Avrupa
Merz: Demokrasi dersine ihtiyacımız yok

Almanya’nın yeni Şansölyesi Friedrich Merz, göreve başlamasının ardından Die Zeit gazetesine verdiği ilk kapsamlı mülakatta, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna meselesini ele aldığını belirterek transatlantik ittifakın önemine vurgu yaptı. Merz, Almanya’nın demokrasi konusunda kimseden ders almayacağını ifade ederken, iç politikada toplumsal bütünleşme ve göç konusunda Avrupa ile ortak hareket etme niyetinde olduklarını kaydetti.
Almanya’nın Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili yeni Şansölyesi Friedrich Merz, 15 Mayıs 2025 tarihinde Die Zeit gazetesinde yayımlanan mülakatında, göreve başlamasının ardından geçen ilk haftayı değerlendirdi ve iç ve dış politikaya dair önemli mesajlar verdi.
Merz, ikinci turda şansölye seçilmesinin icraatları açısından bir sorun teşkil etmediğini belirterek, “Koalisyon istikrarlı bir meclis çoğunluğuna sahip,” dedi.
Şansölyelik görevine hızlı bir başlangıç yapan Merz, ilk olarak Paris ve Varşova’yı ziyaret etmişti.
Yeni Şansölye, ABD Başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini açıkladı.
Merz, Trump’ın kendisini tebrik ettiğini ve Beyaz Saray’a davet ettiğini aktardı. Görüşmede Trump’ın ailesinin Bad Dürkheim yakınlarındaki Kallstadt’tan geldiğini anlatması üzerine Merz, “Ben de o yakınlarda topçu birliğinde askerlik yaptım. Sizi davet ediyorum,” dediğini ve Trump’ın bu fikri harika bulduğunu belirtti.
Ukrayna konusunun da ele alındığını ifade eden Merz, Trump’a ertesi gün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer ile Kiev’e gideceğini ve transatlantik ittifak içinde birlikte kalmaya ve her şeyi ortak yapmaya çalışmaları gerektiğini söylediğini aktardı.
Merz, Trump’ın bu konuda kendisine güvence verdiğini ifade etti. Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı’na müzakere çağrısı yapması ve sözlerinin kısa yarı ömrü hakkındaki bir soruya Merz, “Uluslararası politikada farklı müzakere tarzları vardır ve ben bunlarla iyi başa çıkabilirim,” yanıtını verdi.
Merz, “Şu anda Avrupa’nın bir uyanışını yaşıyoruz. Bunu kendimiz için yapıyoruz, üçüncü bir tarafa karşı değil,” diye ekledi.
Angela Merkel’in 2017’de Münih’te “Kendi kaderimizi kendi ellerimize almalıyız,” dediğini hatırlatan Merz, bu sözlerin ardından uzun süre bir gelişme olmadığını belirtti.
‘Demokrasi konusunda derse ihtiyacımız yok’
ABD Başkanı Trump’ın yardımcısı J.D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasına da değinen Merz, “Elbette ABD’den duyduğumuz gibi bir ‘tiranlığa’ doğru gitmiyoruz. Bu tür ifadeleri gerçekten reddetmemiz gerekiyor. Almanya, ABD tarafından tiranlıktan kurtarıldı; Almanya bugün istikrarlı, liberal ve demokratik. Demokrasi konusunda derse ihtiyacımız yok. Bu nedenle Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşması, ben de dahil olmak üzere birçok kişi tarafından haddini aşan bir davranış olarak algılandı,” değerlendirmesinde bulundu.
Merz, Başkan Trump’ın da herkes gibi Ukrayna’daki ölümlerin son bulmasını istediğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in buna niyeti olmadığını hissettiğini düşündüğünü belirtti.
Merz ayrıca, Trump’ın bu anlaşmazlıkta Çin/Tayvan çatışmasını da göz önünde bulunduracağını ve Putin’in Avrupa’da başarılı olmasının ne anlama geleceği sorusunu kendisine soracağını ifade etti.
Rusya’nın ateşkes talebini reddetmesi durumunda devreye girecek yaptırımlar hakkında ise Merz, “Devlet ve hükümet başkanları arasında tüm imkânları sonuna kadar kullanmamız gerektiği konusunda hemfikiriz. Enerji sektöründe, bankacılık alanında daha fazla yaptırım, ayrıca mal varlıkları ve bireysel kişilere yönelik yaptırımlar hakkında konuşuyoruz. Şu anda Avrupalı ortaklarımızla bunun üzerinde çalışıyoruz,” dedi.
Rusya’nın dondurulan varlıklarına el konulması olasılığına ilişkin olarak ise, “Bunu şu anda inceliyoruz. Parayı temiz bir hukuki temelde harekete geçirme imkânı varsa, bunu yapacağız. Ancak böyle bir adımın Avrupa finans piyasası için içerdiği risklerin de farkında olmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Merz, Kuzey Akım-2 boru hattının şu anda işletme izni olmadığını ve bunun değişmeyeceğini de vurguladı.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası görüşmesi hakkında Merz, “Zelenskiy ve Avrupalı ile Amerikalı ortaklarla yakın temas halindeyim. Türk tarafıyla da görüşüyoruz. Putin’in İstanbul’a gelip ateşkesi onaylama cesaretini gösterip göstermeyeceğinden emin değilim. Ancak bu hafta sonundan itibaren kimse bu savaşı bitirmek için yeterli diplomatik çaba göstermediğimiz suçlamasında bulunamaz,” dedi.
‘Silah tartışmalarını artık kamuoyu önünde yapmak istemiyoruz’
Muhalefet lideriyken sivil tesislere yönelik bombardımanın durmaması hâlinde Putin’i Taurus füzeleri tedarik etmekle tehdit eden ve önceki Şansölye Olaf Scholz’u bunu yapmadığı için eleştiren Merz, artık tekil silah sistemleri hakkında kamuoyu önünde konuşmak istememesinin nedenini şöyle açıkladı:
“Savunma Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ile artık kamuoyu önünde silah tartışması yapmak istemediğimiz konusunda hemfikirim. Bu, Alman kamuoyunu bilgilendirmek istememekle ilgili değil. Aksine, bu tartışmalarla sadece Putin’in ekmeğine yağ sürüyor ve ona değerli bilgiler veriyoruz. Verdiğimiz sözleri tutacak ve gerekli askeri desteği sağlayacağız.”
Merz, önceki hükümetin konuyu kamuoyu önünde tartışarak kendilerini bu tartışmayı yapmaya zorladığını da sözlerine ekledi.
Berlin’in Ukrayna’ya barış güvencesi sağlanmasındaki rolüne ilişkin bir soruya Merz, “Avrupalı ortaklarla birlikte Ukrayna için güvenlik garantilerine katkıda bulunmamızı ve Avrupa olarak özel bir rol üstlenmememizi istiyorum. Ukrayna silahlı kuvvetlerinin uzun vadeli güçlendirilmesi burada kilit bir rol oynayacaktır,” yanıtını verdi.
Gelecek hafta Litvanya’daki Alman tugayını ziyaret edeceğini belirten Merz, “Avrupa ve NATO çabalarının bir parçasıyız, NATO’nun doğu kanadını güçlendiriyor ve böylece Ukrayna’yı da koruyoruz,” dedi.
İç politikaya da değinen Şansölye Merz, göç politikasının önemine işaret etti. Polonya gibi komşu ülkelerle yaşanabilecek olası anlaşmazlıklar hakkında, “Avusturya veya Fransa gibi birçok ülke uzun süredir benzer önlemler alıyor. Varşova’daki hükümet kısa bir süre önce Polonya için Avrupa iltica hukukunu askıya aldı. Polonya için durum özellikle kritik, çünkü ülke aynı zamanda Belarus ve Rusya’dan gelen göç akınları yoluyla hibrit savaşın da kurbanı. Polonya sınırlarını, ki bunlar aynı zamanda bizim dış sınırlarımızdır, korumaya yardım etmeyi açıkça teklif ettim,” dedi.
Geri gönderilecek kişilerin yıllardır Almanya’da bulunanlar değil, başka bir AB ülkesinde iltica başvurusunda bulunması gereken kişiler olduğunu vurgulayan Merz, “Avrupa’ya kimin geldiğini yeniden kontrol etmeliyiz, bu konuda Avrupalı meslektaşlarımla hemfikirim,” diye konuştu.
Hükümette kendisi de dahil olmak üzere birçok bakanın deneyimsiz olmasıyla ilgili bir soruyu Merz, “Yeni bir politika yapıyoruz. Bu doğru. Hepimizin yeterli deneyimi —siyasi, girişimci ve yaşam deneyimi— var. Ayrıca iyi işleyen bir hükümet aygıtımız ve çalışan yapılarımız var. Bunun neresi riskli olabilir?” şeklinde yanıtladı.
‘Avrupa iyi olursa Almanya da iyi olur’
Ekonomi politikalarına da değinen Merz, savunma sanayii ve sağlık sektörünün bir yük olarak değil, bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
“Savunma kabiliyetimizi güçlendirmek istiyorsak, örneğin ABD’ye olan bağımlılığımızı adım adım ve hızla azaltmalıyız. Paramızın sürekli olarak üçte ikisinin Amerikan savunma şirketlerine akması kabul edilemez. Bu katma değerin daha güçlü bir şekilde bize geri dönmesi gerekiyor; sadece Almanya’ya değil, Avrupa’ya,” dedi.
Sağlık sektörünün en hızlı büyüyen sektör olduğunu ifade eden Merz, BioNTech ve CureVac gibi firmaların New York borsasına gitmesinin büyük bir hata olduğunu söyledi.
Başbakan, “Devletin aktif olması gerekirdi. Bu tür şirketlerin Almanya’da kalıp büyüyebilmelerine dikkat edeceğim,” diye ekledi.
Avrupa düzeyinde bir çıkar çatışması olması durumunda “Önce Almanya” deyip demeyeceği sorusuna Merz, “Hayır, karar kriterim verimlilik ve gerekli katma değer olacak. Kim daha iyi? Avrupa içinde de bir rekabet içindeyiz. Muhtemelen Fransızlar bizden daha iyi uçak yapabilirler. Ama biz Fransızlardan kesinlikle daha iyi tanklar yapabiliriz. Ben öncelikle Alman çıkarlarına bağlıyım, ancak Alman çıkarları büyük ölçüde Avrupa çıkarlarıyla örtüşüyor. Avrupa iyi olursa Almanya da iyi olur,” yanıtını verdi.
‘Parlamentoda pragmatik çözümlere ulaşmalıyız’
Demokrasiyi güçlendirmek için güçlü ve başarılı bir şekilde yöneteceklerini belirten Merz, Almanya için Alternatif (AfD) ve Sol Parti’yi “sistem karşıtı” olarak nitelendirdi.
AfD’nin son sekiz yılda küçültülemediğini kabul eden Merz, “Artık sürekli AfD’ye bakmayı bırakalım. Kendi işimizi düzgün yapmaya bakalım,” diye konuştu.
Yeşiller ve Sol Parti’nin ikinci turda kendisine verdiği desteğe ilişkin olarak ise, “Öncelikle seçmenlerin 23 Şubat 2025’te bu parlamentoyu seçtiğine saygı duymalıyız. Bunların hepsi demokratik olarak meşrulaştırılmış milletvekilleridir. Ve parlamentoda pragmatik çözümlere ulaşmalıyız,” ifadelerini kullandı.
CDU’nun hem Sol Parti hem de AfD ile işbirliğini reddeden parti kararının geçerliliğini koruduğunu vurgulayan Merz, AfD’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından aşırılıkçı sınıflandırılması sürecinden mutsuz olduğunu ve İçişleri Bakanlığı’nın değerlendirmesini bekleyeceğini söyledi. Siyasi partilerin yasaklanmasına her zaman şüpheyle yaklaştığını da ekledi.
Şansölye olarak kendisini “Landesvater” (ülkenin babası) olarak görüp görmediği sorusuna Merz, “Landesvater; kulağa sakinleştirici geliyor ama aynı zamanda biraz da hantallık içeriyor. Bu benim vizyonum değil. Bu federal hükümet, Almanya Federal Cumhuriyeti’ndeki 84 milyon insanın tamamı için çalışıyor, mesajım budur. Siyasi görüşümü Şansölyelik vestiyerine bırakmayacağım. Ama ben öncelikle arada sırada Şansölyeliğe uğrayan CDU Genel Başkanı değilim, bilakis arada sırada parti merkezine de uğrayan Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesiyim,” yanıtını verdi.
Avrupa
AB, Arktik’teki etkisini artırmaya çalışıyor

AB, Kuzey Kutbu’nda (Arktik) askeri hareket kabiliyetini genişletmeye yönelik planlar geliştiriyor ve yüksek Kuzey bölgelerinde “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturmayı hedefliyor.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre bu husus, salı günü Brüksel’de Avrupa Komisyonu tarafından sunulan AB’nin yeni Kuzey Kutbu stratejisinde özetlendi.
Stratejiye göre, Arktik’te “limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantıları”ndan oluşan ve “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalacak” karmaşık bir lojistik sistem kurulacak.
Strateji belgesinde ayrıca, askeri güçlerin ve kaynakların Arktik’e sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasını sağlamak için “manevralar veya stres testleri” yapılacağı da duyuruluyor.
AB, bu stratejiyle, iklim değişikliğinin yol açtığı Arktik buzlarının erimesinin bir yandan bölgenin doğal kaynaklarına erişimi kolaylaştırırken, diğer yandan artık hem ticaret hem de askeri operasyonlar için kullanılabilen Kuzeydoğu ve Kuzeybatı Geçitleri gibi yeni deniz yollarını açtığı gerçeğine yanıt veriyor.
Arktik stratejisi, ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor ve Avrupa’dan kutup bölgesini geçerek Doğu Asya’ya uzanan bir “pan-Arktik” denizaltı kablosunun döşenmesini öngörüyor.
Arktik doğal kaynakları
AB’nin yeni Arktik stratejisi, diğer konuların yanı sıra, Arktik’te bulunan (bazıları deniz yatağının altında, bazıları karada) doğal kaynakları ele alıyor.
Bu kaynaklara, buzların erimesi nedeniyle yakında daha kolay erişilebilecek veya halihazırda erişilebilir durumda. Brüksel de bu kaynakların çıkarılmasını destekliyor.
Örneğin, İsveç’in en kuzeyindeki Kiruna yakınlarında nadir toprak elementleri çıkarmaya yönelik bir proje ile Grönland’ın doğusunda molibden madenciliği yapma planı özellikle belirtiliyor.
AB’nin 2021 tarihli önceki Arktik stratejisinden farklı olarak, Komisyon artık çok taraflı bir çerçeve içinde Arktik’te petrol, doğalgaz ve kömür çıkarılmasını kesin olarak yasaklamayı savunmuyor.
Bunun nedeni, AB’nin Rus enerji kaynaklarını kademeli olarak kullanımdan kaldırmasının ardından Norveç’in, tüm doğal gaz ithalatının yaklaşık yüzde 30’unu karşılayarak Birliğin en önemli doğal gaz tedarikçisi haline gelmiş olması.
Fakat ülkenin mevcut kaynaklarından elde edilen üretimin 2030’larda azalmasının bekleniyor. Bu nedenle Norveç, muazzam rezervlerin bulunduğu tahmin edilen Barents Denizi’ndeki yeni yatakları araştırmayı planlıyor.
Oslo ile stratejik işbirliğine olduğu kadar Norveç’in hammadde tedarikine de bağımlı olan AB, artık buna karşı çıkmıyor.
Buzulların erimesi ile açılan yeni deniz yolları
Buna ek olarak, AB dikkatini Arktik’te yeni deniz yollarının kademeli olarak açılmasına da yöneltiyor.
Örneğin, Doğu Asya’dan Rusya’nın kuzey kıyıları boyunca Avrupa’ya uzanan Kuzeydoğu Geçidi, artık Ağustos’tan Ekim’e kadar gemilerin geçişine açık.
Bu rota, Hint Okyanusu üzerinden geçen olağan rotadan önemli ölçüde daha kısa ve özellikle mevcut petrol fiyatları göz önüne alındığında nakliye maliyetlerini önemli ölçüde düşürüyor.
Bir Çinli nakliye şirketi bu yaz Kuzeydoğu Geçidi üzerinden düzenli seferlere başladı; yakın zamanda bir Güney Kore gemisi de bu güzergâh üzerindeki ilk ticari seferinden sonra Busan limanına geri döndü.
Şu ana kadar çok az sayıda gemi tarafından kullanılsa da, Kuzeybatı Geçidi de artık Kuzey Atlantik’ten Kanada’nın kuzeyindeki takımadalar ve Alaska’nın kuzeyinden geçerek Doğu Asya’ya uzanan güzergâh olarak kullanılmaya başladı.
Uzmanlar, genel olarak bakıldığında bu rotanın yaz aylarında “belirli gemi türleri ve nakliye rotaları için” Panama Kanalı üzerinden yapılan geleneksel geçişe kıyasla avantajlar sunabileceğine inanıyor.
Eylül ayında dört Rus savaş gemisinin, Rusya’nın Arktik bölgesindeki iki ada arasındaki Şokalski Boğazı’ndan tarihte ilk kez geçiş yapması, yeni askeri seçeneklerin de ortaya çıktığını gösterdi.
Yüksek Kuzey’de askeri hareketlilik
Bu, yeni AB Arktik Stratejisinin özellikle askeri yönlere odaklanmasının bir başka nedeni.
Rusya, bir süredir Arktik’teki askeri konumlarını güçlendiriyor. Bir yandan, Rusya’nın ikinci vuruş kapasitesinin bir kısmını barındıran Kuzey Filosunun karargahı kuzeybatı kıyısında yer aldığı için; diğer yandan ise olağanüstü uzun kuzey kıyı şeridi stratejik açıdan savunmasız olduğu için.
NATO da kendi adına Arktik’teki faaliyetlerini önemli ölçüde genişletiyor. Finlandiya’nın kuzeyinde, İsveç ve Norveç’te, ayrıca İzlanda ve Grönland’da çok sayıda tatbikat düzenliyor ve yeni “Arctic Sentry Operasyonu”nu yürütüyor.
Strateji belgesinde, AB’nin de artık Arktik’teki konumunu güçlendirmesi gerektiği belirtiliyor.
Bu, bir yandan NATO ile işbirliği içinde, diğer yandan da AB’nin kendi önlemleri yoluyla gerçekleştirilmek isteniyor.
Örneğin, AB’nin uydu sistemlerinden, özellikle de Copernicus ve Galileo uydularından yararlanılması da dahil olmak üzere, durum farkındalığının artırılması gerekiyor.
Ayrıca, şu anda planlama aşamasında olan ve Starlink’in Avrupa’daki muadili olan IRIS2 uydu grubu, iletişimi iyileştirmek amacıyla Arktik’i de kapsayacak şekilde genişletilmeli.
Bu çabaları koordine etmek için AB, bir Deniz Güvenliği Merkezi kuracak.
AB, Kuzey Kutbu’ndaki askeri hareket kabiliyetine özel önem veriyor. Belgeye göre, gerekirse bu bölgede her an hızlı ve büyük ölçekli asker konuşlandırması mümkün olmalı.
Bu amaçla, limanlar, havaalanları ve bunların iç kesimlerle bağlantılarını da içeren “çok modlu askeri hareket koridorları” oluşturulması gerekiyor.
Tüm bunlar, “olumsuz hava koşullarında bile işlevsel kalabilen” tek bir bütünsel ve karmaşık lojistik sistem olarak planlanacak.
Bu, “buz çözme” ve “donmuş zeminde ağır ve aşırı büyük askeri araçların idaresi” gibi önlemlerin yanı sıra “hasarlı altyapının hızlı onarımı” için planlama yapılmasını gerektirecek.
Gelecekte AB, NATO veya aynı görüşteki ortaklar ile işbirliği içinde, “kuvvetlerin ve askeri kaynakların Arktik’e ve bu bölge içinde sorunsuz bir şekilde konuşlandırılmasına odaklanan tatbikatlar veya stres testleri düzenlemesi” isteniyor.
Bunun “inandırıcı caydırıcılık” açısından hayati önem taşıdığına inanan AB ayrıca, savaş gemileri için buzların arasından bir yol açmak üzere kendi buz kırıcı filosuna duyulan ihtiyacı vurguluyor.
ABD’ye karşı “stratejik özerklik”te Arktik’in rolü
Tüm bu süreçte AB, yalnızca Rusya’ya karşı net bir tavır almakla kalmıyor; aynı zamanda ABD’den daha fazla bağımsızlık hedefliyor.
Bir yandan, Danimarka’ya ait ancak AB üyesi olmayan ve ABD tarafından ilhak edilme tehdidi altında bulunan Grönland ile ilişkilerin genişletilmesini teşvik ediyor. Belge, bunun yeni Arktik stratejisinin temel taşlarından biri olduğunu belirtiyor.
Öte yandan belgede, Norveç, İzlanda ve Kanada ile –ayrıca Arktik kıyı devleti olmasa da stratejik açıdan elverişli bir konumda bulunan Birleşik Krallık ile– “Kuzey Komşuluk” stratejisinin bir parçası olarak işbirliğinin yoğunlaştırılması gerektiği belirtiliyor.
AB, Norveç ile güvenlik ve savunma diyaloğunu sürdürüyor; bu diyalog geçtiğimiz Nisan ayında beşinci kez gerçekleştirildi; bu yıl Brüksel, Oslo ile bir “Arktik Diyaloğu” da başlattı.
Kanada ise Avrupa Komisyonu tarafından Arktik’te “doğal bir müttefik” olarak sınıflandırılıyor. Gözlemciler, Arktik stratejisinde Kanada’dan onlarca kez bahsedilirken, ABD’den sadece birkaç kez bahsedildiğine dikkat çekiyor.
Bu, AB’nin Yüksek Kuzey’de Washington’dan bağımsızlık peşinde olduğunun bir kanıtı sayılıyor.
Buna uygun olarak, belgede “Arktik’in ayrılmaz parçası” olan “Avrupa’nın stratejik özerkliği”nden açıkça bahsediliyor.
Japonya’ya kadar uzanan pan-Arktik kablo planı
AB’nin Arktik Stratejisi, Japonya ve Güney Kore’yi de Arktik konusunda işbirliği ortakları olarak tanımlıyor.
Bunun arka planında, Grönland’ı bir denizaltı kablosuyla AB’ye bağlamak ve ardından bu kabloyu Bering Boğazı üzerinden Japonya ve Güney Kore’ye kadar uzatmak planı yatıyor.
Berlin, bir süredir böyle bir “pan-Arktik kablo”nun kurulmasını savunuyor.
Berlin merkezli Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü’nün (SWP) Temmuz ayı başlarında yaptığı açıklamaya göre, böyle bir kablo çeşitli nedenlerle son derece arzu ediliyor.
Birincisi, bugüne kadar rotasının “yüzde 90’ı” Kızıldeniz ve Cibuti ile Yemen arasındaki boğazdan (Bab el-Mendeb) geçen Avrupa ile Asya arasındaki veri trafiği, “yüksek hata oranı ve yedeklilik eksikliğinden muzdarip.”
Ayrıca, Kuzey Kutbu üzerinden geçen güzergâh “önemli ölçüde daha kısa” ve bu da daha düşük gecikme süresi, yani iletimde daha az gecikme ile sonuçlanacak.
Özellikle uluslararası hisse senedi ticareti, Kuzey Kutbu bölgelerinden geçen yeni bir kablo sayesinde mümkün hale gelecek “gerçek zamanlı veri aktarımlarından” faydalanabilir.
SWP, biri Grönland’ın batısından, diğeri Grönland’ın doğusundan geçen iki olası güzergâhı özetliyor.
Avrupa
Hindistan, Avrupa’ya mühimmat ihracatını yüzde 1600’den fazla artırdı

Hindistan, 2022’den bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat göndererek önceki dört yıla göre yüzde 1600’ün üzerinde artış kaydetti. Top mermisi ve patlayıcıları kapsayan sevkiyatların yaklaşık dörtte üçü 13 Orta ve Doğu Avrupa ülkesine yapıldı.
Hindistan, 2022 yılından bu yana Avrupa ülkelerine en az 872 milyon dolarlık mühimmat sevk etti. Bu miktar, önceki dört yıllık döneme kıyasla yüzde 1600’den fazla bir artışa işaret ediyor.
Bloomberg‘ün Hindistan Ticaret ve Sanayi Bakanlığı verilerine dayanan Trade Data Monitor kayıtlarından aktardığı bilgilere göre, sevkiyatlarda top mermileri, havan mermileri, sevk barutları ve patlayıcı maddeler yer aldı.
İhracatın yaklaşık dörtte üçü Orta ve Doğu Avrupa’daki 13 ülkeye yapıldı. Bu sevkiyatlar sayesinde Hindistan, söz konusu ülkelere mühimmat sağlayan tedarikçiler arasında 28’inci sıradan ikinciliğe yükselerek Güney Kore’nin hemen arkasına yerleşti.
Haberde, ABD ve diğer önde gelen ihracatçılarla karşılaştırıldığında bu toplam tutarın halen mütevazı bir seviyede kaldığı kaydedildi.
Teslimatlardaki tırmanış, Avrupa’daki talep artışı kadar Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yerli savunma üretimini güçlendirme ve ordunun ithalata bağımlılığını azaltma politikasıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.
Hindistan makamları nisan ayında yaptıkları açıklamada, mali yıl genelindeki silah ihracatının yüzde 63 artış göstererek 4 milyar dolara ulaştığını duyurdu. Bu rakam hem fiilen tamamlanan teslimatları hem de sözleşmesi imzalanmış siparişleri kapsıyor.
Hindistan hükümeti ihraç edilen ürünlerin tam listesini ve nihai alıcıların isimlerini kamuoyuyla paylaşmıyor. Satış anlaşmaları Savunma Bakanlığının onayından geçiyor ve alıcılarla yapılan sözleşmeler mühimmatın üçüncü taraflara devrini ya da farklı amaçlarla kullanımını kısıtlayan hükümler içeriyor.
Hint yetkililer, mühimmatın plan dışı çatışma bölgelerine ulaşmasının yerel şirketlere yaptırım getirebileceğini ve ülkeye yönelik uluslararası baskıyı artırabileceğini belirtiyor.
Avrupa savunma harcamalarını artırırken ortak tedarik tartışılıyor
Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün haziran ayı raporu, kıtanın askeri yeteneklerini geliştirmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini ortaya koyuyor.
Raporda yer alan uzman değerlendirmeleri, savunmanın güçlendirilmesi için askeri bütçelerin artırılmasını, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesini, ortak alımlara ağırlık verilmesini ve Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini öneriyor.
Uzmanlar ayrıca AB ülkelerinin orduları arasındaki koordinasyonun iyileştirilmesini, siber saldırılar ile melez tehditlere karşı kritik altyapı güvenliğinin artırılmasını tavsiye ediyor.
Avrupa’nın yeniden silahlanma programı müttefikler arasında farklı yaklaşımları da beraberinde getiriyor.
Financial Times gazetesi, nisan ayındaki haberinde Avrupa Birliği ile NATO arasında kıtanın silahlanma programı konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını aktarmıştı.
Brüksel alımların Avrupalı üreticilerden yapılmasını savunurken, NATO savunmada transatlantik bağların korunması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa
İrlanda’da kamu spotu: Toruna sarılmadan önce izin alma çağrısı yapıldı

İrlanda’da hükümet destekli We-Consent kampanyası, büyükanne ve büyükbabalara torunlarına sarılmadan önce izin almaları tavsiyesinde bulundu. Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezinin yürüttüğü çalışmaya zemin oluşturan araştırma, ülke nüfusunun yüzde 70’inin rıza kavramının anlaşılmasında sorun gördüğünü gösteriyor.
İrlanda’da hükümet destekli bir sosyal farkındalık kampanyası kapsamında büyükanne ve büyükbabalara, sarılmadan önce torunlarından izin almaları tavsiye edildi.
New York Post gazetesinin haberine göre We-Consent adlı kuruluşun hazırladığı 25 saniyelik videoda, yakın akrabaları dahi olsa her çocuğun sarılmak istemeyebileceği belirtiliyor.
Klipte iki farklı duruma yer veriliyor: İlk sahnede bir çocuk büyükanne ve büyükbabasına neşeyle sarılırken, diğerinde akrabaları kendisini kucaklamaya çalıştığında rahatsızlık hissediyor.
Kampanya yerel siyasetçileri ikiye böldü
Dublin Belediye Meclisi Üyesi Gavin Pepper çalışmaya tepki göstererek hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının “ölçüyü kaçırdığını” savundu.
Çocuklara kişisel sınırlara saygı duymanın ve fiziksel temas reddini kabul etmenin öğretilmesi gerektiğini belirten Pepper, yakın akrabaların sarılmasının “şüpheli bir durum gibi” sunulmaması gerektiğini ifade etti.
Bir diğer belediye meclisi üyesi Lorraine Hall ise kampanyaya destek verdi.
Eleştirenlerin videoyu fazlasıyla gerçek anlamıyla algıladığını ve dikkat çekmek amacıyla yaratıcı yöntemler kullanan sosyal reklamların yapısını hesaba katmadığını kaydeden Hall, videonun yarattığı tartışmanın hedefe ulaşıldığını gösterdiğini dile getirdi.
Ulusal çaptaki We-Consent kampanyası İrlanda’da Mart 2023 döneminde hayata geçirildi. Girişim, Adalet Bakanlığı ve Community Foundation Ireland desteğiyle Dublin Şiddet Mağdurlarına Yardım Merkezi tarafından yürütülüyor.
Program rıza, kişisel sınırlar ve ilişkiler konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyor.
Merkezin kampanya öncesinde yaptığı araştırma, İrlanda halkının yüzde 70’inin ülkede rıza kavramının anlaşılması konusunda bir sorun olduğunu düşündüğünü ortaya koydu.
Araştırmaya göre her üç kişiden biri cinsel ilişkiler hakkında konuşurken rahatsızlık duyuyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları








