Bizi Takip Edin

Amerika

Obama’nın danışmanı: Küba’ya askeri müdahale kanlı bir ayaklanmaya yol açabilir

Yayınlanma

Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın danışmanı Ricardo Zuniga, Donald Trump yönetiminin Küba’ya askeri müdahalede bulunmasının kanlı bir ayaklanmaya veya sosyal çöküşe yol açabileceği uyarısında bulundu. Zuniga, Washington’ın güç kullanmak yerine diplomatik nüfuzunu ve ekonomik yardımları reform karşılığında bir koz olarak kullanması gerektiğini belirtti.

Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın danışmanı Ricardo Zuniga, ABD’nin Küba’yı işgal etmesi durumunda “kanlı bir ayaklanma” veya sosyal çöküş yaşanabileceği konusunda uyarıda bulundu. Zuniga, değerlendirmelerini Foreign Affairs dergisi için kaleme aldığı makalede paylaştı.

Washington’ın 1960’lardan bu yana Küba’daki komünist hükümeti devirmeye çalıştığını belirten Zuniga, ancak Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemine kadar çoğu yönetimin askeri güç yoluyla rejim değişikliği girişimlerinden kaçındığına dikkat çekti. Eski danışman, şu anda ABD başkanının ekibinin Küba rejimine son vermek için bir fırsat gördüğünü ifade etti.

Zuniga, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:

“Ancak Küba’ya karşı girişilecek bir savaş, muhtemelen Trump’ın arzuladığı değişiklikleri getirmeyecektir. Küba rejimi, İran rejimi kadar dirençli olmayabilir ancak liderleri Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya kıyasla çok daha sağlam bir şekilde kök salmıştır. Bu nedenle onları devirme girişimi muhtemelen hızlı bir zafer getirmeyecektir. Aksine bu durum, uzun süreli kanlı bir ayaklanma veya sosyal çöküş gibi bir dizi tehlikeli senaryoya kapı aralayacaktır.”

Eski diplomata göre, Trump yönetimi Küba’yı güç kullanarak değiştirmeye çalışmak yerine, sahip olduğu nüfuzu diplomasi yürütmek amacıyla kullanmalıdır.

Zuniga, yapılması gerekenleri şu sözlerle aktardı:

“Yönetim, Havana’nın ABD’nin rakiplerinden uzaklaşması halinde askeri eylemlerden kaçınma taahhüdünde bulunmalıdır. Piyasa reformları ve siyasi değişim karşılığında ekonomik yardım teklif etmelidir. Paradoksal bir şekilde, uzun süredir hedeflediği reformları bastırabilecek olan yaptırım rejimini acilen gözden geçirmelidir. Son olarak, Küba halkının ekonomik ve siyasi potansiyelini ortaya çıkararak onların yetkilerini artırmaya çalışmalıdır. Bu durum adayı hemen bir demokrasiye dönüştürmeyebilir ancak ABD politikasının hedeflediği asıl faydalanıcılara, yani Küba vatandaşlarına doğrudan yardımcı olacak ve ülkenin sürdürülebilir bir şekilde toparlanmasının temelini oluşturacaktır.”

Eski danışman, Trump yönetiminden gelen baskılara rağmen Küba hükümetinin ciddi reformlar gerçekleştirmediğini belirtti. Zuniga, Küba yönetiminin bu reformların kendi iktidarlarını sarsmasından korktuğunu ve değişim karşılığında yardım sağlama konusunda Amerikalı yetkililere güvenmediğini kaydetti.

Zuniga, “Bunun yerine Küba yönetimi, Trump yönetiminin tıpkı Venezuela’da Maduro’ya, İran’da ise Dini Lider Ali Hamaney ve ortaklarına yaptığı gibi, kendilerini ne pahasına olursa olsun iktidardan uzaklaştırmaya kararlı olduğu sonucuna varmış görünüyor” ifadelerini kullanarak bu şüphelerin temelsiz olmadığını ekledi.

Zuniga’ya göre, ABD ve Küba arasında müzakerelerin başlayabilmesi için tarafların üst düzey kalıcı kanallar aracılığıyla doğrudan iletişim kurabilmesi gerekiyor. Bu aşamadan sonra daha esaslı konulara geçilebileceğini öngören Zuniga, diyaloğun Küba’nın “tartışmaya çok daha az istekli olacağı” iç meselelerden ziyade, ABD için en acil olan konularla başlayabileceğini öne sürdü.

Eski diplomat, ilerleyen süreçte ABD’nin ticari kısıtlamaları kaldırma sözü vererek ve yardım teklif ederek reformları teşvik etme aşamasına geçebileceğini belirtti.

Son aylarda Başkan Trump, Küba’nın “yakında çökeceğini” defalarca dile getirmiş ve İran operasyonunun ardından Küba ile “ilgilenme” niyetinde olduğunu ifade etmişti.

USA Today gazetesinin haberine göre, Pentagon ilgili emrin verilmesi durumunda Küba’ya karşı olası bir askeri operasyon için hazırlıklara başladı.

Politico’ya konuşan kaynaklar da Trump yönetiminin, Küba hükümetini devirmek amacıyla askeri müdahale senaryolarını değerlendirdiğini bildirmişti.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ocak ayında kaçırılmasının ardından Trump yönetimi, Küba’dan kaynaklanan ulusal güvenlik tehdidini gerekçe göstererek ABD’de acil durum ilan etmişti. Küba ise bu adıma uluslararası acil durum ilan ederek karşılık vermişti.

Şubat ayında Washington, Küba’ya fiilen bir enerji ablukası uygulamaya başladı. Mayıs ayına gelindiğinde ise Küba makamları, ülkenin enerji sisteminin kritik durumda olduğunu açıklamıştı.

Amerika

Dünya Kupası için ABD’ye giden spor insanlarına vize ve arama eziyeti

Yayınlanma

Dünya Kupası’nda görev alacak Afrikalı ve Ortadoğulu hakemler ve futbolculara ABD yönetiminin çıkardığı zorluklar gündem oluyor.

Son olarak Somali’den bir Dünya Kupası hakemi ABD’ye giriş izni alamadı. ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi (CBP) pazartesi günü yaptığı açıklamada, Omar Artan’ın hafta sonu İstanbul’dan kalkan bir uçakla Miami’ye indiği sırada geri çevrildiğini belirtti.

CBP, hakemin neden ülkeye girişine izin verilmediğini açıklamadı fakat Somali, Başkan Donald Trump tarafından ek incelemeye tabi tutulacak veya seyahat yasağına tabi olacak yaklaşık 40 ülke arasında yer alıyor.

CBP, “İncelemenin ardından, FIFA Dünya Kupası hakemi olan yolcunun, güvenlik incelemesi nedeniyle ülkeye girişine izin verilemeyeceği kararlaştırıldı ve ülkeye girişi reddedildi,” dedi.

FIFA, Artan’ın girişinin engellenmesi yönündeki ABD kararından haberdar olduğunu doğruladı ve “statüsünün şu anda değişmeyeceğini” belirtti:

“Önceki FIFA etkinliklerinde olduğu gibi, vizeyi kimin alacağına ve kimin ülkeye kabul edileceğine nihai olarak ev sahibi hükümet karar verir.”

Bu, bir Dünya Kupası hakeminin ABD göçmenlik yetkilileri tarafından ülkeye girişinin engellendiği bilinen ilk vaka olsa da, daha önce de birkaç oyuncu ve teknik ekip üyesi ile çok sayıda taraftar ülkeye girişte sorun yaşamıştı.

Dışişleri Bakanlığı, Dünya Kupası’na katılanlara vize sağlanması çabalarını desteklemek için Beyaz Saray, İç Güvenlik Bakanlığı ve FIFA ile işbirliği içinde olduğunu ama aynı zamanda ABD yasalarını ve yönetim politikalarını da uygulamak zorunda olduğunu belirtti.

Bakanlık yaptığı açıklamada, “Yönetim, vize sürecinin yürütülmesinde ABD yasalarını ve ulusal güvenlik ile kamu güvenliği konusundaki en yüksek standartları uygulamaktan asla vazgeçmeyecektir,” dedi.

Sakatlıklar nedeniyle hakemliğe yönelen eski bir futbolcu olan Artan, ülkesinden Dünya Kupası’nda görev alan ilk kişi olacaktı.

Artan, turnuva öncesinde Al Jazeera’ya verdiği röportajda, ülkesinde karşılaştığı zorluklardan bahsetti. “Vazgeçemezsiniz. Dünya Kupası gibi bir yere gitmek istiyorsanız mücadele etmelisiniz,” demişti.

Somali, Trump’ın Aralık 2025’te “terör” riskini gerekçe göstererek vatandaşlarının ABD’ye girişini fiilen yasakladığı 12 ülkeden biri.

Trump, Doğu Afrika ülkesine karşı defalarca açıkça düşmanca tavır sergilemiş, ülkenin “koktuğunu” söylemiş ve buradan gelen insanları “çöp” olarak nitelendirmişti.

Yönetim ayrıca ülkedeki binlerce Somali vatandaşının geçici vizesini iptal etti ve Minnesota’daki Somali diasporası mensuplarını dolandırıcılıkla suçladı.

Ayrıca Senegal milli takımının oyuncuları San Antonio’daki havaalanı pistinde doğrudan ayrıntılı çanta aramalarına tabi tutulması da tepki çekti.

Bunun yanı sıra, Özbekistan milli takımının oyuncularının da New York’taki antrenman tesislerine vardıklarında uyuşturucu tespit köpekleri ve metal dedektörü kontrolleriyle karşılaştığı bildirildi.

Kontrollerle ilgili görüntüler ve videolar sosyal medyada hızla yayıldı ve futbolseverler arasında öfkeye neden oldu.

Birçok kişi, Amerikan yetkilileri, dünyanın en büyük spor etkinliklerinden birine gelen misafirler yerine uluslararası futbolcuları “suçlu gibi” muamele etmekle suçladı.

Iraklı forvet Aymen Hüseyin’in Chicago O’Hare Havalimanı’nda yedi saat boyunca alıkonulduğu yönündeki haberlerin ortaya çıkmasıyla tartışma daha da alevlendi.

Irak milli takımının fotoğrafçısının ise yaklaşık on saat süren bir güvenlik kontrolünden geçtikten sonra ülkeye girişine izin verilmediği bildirildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Senato ve Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçiler Trump’a direniyor

Yayınlanma

Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin kritik konularda seslerini yükseltmesiyle, ABD Başkanı Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor. Trump’ın ön seçimlerde kendisine karşı çıkan parti üyelerini yenilgiye uğratma başarısına rağmen, Senato ve Temsilciler Meclisinde Beyaz Saray’ın gündemine direnen Cumhuriyetçilerin sayısı artıyor.

Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin bir dizi kritik konuda seslerini giderek daha fazla yükseltmesiyle, Başkan Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor.

Trump’ın, parti içi ön seçimlerde kendisine karşı çıkan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerini yenilgiye uğratma yönündeki başarısına rağmen, Senato veya Temsilciler Meclisinde başkana direnen Cumhuriyetçilerin örnekleri birikmeye devam ediyor.

Temsilciler Meclisindeki dört Cumhuriyetçi üye, başkanı İran’daki savaşı sonlandırmaya zorlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri tasarısını geçirmek için diğer üyelerle birlikte hareket etti.

Senatoda ise altı Cumhuriyetçi senatör, Kongre resmi olarak yetki vermediği sürece Trump’ın yapmayı planladığı Beyaz Saray balo salonunun inşaatını engellemeye yönelik bir önergede Demokratlarla birlikte oy kullandı.

Aynı şekilde altı Cumhuriyetçi senatör, Demokratlarla bir araya gelerek Senatör Bill Cassidy tarafından sunulan ve Trump’ın tartışmalı 1,8 milyar dolarlık “silahsızlandırma karşıtı” fonu yeniden hayata geçirmesini engellemeyi amaçlayan bir değişiklik önergesini destekledi.

Her iki partiden üyelerin “örtülü ödenek” olarak nitelendirdiği bu fonun, 6 Ocak’ta polise karşı işlenen suçlardan hüküm giymiş kişiler de dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para dağıtmak için kullanılabileceği belirtiliyor.

Cumhuriyetçiler ayrıca Trump’ın Federal Konut Finansmanı Ajansı Direktörü Bill Pulte’yi ulusal istihbarat başkan vekili olarak atama kararına da açıkça karşı çıkıyor. Üç Cumhuriyetçi senatör, Pulte’nin bu görevde bulunmasını engelleyecek bir düzenleme için oy kullandı.

Bu tepkilerin bir kısmı, ön seçimlerde Trump destekli adaylar karşısında yenilgiye uğrayan ancak halen Temsilciler Meclisi ve Senatoda görev yapmaya devam eden üyelerden geliyor. Tasarı lehine oy kullanan Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie ile birlikte Senatör Cassidy de Trump’ın ön seçimlerde hedef aldığı isimler arasında yer alıyor. Görevdeki son aylarını geçiren bu yasayapıcıların, Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis ve Temsilci John Cornyn ile birlikte, başkanın gündemine karşı çıkma konusunda kendilerini daha cesur hissettikleri görülüyor.

Trump’ın ilk yönetiminde yasama ilişkileri direktörü olarak görev yapan Marc Short konuya ilişkin olarak, “Temsilciler Meclisindeki çoğunluk sınırı zaten oldukça dardı. Ancak şimdi Tillis, Cassidy ve Cornyn’i karşı karşıya aldığınızda ve buna Lisa Murkowski ile Susan Collins gibi isimlerle olan mevcut dinamikleri de eklediğinizde, bu yıl Senatoda herhangi bir yasanın geçirilmesi konusunda çok daha büyük bir zorluk yaratıyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yaz devasa vergi indirimi yasası konusunda Trump ile karşı karşıya gelen Tillis, yeniden seçim yarışına girmiyor. Cornyn ise mayıs ayındaki ön seçimlerde Trump tarafından desteklenen Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a mağlup olmuştu. Çeşitli konularda Trump’a karşı sık sık oy kullanan isimlerden Collins, Trump’ın başkanlık seçimlerinde defalarca kaybettiği bir eyalette bu yıl yeniden seçim yarışına girerken, Murkowski’nin görev süresi 2028 yılına kadar devam ediyor.

Bu durum, Adalet Bakan Vekili Todd Blanche’ın adaylığının Senatodan geçip geçmeyeceği konusundaki belirsizliği de artırıyor. Blanche’ın adaylığını değerlendirecek olan Senato Adalet Komisyonu’ndaki Cumhuriyetçi üyeler arasında Tillis ve Cornyn de bulunuyor.

Utah Senatörü John Curtis, silahsızlandırma karşıtı fonun varlığını sürdürmesi halinde Blanche’ın adaylığının engellenebileceği uyarısında bulundu. Curtis gazetecilere verdiği demeçte, “Geçirmemiz gereken pek çok önemli yasa var. Blanche’ın vaatlerini yerine getirmediğini hissedersek, önümüzde bekletebileceğimiz adaylığı duruyor” ifadelerini kullandı.

Tillis ise 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınını kınamadığı sürece Blanche’ın adaylığını desteklemeyeceğini bildirdi. Trump, cuma günü Tillis’in bu açıklamaları sorulduğunda, senatörü “herkese karşı çıkarak sorun çıkarmaya çalışan bir kaybeden” olarak nitelendirdi.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune ise perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada Blanche’ın adaylığının kesin olmadığını ima etti.

Thune, “Bildiğiniz gibi üyelerimizin çoğu, başkanın bu tür kilit pozisyonlarda görmek istediği kişilere karşı oldukça saygılı davranıyor. Kendisi zaten bu görevde bulunuyor ve açık bir deneyimi var, bu durum ona yardımcı olacaktır. Ancak bugünlerde hiçbir şeyin kesin veya garanti olmadığı bir ortamdayız” dedi.

The Hill gazetesine konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, vekillerle çalışırken her zaman karşılıklı bir uzlaşı sürecinin olduğunu ancak başkan ve Cumhuriyetçi kongre üyelerinin yakın bir uyum içinde kalmaya devam ettiğini belirtti.

Yetkili; “Büyük, Güzel Yasa”, Laken Riley Yasası, ABD Stabil Kripto Paraları Ulusal İnovasyon Kılavuz Yasası ve 9 milyar dolarlık bütçe kesintisi paketinin kabul edilmesini bu uyuma örnek gösterdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Abigail Jackson ise Trump’ın kongre üyeleriyle ilişkilerine yönelik soruları, bunların medya ve Demokratlar tarafından körüklenen “var olmayan bölünmeler” olduğunu belirterek reddetti.

Jackson, “Başkan Trump, Temsilciler Meclisi ve Senatoda Cumhuriyetçi çoğunluğun korunmasına kararlıdır. Beyaz Saray ve Başkan Trump, Amerikan halkına verilen birçok önemli sözü yerine getirmek için Kongre ve Senatodaki Cumhuriyetçilerle yakın çalışmaktan memnuniyet duymaktadır” dedi.

Ancak zorlu yeniden seçim yarışlarıyla karşı karşıya olan kongre üyeleri için siyasi hesaplar, yönetimi ne zaman destekleyecekleri veya ne zaman karşı çıkacakları konusundaki kararlarında güçlü bir etken oluşturuyor.

Balo salonu inşaatını engelleme önerisini destekleyen altı Cumhuriyetçi senatörden üçü; Collins, Alaska Senatörü Dan Sullivan ve Ohio Senatörü Jon Husted, kasım ayında zorlu yeniden seçim kampanyaları yürütüyor.

Collins, Husted ve Sullivan ayrıca silahsızlandırma karşıtı fonun engellenmesi için Demokratlarla birlikte oy kullandı. Ancak bu yasa tasarısı, ön seçimini Trump destekli rakibine karşı kaybeden Cassidy tarafından sunulmuştu.

Yeniden seçilmek için yarışmayan ve yönetime yönelik eleştirilerini artıran Tillis de her iki yasa tasarısında Demokratlarla birlikte hareket etti.

Benzer bir durum Temsilciler Meclisindeki savaş yetkileri oylamasında da yaşandı. Oldukça rekabetçi bölgelerde seçim yarışına giren Cumhuriyetçi üyeler Brian Fitzpatrick ve Tom Barrett, Demokratlarla birlikte oy kullanan dört Cumhuriyetçi arasında yer aldı.

The Hill gazetesine konuşan ve ismi belirtilmeyen bir Cumhuriyetçi stratejist, “Bunun onlar için tamamen kabul edilebilir ve oldukça iyi bir görünüm olduğunu düşünüyorum. Trump yönetimine karşı durmaya ihtiyaçları var” değerlendirmesini yaptı.

Massie’nin Demokratlarla birlikte oy kullanması ise şaşırtıcı bulunmadı. Savaş yetkileri tasarılarına mükerrer defalar kabul oyu veren Massie, Trump destekli bir rakibe karşı ön seçimi kaybetmeden önce de partisine karşı çıkmaktan kaçınmıyordu.

Karara kabul oyu veren Ohio Temsilcisi Warren Davidson ise Massie kadar sesini yükseltmese de ABD’nin denizaşırı çatışmalara dahil olması konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.

Senatoda Demokratlarla ortak hareket eden Cumhuriyetçiler arasında bazı şaşırtıcı isimler de yer aldı.

Cumhuriyetçi eğilimli Florida’da yeniden seçim yarışında olan Senatör Ashley Moody, Demokrat Senatör Chris Coons’un, polise saldıran 6 Ocak eylemcilerinin kamu fonlarından ödeme almasını engellemeyi öngören değişiklik önergesini destekledi.

Fitzpatrick gibi isimlerin başkana düzenli olarak karşı çıkması, bizzat Trump’tan gelebilecek tepkiler dahil olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor.

Trump geçen ay Fitzpatrick’i hedef alarak, Cumhuriyetçi üyenin “Trump’a karşı oy kullanmayı sevdiğini” söylemiş ve “Bunun neyle sonuçlanacağını bilirsiniz. Sonu iyi bitmez” uyarısında bulunmuştu.

Ancak Cumhuriyetçi stratejist, bu tür açıklamaların Fitzpatrick’in kendi seçim bölgesinde aslında lehine işleyebileceğini savunarak, “Bunun onun için yararlı olduğunu düşünüyorum. Başkandan tepki alması, seçmenlerinin gözünde işini doğru yaptığı anlamına geliyor” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump: Yeni savaşlar olmayacak diye bir söz vermedim

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump başta İran savaşı olmak üzere dış politika tutumunu savundu ve seçim kampanyasında “yeni savaş yok” vaadinde bulunmadığını söyledi.

Pazar günü “Meet the Press” programında yayınlanan NBC muhabiri Kristen Welker ile yaptığı kapsamlı röportajda Trump, “muazzam bir ordu” kurduğunu ileri sürdü ve şunları vurguladı:

“Öncelikle, savaş olmayacağını garanti etmedim. Neden dünyanın en güçlü ordusunu kurmuş olayım ki? Ordumuzu ben kurdum. Berbat bir ordu devraldım. Hiçbir ekipmanımız yoktu. Hiçbir şeyimiz yoktu. Muazzam bir ordu kurdum. Söz verdiğimi söylüyorsunuz ama ben hiçbir şey söz vermedim.”

Trump, “sonsuz savaşları” sevmediğini söyledi ama İran ile mevcut çatışmanın “sonsuz bir savaş olmadığını” ekleyerek, Vietnam Savaşı’nın “aptal insanlar yüzünden” 19 yıl sürdüğünü iddia etti:

“Orada birkaç aydır bulunuyoruz ve tehdit büyük ölçüde ortadan kalktı. Yakında her şey bitecek. Fakat İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin veremezsiniz, yoksa sizi havaya uçururlar. Kristen kalmaz. NBC kalmaz. ‘Meet the Press’ kalmaz.”

Başkanlık kampanyaları boyunca Trump, ABD’nin Orta Doğu ülkelerindeki uzun süreli askeri harekatlara katılımını defalarca eleştirmişti.

2016’daki Cumhuriyetçi Parti adaylık münazarası sırasında Irak işgali nedeniyle eski Başkan George W. Bush’u sert bir şekilde kınamıştı.

2024’te Pennsylvania’da seçim kampanyası yürütürken, Trump miting katılımcılarına, “Sizi asla bitmeyen aptalca yabancı savaşlarda savaşmaya ve ölmeye göndermeyeceğim,” demişti.

Başkan, 2024 zafer konuşmasında da bu sözünü yineledi ve o sırada şöyle dedi: “Ben savaş başlatmayacağım. Savaşları durduracağım.”

Ayrıca Trump’ın Beyaz Saray’daki resmi biyografisi de, başkanın en önemli önceliklerinden birinin “bitmeyen savaşlara son vermek” olduğunu belirtiyor.

Trump NBC röportajında ABD’nin İran’la savaşta olduğunu reddetti ve Welker’a mevcut durumu bir savaş olarak görmediğini söyledi:

“Bunu hiç böyle tanımlamıyorum. Bunun hakkında düşünmüyorum. Sadece yapmam gerekeni yapıyorum.”

Trump, Cumhuriyetçi başkanın müttefiklerine tazminat ödenmesini öngören ve şu anda rafa kaldırılmış olan 1,8 milyar dolarlık fon planını da savundu.

Başsavcı Vekili Todd Blanche, geçen çarşamba bakanlığın bu planı rafa kaldırdığını açıkladı.

Bu açıklama, planın bir yargıç tarafından askıya alınmasının ve hem Demokratların hem de bazı Cumhuriyetçilerin, fonun denetim eksikliği ve 6 Ocak 2021’de Kongre Binasında yaşanan isyan katılımcılarına ödeme yapılma olasılığı konusunda endişelerini dile getirmelerinin ardından geldi.

Öte yandan Trump, röportaj sırasında program sunucusu Kristen Welker’in 2020 seçimlerine ilişkin iddialara yönelik ısrarlı sorularıyla karşılaşınca röportajı yarıda kesti.

Başkan, daha önce de olduğu gibi hem California’daki mevcut ön seçimlerin hem de 2020 başkanlık seçimlerinin “hileli” olduğunu iddia etti.

Welker’in California’daki hile iddialarıyla ilgili kanıt sorması üzerine Trump, “Yapmam gereken tek şey bakmak ve dinlemek,” dedi.

Welker bunun kanıt olmadığını söyleyince Trump medyayı “yalancı” olmakla suçladı ve sunucu Welker’e “Ya yalancısın ya da aptalsın” diyerek röportajı sonlandırdı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English