Amerika
Senato ve Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçiler Trump’a direniyor

Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin kritik konularda seslerini yükseltmesiyle, ABD Başkanı Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor. Trump’ın ön seçimlerde kendisine karşı çıkan parti üyelerini yenilgiye uğratma başarısına rağmen, Senato ve Temsilciler Meclisinde Beyaz Saray’ın gündemine direnen Cumhuriyetçilerin sayısı artıyor.
Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin bir dizi kritik konuda seslerini giderek daha fazla yükseltmesiyle, Başkan Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor.
Trump’ın, parti içi ön seçimlerde kendisine karşı çıkan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerini yenilgiye uğratma yönündeki başarısına rağmen, Senato veya Temsilciler Meclisinde başkana direnen Cumhuriyetçilerin örnekleri birikmeye devam ediyor.
Temsilciler Meclisindeki dört Cumhuriyetçi üye, başkanı İran’daki savaşı sonlandırmaya zorlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri tasarısını geçirmek için diğer üyelerle birlikte hareket etti.
Senatoda ise altı Cumhuriyetçi senatör, Kongre resmi olarak yetki vermediği sürece Trump’ın yapmayı planladığı Beyaz Saray balo salonunun inşaatını engellemeye yönelik bir önergede Demokratlarla birlikte oy kullandı.
Aynı şekilde altı Cumhuriyetçi senatör, Demokratlarla bir araya gelerek Senatör Bill Cassidy tarafından sunulan ve Trump’ın tartışmalı 1,8 milyar dolarlık “silahsızlandırma karşıtı” fonu yeniden hayata geçirmesini engellemeyi amaçlayan bir değişiklik önergesini destekledi.
Her iki partiden üyelerin “örtülü ödenek” olarak nitelendirdiği bu fonun, 6 Ocak’ta polise karşı işlenen suçlardan hüküm giymiş kişiler de dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para dağıtmak için kullanılabileceği belirtiliyor.
Cumhuriyetçiler ayrıca Trump’ın Federal Konut Finansmanı Ajansı Direktörü Bill Pulte’yi ulusal istihbarat başkan vekili olarak atama kararına da açıkça karşı çıkıyor. Üç Cumhuriyetçi senatör, Pulte’nin bu görevde bulunmasını engelleyecek bir düzenleme için oy kullandı.
Bu tepkilerin bir kısmı, ön seçimlerde Trump destekli adaylar karşısında yenilgiye uğrayan ancak halen Temsilciler Meclisi ve Senatoda görev yapmaya devam eden üyelerden geliyor. Tasarı lehine oy kullanan Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie ile birlikte Senatör Cassidy de Trump’ın ön seçimlerde hedef aldığı isimler arasında yer alıyor. Görevdeki son aylarını geçiren bu yasayapıcıların, Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis ve Temsilci John Cornyn ile birlikte, başkanın gündemine karşı çıkma konusunda kendilerini daha cesur hissettikleri görülüyor.
Trump’ın ilk yönetiminde yasama ilişkileri direktörü olarak görev yapan Marc Short konuya ilişkin olarak, “Temsilciler Meclisindeki çoğunluk sınırı zaten oldukça dardı. Ancak şimdi Tillis, Cassidy ve Cornyn’i karşı karşıya aldığınızda ve buna Lisa Murkowski ile Susan Collins gibi isimlerle olan mevcut dinamikleri de eklediğinizde, bu yıl Senatoda herhangi bir yasanın geçirilmesi konusunda çok daha büyük bir zorluk yaratıyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yaz devasa vergi indirimi yasası konusunda Trump ile karşı karşıya gelen Tillis, yeniden seçim yarışına girmiyor. Cornyn ise mayıs ayındaki ön seçimlerde Trump tarafından desteklenen Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a mağlup olmuştu. Çeşitli konularda Trump’a karşı sık sık oy kullanan isimlerden Collins, Trump’ın başkanlık seçimlerinde defalarca kaybettiği bir eyalette bu yıl yeniden seçim yarışına girerken, Murkowski’nin görev süresi 2028 yılına kadar devam ediyor.
Bu durum, Adalet Bakan Vekili Todd Blanche’ın adaylığının Senatodan geçip geçmeyeceği konusundaki belirsizliği de artırıyor. Blanche’ın adaylığını değerlendirecek olan Senato Adalet Komisyonu’ndaki Cumhuriyetçi üyeler arasında Tillis ve Cornyn de bulunuyor.
Utah Senatörü John Curtis, silahsızlandırma karşıtı fonun varlığını sürdürmesi halinde Blanche’ın adaylığının engellenebileceği uyarısında bulundu. Curtis gazetecilere verdiği demeçte, “Geçirmemiz gereken pek çok önemli yasa var. Blanche’ın vaatlerini yerine getirmediğini hissedersek, önümüzde bekletebileceğimiz adaylığı duruyor” ifadelerini kullandı.
Tillis ise 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınını kınamadığı sürece Blanche’ın adaylığını desteklemeyeceğini bildirdi. Trump, cuma günü Tillis’in bu açıklamaları sorulduğunda, senatörü “herkese karşı çıkarak sorun çıkarmaya çalışan bir kaybeden” olarak nitelendirdi.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune ise perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada Blanche’ın adaylığının kesin olmadığını ima etti.
Thune, “Bildiğiniz gibi üyelerimizin çoğu, başkanın bu tür kilit pozisyonlarda görmek istediği kişilere karşı oldukça saygılı davranıyor. Kendisi zaten bu görevde bulunuyor ve açık bir deneyimi var, bu durum ona yardımcı olacaktır. Ancak bugünlerde hiçbir şeyin kesin veya garanti olmadığı bir ortamdayız” dedi.
The Hill gazetesine konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, vekillerle çalışırken her zaman karşılıklı bir uzlaşı sürecinin olduğunu ancak başkan ve Cumhuriyetçi kongre üyelerinin yakın bir uyum içinde kalmaya devam ettiğini belirtti.
Yetkili; “Büyük, Güzel Yasa”, Laken Riley Yasası, ABD Stabil Kripto Paraları Ulusal İnovasyon Kılavuz Yasası ve 9 milyar dolarlık bütçe kesintisi paketinin kabul edilmesini bu uyuma örnek gösterdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Abigail Jackson ise Trump’ın kongre üyeleriyle ilişkilerine yönelik soruları, bunların medya ve Demokratlar tarafından körüklenen “var olmayan bölünmeler” olduğunu belirterek reddetti.
Jackson, “Başkan Trump, Temsilciler Meclisi ve Senatoda Cumhuriyetçi çoğunluğun korunmasına kararlıdır. Beyaz Saray ve Başkan Trump, Amerikan halkına verilen birçok önemli sözü yerine getirmek için Kongre ve Senatodaki Cumhuriyetçilerle yakın çalışmaktan memnuniyet duymaktadır” dedi.
Ancak zorlu yeniden seçim yarışlarıyla karşı karşıya olan kongre üyeleri için siyasi hesaplar, yönetimi ne zaman destekleyecekleri veya ne zaman karşı çıkacakları konusundaki kararlarında güçlü bir etken oluşturuyor.
Balo salonu inşaatını engelleme önerisini destekleyen altı Cumhuriyetçi senatörden üçü; Collins, Alaska Senatörü Dan Sullivan ve Ohio Senatörü Jon Husted, kasım ayında zorlu yeniden seçim kampanyaları yürütüyor.
Collins, Husted ve Sullivan ayrıca silahsızlandırma karşıtı fonun engellenmesi için Demokratlarla birlikte oy kullandı. Ancak bu yasa tasarısı, ön seçimini Trump destekli rakibine karşı kaybeden Cassidy tarafından sunulmuştu.
Yeniden seçilmek için yarışmayan ve yönetime yönelik eleştirilerini artıran Tillis de her iki yasa tasarısında Demokratlarla birlikte hareket etti.
Benzer bir durum Temsilciler Meclisindeki savaş yetkileri oylamasında da yaşandı. Oldukça rekabetçi bölgelerde seçim yarışına giren Cumhuriyetçi üyeler Brian Fitzpatrick ve Tom Barrett, Demokratlarla birlikte oy kullanan dört Cumhuriyetçi arasında yer aldı.
The Hill gazetesine konuşan ve ismi belirtilmeyen bir Cumhuriyetçi stratejist, “Bunun onlar için tamamen kabul edilebilir ve oldukça iyi bir görünüm olduğunu düşünüyorum. Trump yönetimine karşı durmaya ihtiyaçları var” değerlendirmesini yaptı.
Massie’nin Demokratlarla birlikte oy kullanması ise şaşırtıcı bulunmadı. Savaş yetkileri tasarılarına mükerrer defalar kabul oyu veren Massie, Trump destekli bir rakibe karşı ön seçimi kaybetmeden önce de partisine karşı çıkmaktan kaçınmıyordu.
Karara kabul oyu veren Ohio Temsilcisi Warren Davidson ise Massie kadar sesini yükseltmese de ABD’nin denizaşırı çatışmalara dahil olması konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.
Senatoda Demokratlarla ortak hareket eden Cumhuriyetçiler arasında bazı şaşırtıcı isimler de yer aldı.
Cumhuriyetçi eğilimli Florida’da yeniden seçim yarışında olan Senatör Ashley Moody, Demokrat Senatör Chris Coons’un, polise saldıran 6 Ocak eylemcilerinin kamu fonlarından ödeme almasını engellemeyi öngören değişiklik önergesini destekledi.
Fitzpatrick gibi isimlerin başkana düzenli olarak karşı çıkması, bizzat Trump’tan gelebilecek tepkiler dahil olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor.
Trump geçen ay Fitzpatrick’i hedef alarak, Cumhuriyetçi üyenin “Trump’a karşı oy kullanmayı sevdiğini” söylemiş ve “Bunun neyle sonuçlanacağını bilirsiniz. Sonu iyi bitmez” uyarısında bulunmuştu.
Ancak Cumhuriyetçi stratejist, bu tür açıklamaların Fitzpatrick’in kendi seçim bölgesinde aslında lehine işleyebileceğini savunarak, “Bunun onun için yararlı olduğunu düşünüyorum. Başkandan tepki alması, seçmenlerinin gözünde işini doğru yaptığı anlamına geliyor” dedi.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor










