Diplomasi
Mearsheimer: ABD, İran’a yönelik tek taraflı askeri müdahale seçeneğini değerlendiriyor

Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin askeri boyutunu ve 2026 başındaki diplomatik manevraları değerlendirdi. Mearsheimer, İsrail’in savunma kapasitesindeki yetersizlikler nedeniyle olası bir çatışmanın dışında kalmayı tercih ettiğini ve ABD ordusunun “mutlak zafer” garantisi verememesi üzerine 14 Ocak’ta planlanan hava harekatının askıya alındığını kaydetti.
Uluslararası ilişkiler teorisinin önde gelen isimlerinden ve Chicago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta, küresel güvenlik mimarisini tehdit eden üç ana fay hattı olan İran, Ukrayna ve Çin meselelerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Mearsheimer, özellikle 2026 yılı başında Ortadoğu’da yaşanan askeri hareketliliğin perde arkasını aralayarak, Washington ve Tel Aviv hattındaki stratejik anlaşmazlıkları gün yüzüne çıkardı.
Mearsheimer, ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekat senaryosunda İsrail’in doğrudan müdahil olmayacağını söyledi.
Tel Aviv yönetiminin, İran’ın balistik füze kapasitesi karşısında kendi hava savunma sistemlerinin yetersiz kalacağından endişe ettiğini belirten Mearsheimer, bu durumun operasyonel planlamayı değiştirdiğini vurguladı.
Mearsheimer, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Tüm göstergeler, İsrail’in saldırıya katılmayacağını, operasyonun ABD tarafından tek taraflı icra edileceğini ortaya koyuyor. İranlılar hem ABD’ye hem de İsrail’e net bir mesaj iletti: Eğer sadece ABD saldırırsa, İran yine de İsrail’i ve bölgedeki Amerikan askeri tesislerini hedef alacak, ayrıca Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişiminde bulunacaktır.”
İsrail’in stratejik tercihinin çatışmanın dışında kalmak olduğunu savunan Mearsheimer, Tel Aviv’in savunma kapasitesine dair şu tespitte bulundu:
“İsraillilerin çatışmanın dışında kalmak istediğine inanıyorum çünkü İran balistik füzelerini savuşturacak savunma kapasitesine sahip olduklarını düşünmüyorum. Bu nedenle geri planda durmaya çalışıyorlar; ancak Tahran yönetimi onlara geri planda kalamayacaklarını bildiriyor.”
Siyaset bilimci, 2026 yılı başında, özellikle 28 Aralık 2025 ile 14 Ocak 2026 tarihleri arasında İran’da yaşanan protestolar sırasında Washington’ın askeri müdahalenin eşiğinden döndüğünü ifade etti.
Mearsheimer’a göre, Başkan Trump’ın hava harekatı emrini vermesini engelleyen iki temel faktör bulunuyordu.
Birinci faktörün İsrail’in talebi olduğunu belirten Mearsheimer, süreci şöyle detaylandırdı:
“14 Ocak’ta Başkan Trump’ın jetleri durdurmasına neden olan birinci etken, İsraillilerin kendisinden İran’a saldırmamasını istemesiydi. İsrailliler, savunma yeteneklerinin İran’dan gelecek kitlesel bir balistik füze saldırısını karşılamada yetersiz kalacağını idrak etmişti. Aradan geçen sürede hiçbir şey değişmedi; İsrail hala kendini savunabilecek pozisyonda değil.”
İkinci ve daha kritik faktörün ise Pentagon’un (ABD Savunma Bakanlığı) sahadaki gerçeklere dayanan raporu olduğunu kaydeden Mearsheimer, Amerikan komuta kademesinin siyasi yönetimi uyardığını dile getirdi:
“Amerikan ordusu o gün Başkan’a, protestoların sona erdiğini ve askeri güç kullanılması durumunda kesin bir zaferin garanti edilemeyeceğini bildirdi. Komutanlar, rejimi devirme veya kaosu derinleştirme hedefine ulaşılacağının taahhüdünü veremedi. Bu nedenle Trump operasyondan vazgeçti.”
Washington’ın Tahran’a yönelik nihai hedefinin nükleer programı durdurmaktan ziyade rejim değişikliği olduğunu savunan Mearsheimer, 2025 sonundaki protestoların bu stratejinin bir parçası olduğunu dile getirdi.
Prof. Mearsheimer, protestocuları “sahadaki fiili unsurlar” (boots on the ground) olarak nitelendirdi.
Analist, ABD’nin stratejik hedeflerini şu sözlerle açıkladı:
“Trump’ın talepleri -sivil nükleer programın sonlandırılması, füzelerin imhası ve vekil güçlerin desteğinin kesilmesi-kabul edilemez niteliktedir ve İran buna asla onay vermeyecektir. Asıl hedef rejim değişikliğidir. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi kaos yaratarak İran’ı parçalamak istediler. 14 Ocak’ta yapılması planlanan, sahadaki protestocularla Amerikan ordusunun koordineli çalışarak rejimi devirmesiydi.”
Mearsheimer, protestoların sönümlenmesi ve İran devlet aygıtının kontrolü yeniden sağlamasıyla birlikte, ABD’nin elindeki askeri seçeneklerin işlevsizleştiğini belirtti.
“Tomahawk füzelerinin sayısını artırmak veya Körfez’e daha fazla güç yığmak rejimi devirmeye yetmez” diyen Mearsheimer, mevcut durumda yapılacak sınırlı bir saldırının sadece “itibar kurtarma” (saving face) amacı taşıyacağını, ancak bunun da topyekûn bir savaşı tetikleme riski barındırdığını vurguladı.
İran’daki protestolar sırasında Tahran yönetiminin iletişim altyapısını kontrol etme başarısına değinen Mearsheimer, bu süreçte Moskova ve Pekin’in kritik rol oynadığını öne sürdü. Batı blokunun İran’a soktuğu Starlink terminallerinin etkisiz hale getirilmesinde Rus ve Çin istihbaratının teknik destek sağladığına işaret edildi.
Mearsheimer konuya ilişkin şunları kaydetti:
“İran, ülke içindeki Starlink sistemini kapatmayı başardı. Hemen herkes, bunun Ruslar ve Çinlilerden alınan ciddi yardımlarla gerçekleştiğini söylüyor. Rusya ve Çin’in istihbarat ve malzeme desteği sağladığına eminim; ancak bu, doğrudan bir çatışmaya müdahil olacakları anlamına gelmiyor.”
Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin Abu Dabi’de yürütülen müzakere süreçlerini de değerlendiren Mearsheimer, bu görüşmelerin sonuç üretmekten uzak olduğunu vurguladı.
Tarafların talepleri arasındaki mesafenin kapanamaz boyutta olduğunu belirten profesör, Batı medyasında yer alan “anlaşmaya yaklaşıldı” yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Mearsheimer’ın müzakerelere dair analizi şu şekilde:
“Abu Dabi’de gerçekleşen sözde müzakereler ciddiyetten uzaktır. Rusya’nın talepleri ile Ukrayna ve Avrupalıların teklifleri arasında ışık yılı kadar mesafe var. Rusya’nın ana taleplerinin hiçbiri üzerinde uzlaşı sağlanamadı. Zelenskiy’in toprak vermeyeceğine dair açıklamaları iç kamuoyuna yönelik olsa da, Ruslar ciddiye alsa masadan kalkardı. Bu süreç bir paravandır.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “propaganda savaşını” yönetmek adına müzakere masasında makul ve uzlaşmacı bir profil çizdiğini belirten Mearsheimer, Jared Kushner gibi isimlerin yürüttüğü arka kapı diplomasisinin “boş retorikten” öteye geçmediğini kaydetti.
Biden döneminde ABD’nin Rusya ile fiilen bir savaşın eşiğine geldiğini, ancak Trump yönetiminin bu politikayı değiştirmeye çalıştığını belirten Mearsheimer, buna rağmen Washington’ın çatışmadan tamamen çekilemediğini vurguladı.
“Trump’ın iyi niyetli olması, Ruslar için bir tehdit olmadığı anlamına gelmez” diyen Mearsheimer, ABD’nin Ukrayna’ya istihbarat, lojistik ve silah desteğinin sürdüğünü, bu durumun Moskova tarafından “Soğuk Savaş”ın ötesinde, doğrudan bir tehdit olarak algılandığını belirtti.
Avrupa’nın güvenlik mimarisine dair karamsar bir tablo çizen Mearsheimer, ABD’nin NATO’dan resmen veya fiilen çekilmesi durumunda Avrupa Birliği’nin (AB) ve kıta güvenliğinin çökebileceği uyarısında bulundu.
Mearsheimer, ABD’nin çekilmesi senaryosunu şu sözlerle analiz etti:
“Eğer ABD çekilirse, NATO sona erer. Şu anda ABD’nin ‘yatıştırıcı’ (pacifier) rolüyle baskıladığı merkezkaç kuvvetleri açığa çıkar. Avrupalı devletlerin bir araya gelip Rusya’ya karşı birleşik bir caydırıcılık stratejisi oluşturması mümkün görünmüyor. Her ülke kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktır.”
AB’nin başarısının büyük ölçüde NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesine bağlı olduğunu hatırlatan Mearsheimer, bu şemsiyenin kalkmasının Avrupa’daki ekonomik ve siyasi entegrasyonu da olumsuz etkileyeceğini savundu.
Son olarak ABD-Çin ilişkilerine değinen Prof. Mearsheimer, iki süper güç arasındaki durumun “Soğuk Savaş” olarak tanımlanması gerektiğini yineledi.
Güvenlik rekabetinin kaçınılmaz olduğunu belirten Mearsheimer, “Tek umudumuz, 1947-1989 arasında Sovyetler Birliği ile olduğu gibi, bu soğuk savaşın sıcak bir çatışmaya dönüşmemesidir” değerlendirmesinde bulundu.
Röportaj, Mearsheimer’ın Washington’daki karar alıcıların ve medyanın İsrail’in nükleer silah kapasitesi gibi “odadaki fil” olarak nitelendirilen konuları tartışmaktan kaçındığı yönündeki eleştirisiyle son buldu.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum











