Avrupa
Monako’da Ukraynalı milyarder Vadim Yermolayev’e bombalı suikast

Ukraynalı iş insanı Vadim Yermolayev ve eşi, Monako’da bir konutta meydana gelen bombalı saldırıda ağır yaralandı. Soruşturma makamları olayı suikast girişimi olarak nitelendirirken, saldırının arkasında Dnipro’daki yasa dışı çağrı merkezlerine ilişkin hesaplaşmaların olabileceği değerlendiriliyor.
Monako’da dün akşam saatlerinde bir konutta meydana gelen patlamada, Ukraynalı iş insanı Vadim Yermolayev ve eşi ağır yaralandı.
Yetkililer, 29 Haziran akşamı gerçekleşen olayın ardından suikast şüphelisini belirlemek ve yakalamak amacıyla geniş çaplı bir operasyon başlattı.
Monako Başsavcısı Stephane Thibault, Fransa sınırı yakınlarındaki Reverand Pere Louis Frolla Caddesi’nde yerel saatle 21.00 sularında meydana gelen patlamada toplam beş kişinin yaralandığını, bir kadın ve bir erkeğin durumunun ise kritik olduğunu bildirdi.
Monako resmi makamları yaralıların kimliklerini açıklamadı. Ancak Le Figaro, BFMTV ve Ukrainska Pravda, ağır yaralanan kişilerin Vadim Yermolayev ve eşi olduğunu aktardı.
Nice Matin gazetesinin haberine göre, vücudunda ciddi yanıklar oluşan iş insanı hastaneye kaldırıldığı sırada bilincini korurken, Nice kentinde ameliyata alınan eşinin aldığı yaralar nedeniyle iki bacağını kaybettiği belirtildi. Çiftin 13 yaşındaki oğullarının da saldırıyı hafif sıyrıklarla atlattığı kaydedildi.
Monako Savcılığı, olayı terör eylemi olarak değerlendirmediklerini, cinayete teşebbüs ve patlayıcı madde kullanarak saldırı düzenleme suçlarından adli soruşturma açıldığını duyurdu.
İlk bulgulara göre, kimliği belirsiz bir kişinin patlamadan kısa süre önce binaya içinde cıvata ve metal bilyeler bulunan, el yapımı patlayıcıyla tuzaklanmış bir sırt çantası bıraktığı tespit edildi.
Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde koyu renkli hırka ve şapka giyen zanlının, olay yerinden kaçtığı ve kendisini takip eden polislerin takibinden kurtulmayı başardığı görüldü.
Monako Başbakanı (Devlet Bakanı) Christophe Mirmand, şüphelinin Fransa’ya kaçtığının tahmin edildiğini belirtti.
Başsavcı Thibault, her iki ülkenin emniyet güçlerinin zanlıyı yakalamak için koordineli bir arama faaliyeti yürüttüğünü açıkladı.
Fransa makamları arama çalışmalarına destek vermek üzere 40 polis memuru ve iki helikopter görevlendirdi.
Monako Prensi II. Albert yaptığı açıklamada, “Yetkililerin bu trajedinin koşullarını hızla aydınlatacağını, sorumluların kimliklerini tespit ederek her düzeyde gerekli tüm önlemleri alacağını ümit ediyoruz” ifadesini kullandı.

Yermolayev’in ticari geçmişi ve hakkındaki yaptırımlar
Ukrayna’nın Dnipro kentinde 1968 yılında doğan 58 yaşındaki Vadim Yermolayev, 1990’lı yıllarda ticari gayrimenkul, alkollü içecek üretimi, tarım ürünleri, gaz beton ve PVC profil alanlarında faaliyet gösteren Alef Grubu’nu kurdu.
Şirket bünyesinde ayrıca Ukrayna’da 16 megavat kapasiteli bir biyokütle elektrik santrali de yer alıyor.
Yermolayev, 2021 yılında Forbes Ukrayna’nın en zenginler listesinde 220 milyon dolarlık servetiyle 45’inci sırada yer aldı. Yayın organı, kendisini yıllık 16 milyon dolar kira geliriyle ülkenin en büyük mülk sahiplerinden biri olarak nitelendirdi.
İş insanı, daha önce 2019 yılında InVenture dergisi tarafından hazırlanan en zengin Ukraynalılar listesinde de 39’uncu sırada gösterilmişti.
