Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mısır’ın üçlü pakta katılmasını Suudi Arabistan istemedi iddiası

Yayınlanma

Suudi Arabistan, geçen hafta Türkiye ve Pakistan ile imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na Mısır’ın katılmasına karşı çıktı.

Bu iddia, görüşmelere aşina üç Suudi kaynak tarafından Middle East Eye’a (MEE) aktarıldı.

Kaynaklardan biri olan Suudi monarşisinin eski üst düzey danışmanı, Riyad’ın “en azından şimdilik” Mısır’ın anlaşmaya katılmasını istemediğini söyledi.

Fakat konunun hassasiyeti nedeniyle isimsiz kalmak koşuluyla konuşan üç kaynak da, Suudi Arabistan’ın bu tutumunun, Abdülfettah es-Sisi hükümetine karşı artan bir hayal kırıklığından ve Riyad’da Mısır’ın artık eskisi gibi stratejik veya askeri bir değer sunmadığına dair bir inançtan kaynaklandığını belirtti.

Cuma günü Mekke’de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı, bu üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırıyı, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul etmeye mecbur kılıyor.

Suudi yetkililer, anlaşmanın operasyonel mekanizmalar, spesifik tetikleyiciler ve bir kriz durumunda ortak askeri yardımın fiilen nasıl yürütüleceği konusunda belirsiz olmasına rağmen, bunu ortak savunma kapasitelerini güçlendirecek bir mekanizma olarak tanımladılar.

Kaynaklara göre, Suudi Arabistan’ın Mısır’ın katılımına karşı çıkma kararı, Riyad ile Kahire arasında tırmanan gerginliklerden kaynaklanıyor.

Mısır, üçlü pakta neden katılmadı?

Kaynaklar, Suudi Arabistan’ın, Sisi’nin 2013’teki darbeyle iktidarı ele geçirmesinin ardından hükümetinin en büyük mali destekçisi olduğunu ve başlangıçta Kahire’nin zayıflayan ekonomisini desteklemek için yaklaşık 25 milyar dolar harcadığını aktardılar.

Fakat Riyad’ın, kilit güvenlik konularında “karşılıklı destek eksikliği” olarak gördüğü durumdan dolayı hayal kırıklığına uğradığını belirttiler.

Kaynaklardan biri, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husi direnişçilerle sürdürdüğü savaşta Mısır’ın “asgari düzeyde ve güvenilmez” rolüne ve İran savaşı sırasında Mısır’ın “hayal kırıklığı yaratan” tutumuna dikkat çekti.

Kaynaklar ayrıca, özellikle Riyad ile Abu Dabi arasında, “Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğini ve çıkarlarını tehdit eden” Güney Yemenli ayrılıkçı gruplara verilen destek nedeniyle yaşanan gerginliğin ardından, Kahire’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ne “bağımlılığı” konusunda artan tedirginliğe de değindi.

Kaynaklardan ikisi, Mısır’ın İran saldırılarına yanıt olarak Abu Dabi’ye savaş uçakları gönderdiğini ve Sisi’nin savaş sırasında BAE Cumhurbaşkanı Muhammed bin Zayed’i birden fazla kez ziyaret etmeye istekli olduğunu ama Suudi Arabistan’a yönelik bu tür hiçbir adımın atılmadığını belirtti.

Kaynaklar, Riyad’ın Sisi’nin Abu Dabi ile yakınlaşmasından giderek daha fazla endişe duymaya başladığı sonucuna vardı.

Kaynaklar, bunun nedeninin Riyad’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bazı politikalarını Mısır’ın kendi stratejik çıkarlarına aykırı görmesinden kaynaklandığını belirtti.

Şahbaz Şerif: Üçlü pakt tamamen savunma amaçlı

Bunlar arasında BAE’nin Somaliland’daki varlığı, İsrail ile kurduğu stratejik ilişki, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’na ilişkin anlaşmazlıklar sırasında Etiyopya’ya verdiği destek ve Sudan’daki Hızlı Destek Güçleri’ne sağladığı destek yer alıyor.

Kaynaklardan biri, Kahire’nin Abu Dabi ile sürdürdüğü ilişkilerin, Riyad’da Mısır’ın stratejik bir ortak olarak güvenilirliğine dair şüpheleri derinleştirdiğini belirtti.

Başka bir kaynak ise, Sisi döneminde bu ilişkinin giderek Suudi Arabistan’ın Mısır’ı güvenilir bir ortak olarak değil, Körfez desteğine “bağımlı” bir ülke olarak gördüğü bir yapıya dönüştüğünü belirtti.

Eski üst düzey danışman, Mısır’ın tarihsel olarak Suudi Arabistan’a, ABD’ye ve diğer dış güçlere bağımlı olduğunu, buna karşılık ise çok az şey sunduğunu söyledi.

Danışman, “Mısır her zaman bize ve ABD’ye bağımlı olmuştur; karşılığında hiçbir şey vermez, sadece alır ve alır, karşılığında hiçbir şey vermez,” dedi.

Bazı Türk kaynaklar ise MEE’ye, Ankara’nın Mısır’ı anlaşmaya dahil etmek için önemli çabalar sarf ettiğini ve Mısır’ın katılımını resmen önerdiğini bildirdi.

Fakat aynı kaynaklara göre, Kahire’nin anlaşmaya katılmaya hazır olmadığı anlaşılınca diğer ülkeler Mısır olmadan devam etmeye karar verdi.

Suudi kaynaklar ise Mısır’ın anlaşmayı kendisinin reddettiği yönündeki iddiayı yalanladı.

Hâlâ ülkenin karar alma süreçlerine yakın olan eski üst düzey danışman, Kahire’nin katılmamaya karar verdiği yönündeki iddiayı “gülünç” olarak nitelendirdi.

Danışman, “Gerçek şu ki, Sisi her zamanki gibi bu anlaşmadan maddi kazanç elde edebilmek için anlaşmaya katılmaya can atardı,” diye konuştu.

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma anlaşması: Birine yönelik saldırı tümüne yapılmış sayılacak

Danışman, Suudi karar alıcıların Sisi’nin “sadakatine” ilişkin ciddi endişeleri olduğunu ve ona Türk ve Pakistanlı liderler kadar güvenilemeyeceğine inandıklarını söyledi.

Danışman, “Türklerin Mısır’ın da dahil edilmesini istediğini anlıyoruz ve bunun nedenini de anlıyoruz. Belki gelecekte, bir değişiklik ya da iyileşme görürsek [olur],” dedi.

Öte yandan Suudi kaynaklar, Türkiye ve Pakistan’ın ittifaka askeri açıdan Mısır’dan daha fazla katkı sunduğunu belirtti.

Kaynaklardan biri, “Ordunun rolü, gıda fabrikalarına yatırım yapmak ve bunları yönetmekle uğraşmak yerine, askeri üretim kapasitelerine yatırım yapmak olmalıdır,” dedi.

Ayrıca Mısır silahlı kuvvetlerinin savaşa hazırlık durumunu ve etkinliğini de sorguladılar.

Kaynaklar, bu kararın dolayısıyla sadece Mısır’ın siyasi duruşuyla ilgili değil, Riyad’ın Kahire’nin yeni bir bölgesel güvenlik mimarisine somut olarak ne tür bir katkı sağlayabileceğine dair inancıyla da ilgili olduğunu belirtti.

Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasında neler vardı?

Suudi kaynaklar, Sisi yönetimi altında Mısır’ın dış finansal desteğe giderek daha fazla bağımlı hale geldiğini, buna karşılık önemli bölgesel güvenlik meselelerinde daha az katkı sağladığını öne sürdü.

Eski üst düzey danışman, krallığın son yıllarda çalkantılı geçmesine rağmen Ankara ile ilişkilerini Kahire ile olan ilişkilerinden daha güvenilir gördüğünü söyledi.

Danışman, “Lider kadrosundaki karar vericiler, Sisi’nin sadakati konusunda ciddi endişeler taşıyor. Ona güvenilemeyeceği düşünülüyor ve bu haklı bir görüş,” dedi.

Danışman, bunu Suudi Arabistan’ın “Pakistanlılar ve Türk kardeşleri” ile olan ilişkileriyle karşılaştırdı.

Diplomasi

NATO komutanı Varşova’da ittifakın “zafer teorisini” açıklayacak

Yayınlanma

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Varşova Güvenlik Forumu’nda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya dönük yeni stratejisini sunacak. Avrupa ve ABD kuvvetlerinin hazırlığı için 2029 yılı kritik hedef olarak belirlenirken, Askeri Komite Başkanı Dragone planın Rusya’ya karşı tehdit taşımadığını ifade etti.

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenecek güvenlik forumunda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya hazırlık konsepti niteliğindeki “zafer teorisi” stratejisini açıklayacak.

Varşova Güvenlik Forumu organizatörlerinin yayımladığı basın bildirisinde, 12 ve 13 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında sunulacak stratejinin ayrıntılarına yer verildi.

Söz konusu strateji, NATO’nun muhtemel bir çatışmayı karşı taraf açısından sürdürülemez maliyetlere ulaştıracak askeri ve sınai kapasiteyi oluşturmasını öngörüyor.

Hazırlanan belgede, Avrupa ve ABD silahlı kuvvetlerinin gelecekteki sınamalara hazır hale getirilmesi amacıyla 2029 yılı temel dönüm noktası olarak belirlendi.

Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Katarzyna Pisarska, konseptin kapsamına ilişkin açıklamasında, Orgeneral Grynkewich’in hazırladığı yaklaşımın ittifakın yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazır hale gelmesi için atılması gereken somut adımları ortaya koyduğunu kaydetti.

Pisarska, Grynkewich’in Varşova Güvenlik Forumu’nda yapacağı sunumla 2029 hedefinin Avrupa güvenliği ve ittifakın geleceği açısından taşıdığı kritik önemi ilk kez ayrıntılı biçimde izah edeceğini söyledi.

Savunma planının Rusya’yı hedef almadığı açıklandı

Polonya’nın ev sahipliğinde on yılı aşkın süredir düzenlenen ve transatlantik işbirliği ile uluslararası güvenlik konularına odaklanan foruma, 90 ülkeden 2 bin 500’ü aşkın temsilcinin katılması planlanıyor.

Norveç’in ortak ülke olarak yer aldığı forumda Ukrayna’daki savaş ile Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya arasındaki işbirliği başlıkları da ele alınacak.

Toplantıda NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Şekerinska ve NATO Askeri Komite Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone de hazır bulunacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise oturumlara video konferans yöntemiyle bağlanarak hitap edecek.

İttifakın savunma planlamalarının Rusya’ya karşı yönelmediğini belirten NATO Askeri Komite Başkanı Dragone, “NATO kimseyi tehdit etmiyor. En iyi zafer, uğruna savaşmak zorunda kalmadığımız zaferdir” ifadesini kullandı.

Dragone, planın özünün kamuoyuna ve taraflara izah edilmesi amacıyla Grynkewich tarafından yapılacak sunumu yerinde ve gerekli gördüğünü dile getirdi.

Hafta başında Bloomberg tarafından kurum içi belgelere ve diplomatik kaynaklara dayandırılarak yayımlanan haberde, NATO’nun üye ülkelerden birinin topraklarına yönelik muhtemel bir askeri müdahaleye verilecek operasyonel karşılıkları belirleyen bir savunma planı üzerinde çalıştığı bildirilmişti.

Gelişmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Orgeneral Grynkewich’in sözcüsü Albay Martin O’Donnell, NATO’nun “tamamen savunma amaçlı” bir ittifak olduğunu hatırlatarak hazırlanan planın operasyonel detaylarına dair bilgi paylaşmaktan kaçındı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Axios: ABD Ukrayna’yı istihbarat akışını kesmekle tehdit etti

Yayınlanma

Axios haber sitesi, Kiev’in Rus rafinerilerine saldırıları durdurmaması halinde ABD’li yetkililerin Ukrayna’ya istihbarat akışını kesme uyarısında bulunduğunu aktardı. Trump yönetimi artan benzin fiyatları nedeniyle Ukrayna’dan tek taraflı adım beklerken, Washington ile Moskova arasında küresel pazarlara milyonlarca tonluk Rus motorini sevkiyatı yapılması konusunda uzlaşmaya varıldı.

ABD yönetiminden temsilcilerin, Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerine yönelik insansız hava aracı saldırılarını durdurmaması ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yöndeki taleplerine uymaması halinde Kiev yönetimine istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde bulunduğu iddia edildi.

Amerikan haber sitesi Axios’un Ukraynalı bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre söz konusu uyarı, Florida eyaletinin Miami kentinde gerçekleştirilen müzakereler sırasında iletildi.

Ukraynalı yetkili, görüşmelerin ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ile yapıldığını aktardı.

Ukraynalı muhataplarıyla bir araya gelen Witkoff ve Kushner’ın, Kiev yönetiminin Washington’dan gelen talepleri dikkate almaması durumunda Trump’ın Ukrayna’ya sağlanan istihbarat akışını tamamen durdurabileceğini açıkça dile getirdiği öne sürüldü.

Amerikalı bir yetkili ise haberde yer alan bu iddiaları reddetti.

Amerikalı kaynak, müzakerelerde herhangi bir şantaj ya da doğrudan tehdit yöneltilmediğini, Washington yönetiminin silah ve bilgi desteği sağlayan güvenilir bir ortak kalmaya devam ettiğini Ukrayna tarafına yalnızca hatırlattıklarını savundu.

Trump benzin fiyatlarındaki artıştan endişe duyuyor

Axios’a konuşan kaynak, Trump’ın Ukrayna’dan Rus rafinerilerine yönelik hava saldırılarını tek taraflı şekilde derhal sonlandırmasını talep ettiğini belirtti.

Habere göre Beyaz Saray yönetimi, Rusya’daki petrol işleme tesislerinin vurulmasının küresel petrol arzını olumsuz etkileyerek doğrudan ABD iç pazarındaki benzin fiyatlarının tırmanmasına yol açtığını değerlendiriyor.

Bununla birlikte ABD Başkanı Trump’ın, Ukrayna’nın Rus rafinerilerine dönük saldırıları ile Rus ordusunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik kapsamlı taarruzlarını eşdeğer görmediği de kaydedildi.

Bu temasların hemen öncesinde ABD Başkanı Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile “son derece başarılı müzakereler” gerçekleştirdiklerini ve Rus dizel yakıtının küresel piyasalara yeniden sevkiyatı hususunda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı.

Trump, Truth Social platformundaki resmi hesabından yaptığı paylaşımda, varılan mutabakatın ayrıntılarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Rusya derhal Amerikan ve dünya pazarına 300 bin tondan fazla dizel yakıtı sevk edecek. Kasım ayı içinde 500 bin ton daha gönderilecek ve bunun hemen peşinden de 1 milyon tonluk sevkiyat yapılacak. Ayrıca rafinerilerinin durumuna bağlı olarak Rusya, kısa süre içinde 3 milyon ton dizel yakıtı sağlayacak.”

Zelenskiy yaptırımların gevşetilmesini zayıflık olarak niteledi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Washington ile Moskova arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasına ve ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları geçici olarak askıya alma kararına sert tepki gösterdi.

Axios’a verdiği mülakatta ABD’nin attığı bu adımı “haksız ve dürüstlükten uzak” olarak tanımlayan Zelenskiy, kararın Ukrayna’nın mücadelesini zedelediğini söyledi.

Zelenskiy, kendi Telegram kanalından yayımladığı açıklamada da çatışmaların yoğunluğunun azaltılması yönünde somut bir anlaşmaya varılmadan Rusya üzerindeki yaptırım baskısının hafifletilmesine kesin biçimde karşı çıktı. Ukrayna lideri, böylesi bir tavizi “açık bir zayıflık” olarak değerlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ise Zelenskiy’nin bu eleştirilerine yalnızca “tamam” (ok) yanıtını vermekle yetindi.

Trump ayrıca çatışmaların çözüm sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Ukrayna’daki çatışmaların çözüme kavuşturulmasında “baş döndürücü bir hız” yakalandığını ve krizin sonuna yaklaşıldığını ileri sürdü.

Buna karşılık ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio sahadaki vaziyeti bir “çıkmaz” olarak niteleyerek, bu kilitlenmeden yalnızca diplomatik müzakereler veya yeni bir askeri tırmanış yoluyla çıkılabileceğine işaret etti.

Moskova dizel ihracat kısıtlamasını gevşetmeye hazırlanıyor

Rusya’da büyük petrol şirketleri, petrol depolama tesisleri ve bağımsız tüccarlar dahil olmak üzere tüm ihracatçılar için geçerli olan motorin yurt dışı çıkış yasağının ekim ayı sonuna kadar sürmesi öngörülüyordu.

