Bizi Takip Edin

Diplomasi

Michael Pettis: Küresel ticaret sistemi zaten bozuktu

Yayınlanma

Editörün notu: Carnegie Endowment for International Peace düşünce kuruluşundan Michael Pettis, Foreign Affairs dergisinde kaleme aldığı kapsamlı makalede küresel ticaret sisteminin temelindeki dengesizliklere odaklanıyor. Sistemin, ülkeleri ücret artışını baskılayarak ihracata öncelik vermeye teşvik ettiğini, bunun da küresel talebi olumsuz etkilediğini savunan ve Trump’ın gümrük vergileri gibi mevcut çözümlerin yetersiz kaldığını belirten Pettis, iç ekonomik dengesizlikleri yönetmeyi taahhüt eden ülkeler arasında Keynes tarzı yeni bir gümrük birliği öneriyor. Bu birliğin, ülkelerin kendi politikalarının maliyetini başkalarına yüklemesini engelleyerek daha dengeli ve sürdürülebilir bir küresel ticaret ortamı yaratabileceğini öne sürüyor.


Küresel ticaret sistemi zaten bozuktu

Ancak bunu pervasız bir gümrük vergisi rejiminden daha iyi düzeltmenin yolu var

Michael Pettis, Foreign Affairs

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 Nisan’da duyurduğu kapsamlı gümrük vergileri, ardından gelen ertelemeler ve misillemeler, küresel çapta muazzam bir belirsizliği tetikledi. Dünyanın dikkatinin büyük kısmı, bu politikaların kaotik, kısa vadeli sonuçlarına —borsalardaki sert dalgalanmalar, ABD tahvil piyasasıyla ilgili endişeler, durgunluk korkuları ve farklı ülkelerin nasıl müzakere edeceği veya tepki vereceği konusundaki spekülasyonlar— odaklanmış durumda.

Ancak yakın vadede ne olursa olsun, şu açık: Trump’ın politikaları, küresel ticaret ve sermaye rejiminde zaten başlamış olan dönüşümü yansıtıyor. Öyle ya da böyle, küresel ekonomide on yıllardır süregelen dengesizlikleri gidermek için dramatik türden bir değişiklik gerekliydi. Mevcut ticaret gerilimleri, tek tek ekonomilerin ihtiyaçları ile küresel sistemin ihtiyaçları arasındaki kopukluğun sonucu. Küresel sistem, her yerdeki üreticiler için talebi artıran yükselen ücretlerden fayda sağlasa da, tek tek ülkeler ücret artışı pahasına imalat sektörlerini güçlendirerek daha hızlı büyüyebildiğinde gerilimler —örneğin, işçi verimliliğindeki artışa kıyasla hane halkı gelirindeki artışı doğrudan ve dolaylı olarak baskılayarak— ortaya çıkar. Sonuç, ülkelerin toplu zararlarına olacak şekilde ücretleri düşük tutarak rekabet ettiği bir küresel ticaret sistemi olur.

Trump’ın bu ayın başlarında açıkladığı gümrük vergisi rejiminin bu sorunu çözmesi pek mümkün değil. Etkili olabilmesi için ticaret politikası ya dünyanın geri kalanındaki tasarruf dengesizliğini tersine çevirmeli ya da Washington’un bunu karşılama rolünü sınırlamalı. İkili gümrük vergileri ise ikisini de yapmıyor.

Fakat mevcut sistemin yerini bir şey alması gerektiğinden, politika yapıcıların mantıklı bir alternatif oluşturmaya başlaması akıllıca olacaktır. En iyi sonuç, iç ekonomik dengesizliklerini ticaret fazlaları şeklinde dışsallaştırmak yerine yönetmeyi taahhüt eden ekonomiler arasında yeni bir küresel ticaret anlaşması olacaktır. Sonuç, iktisatçı John Maynard Keynes’in 1944’teki Bretton Woods konferansında önerdiği gibi bir gümrük birliği olacaktır. Bu anlaşmaya taraf olanların, ihracat ve ithalatlarını kabaca dengelemeleri ve ticaret anlaşması dışındaki ülkelerden gelen ticaret fazlalarını kısıtlamaları gerekecektir. Böyle bir birlik kademeli olarak tüm dünyaya yayılabilir ve hem daha yüksek küresel ücretlere hem de daha iyi ekonomik büyümeye yol açabilir.

Keynes’in planı Bretton Woods’ta kabul görmedi, zira büyük ölçüde o zamanın önde gelen fazla veren ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletleri buna karşı çıktı. Ancak bugün, onun önerisini yeniden canlandırma ve uyarlama şansı var.

Açığa dikkat

Küresel ticaret sisteminin neyin enfekte ettiğini anlamak için ücretlerin bireysel bir ekonomiyi nasıl şekillendirdiğini düşünün. Daha yüksek ücretler genellikle ekonomi için iyidir, zira işletmeler için talebi artırırken verimliliğe yatırım yapma teşviklerini de artırırlar. Sonuç, erdemli bir döngüdür. Artan talep, daha az işçiyle daha fazla üretim yapmanın yollarına yönelik yatırımı teşvik eder, bu da ekonomik verimliliği artırır ve bu da ücretlerde daha fazla artışı tetikler.

Ancak bireysel işletmelerin farklı teşvikleri vardır. Ücretleri baskılayarak kârlarını artırabilirler. Sorun şu ki, daha düşük ücretler bireysel bir işletmeye fayda sağlayabilse de, diğerlerinin kârlarını azaltır. İşletme yatırımının temel olarak daha fazla üretim için talep olup olmadığıyla sınırlı olduğu bir ekonomide, eğer işletmeler toplu olarak ücretleri baskılarsa, ya kaybolan talebi yerine koymak için hane halkı ve mali borç artmalı ya da toplam üretim ve işletme kârları azalacaktır.

Bazen Michal Kalecki’nin Maliyetler Paradoksu (adını ilk öneren iktisatçıdan almıştır) olarak adlandırılan bu olgu esas olarak işletmeleri tanımlasa da, küresel bir ekonomideki ülkeler için de geçerli. Eğer ücret artışını baskılamak bir ülkedeki imalatı küresel olarak daha rekabetçi hale getirebiliyorsa, imalat ihracatını sübvanse edip artırarak o ülke için daha hızlı büyüme yaratabilir. Fakat tüm ülkeler ücret artışını baskılarsa, küresel talepteki büyüme azalır ve tüm ülkeler zarar görür.

Bazı ülkelerin işgücü maliyetlerini baskılamada diğerlerinden daha başarılı olduğu oldukça küreselleşmiş bir dünyada, sonuç mal talebi ve arzında bir asimetridir. İşletmeler ürünleri sattıkları yerlerde üretmek zorunda olmadıkları için, yerli işgücü maliyetleri imalatçıların rekabet gücü için hayati önem kazanır. Üretimi, işgücü maliyetlerinin işçi verimliliğine göre daha düşük olduğu ülkelere kaydıran işletmeler, malları daha ucuza üretebilir ve ürünlerini küresel olarak daha çekici hale getirebilir.

Her ülkede, ücret baskılaması iç tüketim üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken yerli üretimi sübvanse eder. Bu, üretim ve tüketim arasında artan bir boşlukla sonuçlanır; eğer bu boşluk ekonomi içinde kalırsa, iç yatırımı artırarak dengelenmelidir (ki bu da üretim ve tüketim arasındaki boşluğu daha da kötüleştirebilir). Aksi takdirde, boşluk kaçınılmaz olarak ya ücretleri artırarak ya da üretimi kısarak tersine döner.

Ancak küreselleşmiş bir ekonomide başka bir seçenek daha var, o da ticaret fazlası vermek. Bu, ülkenin tüketim ve üretim arasındaki boşluğun maliyetini ticaret ortaklarına ihraç etmesine olanak tanır. İktisatçı Joan Robinson’ın 1937’de bastırılmış iç talepten kaynaklanan ticaret fazlalarını “komşuyu zarara sokma” (beggar-my-neighbor) politikalarının sonuçları olarak adlandırmasının nedeni bu.

Aynı zamanda, 1944’teki Bretton Woods konferansında Keynes’in, ülkelerin büyük, kalıcı ticaret fazlaları vermesine izin veren bir küresel ticaret sistemine karşı çıkmasının nedeni de bu. Keynes, bu fazlaları barındıran bir sistemin, imalatı genişletmeye hevesli ülkeleri, bunu iç talep pahasına sübvanse etmeye teşvik edeceğini söylemişti. Keynes, sonucun, ülkeler ücret artışını baskılayarak rekabetçi kalmak için savaşırken küresel talep üzerinde aşağı yönlü bir baskı olacağını açıklamıştı. Bunu yapmada en başarılı olan ülkeler küresel ticaretin kazananları olacaktı. Küresel imalattaki payları genişlerken, ticaret ortaklarınınki daralacaktı.

Keynes bunun yerine ülkelerin “iç politikalarıyla tam istihdam sağlamayı öğrenmeleri” çağrısında bulunmuştu. Böyle bir dünyada, “bir ülkenin çıkarını komşularınınkine karşı koyacak önemli ekonomik güçler hesaplanmayacağını” savundu.

Keynes ve Robinson’ın yazdığı dönemde, komşuyu zarara sokma politikalarının maliyeti esas olarak daha yüksek işsizlik şeklinde ortaya çıkıyordu, zira daha yüksek ithalatla dengelenmeyen daha yüksek ihracat, ticaret açığı veren ülkelerdeki imalatçıları zayıflatıyor ve onları işçi çıkarmaya zorluyordu. Ancak dünya 1970’lerin başında Bretton Woods sistemini terk ettikten sonra, ABD hükümeti de dahil olmak üzere hükümetler, ya tüketici kredilerini teşvik etmek için faiz oranlarını düşürerek ya da sınırsız açık harcaması yoluyla işsizlik maliyetlerini hafifletmeyi öğrendi. Böylece Amerika Birleşik Devletleri, sürekli ticaret açığı vermenin istihdam sonuçlarını gizledi, ancak bunu artan hane halkı ve mali borçlanma yoluyla yaptı.

İthalat için ihracat

Bir ülkenin iç dengesizlikleri ile ticaret ortaklarınınkiler arasındaki bağlantının, iktisatçıların bazen tam olarak anlayamadığı sonuçları vardır. Her ekonomide, iç ve dış ekonomik dengesizlikler uyumlu olmalıdır, tıpkı her ülkenin dış dengesizliklerinin dünyanın geri kalanının dış dengesizlikleriyle uyumlu olması gerektiği gibi. Bu, iç dengesizliklerini kontrol edebilen ülkelerin, ticaret ortaklarının iç dengesizliklerini en azından kısmen yönlendireceği anlamına gelir. İktisatçı Dani Rodrik’in açıkladığı üzere, herhangi bir küreselleşmiş sistemde ülkelerin ya daha fazla küresel entegrasyonu ya da iç ekonomi üzerinde daha fazla kontrolü seçmek zorunda olmasının nedeni budur.

Rodrik’in formülasyonu içinde, küreselleşmeyi anlamanın en az iki çok farklı yolu vardır. Çoğu analistin dünyayı tanımladığını varsaydığı modelde, büyük ekonomilerin tümü, daha fazla küresel entegrasyon lehine iç ekonomileri üzerindeki kontrol derecelerinden genel olarak aynı ölçüde vazgeçmeyi seçti. Bu nedenle küresel ticaret, piyasa güçleri iç dengesizlikler yaratan hükümet politikalarını tersine çevirdiği için genelde dengeli. Örneğin, bir ülke büyük, kalıcı ticaret fazlaları verirse, para birimi değerlenir veya ücretleri artar, bu da mallarını daha pahalı hale getirir. Bu da, iç hane halklarının refahı genişledikçe ticaret fazlasının küçülmesine neden olur.

Diğer küreselleşme modelinde —ki bu dünyayı olduğu gibi daha iyi tanımlar—bazı büyük ekonomiler daha fazla küresel entegrasyon lehine iç ekonomileri üzerinde daha az kontrol uygularken, diğerleri ücret artışını kontrol ederek, iç fiyatları ve kredi tahsisini belirleyerek veya ticaret ve sermaye hesaplarını kısıtlayarak iç ekonomileri üzerindeki kontrolü elinde tutmayı seçer. İkinci grup ülkelerin, iç ekonomik dengesizliklerinin tersine dönmesini önlemek için müdahale ettikleri ölçüde, iç dengesizliklerini ticaret ve sermaye hesapları üzerinde daha az kontrol sahibi olan ülkelere etkili bir şekilde dayatırlar. Örneğin, imalat sektörlerini genişletmeyi amaçlayan sanayi politikaları seçerlerse, zımnen ticaret ortaklarına da sanayi politikaları dayatmış olurlar, ancak bunlar o ortakların imalat sanayilerinde göreceli bir daralmayla sonuçlanır.

Dünyanın yeni bir gümrük birliğine ihtiyacı var.

Bu tam da Keynes ve Robinson’ın karşı çıktığı türden bir küreselleşme. Bu, hükümetlerin kendi ekonomileri için genişletici, ancak bir bütün olarak küresel ekonomi için daraltıcı olan Kalecki tarzı stratejiler izlemesine izin veren türden bir küreselleşme.

Eğer küreselleşme gelişecekse, dünya, ülkelerin ithalat yapmak için ihracat yaptığı ve bir ülkenin üretim, tüketim ve yatırım dengesizliklerinin ticaret ortaklarına yüklenmek yerine içeride çözüldüğü bir tür küreselleşmeye geri dönmeli. Başka bir deyişle, dünya, ülkelerin iç dengesizliklerini dizginlemeyi ve iç talebi iç arzla eşleştirmeyi kabul ettiği yeni bir küresel ticaret rejimine ihtiyaç duyuyor. Ancak o zaman ülkeler artık birbirlerinin iç dengesizliklerini absorbe etmek zorunda kalmayacaklardır.

Bu tür bir küreselleşmeyi başarmanın en iyi yolu, Keynes’in Bretton Woods’ta önerdiği doğrultuda yeni bir gümrük birliği oluşturmaktır. Katılımcı ülkeler, aralarındaki ticareti genel olarak dengede tutmayı kabul ederler ve bunu başaramayan üyelere cezalar uygulanır. Ancak aynı zamanda, kendilerini gümrük birliği dışındaki dengesizliklerden korumak için katılmayan ülkelere karşı ticaret engelleri de dikerler. Ticaretin ikili olarak dengelenmesi beklenmez elbette, daha ziyade tüm ticaret ortakları arasında dengelenmesi beklenir. Üyeleri, kendi iç politikalarının maliyetlerini dışsallaştırmayacak şekilde ekonomilerini yönetmeyi taahhüt etmek zorunda kalacaklardır. Bu sistemde, her ülke kendi tercih ettiği kalkınma yolunu seçebilir ama bunu iç dengesizliklerin maliyetlerini ticaret ortaklarına yükleyecek şekilde yapamaz (Daha küçük, daha az gelişmiş ekonomiler birliğin kurallarından bazı sınırlı muafiyetler alabilir).

Özellikle ekonomilerini düşük iç talep ve kalıcı fazlalar etrafında yapılandırmış pek çok ülke, başlangıçta böyle bir birliğe katılmayı reddedebilir. Fakat organizatörler; Kanada, Hindistan, Meksika, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi küresel ticaret açıklarının büyük bölümünü oluşturan küçük bir grup ülkeyi toplayarak işe başlayabilir ve onları birliğe dahil edebilirler. Bu ülkelerin katılmak için her türlü teşviki olacaktır ve katıldıklarında, dünyanın geri kalanı da sonunda katılmak zorunda kalacaktır. Nihayetinde, açık veren ülkeler kalıcı açık vermeyi reddederse, fazla veren ülkeler kalıcı fazla veremezler. Bunun yerine iç tüketimi veya iç yatırımı artırmak zorunda kalacaklardır —ki her ikisi de küresel talep için iyi olacaktır— ya da iç aşırı üretimi azaltmaktan başka seçenekleri kalmayacaktır.

Eğer dünya böyle bir gümrük birliği yaratırsa, uluslararası ticaret, Keynes’in yazdığı gibi, “yabancı pazarlara satışları zorlayarak ve alımları kısıtlayarak evde istihdamı sürdürmek için umutsuz bir çare” olmaktan çıkacaktır. Ülkelerin ihracatı maksimize etme nedeni artık yerli imalatı sübvanse etmenin maliyetini ihraç etmek değil, ithalatı ve hane halkı refahını maksimize etmek olacaktır.

Fakat böyle bir gümrük birliği mümkün değilse, en olası sonuç, Robinson’ın öngördüğü, ülkelerin “yükün daha büyük bir payını diğerlerinin üzerine atmaya” çalıştığı komşuyu zarara sokma oyunudur. Robinson’ın yazdığı üzere, “Biri diğerlerinin pahasına ticaret dengesini artırmayı başarır başaramaz, diğerleri misilleme yapar ve toplam uluslararası ticaret hacmi sürekli olarak düşer.”

Dünya buna doğru gidiyor gibi görünüyor. Trump’ın gümrük vergilerini ve dünyanın dört bir yanındaki insanlardan gelen artan ticaret şikayetlerini getiren de bu. Karar merciileri ekonomiler için teşvikleri değiştirene kadar, uluslararası ticaret gerilimleri azalmayacaktır.

Gümrük vergileri, Triffin ikilemi ve doların akıbeti

Diplomasi

Ukrayna Başbakanı Sviridenko istifa dilekçesini verdi

Yayınlanma

Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Parlamentonun istifa talebini en kısa sürede resmi prosedürlere uygun olarak ele alması bekleniyor. Daha önce Zelenskiy, dış politika ve kışa hazırlık öncelikleri doğrultusunda kabinede kapsamlı değişiklikler yapılacağını açıklamıştı. Zelenskiy, Sviridenko’ya çalışmalarından dolayı teşekkür ederek kendisine yeni bir görev teklif ettiğini açıkladı.

Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Gelişmeyi Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) Başkanı Ruslan Stefançuk, Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla duyurdu.

Stefançuk, parlamentonun Sviridenko’nun istifa talebini belirlenen yasal usullere uygun olarak yakın zamanda değerlendireceğini bildirdi.

Sviridenko’ya “devlet için son derece zor bir zamanda” hükümete liderlik ettiği için teşekkür eden Stefançuk, kendisinin ekonominin güçlendirilmesi, vatandaşlara destek sağlanması ve Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği yolundaki ilerlemesine sunduğu katkıları vurguladı.

Kabinede yapısal değişiklikler bekleniyor

Başbakanın istifa kararı, Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin hükümette kadro değişikliklerine gidileceğini açıklamasının ertesi günü geldi. Zelenskiy, ülkenin güncellenmiş bir siyasi stratejiye geçiş yaptığını ifade etmişti.

Yeni dönemde her bir stratejik dış politika yöneliminden geniş deneyime sahip ayrı bir yöneticinin sorumlu olacağını kaydeden Zelenskiy, öncelikli alanları sıraladı.

Devlet Başkanı; ABD ile ilişkileri, Avrupa füze savunma projesinin geliştirilmesini, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği sürecini, Polonya ve Macaristan dahil komşu ülkelerle ilişkileri, Ortadoğu ülkeleri, Çin ve uluslararası kuruluşlarla yürütülen işbirliklerini bu öncelikler arasında gösterdi.

Zelenskiy ayrıca cephe hattındaki ve sınırdaki bölgelerde çalışmaların yoğunlaştırılması, kış hazırlıklarının hızlandırılması ve devlet şirketlerinin reforme edilmesi gerektiğini de dile getirdi.

Görevinden ayrılan Sviridenko’ya yürüttüğü çalışmalar vesilesiyle teşekkür eden Zelenskiy, kendisine “kilit bir ortakla ilişkilerde yeni ve önemli bir alanın” yönetimini üstlenmeyi teklif ettiğini açıkladı.

Zelenskiy ayrıca kolluk kuvvetlerinin yönetim kademelerinde de değişiklikler yapılacağını duyurdu.

Sviridenko’nun kariyeri

Yuliya Sviridenko, Ukrayna hükümetinin liderliğini 17 Temmuz 2025 tarihinde üstlenmişti.

Başbakanlık görevine getirilmeden önce Sviridenko, Kasım 2021 tarihinden itibaren Ukrayna Birinci Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı olarak görev yapıyordu. Sviridenko, bu görevlerinden önce ise Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştü.

Ukrayna hükümetinde revizyon: Başbakan Sviridenko istifa etti

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English