Daha önce Ukrayna Forbes dergisine verdiği mülakatta 2017 yılından bu yana yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu taşıdığını açıklayan Yermolayev, Ukrayna vatandaşlığından çıkma gerekçesini ülkedeki yargı sisteminin “kusurlu”, vergi sisteminin ise “taraflı” olmasıyla açıklamıştı.
Uluslararası korumaya ihtiyaç duyduğunu belirten Yermolayev, buna karşın Ukrayna’daki ticari faaliyetlerini sürdürdü ve çatışmaların sona ermesinin ardından Dnipro’nun yeniden inşasında görev almaya hazır olduğunu beyat etti.
Bununla birlikte Ukrainska Pravda, 2022 yılında hazırladığı bir araştırmada iş insanını, çatışmaların başlamasından sonra Fransız Rivierası’na yerleşen Ukraynalı siyasetçi ve iş insanlarını tanımlamak için kullanılan “Monako Taburu” listesine dahil etti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 2023 yılında Yermolayev’e yönelik on yıl süreli yaptırım kararını onayladı. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), iş insanının Kırım’da alkol ticareti yürüttüğünü ve Rusya bütçesine vergi ödediğini öne sürdü.
Yermolayev ise RBC-Ukrayna’ya verdiği demeçte suçlamaları reddederek yarımadadaki tüm varlıklarını kaybettiğini savundu ve yaptırımlara karşı hukuki mücadele başlatacağını açıkladı.
Yaşamını genellikle Kıbrıs, Londra ve Paris arasında sürdürdüğünü ifade eden iş insanı, Ukrayna’ya desteğini dile getirirken Rusya’nın askeri faaliyetlerini de eleştirmişti.
Saldırının olası nedenleri
Ukrainska Pravda’nın kaynaklarına dayandırdığı iddialara göre, iş insanına yönelik saldırı organize suç dünyası tarafından planlanmış olabilir ve bu durum Dnipro’daki yasa dışı çağrı merkezlerinin faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor.
Mayıs 2026’da Estonya mahkemesi, Yermolayev’in büyük oğlu Artur Yermolayev’i suç örgütü kurmaktan suçlu buldu.
Soruşturma makamları, genç Yermolayev’in dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezlerinin kurucularından biri olduğunu ve suç ortaklarıyla birlikte, 5 milyon avrosu Estonya vatandaşlarından olmak üzere farklı ülkelerdeki mağdurlardan yaklaşık 100 million avro haksız kazanç sağladığını tespit etti.
Mahkeme, Artur Yermolayev hakkında tecil edilmiş hapis cezası kararı verirken devlet hazinesine 8,5 milyon avro ödemesine hükmetti.
Estonya kamuoyunda ve yerel basın kuruluşu ERR’de cezanın yetersiz olduğu yönünde eleştiriler yer alırken, oğul Yermolayev’in kararın ardından ülkeden ayrıldığı bildirildi.
Avrupa
Merz: ABD ile “koşulsuz” dostluk dönemi sona erdi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, ABD ile Avrupa arasındaki “koşulsuz” transatlantik dostluk döneminin en azından geçici olarak sona erdiğini söyledi.
Merz, perşembe günü Berlin’de parti üyelerine yaptığı açıklamada, “Koşulsuz transatlantik dostluk dönemi, öngörülebilir gelecekte muhtemelen sona ermiştir,” dedi ve şöyle devam etti:
“Atlantik’in öbür tarafında, siyasi tutumlarda bir değişim, transatlantik ittifakın değerlendirilmesinde bir değişim görüyoruz; bu, bizim için mümkün olmayacağını düşündüğümüz bir durumdu.”
Merz, pazar günü yapılacak Berlin eyalet seçimleri öncesinde partisi CDU’nun genel merkezinde yaptığı konuşma sırasında bu açıklamalarda bulundu.
John F. Kennedy ve Ronald Reagan’ın konuşmalarına atıfta bulunarak, ABD ile mevcut ilişkileri, Amerikan başkanlarının geçmişte Almanya’nın başkentine yaptıkları ziyaretlerle karşılaştırdı.
Trump, bu ayın başlarında yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde Almanya için Alternatif (AfD) partisinin zaferini övmüştü.
Bu sonuç, Almanya’da ana akım siyaseti tedirgin etti ve Merz’in istifası için çağrılara yol açtı.
Bu açıklamalar, eski Şansölye Angela Merkel’in Mayıs 2017’de, Trump’ın ilk döneminde bir mitingde, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulan güvenilir ilişkilerin “bir ölçüde sona erdiğini” söylediği sözlerini yansıtıyor.
Bu açıklama, Kanada Başbakanı Mark Carney’in bu hafta Avrupa Birliği’nin “ortak üyesi” olma teklifini kabul etmesinin ardından geldi.
Trump ise, yeni ilişkinin ABD’nin çıkarlarına zarar verdiğine karar vermesi halinde 27 üyeli bloğa ek gümrük vergileri uygulayacağı tehdidinde bulundu.
Avrupa
Kral Charles: Yapay zekanın gelişim hızı son derece endişe verici

Kral Charles, yapay zeka geliştirilme hızının “derin endişe verici” olduğunu belirtti ve sektör liderlerine halka “güven vermesi” gerektiğini söyledi.
İskoçya’nın Ayrshire bölgesindeki Dumfries House’da düzenlenen yapay zeka etkinliği, yapay zekadaki hızlı ilerlemelere ilişkin küresel endişelerin arttığı bir ortamda gerçekleşiyor.
Charles’ın açılış konuşmasında katılımcılara, “Yapay zekanın gelişimi, hem içeriği hem de hızı, eşit ölçüde hem ilgi çekici hem de son derece endişe verici,” dedi ve şöyle devam etti:
“Dünyamızda insanlığımıza ve onun hayati ahlaki bileşenine değer verenler, kaderimizin kontrolünü kaybetmeyeceğimize dair sizden güvence almayı sabırsızlıkla bekliyorlar.”
Kral ayrıca, “bu belirleyici dönemde alınan kararların, gelecek nesillere miras kalacak dünyayı şekillendireceği” uyarısında bulundu ve katılımcılardan “sadece teknolojiyi ilerletmekle kalmayıp, teknolojinin insanlık, toplum ve doğanın hizmetinde kalmasını sağlamalarını” istedi.
Nvidia CEO’su Jensen Huang, Google DeepMind kurucu ortağı Demis Hassabis ve OpenAI Finans Direktörü Sarah Friar zirveye katıldı.
Scale AI CEO’su Francis deSouza ile Anthropic ve Cohere’den üst düzey isimler de davetliler listesinde yer alıyor.
Birleşik Krallık Yapay Zeka Bakanı Kanishka Narayan ve Vatikan danışmanı Paolo Benanti de diğer “düşünce liderleri” ile birlikte etkinliğe katıldı.
Saraydan yapılan açıklamada, Prens Charles’ın konukları “güvenliği ön planda tutarak yapay zekanın faydalarından nasıl yararlanabileceğimizi” ve “bunu başarmak için uluslararası işbirliği ve uzlaşmayı nasıl kuracağımızı, böylece hiçbir ulusun geride kalmamasını ve insanlığın geleceğinin korunmasını” düşünmeye davet edeceği belirtilmişti.
Kral, yöneticilere, “Bu teknolojileri geliştirenler, yapay zekanın giderek daha karanlık yetenekler geliştirme riskine karşı –hatta belki de can alma riskine karşı– giderek daha fazla uyarıda bulunuyorlar,” dedi.
Kral, “bu tür teknolojilerin yanlış ellere geçmesi ve potansiyel olarak felaketle sonuçlanabilecek şekillerde kullanılması gibi varoluşsal tehlikeleri yeterince dikkate almanın” bir “aciliyet” arz ettiğini belirtti.
“Önünüzdeki görev, sadece teknolojiyi ilerletmek değil, teknolojinin insanlık, toplum ve doğanın hizmetinde kalmasını sağlamak.”
Zirve, yapay zekanın “gelecekteki uygulamalarına yön vermek” amacıyla “ortak bir ilke seti” geliştirilip geliştirilemeyeceğini değerlendirmek üzere düzenlendi.
Etkinliği, King’s Trust, King’s Foundation ve Sustainable Markets Initiative tarafından düzenlendi ve ayrıca, yapay zekanın gelecekteki uygulamalarına rehberlik etmek üzere “sadece yetenek ve verimliliğin itici gücü olarak değil, aynı zamanda insan onurunu koruyan ve hem insanların hem de gezegenin refahına katkıda bulunan bir araç olarak” “ortak bir ilkeler dizisi” geliştirilip geliştirilemeyeceği de ele alındı.
Nvidia CEO’su Huang ise, salondakilere güvenliğin “en önemli” olduğunu düşündüğünü söyledi ve bir ürün yeterince güvenli değilse şirketlerin onu piyasaya sürmemesi ve “geliştirmeye devam etmesi” gerektiğini ekledi.
CEO ayrıca, “insanların ve ülkelerin geride kalmamasını sağlamak” için açık modellerin önemini vurguladı.
Bu sistemlerin korunması gerektiğini de belirten Huang, böylece “araştırmacılar, üniversiteler, startup’lar ve ülkeler”in “hiçbirimizin tek başına hayal edemeyeceği” uygulamalar geliştirebileceğini söyledi.
Huang şöyle ekledi:
“Sorumlu bir iyimserlikle öncülük edelim, yapay zekayı güvenli ve emniyetli bir şekilde geliştirelim, daha fazla insana açalım, hedeflerimizi genişletelim ve dünya için önemli olan sorunları çözelim.”
Öte yandan, daha sonra Google tarafından satın alınan Birleşik Krallık yapay zeka laboratuvarı DeepMind’ın kurucu ortağı Demis Hassabis, gelişimin hızı konusunda daha temkinli bir görüş ortaya koydu.
Genel yapay zekanın (AGI) “muhtemelen sadece birkaç yıl sonra” ortaya çıkacağını ve “Sanayi Devrimi’nin on katı” bir etkiye sahip olabileceğini söyledi.
Hassabis, bir şeylerin ters gitme olasılığının “kesinlikle sıfır olmadığını” da ekledi ama insanlığa riskleri azaltmak için toplu olarak gerekli alan ve zaman tanınırsa bu risklerin üstesinden gelinebileceğini belirterek “mantıklı bir orta yol”u savundu.
OpenAI’nin finans direktörü Sarah Friar, yapay zekanın toplumun “en zor sorunlarından” bazılarını çözme potansiyeline sahip olduğunu belirtti.
Fakat artan yeteneklerinin güvenlik ve “yapay zekanın her zaman insanlara hizmet etmesini nasıl sağlayacağımız” konusunda sorular doğurduğunu kabul etti.
Friar, “Hiçbir şirket veya hükümet bunu tek başına başaramaz ve Majesteleri’ne böylesine önemli bir anda bu tartışmayı düzenlediği için minnettarım,” dedi.
Avrupa
Alman hükümeti “sosyal yardım dolandırıcılığı”na karşı harekete geçti

Almanya’da, devletten sosyal yardım alan herkesin gelecekte kemerini daha da sıkması gerekecek.
junge Welt’e göre SPD’nin kontrolündeki Federal Sosyal İşler Bakanlığı, bu planı aylardır ince ayarlarını yapıyordu ve aslında planın bu yılın sonuna kadar sunulması öngörülüyordu.
Çarşamba günü Bakan Bärbel Bas, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU) ile üzerinde anlaştığı “eylem planını” birdenbire ortaya çıkardı.
“Nihayet!” diye manşet atan Bild gazetesi, planın kime yönelik olduğunu hemen açıkladı: “Güneye Doğu Avrupa’dan (Bulgaristan, Romanya) gelen, harap binalarda yaşayan, çok az çalışan ya da kayıt dışı çalışan, ancak yine de sosyal yardım alan göçmenler.”
Ertesi gün, Alman İlçeler Birliği de Bas ve Dobrindt’i alkışladı. Birlik Genel Müdürü Kay Ruge, Tagesspiegel gazetesine verdiği demeçte, planın “doğru yerleri hedeflediğini” söyledi.
Ruge, “Organize sosyal yardım dolandırıcılığı, sahte istihdam ve sömürücü iş modelleri”nin mağdurlara zarar verdiğini ve yerel yönetimlere yük oluşturduğunu belirtti.
Alman İlçeler Birliği, planın “pratik” bir şekilde uygulanmasını talep ediyor.
Bas, Haziran 2025’te göreve başladıktan kısa bir süre sonra, “sosyal yardımların organize suistimali”ne karşı daha sert önlemler alma niyetini açıklamıştı.
Ona göre insanlar AB ülkelerinden Almanya’ya çekiliyor ve ardından asgari ücretli sözleşmeler sunuluyor; aynı zamanda temel gelir için başvuruyorlardı.
Bakan, bunların “ortadan kaldırılması gereken mafya benzeri yapılar” olduğunu söyledi.
O zaman bile birçok uzman, “örgütlü sosyal yardım dolandırıcılığının” marjinal bir sorun olduğuna dikkat çekmişti.
Fakat bu durum, bu pazar günü Berlin ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak seçimlerden sadece birkaç gün önce kendilerini “sosyal yardım dolandırıcılarına” karşı mücadele edenler olarak gösterme konusunda Bas ve Dobrindt’i caydırmıyor.
Plan, Almanya’da “mükerrer ikametgahı” bulunan AB vatandaşlarına düzenli transfer ödemelerine erişim hakkı tanıyan mevcut beş yıllık kuralın, gelecekte “yasal ikamet” şartına bağlanmasını öngörüyor.
Yerel yönetimlere, örneğin onarım emirleri, ön alım hakları, kullanım yasakları veya hatta kamulaştırma yoluyla “terk edilmiş mülklere” karşı önlem alma konusunda daha fazla hareket alanı tanınacak.
Buna ek olarak, devlet kurumları arasındaki veri paylaşımı da iyileştirilecek. Yürürlükteki bir tutuklama emriyle aranan kişiler artık temel gelir desteği alamayacak. Bu önlem en son olarak özellikle CDU/CSU tarafından talep edilmişti.
Sol Parti’nin Federal Meclis grubunun sosyal politika sözcüsü Cansın Köktürk, junge Welt’e verdiği demeçte, “‘Sosyal dolandırıcılığı’ bize temel sorun olarak satmaya çalışmak, oldukça şeffaf bir dikkat saptırma taktiğidir,” dedi.
Elbette, “boşlukların kapatılması gerektiğini” söyleyen Köktürk, bununla birlikte asıl sorunun, “insanlara çok az güvenlik sağlayan bir refah devleti” olduğunu savundu.
Sözcü Bas’tan, “destek ihtiyacı olan insanlara yönelik genel bir şüphe” yerine “güçlü bir refah devleti için bir eylem planı” sunmasını bekliyor.
Perşembe günü yayınlanan bir açıklamada, Federal Evsizlere Yardım Çalışma Grubu (BAGW), planlanan daha sıkı önlemlerin organize suistimalleri hiç hedef almayacağını, bunun yerine “yıllardır Almanya’da yaşayan, çalışan veya iş arayan” insanları etkileyeceğini ve evsiz AB vatandaşlarının “zaten istikrarsız durumunu” daha da kötüleştireceğini savundu.
BAGW ayrıca, 2025 yılında ülke genelindeki iş merkezlerinde sosyal yardım dolandırıcılığı şüphesiyle başlatılan 133.640 soruşturmanın yalnızca 377’sinin organize, çete bağlantılı dolandırıcılıkla ilgili olduğunu, yani bu sayının toplamın yaklaşık yüzde 0,3’ünü oluşturduğunu belirtti.
Federal İstihdam Ajansı, 2025 yılına ait yıllık raporunda bu tür vakaların sayısının 406 olduğunu tahmin ediyor.
Demokratik Avukatlar Derneği Federal Yürütme Kurulu üyesi Susanne Ferschl, hükümetin önerisiyle ilgili jW’nin sorusuna yanıt olarak, “Asgari yaşam standardını güvence altına alan yardımları cezai bir önlem olarak kullanmak isteyenler, ceza soruşturmaları ile sosyal yardım hukuku arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor ve refah devletimizin temel ilkelerinden birini sorgulamaya açıyor,” dedi.
Ona göre bu durum sadece sosyal politika açısından felaket olmakla kalmayıp, anayasal açıdan da son derece sorunlu: “Asgari geçim seviyesi temel bir haktır, devletin bir sadakası değildir.”
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya5 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı












