Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mearsheimer: ABD, İran’a yönelik tek taraflı askeri müdahale seçeneğini değerlendiriyor

Yayınlanma

Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin askeri boyutunu ve 2026 başındaki diplomatik manevraları değerlendirdi. Mearsheimer, İsrail’in savunma kapasitesindeki yetersizlikler nedeniyle olası bir çatışmanın dışında kalmayı tercih ettiğini ve ABD ordusunun “mutlak zafer” garantisi verememesi üzerine 14 Ocak’ta planlanan hava harekatının askıya alındığını kaydetti.

Uluslararası ilişkiler teorisinin önde gelen isimlerinden ve Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta, küresel güvenlik mimarisini tehdit eden üç ana fay hattı olan İran, Ukrayna ve Çin meselelerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Mearsheimer, özellikle 2026 yılı başında Ortadoğu’da yaşanan askeri hareketliliğin perde arkasını aralayarak, Washington ve Tel Aviv hattındaki stratejik anlaşmazlıkları gün yüzüne çıkardı.

Mearsheimer, ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekat senaryosunda İsrail’in doğrudan müdahil olmayacağını söyledi.

Tel Aviv yönetiminin, İran’ın balistik füze kapasitesi karşısında kendi hava savunma sistemlerinin yetersiz kalacağından endişe ettiğini belirten Mearsheimer, bu durumun operasyonel planlamayı değiştirdiğini vurguladı.

Mearsheimer, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Tüm göstergeler, İsrail’in saldırıya katılmayacağını, operasyonun ABD tarafından tek taraflı icra edileceğini ortaya koyuyor. İranlılar hem ABD’ye hem de İsrail’e net bir mesaj iletti: Eğer sadece ABD saldırırsa, İran yine de İsrail’i ve bölgedeki Amerikan askeri tesislerini hedef alacak, ayrıca Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişiminde bulunacaktır.”

İsrail’in stratejik tercihinin çatışmanın dışında kalmak olduğunu savunan Mearsheimer, Tel Aviv’in savunma kapasitesine dair şu tespitte bulundu:

“İsraillilerin çatışmanın dışında kalmak istediğine inanıyorum çünkü İran balistik füzelerini savuşturacak savunma kapasitesine sahip olduklarını düşünmüyorum. Bu nedenle geri planda durmaya çalışıyorlar; ancak Tahran yönetimi onlara geri planda kalamayacaklarını bildiriyor.”

Siyaset bilimci, 2026 yılı başında, özellikle 28 Aralık 2025 ile 14 Ocak 2026 tarihleri arasında İran’da yaşanan protestolar sırasında Washington’ın askeri müdahalenin eşiğinden döndüğünü ifade etti.

Mearsheimer’a göre, Başkan Trump’ın hava harekatı emrini vermesini engelleyen iki temel faktör bulunuyordu.

Birinci faktörün İsrail’in talebi olduğunu belirten Mearsheimer, süreci şöyle detaylandırdı:

“14 Ocak’ta Başkan Trump’ın jetleri durdurmasına neden olan birinci etken, İsraillilerin kendisinden İran’a saldırmamasını istemesiydi. İsrailliler, savunma yeteneklerinin İran’dan gelecek kitlesel bir balistik füze saldırısını karşılamada yetersiz kalacağını idrak etmişti. Aradan geçen sürede hiçbir şey değişmedi; İsrail hala kendini savunabilecek pozisyonda değil.”

İkinci ve daha kritik faktörün ise Pentagon’un (ABD Savunma Bakanlığı) sahadaki gerçeklere dayanan raporu olduğunu kaydeden Mearsheimer, Amerikan komuta kademesinin siyasi yönetimi uyardığını dile getirdi:

“Amerikan ordusu o gün Başkan’a, protestoların sona erdiğini ve askeri güç kullanılması durumunda kesin bir zaferin garanti edilemeyeceğini bildirdi. Komutanlar, rejimi devirme veya kaosu derinleştirme hedefine ulaşılacağının taahhüdünü veremedi. Bu nedenle Trump operasyondan vazgeçti.”

Washington’ın Tahran’a yönelik nihai hedefinin nükleer programı durdurmaktan ziyade rejim değişikliği olduğunu savunan Mearsheimer, 2025 sonundaki protestoların bu stratejinin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Prof. Mearsheimer, protestocuları “sahadaki fiili unsurlar” (boots on the ground) olarak nitelendirdi.

Analist, ABD’nin stratejik hedeflerini şu sözlerle açıkladı:

“Trump’ın talepleri -sivil nükleer programın sonlandırılması, füzelerin imhası ve vekil güçlerin desteğinin kesilmesi-kabul edilemez niteliktedir ve İran buna asla onay vermeyecektir. Asıl hedef rejim değişikliğidir. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi kaos yaratarak İran’ı parçalamak istediler. 14 Ocak’ta yapılması planlanan, sahadaki protestocularla Amerikan ordusunun koordineli çalışarak rejimi devirmesiydi.”

Mearsheimer, protestoların sönümlenmesi ve İran devlet aygıtının kontrolü yeniden sağlamasıyla birlikte, ABD’nin elindeki askeri seçeneklerin işlevsizleştiğini belirtti.

“Tomahawk füzelerinin sayısını artırmak veya Körfez’e daha fazla güç yığmak rejimi devirmeye yetmez” diyen Mearsheimer, mevcut durumda yapılacak sınırlı bir saldırının sadece “itibar kurtarma” (saving face) amacı taşıyacağını, ancak bunun da topyekûn bir savaşı tetikleme riski barındırdığını vurguladı.

İran’daki protestolar sırasında Tahran yönetiminin iletişim altyapısını kontrol etme başarısına değinen Mearsheimer, bu süreçte Moskova ve Pekin’in kritik rol oynadığını öne sürdü. Batı blokunun İran’a soktuğu Starlink terminallerinin etkisiz hale getirilmesinde Rus ve Çin istihbaratının teknik destek sağladığına işaret edildi.

Mearsheimer konuya ilişkin şunları kaydetti:

“İran, ülke içindeki Starlink sistemini kapatmayı başardı. Hemen herkes, bunun Ruslar ve Çinlilerden alınan ciddi yardımlarla gerçekleştiğini söylüyor. Rusya ve Çin’in istihbarat ve malzeme desteği sağladığına eminim; ancak bu, doğrudan bir çatışmaya müdahil olacakları anlamına gelmiyor.”

Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin Abu Dabi’de yürütülen müzakere süreçlerini de değerlendiren Mearsheimer, bu görüşmelerin sonuç üretmekten uzak olduğunu vurguladı.

Tarafların talepleri arasındaki mesafenin kapanamaz boyutta olduğunu belirten profesör, Batı medyasında yer alan “anlaşmaya yaklaşıldı” yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Mearsheimer’ın müzakerelere dair analizi şu şekilde:

“Abu Dabi’de gerçekleşen sözde müzakereler ciddiyetten uzaktır. Rusya’nın talepleri ile Ukrayna ve Avrupalıların teklifleri arasında ışık yılı kadar mesafe var. Rusya’nın ana taleplerinin hiçbiri üzerinde uzlaşı sağlanamadı. Zelenskiy’in toprak vermeyeceğine dair açıklamaları iç kamuoyuna yönelik olsa da, Ruslar ciddiye alsa masadan kalkardı. Bu süreç bir paravandır.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “propaganda savaşını” yönetmek adına müzakere masasında makul ve uzlaşmacı bir profil çizdiğini belirten Mearsheimer, Jared Kushner gibi isimlerin yürüttüğü arka kapı diplomasisinin “boş retorikten” öteye geçmediğini kaydetti.

Biden döneminde ABD’nin Rusya ile fiilen bir savaşın eşiğine geldiğini, ancak Trump yönetiminin bu politikayı değiştirmeye çalıştığını belirten Mearsheimer, buna rağmen Washington’ın çatışmadan tamamen çekilemediğini vurguladı.

“Trump’ın iyi niyetli olması, Ruslar için bir tehdit olmadığı anlamına gelmez” diyen Mearsheimer, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat, lojistik ve silah desteğinin sürdüğünü, bu durumun Moskova tarafından “Soğuk Savaş”ın ötesinde, doğrudan bir tehdit olarak algılandığını belirtti.

Avrupa’nın güvenlik mimarisine dair karamsar bir tablo çizen Mearsheimer, ABD’nin NATO’dan resmen veya fiilen çekilmesi durumunda Avrupa Birliği’nin (AB) ve kıta güvenliğinin çökebileceği uyarısında bulundu.

Mearsheimer, ABD’nin çekilmesi senaryosunu şu sözlerle analiz etti:

“Eğer ABD çekilirse, NATO sona erer. Şu anda ABD’nin ‘yatıştırıcı’ (pacifier) rolüyle baskıladığı merkezkaç kuvvetleri açığa çıkar. Avrupalı devletlerin bir araya gelip Rusya’ya karşı birleşik bir caydırıcılık stratejisi oluşturması mümkün görünmüyor. Her ülke kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktır.”

AB’nin başarısının büyük ölçüde NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesine bağlı olduğunu hatırlatan Mearsheimer, bu şemsiyenin kalkmasının Avrupa’daki ekonomik ve siyasi entegrasyonu da olumsuz etkileyeceğini savundu.

Son olarak ABD-Çin ilişkilerine değinen Prof. Mearsheimer, iki süper güç arasındaki durumun “Soğuk Savaş” olarak tanımlanması gerektiğini yineledi.

Güvenlik rekabetinin kaçınılmaz olduğunu belirten Mearsheimer, “Tek umudumuz, 1947-1989 arasında Sovyetler Birliği ile olduğu gibi, bu soğuk savaşın sıcak bir çatışmaya dönüşmemesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Röportaj, Mearsheimer’ın Washington’daki karar alıcıların ve medyanın İsrail’in nükleer silah kapasitesi gibi “odadaki fil” olarak nitelendirilen konuları tartışmaktan kaçındığı yönündeki eleştirisiyle son buldu.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English