Amerika
Mamdani vakası – 1: ‘Sınıfsal’ laf kalabalığı

“Bu belediye başkanına oy veren ortalama bir Ivy League mezununun, eğitiminin o kadar değerli olmamasına ve petrol ve gaz sondajı yapmayı bilen, Teksas’a taşınan komşusunun daha değerli bir mesleğe sahip olmasına çok kızgın olduğunu düşünüyorum.”
Yukarıdaki sözler, Palantir’in eksantrik CEO’su Alex Karp’a ait. ABD’nin ve “Batı medeniyetinin” kurtuluşu için Nietzsche’den mülhem aristokratik isyana bel bağlayan Karp, Zohran Mamdani’nin seçilmesini bu tür bir “tersine sınıf savaşına” bağlıyor. En azından Wall Street Journal için bir analiz kaleme alan Allysia Finley, Karp’ın sözlerine aktarmadan önce buna işaret ediyor.
Mamdani’nin zaferini “kimlik” siyasetinin reddi, “sınıfsal” taleplerin yükselişi olarak görenler Türkiye’de ve dünyada epeyce mevcut.(1) Üstelik bunlar hem muhalefete hem de iktidara yakın kimselerden aynı anda dile getiriliyor. İnsanın, “Senin sınıfın hangisi?” diye sorası geliyor. Ortada bir kafa karışıklığı elbette var, oraya geleceğiz; ama bir yandan da, Mamdani’de olumlu ve olumsuz anlamlarda “solculuk” arayanların hangi sınıftan olmadıkları konusunda bir fikre sahip olmak önemli.
Bu bağlamda, hiç istemesem de, Lenin’den bir alıntı yapmak zorundayım. 1919 yılında, “Harika Bir Başlangıç: Arka Cephedeki İşçilerin Kahramanlığı ‘Komünist Subbotnikler’” başlıklı makalesinde Lenin, “sınıf”, “sınıf savaşı”, “sınıfların ortadan kaldırılması” gibi sürüyle sözcük ve terimin ardından, sınıfların nasıl tanımlanacağına dair oldukça özlü ve nesnel bir tanım yapıyor:
“Peki, ‘sınıfların ortadan kaldırılması’ ne anlama geliyor? Kendilerini sosyalist olarak tanımlayan herkes bunu sosyalizmin nihai hedefi olarak kabul eder, fakat hiçbiri bunun önemini tam olarak kavrayamaz. Sınıflar, tarihsel olarak belirlenmiş bir toplumsal üretim sisteminde işgal ettikleri yer, üretim araçları ile (çoğu durumda yasalarla belirlenmiş ve sabitlenmiş) ilişkileri, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki rolleri ve dolayısıyla sahip oldukları toplumsal servetin payının boyutu ve bu serveti elde etme biçimleri bakımından birbirinden farklı olan büyük insan gruplarıdır. Sınıflar, belirli bir toplumsal ekonomi sisteminde işgal ettikleri farklı konumlar nedeniyle birinin diğerinin emeğini temellük edebileceği [appropriate] insan gruplarıdır.”
Şimdi daha açık sorabiliriz: Zohran Mamdani’nin programı hangi sınıfın programı ve acar New York Belediye başkanı kimlerden oy aldı?
Soylulaştırılmış mahalleler ve “devcileyin bir orta direk”
Amerikan sosyolojisinin en kötü armağanlarından biri, belki de birincisi, karmaşık toplumsal olguları istatistiğe indirgemesi. Bununla birlikte, veya tam da bu yüzden, her şeyin verisine ulaşmak mümkün oluyor.
Bir istatistik çalışmasına işaret edeceğim; New York Times’a ait. Adayların, yani Mamdani, Cuomo ve Sliwa’nın, seçmen grupları nezdinde nasıl bir performans sergilediğine bakıyoruz. Çoğunluğu beyaz mahallelerde Cuomo Mamdani’ye karşı açık ara öndeyken (%52’ye %38), siyah, hispanik ve Asya kökenlilerinin çoğunlukta olduğu mahallelerde hep Mamdani önde (sırasıyla %61, %57, %47). Siyah oyları söz konusu olduğunda, ön seçimlerde şaşırtıcı derecede iyi performans gösteren Cuomo’nun seçmenlerini Mamdani’ye kaybettiği görülüyor.
Sonra gelir grupları geliyor. NY Times, gelir gruplarını üçe ayırıyor; yüksek, orta ve düşük. Yüksek gelirliler seçim bölgelerinin (precinct) %5’inde, orta gelirliler (yanlış duymayacaksınız!) %80’inde, düşük gelirliler ise %15’inde yaşıyor. Mamdani orta ve düşük gelirli seçim bölgelerinde %51 oy alırken, Cuomo yüksek gelirli seçim bölgelerinde %50 almış (Mamdani %47).
CNBC, geçen haziran ayında “orta sınıf” olmak için ne kadar kazanmak gerektiğini kendince hesaplamış. Buna göre New York City’de, ”orta sınıfın alt sınırı” 51.051 dolar; “orta sınıfın üst sınırı” 153.154 dolar; ortalama hane geliri 76.577 dolar. NY Times da, “Düşük gelirli bölgelerin medyan geliri 50.000 doların altında, orta gelirli bölgelerin medyan geliri 50.000 ile 200.000 dolar arasında ve yüksek gelirli bölgelerin medyan geliri 200.000 doların üzerinde,” diyor.
Mamdani Brooklyn’in soylulaştırılmış mahallelerinde müthiş bir performans göstermiş: Clinton Hill, Prospect Heights, Bushwick, Fort Greene, South Slope…(2)
Ünlü rapçi Biggie Smalls’ın pek sevdiği Clinton Hill’deki evi, 2013 yılında 750.000 dolara bir emlakçı tarafından satışa çıkarılmıştı. Biggie’nin zamanında çalıştığı dükkanın sahibi, “Mahalle değişti. Her şeyi satıyoruz. Artık her yer yuppilerle dolu,” diyordu. Ama “artılar” da var: Suç oranları hızla düşüyor ve Daily News makalesine göre, bloğun hemen aşağısında şık bir Fransız bistrosu açılmış!
Ya da “New York’un çocuğu” yönetmen Spike Lee’ye kulak verebiliriz. Do the Right Thing filmini çektiği Bedford-Stuyvesant artık soylulaştırılmış bir mahalle; Mamdani orada da oyların %77’sini almayı başarmış. Lee, 2014 yılında New York Magazine’de yayınlanan öfkeli bir konuşmasında, Brooklyn’in soylulaştırımış mahallelerine verip veriştiriyor ve şunları söylüyordu, uzun ama alıntılıyorum:
“New York Times’ta soylulaştırmanın faydalarını anlatan boktan bir makale vardı. Ben buna inanmıyorum.
Mesele şu: Ben burada, Fort Greene’de büyüdüm. Burada, New York’ta büyüdüm. Burası değişti. Ve neden imkanların iyileşmesi için güney Bronx’a, Harlem’e, Bed Stuy’a, Crown Heights’a beyaz New Yorkluların akını gerekiyor? Ben 165 Washington Park’ta yaşarken çöp hiçbir zaman toplanmıyordu. P.S 20 iyi değildi. P.S 11. Rothschild 294. Polis ortalıkta yoktu. Sabahın üçünde 125. Cadde’de beyaz annelerin bebek arabalarında bebeklerini gezdirdiğini gördüğünüzde, bunun size bir şey ifade etmesi gerekir.
(…)
Sonra da s**tiğim Christopher Columbus Sendromu devreye giriyor. Bunu keşfedemezsin! Biz buradaydık. Gelip tek başına sahiplenemezsin. 40 yıldır Mount Morris Park’ta s**tiğim Afrika davulları çalan kardeşler vardı ve şimdi bunu yapamıyorlar çünkü yeni sakinler davulların gürültülü olduğunu söylediler. Babam harika bir caz müzisyenidir. 1968’de bir ev satın aldı ve geçen yıl s**tiğim insanlar taşındı ve babamı polise şikayet etti. O elektro bas çalmıyor bile! Akustik bas çalıyor! 1968’de lanet olası evi satın aldık ve şimdi polisi mi çağırıyorsunuz? 2013’te mi? Siktirin gidin buradan!”
(…)
Bunları öylece yapamazsın. Bir şey daha var: Michael Jackson öldüğünde, Fort Greene Park’ta onun için bir parti düzenlemek istediler ve birdenbire Fort Greene’deki beyazlar, ‘Bir dakika! Siyahların Michael Jackson’ın hayatını onurlandırmak için parti vermelerine izin veremeyiz. Mahalleye kimler geliyor? Bir sürü çöp bırakacaklar.” dediler. Çöp mü? Sabahları Fort Greene Park’ı gördün mü? Lanet olası Westminster Köpek Gösterisi gibi. 20.000 köpek koşuşturuyor. Vay canına. Bu yüzden partiyi Prospect Park’a taşımak zorunda kaldık!
Ve sonra! Yani insanların mülkiyet değişikliğinden mi bahsediyorsun? Peki ya kiralık dairelerde yaşayanlar? Artık bunu karşılayamıyorlar! Sen bunu karşılayamıyorsun. İnsanlar Fort Greene’de yaşamak istiyor. İnsanlar Clinton Hill’de yaşamak istiyor. Lower East Side’dan Williamsburg’a taşınıyorlar, ama lanet olası hipsterlar yüzünden artık lanet olası Williamsburg’u bile karşılayamıyorlar. Bushwick’e şimdi ne diyorlar? Ne diyorlar? [Seyirciler: East Williamsburg]
Bu da başka bir şey: S**tiğimin… Bu emlakçı piçler isimleri değiştiriyorlar! Stuyvestant Heights? 110. ile 125. arasında, Harlem için başka bir isim var. Ne? Ne? Ne? Hayır, hayır, Morningside Heights değil. Yeni bir isim var. [Seyirciler: SpaHa] Bu da ne a*** k***? İsimleri nasıl değiştiriyorsunuz?
(…)
Peki, okulların daha iyi hale gelmesi için neden bu kadar çok beyaz insanın gelmesi gerekti? Neden Bed Stuy ve Harlem’de artık daha fazla polis koruması var? Neden çöp daha düzenli olarak toplanıyor? Biz buradaydık!”
Wall Street’in gediklilerinden, CNBC editörü ve hedge fonu yöneticisi John Carney, kendi Substack hesabından Demokratik ön seçimlerin ardından yayımladığı yazısında, Mamdani’nin Park Slope veya Bushwick gibi soylulaştırılmış mahallelerde mukim destekçilerinin, hiçbir anlamda işçi sınıfı olmadığına, ama tam olarak “elit” de sayılmayacaklarına işaret ediyor ve şunları yazıyor:
“Amerikan siyasetinde giderek daha merkezi bir hale gelen bir gruba aitler: aşağı doğru hareket eden profesyoneller, üniversite sistemimizin aşırı üretilmiş mezunları, orta sınıf istikrarını beklemek üzere yetiştirilmiş, fakat bunun yerine sistemin yüksek kira ve tükenmişlikten başka sunabileceği çok az şey olduğunu keşfetmiş kişiler. Onların öfkesi gerçek ve eğer sağ, iktisadi yenilenme etrafında çoğunluk koalisyonu kurma konusunda ciddiyse, bu öfkeyi alay etmek yerine anlamaya başlamalı.”
Mamdani’nin kazandığı mahalleler, ona göre, yirminci yüzyılın işçi sınıfının kalesi olan mahalleler değil. Bunlar “daha yeni, daha garip” bir şey: eğitimli güvencesizlerin (precarity) yaşadığı bölgeler. Carney, bu mahallelerin sakinlerini “kâr amacı gütmeyen kuruluşların yöneticileri, serbest yazarlar, aşırı iş yükü altında çalışan öğretmenler ve altı haneli gelirlerine rağmen maaşlarını maaş gününe kadar idare etmek zorunda kalan yazılım mühendisleri”, ezcümle, “post-endüstriyel bir sürüklenmenin yaşandığı bölgeler”de yaşayanlar olarak tarif ediyor. Ona göre bu kimseler, “fakir olmak için çok zengin, güvende hissetmek içinse çok fakirler.”
“Orta sınıf” masalı
İyi ama istisnasız herkesin; Cumhuriyetçilerin, Demokratların, onların Türkiye’deki distribütörlerinin “orta sınıfların eriyişinde” hemfikir olmalarına ne diyeceğiz? Kim, neyi kastediyor?
“Orta sınıf”ın maddi tanımını yapmak zor. ABD’de orta gelirli olmanın kimi kriterleri var. Ama bunlar öyle kriterler ki, somut duruma uyarladığınızda, örneğin New York eyaletinde yıllık geliriniz 60 bin dolar olsa da “orta gelirli” sayılabiliyorsunuz, 120 bin dolar olsa da. El Cezire’nin konuştuğu Filistin asıllı New Yorklu Zein Rimawi, 1988 yılında evlendiğinde, bir haftalık maaşının ortalama kirayı karşıladığını, şimdi ise bir aylık maaşının büyük bir kısmını kiraya harcadığını söylüyor ve “New York’taki orta sınıf yok oluyor. Böyle devam ederse, yakında sadece iki sınıf kalacak: zenginler ve fakirler,” diyor.
The New School bünyesindeki “Center for New York City Affairs” de, Ekim 2024’te, pandemi sonrası New York’unda “küçülen ve zor durumda kalan” orta sınıf üzerine bir araştırma yapmış. Buna göre pandemi, New York City’deki orta sınıfın düşüşünü hızlandırmış; orta gelirli işlerde önemli ölçüde istihdam kaybı yaşanmış ve bu tür işlerde ücret artışı yavaşlamış. Araştırma şu sonuca varıyor: orta sınıfın iktisadi istikrarsızlığı arttı ve iş ve gelir kutuplaşması yoğunlaştı.
Araştırmanın bulgularına göre 2019-2023 yılları arasında New York City, orta gelirli ücretler ödenen 76.000’den fazla işi kaybetmiş; ki bu, bu tür işlerin toplamının neredeyse %5’ine denk geliyor.
Pfizer Başkan Yardımcısı Susman: Mamdani kazandığı için memnunum
Orta gelirli çalışanlar, 2019-2023 yılları arasında %5,4’lük reel ücret artışı görmüş. Bu artış, orta gelirli çalışanlar için ulusal ortalamanın (%3,0) üzerinde olsa da, düşük ücretli çalışanların elde ettiği artıştan (%6,0) daha az ve New York City’deki yüksek ücretli çalışanların elde ettiği artıştan (%18,2) çok çok daha düşükmüş.
Orta gelirli işlerde istihdam azalıyor (özellikle idari işler, memurluk ve inşaat), ücret artışları göreli olarak diğer bölmelerin altında kalıyor; düşük ve yüksek ücretli işlerde ise hem istihdam artıyor, hem de ücretler göreli olarak daha fazla yükseliyor.
Buna bir de, pandemi döneminde göç eden finans sektörünü de eklemek gerek. New York artık finansal hizmetler alanında en yüksek istihdam büyümesine sahip şehir olmaktan giderek uzaklaşıyor. Bloomberg araştırmasına göre, 2020’den 2023’e kadar, yaklaşık 1 trilyon doları yöneten 150’den fazla finans şirketi genel merkezlerini New York’tan başka yerlere taşıdı.
İşgücü İstatistikleri Bürosu’nun verilerine göre, 2020’den sonra finans şirketlerinin taşınması, Teksas’ın en fazla finans istihdamını kazanmasına ve New York’un sektördeki en fazla istihdam kaybını yaşamasına neden oldu.
The New School araştırmasına dönüyorum. Rapor, New York City’nin orta sınıfının “potansiyel erozyonu”nun, iktisatçı Branko Milanovic’in ünlü “fil eğrisi”ni çarpıcı bir şekilde hatırlattığını savunuyor. Bu eğri, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ekonomilerdeki düşük ve orta gelirli kesimin küreselleşmeden önemli ölçüde faydalandığını ve 1980’lerden bu yana gelirlerinin hızlı bir şekilde arttığına işaret ediyor.
Buna karşılık, gelişmiş ekonomilerde, örneğin ABD’de, alt-orta ve orta gelirli kesim, aynı dönemde gelirlerinde herhangi bir artış yaşamadı; fakat dünyanın en zengin %1’i (veya yüksek gelirli bölmesi) önemli gelir artışları kaydetti ve küreselleşmenin kazananları olarak küresel gelir artışından en büyük payı aldı.
“Diğer bir deyişle,” diyor araştırmacı Mohamed Obaidy, “gelişmiş ekonomilerdeki orta gelirli kesim, küreselleşmenin en büyük kaybedenleridir. Eğri, o zamandan beri güncellenmiştir ve hâlâ geçerliliğini korumaktadır.”
Obaidy’ye göre bu fenomen, büyük ölçüde, gelir dağılımında en üst gelir grubunu özellikle kayıran uluslararası ticaret ve finansal kurumsal düzenlemelerden kaynaklanıyor ve bunun zararlı etkilerinden biri, “yerli ve yabancı vatandaşlar arasında siyasi kutuplaşmayı” artırması.
New York Times, “Zohran Mamdani ve Çırpınıp Duran Yuppilerin İntikamı” başlıklı makalede, bu “sınıf”ın örneğini veriyor:
“Brooklyn’de yaşayan üç çocuk annesi Kate Schutzengel, hayatının oldukça iyi olduğunu biliyor.
38 yaşında ve teknoloji sektöründe çalışan Bayan Schutzengel, ailesinin geçen yıl 50.000 dolarlık çocuk bakım masraflarını karşılayabilmesine, kendisi ve eşinin faiz oranları düşükken ev satın alabilmelerine ve pandemi sırasında ipoteklerini yeniden finanse edebilmelerine minnettar.
Şikâyet etmiyor. Ama çocuklarının, yataklarının etrafını perdelerle çevrilmiş tek bir yatak odasını ne kadar süreyle paylaşabileceklerini de merak ediyor. Kendisi ve kocası, nispeten uygun fiyatlı mahalleleri Kensington’da daha büyük daireler aradıklarında, hiçbirinin fiyatı bütçelerine uygun değildi.
Schutzengel, ‘Makul bir şekilde atabileceğimiz bir sonraki adım yok gibi görünüyor,’ diyor.
Bu duygu, ulaşamadıkları ışıltılı zenginliklerle dolu bir şehirden hayal kırıklığına uğramış, genç ve orta sınıfa mensup New Yorklular tarafından da paylaşılıyor. Sınırsız imkanlara sahip bir New York’u –ya da en azından dairelerinde çamaşır makinesi ve kurutma makinesi bulunan bir New York’u– görmek yerine, bir serap görüyorlar.”
NY Times, Mamdani’nin başarısında, “altı haneli maaşları ve üniversite diplomaları sayesinde iktisadi açıdan güvensiz hissetmemeleri gereken bir grup seçmenin” önemli rol oynadığının yadsınamayacağına işaret ediyor. Haberde, Bayan Schutzengel için otobüse binmek için 2,90 dolar ödemenin pek de zor olmadığı, ayrıca kira dondurmanın da ailesini etkilemeyeceği vurgulanıyor.
NY Times ayrıca, Mamdani’nin Cuomo’ya en büyük farkı Park Slope gibi Brooklyn mahallelerinde elde ettiğini, bu mahallelerde Hillary Clinton’ın, 2016 Demokrat başkanlık ön seçimlerinde Senatör Bernie Sanders’ı çift haneli farkla yendiğini hatırlatıyor ve ekliyor: “Mamdani, en zengin mahallelerin çoğunda kazandı, fakat TriBeCa ve Upper East Side gibi en zengin mahallelerde kazanamadı.”
Soylulaştırma ile bağlantısı açık. Haber, bugünün New York’unun, 1970’lerin sonlarında yaşanan mali krizin ardından ortaya çıkan, “daha tehlikeli ve çok daha yoksul bir şehrin enkazından”, New York’un gayrimenkul ve finans güçleri ile yerel Demokratlardan müteşekkil güç odakları tarafından, sosyal statüsü yükselen sakinlerin keyif alması için yaratıldığını vurguluyor. Şehrin medya tekelinin analizine göre, burada büyük bir ironi var: Bu değişiklikler, Mamdani’yi destekleyen yeni bir seçmen kitlesinin oluşmasına yardımcı oldu.
Bir başka New York Times yazarı Jonathan Mahler, “Yılda 120.000, 140.000 dolar kazanıyorlar ve bu, New York’ta üst-orta sınıf bir yaşam sürmek için hiç de yeterli değil. İşte Mamdani’nin seçmenleri bunlar,” diyor.
Dolayısıyla, “orta sınıf”, bir maddi gerçekliğe, bir de ondan neşet eden ama ona indirgenemeyecek bir “ruh haline”, bir “dünya görüşüne” işaret ediyor: İçinde yaşayanlar açısından, enflasyon ve hayat pahalılığı ile somutlaşan bir hayatta kalma korkusu; dışarıdan bakıp kayboluşuna hayıflananlar arasında ise, egemen sınıfın egemenliğini her daim yeniden üretmeye hazır, ama o sınıfa dahil edilmeyenlerin aradan çekilme ihtimalinden duyulan endişe. Lenin’in kriterlerine bakılırsa, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki imtiyazlarını kaybetmelerinin, hem öznel (sınıf düşme) hem de nesnel (kapitalist üretim ve/veya yeniden-üretimin kesintiye uğrama ihtimali) nedenlerle tolere edilemeyecek hale gelmesi…
Bu da bizi, Mamdani’nin programına götürüyor.
Söylediğinin tersini yapmak veya sınıf programı
“Demokratik sosyalist” Mamdani’ye yönelik soldan gelen eleştirilerin en yaygını “gerçek bir devrimci atılımı engellemek için reformizmi pompalayan burjuvazinin truva atı” olması.
Burada esas olarak bir “kandırmaca”ya işaret ediliyor. Ortada bir kandırmacanın gerçekten olduğunu, ama zannedilen şekilde olmadığını düşünüyorum.
Bazen yüksek sesle dillendirilen, bazen ima yoluyla anlatılan varsayım şu: Mamdani ve onun gibiler solcu bir programla ortaya çıkıyorlar ki, ezilenlerin devrimci potansiyelini soğursunlar, düzenin dışına çıkma ihtimaline karşı onları yeniden düzenin bekçi köpekleri ve tel örgülerle çevrili kampına geri döndürsünler, devrimciliğe karşı reformizmin kazığını sınıfın kalbine çakabilsinler.
Bunun her yarım doğru gibi gerçeğin üzerini örttüğünü düşünüyorum. Egemen sınıf programı, yalnızca solun önünü kesmek için değil, bir krize çözüm yolu olarak da oluşturulabilir. Dahası, Mamdani’nin programı reformist olsa bile (ki öyle olmadığını gösterebilmeyi umuyorum), bu programın hangi sınıftan güç aldığının araştırılmamasının da o kadar sınıfsal olduğuna işaret ediyorum: Emeğin toplumsal örgütlenmesinde imtiyazlı bir rol oynadığı halde maddi olarak egemen sınıfa dahil olmayanlar, esas sınıf mücadelesinin kendileri tarafından verildiğinde pek ısrarcıdırlar; çünkü toplumun bütününe dair bilgi üretiminde de, klasik proleterlerden çok daha işlev sahibidirler ve kendi çıkarlarını işçi sınıfının çıkarlarıymış gibi göstermekte pek mahirdirler.
Mamdani programının, tıpkı Trump programı gibi, söylediğinin tersini yaptığı (veya yapacağı) yer şurası: Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu daha da artıracak bir eğilim.
Üstelik, temel kriterler açısından bakıldığında, Mamdani programı ile, örneğin MAGA programı arasındaki kesişimler daha da belirgin: Pfizer Başkan Yardımcısı Susman’a göre, Mamdani şehir yönetimini daha verimli hale getirmeyi, bürokrasiyi azaltmayı ve yeni işletmeler için engelleri azaltmayı taahhüt ediyor. Bunların hepsi, “DOGE” ve Silikon Vadisi’nin Trump’tan elde etmek istedikleri ile uyumlu. Buraya daha sonra değineceğiz.
İşçileri hizmet edecekleri yere taşımak
Bu akılda tutulduğunda, Mamdani’nin “solcu” vaatlerinin Michael Bloomberg ve Bill de Blasio’nunkiler ile benzerliği hayret verici olmaktan çıkıyor. Daha geçen temmuz ayında, yani Mamdani ön seçimleri kazandıktan sonra, ABC’de çıkan bir haber de buna işaret ediyordu: Bloomberg, şehir içi otobüslerin ücretsiz olmasını önermiş, zenginlere yönelik (%18,5’lik emlak vergisi artışı da dahil) yüksek vergi artışlarını savunmuş, uzun süredir ihmal edilmiş mahallelerde süpermarketler inşa etmek için milyonlarca dolarlık bir bütçe ayırmıştı.
2007 yılında Bloomberg, WABC’ye verdiği röportajda toplu taşıma hedeflerinden bahsederek, “En ideal sistemi tasarlayacak olsaydınız, toplu taşımayı ücretsiz hale getirir ve otomobillerden çok yüksek ücretler alırdınız,” demişti.
Kansas City ve Boston’daki süregiden ücretsiz ulaşım programları da dikkat çekiyor. Cuomo’nun belediye başkanlığı için ulaşım planı, Mamdani’nin savunduğu “ücretsiz otobüs pilot programının genişletilmesi”ni değerlendirmek ve düşük gelirli sakinler için toplu taşıma ücretlerinde %50 indirim uygulamasını genişletmeyi içeriyordu.
Neden? Susman, metro/ulaşım altyapısının düzeltilmesinin işverenlerin çıkarına olduğunu savunuyor. “Alım gücü” (affordability) propagandası yapan Mamdani’nin aldatmacası burada ortaya çıkıyor.
Birincisi, özellikle Central Park ve Manhattan bölgesinde sürücülerden alınan “trafik sıkışıklığı ücretlendirmesi” (otomobillerden 15 dolar, kamyonetlerden 24 dolar), otomobil kullanmayı halihazırda zenginlerin ayrıcalığı haline getirmiş durumda. İşe bisikletle ve toplu taşıma araçlarıyla giden Mamdani, şehrin bisiklet yolu ağını genişletmeyi, okulların önündeki araç trafiğine kapalı caddelerin sayısını artırmayı ve trafik sıkışıklığı ücretlendirmesinin trafiği azalttığı için Manhattan’da daha fazla alanı yayalara ayırmayı planlıyor.(3)
Eski Vali Cuomo, trafik sıkışıklığı vergisini savunduğu bir konuşmasında, verginin, genişletilmiş New Tork’un ulaşım müdürlüğü MTA’nın sermaye ihtiyaçlarını karşılamak için tek mantıklı ve gerçekçi seçenek olduğunu savunmuş, Manhattan’a araba ile girmenin bir “lüks” olduğunu ve sadece “çok zengin insanlar”ın bunu karşılayabileceği için çoğu sürücünün bu değişiklikten etkilenmeyeceğini iddia etmişti: “Dış mahalle sakinleri arabalarıyla Manhattan’a girmiyorlar. Buraya bu şekilde gelmiyorlar. Ben Queensli bir çocuğum. Sadece çok zengin insanlar Manhattan’a arabayla girebilir. Geçiş ücreti ödemek zorundasınız. Park ücreti ödemek zorundasınız… Muhtemelen günde 100 dolara yakın bir tutar.”(4)
İkincisi, işçilerin nereden gelip nereye gittiği önemli. Susman’ın Mamdani’nin ulaşım planını hevesle desteklemesinin ardında bu da var. New York eyaletinin raporuna göre, 880.000’den fazla New York sakini, diğer dört idari birimden (borough) Manhattan’a gidip geliyor ve burada Manhattan’da ikamet eden 628.000 işçiye ve şehir dışından gelen 540.000 işçiye katılıyor. Manhattan dışındaki idari birimlerdeki işçilerin, işlerine otomobille gittikleri tespit edilmiş. Tek istisna soylulaştırılmış Fort Greene/Bay Ridge; bu iki semtin yer aldığı Downtown Brooklyn, her ne hikmetse, en geniş metro ağına sahip.
Dahası, New Jersey, neredeyse artık New York City’nin işçi havuzu olmuş durumda. New Jersey’in kuzeyinden New York City’ye gidip gelenlerin sayısı 1990’da 276.000 iken %62 artışla 2022’de 447.000’e ulaşmış. New Jersey’den New York City’ye işçi akışı her on yılda bir artmış ama en büyük artış, şehrin en güçlü istihdam artışını yaşadığı 2010-2019 yılları arasında gerçekleşmiş. Regional Plan Association’ın raporuna göre bu işgücü kaynağı, New York City’nin yeniden canlanması ve New Jersey’deki gelirlerin artmasında önemli bir rol oynadı.
145.000 New Jerseyli, 1990’dan 2019’a kadar Manhattan’daki istihdam büyümesinin %24’ünü ve beş ilçenin dışından gelen tüm yeni yolcuların %72’sini oluşturmuş. Bu çalışanların ücretleri, 2019 yılında New Jersey’in kuzeyinde çalışanların kazandıkları ücretlerden %64 daha yüksekmiş.
Rapora göre, New Jersey ve New York arasındaki ulaşımın gelişmesi kritik önemde. Örneğin, 1996 ile 2003 yılları arasında Midtown Direct hizmetinin başlatılması ve diğer iyileştirmeler, birçok New Jersey Transit yolcusu için Manhattan’a gidiş-dönüş yolculuk süresini 20 dakika kısaltmış. Dolayısıyla, “alım gücü” propagandasının parçası olarak ulaşım vaatleri, New York City’nin işgücü havuzu olarak New Jersey’in konumunu pekiştirir nitelikte.(5) Bu iki mesele, “ücretsiz ulaşım” konusundaki ısrarın nedenlerine ve sonuçlarına işaret ediyor: Trafiği azaltma kisvesi altında mobiliteyi kısıtlama; işçileri uzaktan taşıma imkanlarının geliştirilmesi ve şehir merkezindeki kalabalıkların azaltılması.
Kiraların dondurulması: Emlak tekelleri aportta bekliyor
Aynı şey dört seneliğine kira dondurma vaadi için de geçerli. Birincisi, New York City’de, tıpkı başka Amerikan kentlerinde olduğu gibi, kira dondurmaya uygun olan ve olmayan konutlar var. Kentteki tüm kiralık dairelerin %41’i uygun olan kategorisinde; üstelik bu daireler çoğunlukla 1974’ten önce inşa edilmiş, 6 veya daha fazla daireden oluşan binalarda bulunuyor.
İkincisi, kira dondurma daha önce Bill de Blasio tarafından üç kez uygulandı: 2015, 2016 ve 2020. Tüketici Fiyat Endeksi 2013 ile 2023 arasında %27’den fazla artarken, sabitlenmiş kiralar %12’den az arttı.
Mamdani’nin önerisinden önce, ev sahipleri, bir zamanlar sabit kiralı dairelerde kira artışlarına izin veren birçok mekanizmayı ortadan kaldıran 2019 Konut İstikrarı ve Kiracı Koruma Yasası’nın (HSTPA) etkilerini hissediyorlardı.
On yıllar boyunca ev sahipleri, burada ayrıntılarını yazmamıza gerek olmayan geri ödemeler alabiliyorlardı. HSTPA bunları ortadan kaldırmış görünüyor. Columbia Business School’a göre, bunun sonucu “ertelenen bakım işlerinde dramatik bir artış” ve depolama alanlarında bir patlama oldu; yani, kiralama maliyetinin potansiyel gelirden daha fazla olması nedeniyle eldeki birimlerin kiralanmaması.
New York Küçük Mülk Sahipleri Derneği (SPONY) yönetim kurulu başkanı Ann Korchak, bu noktayı vurguluyor ve “kiracı taşındıktan sonra gerekli yenilemeler için finansal kaynakları olmadığı için 50.000’den fazla dairenin boş olduğunu” söylüyor. Ona göre kira dondurmadan önce bu 50.000 konut halkın kullanımına açılsa çok şey değişir.
Bu 50.000 birim, şehrin kira sabitlemeli konut stokunun yaklaşık %5’ini temsil ediyor. Finansal zorluklar borçlarla daha da ağırlaşıyor. Columbia, 26.000 kira sabitlemeli binanın 105 milyar dolarlık kredi ile teminat altına alındığını tahmin ediyor. HSTPA neden değil; fakat yasa, sabitlenmiş kiralardan beklenen gelirin artık sınırlandırılması nedeniyle borçların yeniden finansmanını veya yeniden yapılandırılmasını çok daha zor hale getirmiş. Örneğin Bronx’ta bazı mülk sahipleri, amiyane tabirle “astarı yüzünden pahalıya” geldiği için yok pahasına mallarını elden çıkarmak zorunda kalmaya başlamış: Bu evlerin sahipleri, ortalama ev fiyatlarının en az %10’u indirimle evlerini satışa koyuyor ve çok daha uzun süre satışta kalıyormuş.
Bu bağlamda, kulağa hoş gelen kira dondurmalarının sonuçlarını tahmin etmek zor değil: Küçük mülk sahiplerinin, mali açıdan güçlü emlak şirketlerine yenilmesi; soylulaştırılan mahallelerin de soylulaştırılması için yeni bir itki (zira kelepir evlerin kentsel dönüşüme tabi tutulması, büyük şirketlerin kira dondurulmasından da kurtulması demek); daireleri boş tutan ya da depolama alanı olarak kullandıran spekülatörlerin çoğalması.
Dolayısıyla, işçilere yönelik “uygun” evler safsatası, konut stokunun halihazırda piyasaya tabi olduğu ve en başından eşitsiz bir ilişkiyi yansıtması nedeniyle vaat ettiği şeyin tam tersine neden olur.(6) New York City’nin Kira Yönergeleri Kurulu’nun (RGB) araştırmasından uzunca aktarıyorum:
“Uzun vadede bakıldığında, Gelir ve Satın Alınabilirlik araştırması, 1968’den 2024’e kadar, mevcut kira sabitleme sistemimizin tüm süresi boyunca, kiraların %1.017 arttığını, diğer tüm ölçülen malların maliyetlerinin ise %826 arttığını göstermektedir. New York’un konut satın alınabilirliği krizinin ülke çapındaki konut krizini yansıttığını sık sık duyuyoruz, fakat aynı dönemde ülke genelinde kira ile diğer maliyetler arasındaki fark belirgin şekilde daha azdı: kira %870, diğer tüm maliyetler ise %801 arttı.
New York City’deki kiralar, ücretlerden çok daha hızlı artmıştır. Sonuç olarak, bugün kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %46’sı kira yükü altındadır; bu oran, piyasa fiyatından kira ödeyen kiracılardan %5 daha yüksektir. AMI’nın [Bölge Medyan Geliri] %50’sinden az kazanan kira sabitlemesi uygulanan kiracılar arasında, şaşırtıcı bir şekilde yüzde 84’ü kira yükü altındadır.
Bu yılki Gelir ve Uygunluk araştırması, 2020’den bu yana ilk kez işsizlikte hafif bir artış olduğunu da göstermiştir. Bugün işsizlik başvuruları 2019’a göre beş kat daha fazla. Kiracıların beşte biri (% 20,5) federal yoksulluk seviyesinin altında yaşıyor ve bu seviye iktisadi güvenliğin gerçek maliyetinin çok altında.
Belki de en endişe verici olanı, New Yorkluların enflasyona göre ayarlanmış gelirlerinin %0,4 düşüş göstermesi ve bu düşüşün geçen yılki %1,8’lik düşüşü daha da ağırlaştırmasıdır. Bu yılki reel ücretlerdeki düşüş, kira sabitlemesi uygulanan ortalama bir hanenin yıllık net gelirinde 240 dolarlık bir azalmaya tekabül ediyor. Bu haneler, geçen yılki bir yıllık RGB kira artışına bağlı olarak 486 dolar daha fazla kira ödemek zorunda kalıyor.
Yukarıdakiler göz önüne alındığında, 2024 yılında New York City sakinlerinin kişisel iflas başvurularının yaklaşık %14 artması üzücü ama şaşırtıcı değil. Bu, başvuruların art arda ikinci kez artış gösterdiğini gösteriyor. Bu arada, nakit yardım vakaları beşinci yıl üst üste artarak şu anda yarım milyon hanenin üzerine çıktı; bu, 2019’a göre %66’lık endişe verici bir artış anlamına geliyor. Kira borçları için ‘tek seferlik yardımlar’ da dahil olmak üzere acil durum yardımları, 2008 finans krizinden bu yana en yüksek seviyeye (135.470 hane) ulaştı.”
Dolayısıyla işçilerin, yoksulların, renkli halkların başta Manhattan olmak üzere kibar semtlerden uzaklaştırılırken, onların taşınmasının ve barınmasının planlanması birbirine paralel ilerliyor.
Tanzim satış: Reformizmin kötüsü
Bir de beslenme var, ona da değinip birinci bölümü kapatıyorum. Mamdani, her borough’ya birer “tanzim satış” mağazası açacağını vaat ediyor. Joe Biden’ın (ve Recep Tayyip Erdoğan’ın!) daha önce yaptığı gibi, yeni belediye başkanı gıda enflasyonundan, perakendecilerin fiyatları şişirmesini sorumlu tutuyor. New York City’nin sahip olacağı tanzim satış mağazaları, “kâr amacı gütmeden çalışacakları” için fiyatları düşürecek; en azından iddiası bu.
Peki nasıl? Geçen temmuz ayında, önerisi için “şirket [corporate] marketlere” verilen 140 milyon dolarlık şehir sübvansiyonundan yararlanabileceğini ima etti. O zamanlar, Mamdani’nin FRESH programını kastettiği söyleniyordu. Daha sonra, tanzim satış planının şehre “sadece 60 milyon dolara” mal olacağını iddia etti.
Birincisi, Mamdani’nin hesabı doğru değil. Şehrin internet sitesinde göre, 140 milyon dolar aslında, “FRESH aracılığıyla NYC ekonomisine yatırılan para miktarını” ifade ediyor ve bu 12 yılı kapsıyor. Aynı 12 yıllık süre zarfında, FRESH programı kapsamında katılımcı marketlere sadece 30 milyon dolarlık vergi indirimi sağlanmış. Beş birimde “gıda çöllerini” azaltmayı amaçlayan toplam 27 market, FRESH indirimlerinden yararlanmış.
“Gıda çölleri”, uygun fiyatlı ve besleyici gıdalara erişimi sınırlı olan mahalleleri ve toplulukları tanımlıyor. ABD Tarım Bakanlığı “gıda çölü”nü, yoksulluk oranının en az %20 olduğu ve topluluk sakinlerinin %33’ünün kentsel alanlarda en yakın marketten 1 mil, kırsal alanlarda ise en yakın marketten 10 mil uzakta yaşadığı bir topluluk olarak tanımlıyor.
Dahası, tanzim satış mağazaları yeni bir fikir de değil.(7) Örneğin Kansas City başta olmak üzere, Atlanta, Chicago ve Madison gibi birçok Amerikan kentinde bu uygulama var. Washington Post, bu uygulamaları aktardıktan sonra, eleştirmenlerin, marketlerin kâr marjlarının çok düşük olması ve Walmart gibi büyük zincirlerin sunduğu fiyatlarla rekabet etmekte zorlanmaları nedeniyle bu çabaların gerçekçi olmadığını söylediğini yazıyor.
Habere göre son aylarda Florida ve Massachusetts’te yüksek profilli tanzim satış projeleri başarısızlıkla sonuçlanmış.
Boston bölgesinde mayıs ayında kapanan bir düşük maliyetli market zinciri kuran eski Trader Joe’s başkanı Doug Rauch, “Bir market işletmek zor bir iştir. Misyonunuza inançla bağlı olabilirsiniz, fakat bu tür işletmeleri nasıl yöneteceğiniz konusunda geniş bir deneyim ve bilgiye sahip değilseniz, gerçekten zor durumda kalırsınız,” diyor.
Ayrıca, özellikle Kansas City’deki ürünlerin kalitesi gitgide düşmüş. Başlangıçta bu marketleri destekleyen bir şehir sakini domatesler için “Bu çok üzücü,” demekten kendini alamıyor. Marketin etrafındaki güvenlik sorunu da cabası.
Bir başka mesele ise, marketlerin büyük kâr marjlarıyla çalışmıyor oluşu. Kâr marjları %1 ila %3 civarında değişiyor ve fiyatlar büyük ölçüde hacmi önceliklendiren tedarikçiler tarafından belirleniyor. Dolayısıyla tek bir market (veya Mamdani’nin öngördüğü türde 5 marketten oluşan küçük bir ağ) büyük bir zincir kadar iyi bir anlaşma yapamıyor. Bu durumda küçük bakkallar ve marketler daha da zor duruma düşürken, belediye mağazaları da toptancılardan büyük süpermarket zincirleri gibi ucuza mal alamaz. Dolayısıyla ancak üretim ve tedarik zincirleri de kamunun kontrolüne geçerse yoksulların karnını daha iyi ve ucuz besinlerle doyurmak mümkün olur.(8)
Üstelik, ürün çeşidi konusunda yaşanacak kafa karışıklığı, zenginlerle yoksulların alışveriş mekanlarının ve diyetlerinin daha da ayrışmasına neden olacak. New York Times, “Fakat o, New Yorklulara sosyalist fiyatlarla kapitalist tüketici markası seçeneği sunmak istiyor. Mamdani’nin sosyalizm anlayışı, kolektif, işbirliğine dayalı fedakârlık değil, bireyci, maliyetsiz, ödünsüz bir sosyalizmdir,” diye yazıyor.(9)
Mamdani’nin New York’u, “orta sınıf”ı kurtarmaktan ziyade, yoksulları ayak altından çekecek kastlaşmış bir megakente işaret ediyor. Segregasyonun normalleşmesi, Cumhuriyetçilerle Demokratları ortaklaşan bir egemen sınıf programı gibi görünüyor. Yapay zeka ve bürokrasinin azaltılmasında zemin düzlenirken, “yeşil dönüşüm”, sanayi politikaları ve göç meselesinde çatallanmabaşlıyor. Bir sonraki yazıda buna, yani olası “Mamdanomics”e işaret edecek ve Demokrat parti’nin yeniden inşasında Mamdani ve başka bazı isimlere düşen role göz atarak diziyi bitireceğiz.
(1) Mesela The Guardian’da yazan Nesrine Malik, tam tersine, Mamdani’nin zaferinin, “kimlik” siyasetinin seçim kazandırabileceğini gösterdiğine inanıyor.
(2) İki istisna var: Ortalama yoksulluk sınırının da altında yer alan ve Demokratik ön seçimlerde Cuomo’ya açık farkla kaybettiği Brownsville ve East Flatbush’ta Mamdani, işleri tamamen tersine çevirmiş görünüyor.
(3) Bir araştırmaya göre, son 50 yılda, New Yorkluların sahip olduğu araç sayısı 640.000 artarak toplam araç sayısında %45’lik bir artışa neden oldu. Bu süre zarfında nüfus ise sadece %11 arttı. Araç sahibi olmayan hanelerin ortalama geliri 45.769 iken, araç sahibi olanların ortalama geliri 90.100 dolar.
(4) İnanılmaz ama, Cuomo 2019 yılında ölümüne desteklediği vergiden, 2023’te şüphe duymaya başlamıştı: “Koşullar değişti. Maliyet çok yükseldi… Suç oranının yüksek olduğu, evsizlerin olduğu New York City’ye girmek için daha yüksek bir geçiş ücreti ödemek istemiyorum. Evde kalacağım. Bugünün gerçekliğini gösteren bir analiz görmek isterim Ücretleri artırırsanız, daha fazla insanın evde kalmasına neden olur musunuz, bu da aslında daha az para kazanmanıza neden olur mu?” Vergilerin esas olarak kalabalık sınıflardan toplandığını anlayamayan bir garip vali!
(5) 2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre, çoğunluğu işçi olan New Jersey’den gelen yolcular, Hudson Nehri’ni New Jersey Transit (NJT) banliyö treni (17,2%), otobüs (37%), New York ve New Jersey Liman İdaresi tarafından işletilen PATH trenleri (23,4%), özel feribot hizmeti (3,4%) veya otomobil (19%) ile geçiyor. Sonuç: New York’a giriş ve çıkışların nispeten uzun sürmesi ve yüksek maliyetli olması nedeniyle, Hudson Nehri’ni araba ile geçmek, araştırmaya katılanlar için cazip bir seçenek değil.
(6) 2023 yılından bir New York Times haberi şu bilgileri veriyor: Kira sabitlemesi uygulanan dairelerin aylık kira ortalaması 1.400 dolar iken, düzenlemeye tabi olmayan dairelerin kira ortalaması 1.845 dolar. Şehrin kira kurulu, kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %22’sinin kira ödemelerinde gecikme yaşadığını; kira sabitlemesi uygulanan kiracılar arasında, %17’sinin geçmişte tahliye edilmiş veya tahliye edilme korkusuyla taşınmış, %13’ünün ise 2024’te resmi veya gayri resmi tahliye girişimine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Ayrıca, Kurul önünde yapılan Columbia Yoksulluk İzleme Raporu sunumuna göre, kira sabitlemesi uygulanan kiracıların %17’si 2024’te en az bir kez ay sonuna kadar parasız kalmış.
(7) New York City belediyesi bile on yıllardır gıda perakendeciliği işinde: 1930’larda, Belediye Başkanı Fiorello LaGuardia, şehir sokaklarını tıkayan gıda arabaları için hijyenik alanlar sağlamak amacıyla şehir tarafından işletilen kapalı pazarlar ağı kurmuş. Bu LaGuardia pazarlarından altısı bugün hâlâ faaliyet gösteriyor ve bu pazarlar, gıda fiyatlarının daha düşük olmasını sağlamak için satıcıların kiralarını piyasa fiyatının altında tutan şehrin Ekonomik Kalkınma Kurumu tarafından işletiliyor.
(8) Bizdeki süpermarket zincirlerine benzer bir mantıkla, bazı büyük New York süpermarket işletmecileri, üreticilerden ürün satın alan ve gelirlerini üyelerle paylaşan gıda dağıtımcılarının sahipliğinde ortaklar. Bu işletmeciler, kâr amacı gütmeyen bir kamu kuruluşunun bu ağlara katılmasını kabul etmiyor. Şehrin kendi merkezi dağıtım ve toplu alım sistemini kurması konusunda ise, Gristedes ve D’Agostino’s zincirlerinin sahibi olan Cumhuriyetçi milyarder John Catsimatidis, böyle bir yatırımın ancak şehrin en az 100 mağaza işletmesi durumunda mantıklı olacağını söylüyor.
(9) Bu arada Mamdani, Elektronik Yardım Transferi (EBT) uygulamasındaki “sahtekârlıkları” bahane ederek, “temassız” yardım katlarına geçişi savunuyor. EBT, geleneksel gıda kuponlarının elektronik bir alternatifi olarak hizmet veriyor ve alıcıların gıda alımları için Ek Beslenme Yardım Programı (SNAP) avantajlarından yararlanmalarını sağlıyor. Trump yönetiminin etrafındaki “liberter” kurumlar SNAP’in ne kadar da zarar yarattığını anlatadursun, Mamdanimarketlerin temassız EBT’ler aracılığıyla gözetleme ve denetim mekanizmasını artırarak “kaçakları” azaltmayı planladığı açık.
Amerika
New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.
New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.
Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.
New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.
Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.
Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.
Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.
Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.
Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.
Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.
New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.
Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.
Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.
New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.
CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.
Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.
New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.
Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.
Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.
Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.
Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.
Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.
Amerika
Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.
Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.
Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.
İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.
“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler
Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.
İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.
Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.
Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.
Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.
Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti
YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.
Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.
Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.
Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.
1,8 milyar dolarlık fon tartışması
İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.
Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.
Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.
Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.
Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”
Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.
Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.
The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.
Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.
Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.
Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor
Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.
Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.
Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.
Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.
Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.
Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.
Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.
Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.
Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.
Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.
Amerika
Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.
ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.
Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.
Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.
Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.
Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.
MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.
Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.
Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.
CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.
Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.
FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.
Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.
MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












