Amerika
Gümrük vergileri, Triffin ikilemi ve doların akıbeti

İktisatçı Michael Roberts, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’e yönelik gümrük vergisi politikasının geri teptiğini ve ABD ekonomisine Çin’den daha fazla zarar verdiğini savunuyor. Roberts, doların küresel hakimiyetinin henüz sona ermediğini ancak ticaret açığını giderecek asıl faktörün gümrük vergileri değil, olası bir ekonomik durgunluk olacağını belirtiyor. Ayrıca, Triffin ikilemi gibi teorilerin mevcut durumu açıklamakta yetersiz kaldığını vurguluyor.
İktisatçı Michael Roberts, kişisel blog sayfasında yayımladığı makalede, ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergisi politikalarını ve bunun ABD ekonomisi ile doların geleceği üzerindeki etkilerini ele aldı.
Roberts, Trump’ın Avustralya’nın güneybatısındaki penguenlerin yaşadığı Heard ve McDonald Adaları da dahil olmak üzere dünyadaki her ülkeye uygulamayı planladığı tuhaf karşılıklı gümrük vergilerinden geri adım atmasına rağmen, ticaret savaşının bitmekten çok uzak olduğunu belirtti.
Roberts’a göre, Çin’e yönelik artırılan gümrük vergileri, ABD’nin toplam efektif gümrük vergisi oranını Trump’ın geri adım atmadan önceki seviyesinden daha yüksek bir noktada bırakıyor.
Capital Economics’ten Stephen Brown’a atıfta bulunan Roberts, Trump’ın Çin’e yüzde 125’lik gümrük vergisi vaadinin, ABD’nin efektif gümrük vergisi oranını yüzde 27’ye çıkardığını ifade etti.
‘Trump’ın geri adım atmasının nedeni tahvil piyasasındaki stres’
Roberts, Trump’ın geri adım atmasının nedenini, tahvil piyasasında görülen ve özellikle önemli miktarda ABD tahvili bulunduran risk fonları için kredi sıkışıklığına yol açabilecek ciddi stres belirtilerine bağladı.
Roberts, “Tahviller düşerse, başta ABD’deki tüm şirketlerin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan ağır borçlu ‘zombi’ şirketler olmak üzere birçok şirket için iflaslar yaşanabilir,” uyarısında bulundu. İflasların ekonomiye yayılarak finansal bir çöküşe ve durgunluğa yol açabileceğini de ekledi.
Roberts’a göre, Trump için tek sorun bu değildi. Çin’den ithalata getirilen yüzde 125’lik gümrük vergisi artışı, Çin’de yerleşik Amerikan şirketlerinin yüksek teknolojili tüketim malları ihracatını potansiyel olarak fiyat dışı bırakıyordu.
Roberts, “Çin’den iPhone gibi ürünlerin ana ihracatçısı olan Apple gibi Amerikan şirketleri ağır darbe alacaktı. Apple’ın iPhone üretim ve montajının kabaca yüzde 90’ı Çin’de bulunuyor. Bir iPhone örneğini ele alırsak, maliyetinin yüzde 2’sinden azı telefonu yapan Çinli işçilere giderken, Apple’ın telefonlarında tahmini yüzde 58,5 brüt kâr marjı elde ettiği tahmin ediliyor,” diye belirtti.
Bu tedarik zincirini bozmanın Çin’den çok ABD’yi vuracağını ifade eden Roberts, Amerikan şirketlerinin tepkisi üzerine Trump’ın tekrar geri adım atmak zorunda kaldığını ve Çin’den yapılan tüm ABD ithalatının yüzde 22’sini oluşturan tüketici teknolojisi ürünlerinin muaf tutulduğunu kaydetti.
Çin gümrük vergilerini yüzde 125’e çıkararak ABD’ye karşılık verdi
Trump’ın gümrük vergisi öfkesinin mantıksızlığı
Roberts, Trump’ın gümrük vergisi politikasındaki tutarsızlıklara da dikkat çekti. “Trump’ın gümrük vergisi öfkesinin mantıksızlığı, iPhone ve iPad’lere giren bileşenlerin hâlâ gümrük vergisi artışına tabi olması, ancak nihai ürünün olmaması gerçeğiyle de ortaya çıkıyor,” diyen Roberts, ABD Ulusal İmalatçılar Birliği’ne göre ABD’ye ithal edilen malların yüzde 56’sının aslında imalat girdileri olduğunu ve bunların büyük kısmının Çin’den geldiğini belirtti.
Buradaki fiyat artışlarının birçok nihai ürüne yansıyacağını vurgulayan Roberts, tüketici teknolojisi ürünlerine tanınan muafiyetlerin yalnızca karşılıklı gümrük vergileri için geçerli olduğunu, karşılıklı vergilendirmeden muaf mallar da dahil olmak üzere Çin’den yapılan tüm ithalatın hâlâ ek yüzde 20’lik gümrük vergisine tabi olduğunu hatırlattı.
Ayrıca, Trump’ın yarı iletken ithalatına yönelik gümrük vergisi artışları planladığını ve bunun Apple gibi şirketleri vuracağını ekledi.
Roberts, ABD’nin Çin’den çok sayıda temel mal ithal ettiğini belirterek, 2024’te tekstil ve giyim ithalatının yüzde 24’ünün (45 milyar dolar değerinde), mobilya ithalatının yüzde 28’inin (19 milyar dolar) ve elektronik ve makine ithalatının yüzde 21’inin (206 milyar dolar) Çin’den yapıldığını aktardı.
Roberts, “Gümrük vergilerinde yüzde 100’lük bir artışın işletmeler ve tüketiciler için daha yüksek fiyatlara yol açacağı kesin görünüyor. Dolayısıyla Trump’ın gümrük vergileri Çin’e zarar vermek yerine ABD ekonomisini daha da sert vuracak,” değerlendirmesinde bulundu.
Çin’in ABD’ye ihracata bağımlılığının aslında çok az olduğunu, bunun GSYİH’sinin yüzde 3’ünden azına denk geldiğini belirten Roberts, Amerikalı tüketicilerin ve üreticilerin keskin fiyat artışlarından muzdarip olacağını ve bunun önceki gümrük vergisi programlarının deneyimi olduğunu ifade etti.
Ayrıca Roberts, bir ülkenin ithalata büyük bir gümrük vergisi artışı uyguladıktan sonra GSYİH’sinin düşme eğiliminde olduğunu ve üretim düşüşünün büyüklüğünün yıllar geçtikçe arttığını, yani uzun vadeli acının kısa vadeli acıdan daha kötü olduğunu belirtti.
Mevcut durumda ham petrol fiyatlarındaki önemli düşüşün ABD petrol üretiminin kârlılığını zaten tehlikeye attığını belirten Roberts, Çin’in gıda ve tahıl alımlarını Brezilya’ya kaydırmasıyla Amerikalı çiftçilerin dünya pazarlarında ciddi kayıplar yaşadığını vurguladı.
Roberts, “Halihazırda ABD’nin Çin’in gıda ithalatındaki payı 2016’da yüzde 20,7’den 2023’te yüzde 13,5’e düşerken, Brezilya’nın payı aynı dönemde yüzde 17,2’den yüzde 25,2’ye yükseldi. Şimdi Brezilya’nın Çin’e sığır eti satışı 2025’in ilk çeyreğinde bir önceki yıla göre üçte bir oranında artarken, ABD’nin Çin’e tarım sevkiyatları yüzde 54 oranında düştü,” dedi.
Çin’in ABD mal ihracatının yüzde 7’sini veya ABD GSYİH’sinin yüzde 0,5’ini oluşturduğunu belirten Roberts, Pantheon Macroeconomics’e göre, Çin’in agresif misillemelerinin ABD ihracatına vereceği darbenin, “karşılıklı” gümrük vergilerinin iptalinden kaynaklanacak GSYİH artışından daha ağır basacağını aktardı.
Trump ve danışmanlarının, gümrük vergisi gelirlerinin şirketlere vergi indirimleri için kullanılacağını ve böylece yatırımı artıracağını savunduğunu belirten Roberts, Tax Foundation düşünce kuruluşunun son tahminlerine göre (Trump’ın Çin ithalatına yüzde 104 vergi ile çıtayı yükseltmesinden önce), yılda ortalama yaklaşık 300 milyar dolar gelir elde edileceğini, bunun Trump’ın günde 2 milyar dolarlık iddiasından önemli ölçüde düşük olduğunu ve gümrük vergisi önlemlerinden kaynaklanan reel gelir kaybına kıyasla “devede kulak” kaldığını ifade etti.
Doların hakimiyetinin sonu mu geldi?
Finans piyasalarının son birkaç haftada kaydedilen büyük kayıpların ardından toparlanma belirtisi göstermeden gergin ve belirsiz kaldığını belirten Roberts, bunun pek çok analistin belki de dolar hakimiyeti günlerinin sona erdiğini ve Trump’ın dolarda diğer para birimlerine kıyasla kalıcı bir düşüşe ve Amerika’nın ticaret ve yatırım için istediği gibi dolar basabilme konusundaki “fahiş ayrıcalığının” sonuna neden olduğunu savunmasına yol açtığını aktardı.
Roberts, 1959’da Belçikalı-Amerikalı iktisatçı Robert Triffin’in, ABD’nin diğer ülkelerle ticaret açığı vermeye devam edip yurt dışına yatırım yapmak için sermaye ihraç ederken aynı zamanda doların gücünü sürdüremeyeceğini öngördüğünü hatırlattı.
Triffin’in, “Eğer Amerika Birleşik Devletleri açık vermeye devam ederse, dış yükümlülükleri dolarları talep üzerine altına çevirme kabiliyetini çok aşacak ve bir ‘altın ve dolar krizi’ne yol açacaktır,” dediğini aktaran Roberts, Triffin’in, para birimi diğer uluslar tarafından uluslararası ticareti desteklemek için döviz rezervi olarak tutulan küresel rezerv para birimi olan bir ülkenin, bu döviz rezervlerine yönelik dünya talebini karşılamak için dünyaya kendi para birimini sağlamak zorunda kaldığını ve bunun kalıcı bir ticaret açığı vermesine yol açtığını savunduğunu belirtti.
Triffin ikilemi ve yanlış yorumlar
Bunun yanı sıra Roberts, Triffin’in uluslararası para birimini sağlayan bir ülkenin ticarette kaybetmesi şeklindeki ikileminin, Trump’ın Beyaz Saray ekonomi danışmanı Steve Miran tarafından ele alındığını söyledi.
Miran’ın, ABD ile ticaret fazlası veren tüm ülkelerin, ticaret ve yatırım için doları sağlama “fedakarlığı” nedeniyle ABD’yi tazmin etmesi gerektiği sonucuna vardığını aktaran Roberts, Keynesyen guru Larry Summers’ın buna, “Eğer Çin bize gerçekten düşük fiyatlarla bir şeyler satmak istiyorsa ve işlem sonucunda biz güneş kolektörleri veya elektrikli arabalara koyabileceğimiz piller alıyorsak ve onlara bastığımız kağıt parçalarını gönderiyorsak. Bunun bizim için iyi bir anlaşma mı yoksa kötü bir anlaşma mı olduğunu düşünüyorsunuz?” sözleriyle karşılık verdiğini belirtti.
Summers’ın devamında, günün sonunda kimin daha fazla “aldatıldığı” sorusunu sorduğunu aktardı: Çok düşük fiyatlarla, bıçak sırtı marjlarla mal üreterek zor işi yapan taraf mı, yoksa tüm bunları ödemek için neredeyse sonsuz miktarda itibari para basan taraf mı?
Roberts, hem Triffin hem de Miran’ın hikayeyi tersten anlattığını savundu. Roberts, “ABD, on yıllardır ucuz ithalat yapabildi ve bunu yapmak için ticaret açığı verdi çünkü ABD’ye ihracat yapan ülkeler ödeme olarak dolar almayı ve hatta bu dolarları ABD devlet tahvillerine veya diğer dolar araçlarına geri yatırmayı kabul ettiler,” yorumunu yaptı.
Ticaret fazlası veren ülkelerin ABD’ye açık ‘dayatmadığını’; sadece ABD ihracatçılarının en azından mal ticaretinde (ABD hizmet ticaretinde büyük bir fazla veriyor) rekabet edemediğini belirten Roberts, şans eseri ABD şirketleri ve tüketicileri için, fazla veren ülkelerin şimdiye kadar ödeme olarak dolar kabul ettiğini ifade etti.
Roberts, “Eğer etmeselerdi, o zaman ABD ekonomisi —uluslararası kabul görmüş bir para birimi olmayan dünyanın birçok yoksul ülkesi gibi— gerçek zorluk içinde olurdu ve doları devalüe etmek ve/veya daha yüksek faiz oranlarıyla borçlanmak zorunda kalırdı,” diye ekledi.
Roberts, kapitalizm altında ekonomiler arasında her zaman ticaret ve sermaye dengesizlikleri olduğunu, bunun nedeninin daha verimli üreticinin daha az verimli olana açık “dayatması” olmadığını, kapitalizmin dengesiz ve bileşik bir gelişme sistemi olduğunu, daha düşük maliyetli ulusal ekonomilerin uluslararası ticarette daha az verimli olanlardan değer kazanabildiğini belirtti.
Roberts’a göre, ABD’li kapitalistleri asıl endişelendiren şey, fazla veren ülkelerin onları dolar basmaya zorlaması değil, Çin’in ABD ile arasındaki üretkenlik ve teknoloji farkını kapatıyor olması ve dolayısıyla ABD’nin ekonomik hakimiyetini tehdit etmesi.
Buna rağmen, bazı ana akım iktisatçıların Miran’ın gülünç argümanını ve Triffin yanılgısını kabul ettiğini belirten Roberts, şu anda çok popüler olan Çin merkezli iktisatçı Michael Pettis’in bunlardan biri olduğunu söyledi.
Pettis’in, Çin gibi ülkelerin “kendi imalatını sübvanse etmek için iç talebi bastırdıkları” ve böylece ortaya çıkan imalat ticaret fazlasının “ticaret ve sermaye hesapları üzerinde çok daha az kontrol uygulayan ortakları tarafından emilmeye zorlandığı” için ticaret fazlaları oluşturduğunu savunduğunu aktaran Roberts, yani ticaret dengesizliklerinin nedeninin ABD imalatının Asya ve hatta Avrupa’ya kıyasla dünya pazarlarında rekabet edememesi değil, Çin’in (veya yakın zamana kadar Almanya’nın) hatası olduğunu belirttiğini ifade etti.
Roberts, dünya yönetişimi ve para birimleri konusunda uluslararası işbirliği olmadığını varsayarak, Pettis’in Miran ile aynı fikirde olduğunu belirtti:
“ABD, şu anda yaptığı gibi, yurt dışındaki politika çarpıklıklarını karşılama rolünü tersine çevirmek için tek taraflı hareket etmekte haklıdır. En etkili yol muhtemelen, fazla veren ülkelerin ABD varlıkları edinerek fazlalarını dengeleme yeteneklerini sınırlayan ABD sermaye hesabına kontroller uygulamak olacaktır.”
Çin, beyaz kitabını yayımladı: ‘Tek taraflılık ve korumacılık ilişkilere zarar veriyor’
Komşuyu zarara sokma politikası
Roberts, bunun özünde, Çin’in ihracat avantajını zayıflatmak ve ABD’yi güçlendirmek için doların değerini düşürmenin başka bir yolu, yani kılık değiştirmiş bir ‘komşuyu zarara sokma’ politikası olduğunu savundu.
Miran ve Pettis’in, Nixon’ın 1971’de doları altın standardından çıkararak (ABD rezerv para birimi rolü, dönemin ABD Hazine Bakanı John Connally’nin 1971’de dolar-altın standardının sona erdiğini duyurduğunda AB maliye bakanlarına “Dolar bizim paramız ama sizin sorununuz,” demesini teşvik etmişti) ve ABD’nin benzer şekilde 1985’te Japonya gibi fazla veren ülkeleri faiz oranlarını artırmaya ve yen’i güçlendirmeye zorlayarak Japon ihracatını azaltan sözde Plaza Accord ile yaptığı gibi doların değerini düşürmeye yönelik bir politika sunduğunu belirtti.
Roberts’a göre, şimdi Çin’in ihracat ve imalat başarısının cevabı görünüşe göre dolar varlıklarını silmek ve doları zayıflatmak.
Ancak Roberts, bu politikanın işe yaramayacağını savundu. “Bu politika, 1970’lerde veya 1980’lerde ABD imalat sektörünü kurtarmadı. Kârlılık keskin bir şekilde düştükçe, ABD’li üreticiler ucuz işgücü ekonomilerinde daha iyi kârlılık bulmak için yurt dışına yerleşti,” diyen Roberts, bu sefer dolar zayıflarsa, yurt içi enflasyonun daha da artacağını (1970’lerde olduğu gibi) ve ABD’li üreticilerin eve dönüp yatırım yapmak yerine, gümrük vergisi olsun ya da olmasın, yurt dışında başka yerler bulmaya çalışacağını belirtti.
Doların diğer para birimlerine karşı değer kaybetmesi durumunda, Çin, Japonya ve Avrupa gibi dolar sahiplerinin alternatif para birimi varlıkları arayacağını da ekledi.
Doların hakimiyeti ve BRICS
Roberts, bunun dolar hakimiyetinin bittiği ve çok kutuplu, çok para birimli bir dünyada olduğumuz anlamına gelip gelmediği sorusunu gündeme getirdi.
Soldaki bazılarının bu eğilimi desteklediğini belirten Roberts, ancak doların uluslararası rolünün çökertilmesinden önce gidilecek uzun bir yol olduğunu ifade etti.
Alternatif para birimlerinin de güvenli bir bahis gibi görünmediğini, zira tüm ekonomilerin rekabet etmek için para birimlerini ucuz tutmaya çalıştığını ve finans piyasalarında altına hücumun nedeninin bu olduğunu belirtti.
BRICS ülkelerinin ABD dolarının yerini alacak durumda olmadığını savunan Roberts, bunun, ABD emperyalizminin hedeflerine bir miktar direnç göstermek dışında çok az ortak noktası olan, çeşitli ekonomilerden ve siyasi kurumlardan oluşan gevşek bir gruplaşma olduğunu söyledi.
Roberts, doların çöktüğüne dair tüm bahislerin aksine, gerçekliğin, Trump’ın zikzaklarına rağmen doların diğer ticari para birimlerine karşı tarihsel olarak hala güçlü olduğu olduğunu belirtti.
‘Ticaret açığını durgunluk bitirecek’
Diğer yandan Roberts, ABD ticaret açığını bitirecek olanın ABD ithalatına uygulanan gümrük vergileri veya ABD’ye yapılan yabancı yatırımlara yönelik kontroller değil, bir durgunluk olduğunu savundu.
Roberts, “Durgunluk, tüketici ve üretici alımlarında ve yatırımlarında keskin bir düşüş anlamına gelir ve dolayısıyla ithalatta bir düşüşe neden olur. ABD ekonomisi ne zaman bir durgunluk içinde olsa (aşağıdaki grafikte gri alanlar), ithalat keskin bir şekilde düşerken ticaret açığı daralır veya ortadan kalkar, dolar ise güçlenir,” ifadesini kullandı.
Roberts, 2025’in ikinci çeyreğine girerken ABD ekonomisinin aşağı yönlü seyrettiğini dile getirerek Atlanta Fed’in altın alımları hariç tutulduğunda, 2025’in ilk çeyreğinde reel GSYİH’de yüzde 0,3’lük bir düşüş öngördüğünü, ancak iç talebin hala yılda yüzde 2 ile yavaş büyüdüğünü aktardı.
Ancak bunun, gümrük vergilerinin fiyatları ve üretimi vurmasından önce olduğunu belirten Roberts, yatırım bankası Goldman Sachs’ın gümrük vergilerinin ardından bu yıl ABD’de yüzde 45 resesyon olasılığı gördüğünü (tüm yıl için yüzde 0,5 GSYİH büyüme tahmini ile) ifade etti.
Daha önce, gümrük vergisi çılgınlığından önce, GS’nin ABD için yüzde 2,5 GSYİH büyümesiyle “başka bir sağlam büyüme yılı” öngördüğünü hatırlattı.
Roberts, mart ayında ekonomi yavaşlarken ve tüketiciler alımlarını azaltırken ABD enflasyonunun düştüğünü, ancak büyük olasılıkla enflasyonun bu yılın ikinci yarısında ekonomi daha da gerilerken tekrar yükseleceğini belirtti.
Roberts, durumu “stagflasyondan slumpflasyona (durgunluk içinde enflasyon)” olarak nitelendirdi.
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









