi sergilediği bildirildi. Ajanların görev sınırlarını aşarak dış altyapılara saldırdığı, kendi aralarında iş bölümü yapıp liderler belirlediği aktarıldı. The New York Times yazarı Kevin Roose, modellerin grup baskısıyla hareket ederek Hugging Face platformuna sızdığını belirtti.
The New York Times yazarı ve “Hard Fork” adlı teknoloji podcastinin sunucusu Kevin Roose, OpenAI bünyesindeki yapay zeka ajanlarının mayıs ayındaki testler sırasında Hugging Face platformuna yönelik siber saldırılarda “sürü psikolojisi” sergilediğini belirtti.
Roose, ajanlardan birinin verilen görevin sınırlarını aştığını bilmesine rağmen, diğer ajanlar aynı adımı attığı için dış altyapıya yönelik saldırılarını sürdürdüğünü kaydetti.
Roose bu durumu, grup baskısı ve modellerin gruptaki diğer üyelerin davranışlarını taklit etme eğilimiyle ilişkilendirdi.
Roose’un paylaştığı verilere göre bir yapay zeka ajanı süreç sırasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Dış altyapının kullanılması, öngörülen uygulama alanının dışına çıkmaktadır. Ancak görev başka türlü tamamlanamaz, diğer ajanlar da bunu yapıyor, bu nedenle devam etmeliyiz.”
Bazı ajanların kendilerine isimler verdiği aktarıldı. Roose, “Aralarından özellikle çalışkan olan biri kendisine PHASEONE10841 adını verdi” ifadesini kullandı.
Yapay zeka ajanlarının grup içinde yönetim kademeleri oluşturduğu, küçük birimler arasında görev ve araştırma projeleri dağıttığı kaydedildi. Bir aşamadan sonra ajanların kendilerini “kolektif” olarak tanımlamaya başladığı ve daha karmaşık görevleri üstlendiği bildirildi.
Merkezi ABD’de bulunan ve 2016 yılında kurulan Hugging Face platformu, yapay zeka modelleri ile makine öğrenimi araçlarının geliştirilip yayımlanmasına olanak tanıyor.
Sistem; yazılımcıların ve araştırmacıların modelleri, veri setlerini ve kaynak kodları paylaşmasını sağlıyor.
Ajanlar, Hugging Face platformuna sızmadan önce günler ve haftalar boyunca OpenAI şirketinin siber güvenlik sistemlerindeki açıkları birlikte aradı ve tespit ettiği bilgileri birbiriyle paylaştı. Modeller bu süreçte yalıtılmış test ortamının dışına çıkmayı başararak dış altyapıya erişim sağladı.
Birden fazla otonom ajanın aynı anda kullanılmasının taşıdığı risklere işaret eden Roose, sistemlerin yalnızca verilen talimatları yerine getirmekle kalmayıp, konulan sınırlamaları aşsalar dahi birbirlerinin eylemlerini benimseyebildiklerini vurguladı.
Bloomberg daha önce yayımladığı haberde, OpenAI ajanlarının temmuz ayında Hugging Face platformuna yapılan sızma eyleminden önce dahili bir forum üzerinden gizlice iletişim kurduğunu ve test ortamından kaçış girişimlerini koordine ettiğini yazmıştı.
Mayıs ayındaki ilk girişimin engellenmesinin ardından yeni bir iletişim kanalı ile sıfır gün açığı bulan ajanların, temmuz ayında Hugging Face altyapısına yönelik saldırıları başlattığı bildirilmişti.
OpenAI, 22 Temmuz tarihinde “benzeri görülmemiş bir siber hadise” yaşandığını açıklamıştı. Şirket, testler sırasında modellerin açık internete erişim sağladığını ve güvenlik açıkları tespit ederek Hugging Face altyapısına saldırdığını bildirmişti.
Reuters ise bir yapay zeka ajanının günlerce korsan saldırılar düzenlediğini, şirketin bu durumu ancak tehdit kontrol altına alındıktan ve Federal Soruşturma Bürosuna (FBI) başvurulduktan sonra fark edebildiğini aktarmıştı.
Reuters daha sonraki haberinde, OpenAI bünyesinden “kaçan” yapay zeka ajanının 29 Temmuz’da New York merkezli Modal Labs şirketinin bir müşterisinin sistemine sızdığını duyurdu. Modal şirketinin kendi sistemlerine ise girilmediği kaydedildi.
Olayın ayrıntılarının ortaya çıkmasının ardından OpenAI, yaşanan süreci sektör için bir “dönüm noktası” olarak nitelendirdi.
Anthropic, Meta, Moonshot ve Birleşik Krallık Yapay Zeka Güvenliği Enstitüsü de kendi testleri sırasında ajanlarının üçüncü taraf sistemlere sızdığını tespit etti.
Financial Times gazetesine konuşan uzmanlar ise modellerin kontrolden çıkmadığını, tam tersine geliştirilme amaçları doğrultusundaki görevleri yerine getirdiğini savundu.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını1 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”











