Bizi Takip Edin

Diplomasi

Japonya, ABD ile müzakerelerde ‘yen’i tartışmaya açmak istemiyor

Yayınlanma

Japonya Maliye Bakanı Katsunobu Kato, ABD’li mevkidaşı Scott Bessent ile bu hafta Washington’da bir araya gelecek. Japon para birimi yen görüşmelerde önemli bir tartışma konusu olacak gibi duyuyor, ancak kaynaklar Tokyo’nun para birimini artırmaya yönelik herhangi bir talebe karşı çıkacağını söylüyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a aktardığına göre, bazı analistler Washington’un Tokyo’ya yeni desteklemesi için baskı yapacağını iddia ederken, Japonya döviz müdahalesi ya da merkez bankasının acil faiz artırımı gibi doğrudan eylemler için çok az alan görüyor.

Kaynaklar, Japon politika yapıcıların daha ziyade ABD’nin döviz kuru konularında aklından geçenleri ve bunların iki ülkenin bir ticaret anlaşması için müzakere edeceği adımlar paketine nasıl uyduğunu daha iyi anlamayı umduklarını söyledi.

Bu da Kato ve Bessent arasındaki ilk yüz yüze görüşme olacak toplantının, bazı piyasa oyuncularının yeni desteklemek için büyük ve koordineli bir düzenleme beklentilerinin altında kalacağı anlamına geliyor.

Kaynaklardan biri, Kato ve Bessent arasında Washington’daki Uluslararası Para Fonu’nun bahar toplantısı çerçevesinde gerçekleşmesi beklenen görüşmeye ilişkin Japonya’nın stratejisi hakkında “çoğu şey Washington’un niyetini anlamakla ilgili olacak” dedi.

Kato salı günü gazetecilere verdiği demeçte, iki ülkenin hala toplantı için bir tarih ayarlamakta olduğunu söyledi. Japon politika yapıcılar, ABD’den para politikası konusunda henüz özel bir talep almadıklarını söylüyor.

ABD’nin Japonya’ya yeni güçlendirmesi için baskı yaptığı son büyük olay 1985 yılında Washington’un G7’ye liderlik ederek Plaza Anlaşması çerçevesinde doların değerini eşgüdümlü olarak düşürdüğü zamandı.

Japonya Trump ile ‘zorlu’ ticaret müzakerelerine başladı

‘Kura müdahale etmek mantıklı değil’

ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük ticaret açığını kapatmaya odaklanması ve Japonya’yı kasıtlı olarak zayıf yen tutmakla eleştiren geçmişteki açıklamaları, Tokyo’nun yenin dolar karşısındaki değerini güçlendirmek ve ABD’li üreticilere rekabet avantajı sağlamak için baskıyla karşılaşacağı yönünde piyasa beklentilerine yol açtı.

Bu beklentiler yenin dolar karşısında son yedi ayın en yüksek seviyesine çıkmasına neden oldu.

Bessent ayrıca Japonya ile gümrük tarifeleri, tarife dışı engeller ve döviz kurları konularında görüşmeyi dört gözle beklediğini söyledi.

Daha önce Reuters’a konuşan kaynaklar, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) borçlanma maliyetlerini çok düşük seviyelerden yavaş yavaş artırmasının da ikili ticaret görüşmelerinde eleştiri konusu olabileceğini söylemişti.

Ancak Japonya’nın döviz kurlarını her iki ülke için de faydalı olacak şekilde etkilemek için yapabileceği çok az şey var. Japonya’nın döviz kuru piyasasına en son girişi 2024 yılında, Temmuz ayı başında dolar karşısında 161,99 ile neredeyse otuz yılın en düşük seviyesine inen para birimini desteklemek için yen satın almasıyla oldu.

Dolardaki geniş tabanlı düşüşler yenin 140 civarına yükselmesine neden olurken, Japon yetkililer gümrük tarifelerinin zorlandığı bir dönemde ihracatçıların marjını daraltma korkusuyla para birimini daha da güçlendirecek adımlar atma konusunda temkinli davranıyor.

Japonya’nın yen satın alma müdahalesinde bulunması halinde, ABD Hazine tahvillerini satması gerekecek ki bu da ABD tahvil piyasasındaki son düşüş göz önüne alındığında Washington’un tercih etmeyeceği bir durum.

Japonya’nın para politikasını yeni desteklemek için bir araç olarak kullanmasının önündeki engel daha da yüksek. BOJ, Trump’ın gümrük tarifelerinin Japonya’nın kırılgan ekonomik toparlanmasını rayından çıkarma tehdidi oluşturduğu bir dönemde faiz oranlarını artırma konusunda acele edecek durumda değil.

Analistler, ABD’nin taleplerine yanıt olarak faiz oranlarını yükseltmenin BOJ’un para politikasını belirlemedeki bağımsızlığını da aşındıracağını ve merkez bankasının kredibilitesini tehlikeye atacağını söylüyor.

“Japonya ve ABD döviz kurlarını tartışsa bile iki tarafın yapabileceği fazla bir şey yok. Kura müdahale etmek mantıklı değil. Faiz artırımı da söz konusu değil,” diyor ANZ Japonya FX ve emtia satış direktörü Hiroyuki Machida.

Sonunda iki ülke, döviz hareketlerini tanımlarken kullandıkları dilde orta yol arayabilir.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities’in baş ekonomisti Katsuhiro Oshima, “Hem euro hem de yen son zamanlarda oldukça yükseldi, bu nedenle ABD doların daha da düşmesini istemeyebilir” dedi.

Oshima, “İki ülke, istikrarlı döviz kuru hareketlerinin arzu edilir olduğu ve Japonya’nın yeni kasıtlı olarak zayıflatmaktan kaçınması gerektiği konusunda anlaşmaya varabilir” dedi.

Japonya Başbakanı uyardı: ABD’nin tarifeleri küresel ekonomik düzeni bozma potansiyeline sahip

‘Tarife müzakereleri ile savunma gündemi ayrı tutulmalı’

Öte yandan, Başbakan Shigeru Ishiba, pazartesi günü yaptığı açıklamada, savunma ile ilgili görüşmelerin Washington ile yürütülen gümrük tarifesi müzakerelerinden ayrı ve farklı olması gerektiğini söyledi.

Ishiba, “Tarife müzakereleri tarife müzakereleridir. Ulusal güvenlik tartışmaları ise ulusal güvenlik tartışmalarıdır. Eğer bunları ayrı tutmazsak, her bir konunun özünü çarpıtma riskiyle karşı karşıya kalacağımıza inanıyorum,” dedi.

Cuma günü de Savunma Bakanı Gen Nakatani, 2027’de sona ermeden önce Japonya’daki ABD birliklerine ev sahipliği yapmak için bir maliyet paylaşımı anlaşmasını yeniden müzakere etmek için “hiçbir neden” olmadığını vurgulamıştı.

ABD Başkanı Donald Trump defalarca ülkesinin güvenlik ortaklarının savunma için adil paylarını ödemediğinden şikayet etmiş ve Japonya’nın Amerikan birliklerine ev sahipliği yapmak için daha fazla ödeme yapmasını istediğini söylemişti.

Basında yer alan haberlere göre Trump, geçtiğimiz hafta resmi tarife görüşmelerini başlatmak üzere Washington’a giden Tokyo’nun en üst düzey tarife müzakerecisi Ryosei Akazawa ile yaptığı görüşmede konuyu gündeme getirdi.

Washington’daki toplantıdan bu yana Tokyo, bu ay sonunda yapılması planlanan bir sonraki tur görüşmelerde masaya getireceği bir öneri paketi üzerinde çalışıyor.

Hangi tavizler verilecek?

Yomiuri Shimbun’un haberine göre Tokyo, ABD’den daha fazla soya fasulyesi ve pirinç ithal etmeyi düşünüyor. Ancak Ishiba pazar günü katıldığı bir televizyon programında gıda güvenliğini etkileyebilecek tavizlerin masada olmadığını söyledi.

Ishiba ayrıca hükümetin, Trump’a ülkesinin Japonya ile olan 63 milyar dolarlık ticaret açığını azaltma konusunda bir kazanım sağlamak için pazarlık kozu olarak daha fazla sıvılaştırılmış doğal gaz ithal etmeyi düşünebileceğinin sinyalini verdi.

Nikkei’nin pazar günkü haberine göre Tokyo, Trump yönetiminin gerekliliklerin çok ağır olduğu ve Amerikan otomobil üreticilerini dezavantajlı duruma düşürdüğü yönündeki tekrarlanan iddialarını ele almak için ABD’den otomobil ithalatı için güvenlik kurallarını gevşetmeyi teklif edebilir.

Trump yönetimi mart ayının başından bu yana dünyanın hemen her ülkesinden yapılan ithalatın neredeyse tamamına yönelik bir dizi gümrük vergisi uygulamaya başladı. Japonya’dan ithal edilen taşıt araçları, çelik ve alüminyum ürünlerine %25, birkaç önemli istisna dışında diğer tüm mallara ise %10 oranında vergi uygulanıyor.

Temmuz ayına kadar anlaşma sağlanamaması halinde daha yüksek oranlar devreye girebilir ve Japonya 9 Nisan’da kısa süreliğine yürürlüğe giren %24’lük “karşılıklı” gümrük vergilerinden etkilenebilir. Otomobil parçaları üzerindeki tarifelerin mayıs ayı başında başlaması planlanıyor.

Akazawa‘nın gezisi iletişim kurulmasına yardımcı olsa da, belirsizlik duygusu yüksek olmaya devam ediyor.

Trump geçen haftaki görüşmeden sadece saatler önce sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla Akazawa ile bizzat görüşeceğini duyurdu. Bu duyuru Japonya için sürpriz oldu.

Akazawa’nın ilk ziyareti sırasında döviz kurları konusu gündeme gelmemiş olsa da, ABD’nin Japon para biriminin çok zayıf olabileceğini belirtmesiyle, yenin değeri son haftalarda gündeme gelmişti.

Japonya’nın döviz müzakerelerini yürüten Maliye Bakanı Katsunobu Kato, bu hafta içinde Uluslararası Para Fonu ve G20 Maliye Bakanları toplantılarına katılmak üzere Washington’a hareket edecek. Kato’nun orada ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile görüşmesi bekleniyor.

Piyasa, ABD’nin toplantıdan daha güçlü bir yen talebiyle çıkmasını beklerken, yen pazartesi günkü işlemlerde yaklaşık %1 değer kazandı ve yaklaşık yedi ay sonra ilk kez 140 Yen/dolar bölgesine girdi.

Japon yatırımcılar 20 milyar dolarlık yabancı tahvil sattı

Diplomasi

NATO ve Avrupa orduları yeni savaş dönemine hazırlanıyor

Yayınlanma

Londra’da düzenlenen savunma konferansında bir araya gelen üst düzey Avrupalı askeri yetkililer, Rusya kaynaklı olası tehditler karşısında savunma yaklaşımlarının kökten değiştirilmesi gerektiğini açıkladı. Askeri liderler, yapay zekanın muharebe verilerini işlemedeki dönüştürücü rolüne dikkat çekerken, yüksek maliyetli askeri sistemler yerine daha ucuz ve hızlı üretilebilen teknolojilere geçilmesini talep etti.

Avrupa’nın, Rusya’dan gelebilecek olası tehditlerin de etkisiyle şekillenen “yeni savaş dönemine” hazırlanması ve askeri kabiliyetlerini bu doğrultuda gözden geçirmesi gerektiği belirtildi.

Londra’da düzenlenen savunma konferansında bir araya gelen üst düzey askeri yetkililer, kıtanın savunma yaklaşımında köklü değişiklikler yapılması yönünde çağrıda bulundu.

NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutan Yardımcısı Hava Orgeneral John Stringer, konferansta yaptığı konuşmada karşı karşıya kalınan sınamaları aktardı.

Stringer “Karşı karşıya olduğumuz tehdit, 360 derecelik bir genişliğe sahip. Rusya uzun menzilli havacılık unsurlarının yanı sıra belirgin bir şekilde Rusya Kuzey Filosu’ndan kaynaklanan güçlü su üstü ve su altı tehditleriyle mücadele etmek zorunda olduğumuz menziller açısından artık çok daha kuzeye bakmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hava Orgeneral Stringer ayrıca, AB ülkelerine uzun üretim süreçlerine sahip yüksek maliyetli platformlara olan bağımlılığı azaltmaları çağrısı yaptı. Stringer, bunun yerine insansız hava araçları ve önleyici sistemler gibi kitlesel olarak üretilebilen, daha düşük maliyetli askeri teçhizata geçilmesini önerdi.

Stringer, öncelikli alanlar arasında derinlemesine hassas vuruş kabiliyetlerini, elektronik harp sistemlerini ve binlerce kilometre menzile sahip silahlara karşı hava savunmasının güçlendirilmesini de sıraladı.

Mevcut çatışmaların kara savaşlarının yapısını temelden değiştirdiğini belirten Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Christian Freuding ise harcamaların artırılması ve tedarik süreçlerinin hızlandırılmasının ötesine geçilmesi gerektiğini kaydetti.

Freuding, Avrupa’nın “savaşma yöntemlerini de kökten uyumlu hale getirmesi” gerektiğini ifade etti. Alman ordusunun tedarik süreçlerinde kritik açıkları kapatmak adına mevcut ve hızlı çözümlere odaklandığını aktaran Freuding, “beş yıl sonra mümkün olabilecek ancak teslimatı on yılı bulacak” sistemleri beklemek yerine bugünün imkanlarına yöneldiklerini ekledi.

Askeri liderler, muharebe verilerinin işlenmesinde yapay zekanın sunduğu imkanlara da dikkat çekti. İngiltere Genelkurmay Başkanı General Roly Walker, geçmişte 72 saat süren bir kolordu planlama döngüsünün yapay zeka sayesinde artık bir saate kadar indirilebildiğini kaydetti.

Bazı üst düzey Avrupalı yetkililer, Rusya’nın önümüzdeki birkaç yıl içinde askeri kapasitesini NATO topraklarına tehdit oluşturabilecek seviyeye yeniden ulaştırabileceğini öngörüyor.

ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizde, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak ikinci dönemine başlamasının ardından Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirdiği, silahlanma faaliyetlerini hızlandırdığı ve askeri harcamaları artırma kararı aldığı belirtilmişti.

Dergi, Avrupa’daki yeniden silahlanma sürecinin en önemli yürütücü gücü olarak Almanya’yı işaret etmişti.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından Haziran ayında yayımlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da üye ülkelere NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenme çağrısı yapılmıştı.

Raporda askeri harcamaların, silah üretiminin, ortak tedarik süreçlerinin ve savunma sanayisinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanırken, Avrupa’nın artık ABD’nin eski seviyedeki askeri desteğine güvenerek hareket edemeyeceği kaydedilmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, Avrupalı müttefiklerinden savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’i seviyesine çıkarmalarını talep etmiş, NATO ülkelerini ABD’nin askeri harekatlarına yeterli destek vermedikleri gerekçesiyle eleştirmiş ve ittifakı Washington olmadan bir “kağıttan kaplan” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa savunmada ABD olmadan yol almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü Avrupa ülkelerini kendi güvenlik mimarilerini yeniden şekillendirmeye yönlendirirken, askeri harcamalarda ve yerli savunma sanayisinde kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Kamuoyu araştırmaları, Avrupa genelinde Washington’a olan güvenin çarpıcı biçimde gerilediğini ve askeri harcamaların artırılmasına yönelik desteğin yükseldiğini ortaya koyuyor.

