Bizi Takip Edin

Amerika

Senato ve Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçiler Trump’a direniyor

Yayınlanma

Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin kritik konularda seslerini yükseltmesiyle, ABD Başkanı Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor. Trump’ın ön seçimlerde kendisine karşı çıkan parti üyelerini yenilgiye uğratma başarısına rağmen, Senato ve Temsilciler Meclisinde Beyaz Saray’ın gündemine direnen Cumhuriyetçilerin sayısı artıyor.

Ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Partili kongre üyelerinin bir dizi kritik konuda seslerini giderek daha fazla yükseltmesiyle, Başkan Donald Trump ile Kongre arasındaki gerilim tırmanıyor.

Trump’ın, parti içi ön seçimlerde kendisine karşı çıkan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerini yenilgiye uğratma yönündeki başarısına rağmen, Senato veya Temsilciler Meclisinde başkana direnen Cumhuriyetçilerin örnekleri birikmeye devam ediyor.

Temsilciler Meclisindeki dört Cumhuriyetçi üye, başkanı İran’daki savaşı sonlandırmaya zorlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri tasarısını geçirmek için diğer üyelerle birlikte hareket etti.

Senatoda ise altı Cumhuriyetçi senatör, Kongre resmi olarak yetki vermediği sürece Trump’ın yapmayı planladığı Beyaz Saray balo salonunun inşaatını engellemeye yönelik bir önergede Demokratlarla birlikte oy kullandı.

Aynı şekilde altı Cumhuriyetçi senatör, Demokratlarla bir araya gelerek Senatör Bill Cassidy tarafından sunulan ve Trump’ın tartışmalı 1,8 milyar dolarlık “silahsızlandırma karşıtı” fonu yeniden hayata geçirmesini engellemeyi amaçlayan bir değişiklik önergesini destekledi.

Her iki partiden üyelerin “örtülü ödenek” olarak nitelendirdiği bu fonun, 6 Ocak’ta polise karşı işlenen suçlardan hüküm giymiş kişiler de dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para dağıtmak için kullanılabileceği belirtiliyor.

Cumhuriyetçiler ayrıca Trump’ın Federal Konut Finansmanı Ajansı Direktörü Bill Pulte’yi ulusal istihbarat başkan vekili olarak atama kararına da açıkça karşı çıkıyor. Üç Cumhuriyetçi senatör, Pulte’nin bu görevde bulunmasını engelleyecek bir düzenleme için oy kullandı.

Bu tepkilerin bir kısmı, ön seçimlerde Trump destekli adaylar karşısında yenilgiye uğrayan ancak halen Temsilciler Meclisi ve Senatoda görev yapmaya devam eden üyelerden geliyor. Tasarı lehine oy kullanan Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie ile birlikte Senatör Cassidy de Trump’ın ön seçimlerde hedef aldığı isimler arasında yer alıyor. Görevdeki son aylarını geçiren bu yasayapıcıların, Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis ve Temsilci John Cornyn ile birlikte, başkanın gündemine karşı çıkma konusunda kendilerini daha cesur hissettikleri görülüyor.

Trump’ın ilk yönetiminde yasama ilişkileri direktörü olarak görev yapan Marc Short konuya ilişkin olarak, “Temsilciler Meclisindeki çoğunluk sınırı zaten oldukça dardı. Ancak şimdi Tillis, Cassidy ve Cornyn’i karşı karşıya aldığınızda ve buna Lisa Murkowski ile Susan Collins gibi isimlerle olan mevcut dinamikleri de eklediğinizde, bu yıl Senatoda herhangi bir yasanın geçirilmesi konusunda çok daha büyük bir zorluk yaratıyorsunuz” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yaz devasa vergi indirimi yasası konusunda Trump ile karşı karşıya gelen Tillis, yeniden seçim yarışına girmiyor. Cornyn ise mayıs ayındaki ön seçimlerde Trump tarafından desteklenen Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a mağlup olmuştu. Çeşitli konularda Trump’a karşı sık sık oy kullanan isimlerden Collins, Trump’ın başkanlık seçimlerinde defalarca kaybettiği bir eyalette bu yıl yeniden seçim yarışına girerken, Murkowski’nin görev süresi 2028 yılına kadar devam ediyor.

Bu durum, Adalet Bakan Vekili Todd Blanche’ın adaylığının Senatodan geçip geçmeyeceği konusundaki belirsizliği de artırıyor. Blanche’ın adaylığını değerlendirecek olan Senato Adalet Komisyonu’ndaki Cumhuriyetçi üyeler arasında Tillis ve Cornyn de bulunuyor.

Utah Senatörü John Curtis, silahsızlandırma karşıtı fonun varlığını sürdürmesi halinde Blanche’ın adaylığının engellenebileceği uyarısında bulundu. Curtis gazetecilere verdiği demeçte, “Geçirmemiz gereken pek çok önemli yasa var. Blanche’ın vaatlerini yerine getirmediğini hissedersek, önümüzde bekletebileceğimiz adaylığı duruyor” ifadelerini kullandı.

Tillis ise 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınını kınamadığı sürece Blanche’ın adaylığını desteklemeyeceğini bildirdi. Trump, cuma günü Tillis’in bu açıklamaları sorulduğunda, senatörü “herkese karşı çıkarak sorun çıkarmaya çalışan bir kaybeden” olarak nitelendirdi.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune ise perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada Blanche’ın adaylığının kesin olmadığını ima etti.

Thune, “Bildiğiniz gibi üyelerimizin çoğu, başkanın bu tür kilit pozisyonlarda görmek istediği kişilere karşı oldukça saygılı davranıyor. Kendisi zaten bu görevde bulunuyor ve açık bir deneyimi var, bu durum ona yardımcı olacaktır. Ancak bugünlerde hiçbir şeyin kesin veya garanti olmadığı bir ortamdayız” dedi.

The Hill gazetesine konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, vekillerle çalışırken her zaman karşılıklı bir uzlaşı sürecinin olduğunu ancak başkan ve Cumhuriyetçi kongre üyelerinin yakın bir uyum içinde kalmaya devam ettiğini belirtti.

Yetkili; “Büyük, Güzel Yasa”, Laken Riley Yasası, ABD Stabil Kripto Paraları Ulusal İnovasyon Kılavuz Yasası ve 9 milyar dolarlık bütçe kesintisi paketinin kabul edilmesini bu uyuma örnek gösterdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Abigail Jackson ise Trump’ın kongre üyeleriyle ilişkilerine yönelik soruları, bunların medya ve Demokratlar tarafından körüklenen “var olmayan bölünmeler” olduğunu belirterek reddetti.

Jackson, “Başkan Trump, Temsilciler Meclisi ve Senatoda Cumhuriyetçi çoğunluğun korunmasına kararlıdır. Beyaz Saray ve Başkan Trump, Amerikan halkına verilen birçok önemli sözü yerine getirmek için Kongre ve Senatodaki Cumhuriyetçilerle yakın çalışmaktan memnuniyet duymaktadır” dedi.

Ancak zorlu yeniden seçim yarışlarıyla karşı karşıya olan kongre üyeleri için siyasi hesaplar, yönetimi ne zaman destekleyecekleri veya ne zaman karşı çıkacakları konusundaki kararlarında güçlü bir etken oluşturuyor.

Balo salonu inşaatını engelleme önerisini destekleyen altı Cumhuriyetçi senatörden üçü; Collins, Alaska Senatörü Dan Sullivan ve Ohio Senatörü Jon Husted, kasım ayında zorlu yeniden seçim kampanyaları yürütüyor.

Collins, Husted ve Sullivan ayrıca silahsızlandırma karşıtı fonun engellenmesi için Demokratlarla birlikte oy kullandı. Ancak bu yasa tasarısı, ön seçimini Trump destekli rakibine karşı kaybeden Cassidy tarafından sunulmuştu.

Yeniden seçilmek için yarışmayan ve yönetime yönelik eleştirilerini artıran Tillis de her iki yasa tasarısında Demokratlarla birlikte hareket etti.

Benzer bir durum Temsilciler Meclisindeki savaş yetkileri oylamasında da yaşandı. Oldukça rekabetçi bölgelerde seçim yarışına giren Cumhuriyetçi üyeler Brian Fitzpatrick ve Tom Barrett, Demokratlarla birlikte oy kullanan dört Cumhuriyetçi arasında yer aldı.

The Hill gazetesine konuşan ve ismi belirtilmeyen bir Cumhuriyetçi stratejist, “Bunun onlar için tamamen kabul edilebilir ve oldukça iyi bir görünüm olduğunu düşünüyorum. Trump yönetimine karşı durmaya ihtiyaçları var” değerlendirmesini yaptı.

Massie’nin Demokratlarla birlikte oy kullanması ise şaşırtıcı bulunmadı. Savaş yetkileri tasarılarına mükerrer defalar kabul oyu veren Massie, Trump destekli bir rakibe karşı ön seçimi kaybetmeden önce de partisine karşı çıkmaktan kaçınmıyordu.

Karara kabul oyu veren Ohio Temsilcisi Warren Davidson ise Massie kadar sesini yükseltmese de ABD’nin denizaşırı çatışmalara dahil olması konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.

Senatoda Demokratlarla ortak hareket eden Cumhuriyetçiler arasında bazı şaşırtıcı isimler de yer aldı.

Cumhuriyetçi eğilimli Florida’da yeniden seçim yarışında olan Senatör Ashley Moody, Demokrat Senatör Chris Coons’un, polise saldıran 6 Ocak eylemcilerinin kamu fonlarından ödeme almasını engellemeyi öngören değişiklik önergesini destekledi.

Fitzpatrick gibi isimlerin başkana düzenli olarak karşı çıkması, bizzat Trump’tan gelebilecek tepkiler dahil olmak üzere bazı riskleri beraberinde getiriyor.

Trump geçen ay Fitzpatrick’i hedef alarak, Cumhuriyetçi üyenin “Trump’a karşı oy kullanmayı sevdiğini” söylemiş ve “Bunun neyle sonuçlanacağını bilirsiniz. Sonu iyi bitmez” uyarısında bulunmuştu.

Ancak Cumhuriyetçi stratejist, bu tür açıklamaların Fitzpatrick’in kendi seçim bölgesinde aslında lehine işleyebileceğini savunarak, “Bunun onun için yararlı olduğunu düşünüyorum. Başkandan tepki alması, seçmenlerinin gözünde işini doğru yaptığı anlamına geliyor” dedi.

Amerika

ABD sağında veri merkezi ve yapay zeka çatlağı büyüyor

Yayınlanma

ABD’de veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç sağ siyasi kulvarda ve Başkan Donald Trump’ı seçen koalisyonda bölünmelere yol açarken, teknoloji odaklı muhafazakarlar ile yerel toplulukları korumak isteyen popülist kesim karşı karşıya geliyor. Trump yönetiminde etkili olan teknoloji yatırımcıları yapay zeka yarışında geri kalmamak için kısıtlamaların kaldırılmasını talep ederken, muhafazakar kanaat önderleri tesislerin çevreye ve kaynaklara etkilerine yönelik endişeleri dile getiriyor.

Veri merkezlerinin inşasına yönelik direnç uzun süredir ağırlıklı olarak sol kesimden gelirken, bu durum son dönemde sağ siyaseti ve Başkan Donald Trump’ın seçilmesini sağlayan koalisyonu bölen bir konu haline geliyor.

Trump yönetiminde nüfuz sahibi olan teknoloji odaklı muhafazakarlar, ABD’nin yapay zeka alanında hakimiyet kurmak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini, aksi takdirde yabancı rakiplerine karşı zemin kaybedeceğini savunuyor.

Trump’ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi Eş Başkanı ve teknoloji yatırımcısı David Sacks, Çin’in yeni yapay zeka modelinin etkinliğine dikkat çekerek bu argümanı öne sürdü.

Daha önce Trump’ın yapay zeka koordinatörü olarak da bilinen Sacks, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu sırada Amerika kendi kendini kısıtlıyor: Siyasetçiler ve bürokratlar yeni veri merkezlerini yasaklıyor, eyalet düzenlemelerini artırıyor ve yeni sınır modelleri önceden onaylayacak yeni federal kurumlar kurulması için baskı yapıyor. Yapay zeka yarışı böyle kaybedilir. Kendimizi çıkmaza sokarsak dünyanın geri kalanı bizim kurallarımızla oynamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan, yerel topluluklar üzerindeki etkilerden endişe duyanlar ile mahremiyet savunucularının sesleri, halkın veri merkezlerine yönelik tepkileriyle paralel olarak daha gür çıkmaya başlıyor.

Heritage Foundation Başkanı Kevin Roberts, Shenandoah Nehri kıyılarına kurulması planlanan veri merkezlerine işaret etti.

Roberts, Fox Business kanalında yaptığı açıklamada, “Oradaki insanlar kendilerinden bir şeylerin alındığını hissediyor. Serbest piyasa karşıtı değiller. Sadece burada bir uzlaşı sağlanıp sağlanamayacağını veya bu durumun getireceği kayıpların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini soruyorlar” dedi.

Roberts ayrıca, şüpheyle yaklaşan ancak bu teknolojinin faydalarından yararlanmaya devam edebilmek için ortak bir çözüm bulunmasını isteyen insanlarla aynı safra yer aldığını ekledi.

Trump’ın eski danışmanı Steve Bannon da uzun süredir teknoloji sektörünün Trump yönetimi üzerindeki etkisine ve yapay zeka politikasını şekillendirme biçimine karşı çıkan popülist sağın seslerinden biri olarak biliniyor.

Sunucu Tucker Carlson ise Trump’ın ülke genelinde Amerikalıların daha fazla gözetlenmesine ve izlenmesine zemin hazırlayan veri merkezlerini desteklediğini savundu.

Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun bölgelerinde bir veri merkezi kurulmasını istemediğini gösteriyor.

Demokratların yerel veri merkezlerine “kesinlikle karşı çıkma” eğilimi Cumhuriyetçilere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Demokrat seçmenler şüphelerinin gerekçesi olarak kaynak kullanımı ve çevre üzerindeki etkileri gösteriyor.

Tepkiler tamamen parti sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Gallup’un mayıs ayında gerçekleştirdiği araştırma, Demokratların yüzde 56’sının, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 39’unun yakınlarında bir veri merkezi kurulmasına “kesinlikle karşı olduğunu” ortaya koyuyor.

Trump yönetimine yakın üst düzey isimler, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik şüpheleri tamamen benimsemeden, bu tesislerin beraberinde getirdiği politika sorunlarını kamuoyu önünde kabul ediyor.

Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı James Blair, Roberts’ın televizyon programındaki açıklamalarına doğrudan yanıt vererek, asıl sorunun veri merkezleri değil enerji sağlayıcıları olduğunu savundu.

Blair, X sosyal platformunda yaptığı paylaşımda, “Sorun, Kevin’ın bölgesine elektrik üretimi sağlaması gereken kesimlerden kaynaklanıyor. Elektrik talebi yüksek ancak tedarikçiler üretim yapma konusunda yetersiz kalıyor” diye yazdı.

Popülist-muhafazakar eğilimli Bull Moose Project Başkanı Aiden Buzzetti, enerji konularının bu düzeyde tartışılmasının, veri merkezlerine yönelik tepkiler büyürken yapay zeka ve veri merkezi savunucularının da mevcut siyasi koşullara uyum sağlamak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.

Buzzetti, “Bu başlıklar bir yıl önce standart konuşma konuları değildi. Bu tesislerin inşasını savunabilmenin tek yolu bu olduğu için bu söylemler hızla yaygınlaşıyor” değerlendirmesini yaptı.

Bull Moose Project, geçen hafta bu bölünmede ortak bir zemin bulmayı amaçlayan bir yasa önerisi sundu. Öneri, teknoloji şirketlerinin veri merkezleri için gereken enerji kaynağını kendilerinin inşa etmesi veya satın alması yönündeki Trump yönetiminin tüketici koruma taahhüdünü yasal güvenceye kavuşturmayı hedefliyor.

Cumhuriyetçi Temsilci Gabe Evans tarafından sunulan benzer bir tasarıdan farklı olarak, Bull Moose önerisi bir zorunluluk getirmiyor, bunun yerine Enerji Bakanlığına şirketlerin gönüllü olarak imzaladığı anlaşmaları uygulama yetkisi veriyor.

Buna rağmen, veri merkezlerine ve yapay zekaya yönelik tabandan gelen direncin boyutu konusundaki tartışmalar devam ediyor.

Eski Çay Partisi (Tea Party) lideri Amy Kremer tarafından kurulan yapay zeka karşıtı “Humans First” grubu, cumartesi günü yerel, eyalet düzeyindeki ve federal siyasetçilere yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmaları için baskı yapmak amacıyla ülke genelinde protestolar düzenledi.

Reuters’ın aktardığına göre, 42 eyalette hem Cumhuriyetçi hem Demokrat eğilimli bölgelerde toplam 142 protesto gerçekleştirilmesine rağmen katılım beklenenin altında kaldı.

Kremer ve diğer organizatörler, veri merkezlerinin tamamen durdurulmasını desteklemediklerini, kararı yerel toplulukların vermesini istediklerini belirtti.

Kremer, veri merkezlerine karşı oluşan bu ivmeyi 2010’lardaki Çay Partisi hareketine benzetse de, eyaletlerdeki protestoları düzenleyenlerin farklı siyasi partilere mensup olduğu bildirildi.

Birçok muhafazakar yorumcu ise protestoları ve düzenleyen grubu eleştirerek, Humans First grubunun Silikon Vadisi tarafından finanse edilen ve ilericilerle bağlantılı bir “sol operasyonu” olduğunu öne sürdü ve katılımın düşük olduğu protestoların fotoğraflarını paylaştı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump yanlısı “Maga Inc” ara seçimler için 400 milyon dolarlık bir fon oluşturdu

Yayınlanma

Donald Trump’ın en büyük bağışçı grubu Maga Inc, Kongre ara seçimler için 400 milyon dolardan fazla bir seçim fonu biriktirdi.

Pazartesi günü yayınlanan federal belgelere göre, bu Süper PAC (Siyasi Eylem Komitesi) haziran ayında 19 milyon dolar topladı.

Bu tutarın 10 milyon doları, bağışlarını karşılamak için bitcoinlerini nakde çeviren milyarderler Tyler ve Cameron Winklevoss’tan geldi.

Maga Inc, başkanlık seçimi yapılmayan bir yılda diğer tüm PAC’lerden daha fazla fon topladı.

2018 ve 2022 ara seçimleri öncesinde, Trump ve eski başkan Joe Biden’ı destekleyen PAC’lerin biriktirdiği fon, Maga Inc’in mevcut nakit rezervinin yüzde 5’inden azdı.

Bu grup, kasım ayındaki ara kongre seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin Demokratlardan daha fazla bağış toplama çabalarını güçlendirdi.

Fakat bazı Demokrat Temsilciler Meclisi ve Senato adayları, Cumhuriyetçi rakiplerinden çok daha fazla bağış toplamış durumda.

Maga Inc’in elindeki nakit, Cumhuriyetçi Ulusal Komite’nin elindeki 129 milyon doların üç katından ve Demokratik Ulusal Komite’nin seçim fonundan neredeyse 25 kat daha fazla.

Geçen ay Maga Inc’e en az 1 milyon dolar bağışta bulunan diğer isimler arasında NASA yöneticisi Jared Isaacman, iş adamı ve Georgia eyalet valiliği adayı Rick Jackson, Trump’ın Kennedy Center yönetim kuruluna atadığı hayırsever Patricia Duggan, yatırımcı Konstantin Sokolov ve Trump’ın danışmanı David Sacks tarafından kurulan bir PAC yer alıyor.

Trump’ın son seçim kampanyasını destekleyen diğer PAC’ler de para toplamaya devam etti. Never Surrender Inc, 2026’nın ilk çeyreğinde çoğunlukla küçük meblağlı bağışlar yoluyla 5,5 milyon dolar topladı. Grubun elinde yaklaşık 60 milyon dolar bulunuyor.

Öte yandan Maga Inc, hâlâ benzersiz bir güç olmaya devam ediyor. En son açıklanan verilere göre, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik kadrosuyla uyumlu dört siyasi grup (Senato Liderlik Fonu – SLF, Kongre Liderlik Fonu – CLF, Ulusal Cumhuriyetçi Kongre Komitesi ve Ulusal Cumhuriyetçi Senato Komitesi) toplam 529 milyon dolarlık nakit kaynağa sahip.

2026’da Kongre’nin kontrolünü ele geçirmeye odaklanan Demokratik PAC’ler ise 336 milyon dolara sahip.

Milyarderler, bu seçim döngüsünde ABD siyasi sistemini etkilemek için yine bol miktarda para akıttı.

2026 Kongre seçimlerinin en büyük iki ABD’li bağışçısı, Susquehanna ticaret şirketinin kurucu ortağı Jeff Yass ile Trump’ın müttefiki ve İsrail destekçisi olan, aynı zamanda merhum kumarhane devi Sheldon Adelson’ın eşi Miriam Adelson.

Miriam Adelson, bu yıl Maga Inc, SLF ve CLF’ye en az 65 milyon dolar bağışladı.

Yass, çeşitli muhafazakâr gruplara 87 milyon dolardan fazla bağışta bulundu. Bu tutarın 20 milyon doları, Ohio’da Vivek Ramaswamy’nin valilik kampanyasını destekleyen bir Super PAC’a aktarıldı.

Bu PAC ayrıca Elon Musk’tan 5 milyon dolar ve hedge fon yöneticisi Bill Ackman’dan 1 milyon dolar bağış aldı.

Wall Street’ten Citadel kurucusu Ken Griffin ve Blackstone CEO’su Stephen Schwarzman, sırasıyla Cumhuriyetçi kongre seçim kampanyası gruplarına 15 milyon dolar ve 13 milyon dolar bağışladı.

Schwarzman ve Griffin, Maine’de Cumhuriyetçi senatör Susan Collins’i destekleyen bir Super PAC olan Pine Tree Results’a da sırasıyla 10 milyon dolar ve 2,5 milyon dolar daha bağışladı.

ABD yasaları, Super PAC’lerin siyasi kampanyalar için sınırsız fon toplamasına izin veriyor.

Kripto ve yapay zeka sektörleri de ABD siyasi sistemine nakit akışını sürdürdü. Kripto yanlısı bir Super Pac olan Fairshake, haziran sonu itibarıyla 127 milyon dolar biriktirirken, daha esnek düzenlemeleri destekleyen yapay zeka yanlısı bir Super Pac olan Leading the Future’ın kasasında ise 31 milyon dolar bulunuyor.

OpenAI başkanı Greg Brockman ve eşi Anna, aralık ayında Maga Inc ve Leading the Future’a toplam 50 milyon dolar bağışladı.

Milyarder Marc Andreessen, Leading the Future, Maga Inc ve Fairshake’e yaklaşık 43 milyon dolar bağışladı.

Mayıs ayında, Anthropic CEO’su Dario Amodei, daha fazla yapay zeka güvenlik düzenlemesi yanlısı bir Super PAC olan Public First’e, ilk önemli federal bağışı olarak 1 milyon dolar bağışladı. Fakat bu PAC’ın kasasında yarım milyon dolardan az para bulunuyor.

Partinin ulusal düzeyde bağış toplama performansı Cumhuriyetçi Parti’nin gerisinde kalsa da, bazı öne çıkan Demokrat adaylar Cumhuriyetçi rakiplerinden daha fazla bağış topladı.

Teksas Senatosu adayı Demokrat James Talarico, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi rakibi Ken Paxton’dan yaklaşık 20 milyon dolar daha fazla nakit kaynağa sahipti.

Talarico’yu destekleyen bir Super PAC olan Lone Star Rising PAC, LinkedIn’in kurucu ortağı Reid Hoffman’ın 10 milyon dolarlık bağışıyla güçlendi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Dışişleri Bakanlığından Küba hakkında 100 sayfalık rapor

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yeni raporda, Küba yönetimini 2020 yılındaki George Floyd protestoları dahil olmak üzere ülkedeki birçok gösteriyle ilişkilendirdi. Pazartesi günü kamuoyuna açıklanan 100 sayfalık belgede, Havana yönetiminin 1960’lardan itibaren ABD karşıtı radikal hareketleri ve sol grupları kapsayan geniş bir ağ kurduğu iddia edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü yayımlanan 100 sayfalık yeni raporda, Küba’nın 2020 yılında George Floyd’un öldürülmesinin ardından düzenlenen gösteriler de dahil olmak üzere ABD’deki bir dizi protestoyla bağı olduğu öne sürüldü.

Belgede, Küba yönetiminin 1960’lı yıllardan itibaren “ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik her şeyin üzerinde tutulan bir hınç ve köklü bir nefret etrafında şekillenen, yeni ve farklı bir Marksizm türünün atan kalbi olarak hizmet ettiği” iddia edildi.

Raporda, Küba makamlarının kendilerini bu amaca yönelik küresel bir aktivist, entelektüel ve siyasi grup koalisyonu devşirmeye, yetiştirmeye ve harekete geçirmeye adadığı savunuldu. Bu faaliyetlerle Black Panthers ve Weather Underground’dan Antifa’ya kadar Amerika’nın en bilinen ve etkili aşırılıkçı hareketlerinin orantısız bir kısmını şekillendiren, yaygın bir devrimci ağ kurulduğu ileri sürüldü.

Söz konusu rapor, Havana yönetimi ile ABD genelindeki güçlü solcu kar amacı gütmeyen kuruluşlar, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) karşıtı gruplar, sosyalist oluşumlar ve Marksist örgütler arasında da bağlar kurdu.

Küba’nın George Floyd protestolarına büyük bir memnuniyetle destek verdiği savunulan raporda, ülkenin devlet medyasının ve hükümet yetkililerinin, gösteriler sırasında ABD’yi “Küba’nın insan hakları sicilini eleştirmeye ahlaki açıdan uygun olmayan, sistemsel olarak ırkçı bir ülke” şeklinde tasvir ettiği kaydedildi.

Diğer yandan, ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz bu ayın başlarında Küba’yı bir ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdi. Waltz ayrıca Çin ve Rusya’yı, Küba’da bulunan ABD askeri üslerinin çevresinden bilgi toplamakla suçladı.

Mayıs ayında ise CIA Direktörü John Ratcliffe, Başkan Donald Trump’ın adaya yönelik olası bir işgal veya askeri yanıt konusundaki uyarısını yinelemek üzere Kübalı yetkililerle bir araya gelmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English