Rus medya kuruluşu RBK’ya konuşan konuya yakın bir kaynak, Rusya Enerji Bakanlığının 8 Ekim itibarıyla dizel yakıt ihracatına getirilen kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir kararname taslağı hazırlayarak hükümete sunduğunu aktardı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ağustos ayı içinde yaptığı değerlendirmede Ukrayna enerji altyapısına yönelik düzenlenen hava saldırılarını “etkili ve zamanında adımlar” olarak savunmuştu.

Putin, bu saldırıların askeri teçhizat ve mühimmat sevkiyatını güçleştirdiğini, Ukrayna birliklerinin cephedeki rotasyonunu aksattığını ve askeri-sanayi tesislerinin işleyişini sekteye uğratarak Rus ordusunun sahadaki operasyonel görevlerini yerine getirmesine doğrudan katkı sağladığını ifade etmişti. Moskova yönetimi ayrıca Kiev’e yapılan her türlü yabancı askeri yardımı kınamayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Prof. Abdullah Baabood: Körfez kendi güvenliğini yeniden düşünmeli

Yayınlanma

Editörün notu: 26 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen East-West Forum’da konuşan Prof. Abdullah Baabood, Ortadoğu’daki savaşların ve yıkımın bölge halklarına yüklediği ağır bedeli ele aldı. İran’a yönelik saldırının, Amerikan güvenlik şemsiyesi altında bulunan Körfez ülkelerini de tehlikeye attığını kaydeden Baabood, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının petrol ve doğal gaz ticaretini, ithalatı ve bölge ekonomilerini olumsuz etkilediğini belirtti. ABD’yle ilişkilerin ve bölgedeki Amerikan askeri varlığının geleceğinin artık daha fazla sorgulandığını söyleyen Baabood, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini dış başkentlerin kararlarına bırakmak yerine ortak bir anlayışla şekillendirmesi gerektiğini vurguladı.


Öncelikle herkese iyi günler. Umarım hâlâ uyanıksınızdır.

Teşekkürler Pascal. Nazik davetleri için Tunç’a ve Harici’ye de teşekkür ederim.

Son konuşmacı olmak her zaman güzeldir. Çünkü farklı panellerde duyduğunuz bütün iyi fikirleri yeniden kullanabilirsiniz. Ama sizi bundan kurtarıp oldukça farklı şeyler söyleyeceğim.

Aslında başka bir konu hakkında konuşacağımı düşünmüştüm. Şimdi fikrimi değiştirdim, çünkü değinmek istediğim bazı konulara zaten değinildi.

Size bölgeden gelen birinin düşüncelerini aktarayım. Waseda University’den geldiğim yazıyor olsa da, ki orası Japonya’da, ikimiz de aynı üniversitede çalıştık, ben hâlâ oradayım, aslen Ummanlıyım. Bu yüzden orada Maskat yazıyor.

Bugün Orta Doğu’ya baktığınızda, İngilizlerin çekilmesinden bu yana, hatta öncesinden beri ne görüyorsunuz? Çatışma, yıkım, on yıllardır süren savaşlar.

Bunun daha ne kadar süreceğini kendimize soruyoruz. Çevremize baktığımızda harap olmuş devletler görüyoruz. İnsanlar neredeyse her gün öldürülüyor.

Yalnızca Filistin’de değil. O ayrı bir mesele ve daha önce söz edildi. Lübnan’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya, Sudan’a, Somali’ye, Yemen’e, Irak’a bakın.

Bir keresinde bir diplomatla konuşuyordum. Şöyle dedim: “Bütün bunlar yaşanıyor. Bu bir komplo teorisi olabilir mi? Ben komploya inanmıyorum.”

Şöyle dedi: “Komplo değilse nedir? Bütün bunları nasıl açıklarsın?”

Hâlâ bir anlam veremiyorum. Belki siz verebiliyorsunuzdur.

Bölgede geriye kalan istikrarlı, güvenli birkaç ülke, Amerika’nın şemsiyesi altında olduğu söylenen, petrol ve doğal gaz sayesinde refah içindeki Körfez ülkeleriydi.

Peki ne oldu? Başkan Trump, komşu bir ülkeye hukuka aykırı biçimde saldırmaya karar verdi. İran’ın bölgedeki Amerikan varlığına misilleme yapacağını gayet iyi biliyordu.

Bu ne demek? Bölgemizdeki ülkelerimizin İran’ın saldırısına uğrayacağı demek. Elbette altyapımızın bir kısmı da öyle.

Üstelik Hürmüz Boğazı artık kapalı. Açıktı, şimdi kapalı. Belki Umman dışında bütün Körfez ülkeleri, petrol ve doğal gaz ihracatında ve ithalatlarında Hürmüz Boğazı’na bağımlı.

Şimdi ekonomileri zarar görüyor. Altı, yedi ay oldu. Bunun daha ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Bölge, birilerinin kararı yüzünden çok ağır bir bedel ödüyor.

Tel Aviv’de biri, Washington’da biri, bunu yapmak istediklerine karar verdi. Nedenini bile anlamıyoruz.

Mesele nükleer programsa, bu zaten çok önceden Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) kapsamında çözülmüştü. Ayrıca İran her zaman nükleer silah ve bomba yapmak için asla zenginleştirme yapmayacağını söyledi.

Üstelik savaştan önce de Umman Dışişleri Bakanı, İranlılar ve Amerikalılarla müzakere yürütüyordu. İranlılar, Başkan Trump’ın istediği neredeyse her şeyi kabul etmişti.

Bu yüzden Umman Dışişleri Bakanı televizyona çıkıp şaşırdığını söyledi. Müzakereler hâlâ sürerken savaş kararının çoktan alınmış olmasına şaşırmıştı.

Bölgenin gözünden bakınca şöyle düşünüyoruz: Peki, her yeri harap ettiniz. Çevremizdeki bütün bölge harap oldu, şimdi de biz. Üstelik biz müttefikiz. ABD’nin şemsiyesi altındayız.

İhtiyacınız olan bütün desteği size verdik. Petrol ve doğal gaz almanızı sağladık. Küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu enerjiyi alıp iyi işlemesini sağladık.

Petrol ve doğal gaz gelirlerini ekonominize, teknolojinize, teknik bilginize ve silahlarınıza yatırdık. Bunun karşılığını da böyle alıyoruz.

Bence artık ABD’yle ilişkilerin geleceğine dair pek çok soru gündeme geldi. Bölgedeki Amerikan üsleri ve Amerikan varlığı bakımından da ilişkilerin geleceği sorgulanıyor.

Bence Amerika bu durumda kendi ayağına kurşun sıktı. Belki de bundan biraz daha fazlasını yaptı.

Halkta büyük bir öfke var. Yalnızca tanık oldukları, Gazze konusunda İsrail’e verilen koşulsuz destek, katliamlar ve soykırım yüzünden değil; şimdi yaşananlar yüzünden de.

Bu yüzden pek çok sorunun gündeme geleceğini düşünüyorum. Bence bu çatışma, küresel düzeyde yaşanan değişimi daha da hızlandıracak.

Son olarak şunu söyleyeyim: Bence bölge artık alışılmış kalıpların dışında düşünmeye, ABD’nin ya da başka ülkelerin güvenlik şemsiyelerine bel bağlamanın ötesine geçmeye başlamalı.

Bölgenin kendi güvenliğini düşünmesinin zamanı geldi. Güvenliğine Washington’da, Londra’da ya da başka bir yerde karar verilmesi gerekmiyor. Bölge içinde, bölge ülkelerinin iş birliğiyle karar verilmeli.

Bölgede güvenliği ve istikrarı desteklemeye yardımcı olabilecek birçok ülke var. Bu, Amerikalılara veda etmek anlamına gelmiyor. Her zaman müttefik kalacaklar. Ama Çin’le, Rusya’yla, Hindistan’la ve diğer güçlerle ilişkilerimizi de çeşitlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Elbette Türkiye burada çok önemli bir rol oynuyor. Pakistan da öyle.

Bence güvenliği, istikrarı ve ekonomik kalkınmayı sağlayacak, bölgemizin güvenliği için yabancı güçlere bağımlılığımızı azaltacak bir bölgesel mekanizmaya ihtiyacımız var.

Çok teşekkürler.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English