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, Avrupa ülkelerini kendi güvenlik politikalarını köklü bir biçimde gözden geçirmeye sevk ederken, kıta genelindeki silahlanma ve savunma hazırlıklarına ivme kazandırdı.

Amerikan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayını Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analiz, Avrupa’nın olası bir tehdit anında ABD’nin askeri desteğine bütünüyle güvenemeyeceği yönündeki endişelerin derinleştiğini ortaya koyuyor.

Bu çerçevede Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler savunma bütçelerini artırırken, kendi askeri-endüstriyel altyapılarını güçlendiriyor ve Amerikan silah sistemlerine olan bağımlılıklarını kademeli olarak azaltıyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları, AB ülkelerinde yaşayanların yüzde 77’sinin Ukrayna’daki savaşı doğrudan Avrupa’nın güvenliğine yönelik bir tehdit olarak algıladığını gösteriyor.

Buna karşın, incelenen 15 Avrupa ülkesindeki katılımcıların yalnızca yüzde 11’i ABD’yi güvenilir bir müttefik olarak nitelendiriyor.

Katılımcıların büyük çoğunluğu, silahlı bir çatışma çıkması durumunda Washington’ın Avrupa’nın yardımına koşacağı konusunda şüphe taşıyor.

Bu toplumsal algı paralelinde, birçok Avrupa ülkesinde askeri harcamaların artırılması, yerli savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Amerikan teçhizatı yerine Avrupa yapımı askeri donanımların tercih edilmesi yönündeki eğilim güç kazanıyor.

Bazı üye ülkelerde zorunlu askerlik hizmetine geri dönülmesi fikri de kamuoyunda zemin buluyor.

Analizde, Avrupa’nın yeniden silahlanma sürecindeki en önemli lokomotiflerden birinin Almanya olduğu belirtiliyor.

Berlin yönetimi, askeri harcamalarını 2022 yılına kıyasla yaklaşık üç katına çıkarmayı planlarken, Avrupalı savunma şirketleri insansız hava araçları, zırhlı araçlar, tanklar ve diğer mühimmatların üretim kapasitesini genişletiyor.

Uzmanlar, ABD’de gelecekte yönetim değişse bile Washington ile Avrupa arasındaki ilişkilerin eski seyrine dönmeyeceğini öngörüyor.

ABD’nin stratejik odağının her halükarda Çin ile rekabete kayacağı, bu nedenle Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Trump’ın yeniden seçilmesiyle birlikte Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki ilişkiler daha karmaşık bir evreye girdi.

Beyaz Saray, Avrupalı ortaklarından savunma harcamalarını kararlılıkla artırmalarını talep ediyor.

Trump, geçmiş dönemlerinde de NATO müttefiklerini yeterli yük paylaşımı yapmamakla eleştirmiş ve ABD’nin ittifaktaki rolünü gözden geçirebileceği yönünde işaretler vermişti.

Bu gelişmelerin ışığında, Avrupa’da kendi savunma kapasitesini güçlendirme ve Washington’a olan bağımlılığı azaltma arayışları daha yüksek sesle dile getiriliyor.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan “Avrupa’yı Savunmak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda da Avrupa ülkelerine NATO bünyesinde daha fazla sorumluluk üstlenme, askeri harcamaları artırma, ortak tedarik mekanizmalarını genişletme ve yerli savunma sanayisini geliştirme çağrısı yapıldı.

Raporda, Avrupa’nın artık ABD’den gelecek askeri desteğe eski düzeyde bel bağlayamayacağı vurgulandı.

Estonya Başbakanı Kristen Mihal de konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avrupa’nın geçmişte silahsız bir barış projesi olarak tasarlandığını, ancak mevcut konjonktürde silahlı bir barış projesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti.

Mihal, savunma alanındaki işbirliğinin geliştirilmesinin ve askeri kapasitenin artırılmasının, Avrupa ülkelerinin küresel sahnedeki nüfuzunu korumasının tek yolu olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Venezuela’ya deprem yardımı için 14,7 milyon dolar ek destek sözü verdi

Yayınlanma

Çin, geçen hafta meydana gelen iki depremin en az 1.450 kişinin ölümüne yol açmasının ardından Venezuela’ya 100 milyon yuan, yani 14,7 milyon ABD doları değerinde ek yardım malzemesi sağlayacak. Ölenler arasında sekiz Çin vatandaşı da bulunuyor.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Pekin’in ülkeye daha önce sağlanan nakit yardıma ek olarak söz konusu yardım malzemelerini gönderme kararı aldığını söyledi.

Guo, Çin’in Venezuela’nın yardım operasyonlarını desteklemek amacıyla etkilenen bölgelerin uydu görüntülerini de sağladığını belirtti. Venezuela’daki Çinli şirketlerin ve denizaşırı Çinli toplulukların acil ihtiyaç duyulan mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler temin ettiğini, ayrıca arama-kurtarma çalışmalarına aktif biçimde katılmak üzere kurtarma ekipleri oluşturduğunu kaydetti.

Guo, “Çin, afet durumunun değişen ihtiyaçlarına göre Venezuela’ya daha fazla destek sağlamaya hazırdır,” dedi.

Nakit yardım, Çin Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı tarafından cuma günü duyurulmuştu. Ancak yardımın miktarı belirtilmemişti.

Yine cuma günü Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodríguez’e bir taziye mesajı gönderdi.

Yerel saatle çarşamba akşamı, 39 saniye arayla meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, Güney Amerika ülkesini son yüzyılı aşkın sürede vuran en güçlü depremler oldu.

Rodríguez ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti ve kıyı eyaleti La Guaira’yı afet bölgesi olarak belirledi.

Birleşmiş Milletler raporuna göre, pazar günü itibarıyla 27 ülkeden 2.245 uzman personel ve 140 köpekten oluşan 44 arama-kurtarma ekibi bölgeye konuşlandırıldı. Ekipler, yıkılan yapılarda hayatta kalanları kurtarma ve acil tıbbi yardım sağlama çalışmaları yürütüyor.

Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) cumartesi günü yayımladığı ön değerlendirmeye göre, afetten 2 milyona yakını başkent Caracas’ta olmak üzere 6,76 milyona kadar kişi etkilenmiş olabilir.

IOM, evlerini kaybeden ailelerin acil olarak geçici barınağa, güvenli içme suyuna, sanitasyon ve halk sağlığı hizmetlerine, tıbbi bakıma, koruma desteğine ve temel ev eşyalarına ihtiyaç duyduğunu bildirdi.

Çin’in Venezuela Büyükelçiliği, ülkedeki Çin vatandaşlarına yerel deprem uyarılarını yakından takip etmeleri, kıyı bölgelerinden uzaklaşmaları ve güvenli bölgelere geçmeleri yönünde uyarıda bulundu.

Büyükelçilik ayrıca, yerel Çinli şirketler ve Çin derneklerinin afet yardımı için mühendislik makineleri ve tıbbi malzemeler sağlamasına ve kurtarma ekipleri oluşturmasına rehberlik ettiğini cumartesi günü devlet haber ajansı Xinhua’ya bildirdi.

Xinhua’nın haberine göre, cumartesi öğleden sonra itibarıyla Venezuela’daki Çin dernekleri ve Çin toplumu; şişelenmiş su, bisküvi, bebek bezi, süt, pirinç, şeker ve et dahil olmak üzere 500 tondan fazla yardım malzemesi bağışladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English