Bizi Takip Edin

Diplomasi

Moldova liderlerinden Romanya ile birleşme mesajı: Kişisel destek tam, halk desteği eksik

Yayınlanma

Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu ve Başbakan Aleksandru Munteanu, olası bir referandumda Romanya ile birleşme yönünde oy kullanacaklarını ancak halkın çoğunluğunun henüz bu fikri desteklemediğini açıkladı. İktidar kanadı Avrupa Birliği üyeliğini stratejik öncelik olarak korurken, muhalefet liderleri üst düzeyden gelen birleşme mesajlarını “vatana ihanet” olarak nitelendirerek tepki gösterdi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maya Sandu, konunun ulusal referanduma götürülmesi halinde Romanya ile birleşme yönünde oy kullanacağını açıkladı.

11 Ocak’ta İngiliz “The Rest Is Politics” podcast yayınına katılan Sandu, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde bağımsızlık hareketine katılan yüz binlerce kişinin de bu görüşü savunduğunu hatırlattı.

Sandu, ülkede referandum yapılmadığı için kesin sayının bilinmediğini ancak o dönemde birleşme fikrinin güçlü bir tabanı olduğunu belirtti.

“Küçük ülkelerin hayatta kalması zorlaşıyor”

Sandu, birleşme fikrine neden sıcak baktığı sorusuna, mevcut jeopolitik durumu işaret ederek yanıt verdi.

Moldova gibi küçük bir ülkenin demokratik ve egemen kalarak, özellikle Rusya’ya karşı direnmesinin giderek zorlaştığını iddia eden Sandu, “Referandum olsaydı Romanya ile birleşme yönünde oy kullanırdım” diye konuştu.

Buna karşın Cumhurbaşkanı, mevcut tabloda Moldova halkının çoğunluğunun birleşmeden yana olmadığını kabul etti.

Öncelikli hedefin Avrupa Birliği (AB) entegrasyonu olduğunu belirten Sandu, “Halkın çoğunluğu AB entegrasyonunu destekliyor. Biz de buna odaklanıyoruz çünkü bu daha gerçekçi bir hedef” ifadelerini kullandı.

Moldova nüfusunun önemli bir bölümü halihazırda çifte vatandaşlık taşıyor. Sandu’nun paylaştığı verilere göre, 2,6 milyonluk nüfusun yaklaşık 1 milyonu Romanya pasaportuna sahip.

Kendisinin de 15 yıldır Romanya vatandaşı olduğunu belirten Sandu, 2023 yılında imzaladığı kararnameyle resmi dilin Moldovaca yerine Romence olarak tanınmasını sağlamıştı.

Başbakan Munteanu: Vatandaş olarak ‘evet’, Başbakan olarak AB

Cumhurbaşkanı’nın ardından Başbakan Aleksndru Munteanu da benzer bir tutum sergiledi.

15 Ocak’ta Observatorul de Nord’a konuşan Munteanu, şahsi görüşü ile devlet adamı sorumluluğunu ayırdı.

Munteanu, “Bir vatandaş olarak Romanya ile birleşmeye oy verirdim. Ancak Moldova Başbakanı olarak, ülkenin stratejik hedefinin AB entegrasyonu olduğunu üç kez oylarıyla beyan eden çoğunluğun iradesini yerine getirmekle yükümlüyüm” dedi.

Muhalefetten “vatana ihanet” suçlaması

Ülke yönetiminin en tepesinden gelen bu açıklamalar, muhalefet kanadında tepkiyle karşılandı.

Parlamentoda sandalyeye sahip Sosyalist Parti (PSRM) ve Komünist Parti (PCRM), Sandu’yu “siyasi ihanet” ile suçladı.

PSRM tarafından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı’nın anayasal olarak egemenliğin garantörü olması gerektiği hatırlatıldı ve Sandu’nun makamını “birlikçi projeleri ve dış diktayı teşvik etmek” için kullandığı öne sürüldü. Parti, savcılığı “vatana ihanet” soruşturması başlatmaya çağırdı.

Komünist Parti ise hükümetin “Rusya tehdidi” argümanını ideolojik bir kılıf olarak kullandığını savundu. Parti açıklamasında, “Küçük bir ülkenin Rusya gibi bir tehdide karşı duramayacağı ve Romanya çatısı altında güvende olacağı fikri halka empoze ediliyor” görüşüne yer verildi.

Tarihsel süreçte 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu’nun bir parçası olan bölge, 1918’de bağımsızlığını ilan edip Romanya ile birleşmiş, 1940’ta ise Sovyetler Birliği tarafından ilhak edilerek Moldova SSC adını almıştı.

Bükreş’in tutumu: Gönlümüz birleşmeden yana

Romanya tarafı ise birleşme fikrine sıcak bakmakla birlikte kararı Kişinev’e bırakıyor.

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan, Temmuz 2025’te Frankfurter Allgemeine Zeitung’a verdiği demeçte, “Şahsen Moldova ile birleşmeyi görmek isterim ancak komşu cumhuriyet halkının iradesine saygı duyuyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Sandu’nun açıklamalarını değerlendiren Romanya Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Eugen Tomac ise Bükreş’in yaklaşımının değişmediğini vurguladı.

CaleaEuropeană.ro‘ya konuşan Tomac, Prut Nehri’nin her iki yakasındaki vatandaşlar için birleşmenin doğal bir süreç olduğunu ancak şu anki önceliğin AB entegrasyonunu hızlandırmak olduğunu belirtti.

Anketler ne söylüyor?

Liderlerin açıklamalarına rağmen kamuoyu yoklamaları birleşme fikrinin halk nezdinde azınlıkta kaldığını gösteriyor.

IMAS araştırma şirketinin Aralık 2025 verilerine göre, halkın yüzde 54’ü Romanya ile birleşmeye karşı çıkarken, destek oranı yüzde 29’da kaldı. Buna karşılık AB üyeliğine destek verenlerin oranı yüzde 48 seviyesinde.

Moldova’da 2024 yılında yapılan seçimlerde Maya Sandu ikinci turda yüzde 55,33 oyla yeniden seçilmiş, anayasaya AB hedefini koyan referandum ise yurt dışı oylarının etkisiyle kıl payı kabul edilmişti.

2025 genel seçimlerinde ise Sandu’nun kurucusu olduğu Eylem ve Dayanışma Partisi (PAS) parlamentoda çoğunluğu elde ederek 2028 yılına kadar tam üyelik vaadinde bulunmuştu.

Diplomasi

Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

Yayınlanma

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.

Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.

Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.

Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.

Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.

Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.

Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.

Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.

Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.

AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.

Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.

Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.

Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.

Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.

Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.

Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English