Bizi Takip Edin

Asya

Pakistanlı uzmanlar Harici’ye değerlendirdi: Meclise giren siyasetçiler sorunları çözmekten aciz

Yayınlanma

Seçimler sonrası siyasi krizin ve protestoların devam ettiği Pakistan’dan uzmanlar süreci Harici’ye değerlendirdi. Siyasi analist Shamaim Shahid, ‘Geçmişte olduğu gibi 2024 seçimleri de can yakıcı sorunları çözemeyecek’ dedi ve ülkeyi büyük zorlukların beklediğini vurguladı. Hile iddialarını değerlendiren Kıdemli siyasetçi ve eski senatör Afrasib Khattak ise ‘İlk hile İmran Han’ın seçimden men edilmesiydi’ ve orduyu suçladı.

Pakistan’da 8 Şubat’ta yapılan Ulusal Meclis ve eyalet meclislerinin seçim sonuçları 11 Şubat’ta açıklanmıştı. Ancak sonuçlara göre hiçbir parti tek başına iktidar olmak için yeterli çoğunluğu elde edemedi. Siyasi partiler koalisyon hükümeti kurulması için görüşmeleri hızlandırdı. Öte yandan seçim sonuçlarında hile yapıldığı iddiasıyla başlayan protestolar da devam ediyor.

Cezaevindeki eski başbakan İmran Han’ın muhaliflerinin seçimler sonrası koalisyon hükümeti kurmak için anlaştığı bildirildi.

75 sandalyeyle ikinci parti olan eski başbakan Navaz Şerif’in Pakistan Müslüman Birliği ile 54 sandalyeli Bilawal Butto Zardari’nin Pakistan Halk Partisi hükümet kurmak için anlaştıklarını duyurdu.

Bu iki parti 2022 yılında Han’ın iktidardan eden güvenoylaması için bir araya gelmişti. Butto Zardari yaptığı basın toplantısında ülkenin çıkarları için hareket ettiklerini savundu. Koalisyon kuracaklarını açıklayan iki parti birbirlerine karşı seçim sonuçlarına itiraz da etmişti. Navaz Şerif’in partisinden yapılan açıklamada ise siyasi istikrar için anlaşma yapıldığı kaydedildi.

Han’ın tutuklanmasına ve partisi Pakistan Adalet Hareketi’nin (PTI) karşılaştığı engellemelere rağmen, partinin desteklediği bağımsız adaylar, Ulusal Meclis’te 93 sandalye kazanarak seçimi önde bitirdi. Ancak bağımsızlar parti olmadıkları için dezavantajlıydı.

PTI Sözcüsü Rauf Hasan da, başkent İslamabad’da yaptığı açıklamada, PTI destekli bağımsız milletvekillerinin, Ulusal Meclis ve Pencap Meclisinde ülkedeki Şiilerin siyasi grubu Müslümanların Birlik Meclisi Partisi (MVMP), Hayber Pahtunhva Meclisinde ise Cemaat-i İslami Partisi ile ittifak kuracağını söyledi. Hasan, bu kararın, İmran Han’ın talimatı doğrultusunda alındığını aktardı.

MVMP, Ulusal Mecliste 1, Cemaat-i İslami ise Hayber Pahtunhva Meclisinde 3 sandalyeye sahip.

Pakistan Ulusal Meclisi’nde 336 sandalye bulunuyor. Ulusal Meclis’teki 336 sandalyeden 60’ı kadınlara, 10’u ise dini azınlıklara ayrılmış durumda. Bu, sadece 266 sandalye için milletvekillerinin yarıştığı anlamına geliyor. Bu 70 sandalye de oyların yüzde 5’inden fazlasını alan “siyasi partiler” arasında nispi temsil yoluyla paylaştırılıyor. Söz konusu 70 sandalye için milletvekilleri aday olmuyor. Söz konusu 70 sandalyenin siyasi partiler arasında paylaştırılması, bir sonraki hükümetin başbakanının kim olacağı konusunda önemli bir rol oynayacak. Seçimlere bağımsız milletvekilleriyle girdiği için PTI, bu 70 sandalyeden faydalanamıyor.

Bu yüzden PTI’nın 93 bağımsız milletvekili Ulusal Meclis’te 1 sandalyeye sahip olan MVMP’ye katılacak. MVMP ise 94 sandalyeyle Ulusal Meclis’in en büyük partisi olacak ve söz konusu 70 sandalyenin 26’sını alacak. Böyle bir senaryoda MVMP’nin sandalye sayısı 120’ye çıkmış olacak. Ancak bu durumda bile PTI-MVMP ittifakı, hükümeti kuracak salt çoğunluk olan 169 sandalyeye çıkamıyor. İmran Han’ın partisinin hükümet kurmak için farklı siyasi partilerle de ittifak kurması gerekiyor.

PTI, seçimlerden birinci parti olarak çıksa da çok sayıda seçim bölgesinde oyların çalındığını ve bu oyların rakip partilerin adaylarına kaydırıldığını iddia ediyor.

Pakistan’ın geçici Başbakanı Anvarul Hak Kakar ise, seçim sonucunun güvenlik nedenleriyle geciktiğini söyledi ve havuzun herkes için “eşit bir oyun alanı” olduğunu sözlerine ekledi.

Kakar hile iddialarına, “Düzgün bir oyun alanı elbette herkes ve tüm katılımcılar için bir süreç olarak mevcuttu. Eğer bu mevcut değilse, nasıl oluyor da Ulusal Meclis’te PTI tarafından desteklenen en büyük gruba sahip oluyorsunuz, yani onlar en büyük tek grup ve biz hala hileyi yönetmekle suçlanıyoruz” diye itiraz etti.

Pakistan’da yaklaşan seçimler öncesi İmran Han’ın partisine sosyal medya kısıtlaması

‘Geçmişte olduğu gibi 2024 seçimleri de can yakıcı sorunları çözemeyecek’

Analistlere göre, bu siyasi krizin devam etmesi durumunda Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) yeni bir kurtarma programı talep etmek başta olmak üzere ülkeyi birçok zorluk bekliyor.

Bir köşe yazarı Abbas Nasir, “Ekonomik zorluklar o kadar ciddi, vahim ve çözümler o kadar acı verici ki, iktidara gelen herhangi birinin gemiyi nasıl yürüteceğinden emin değilim” diye yazmıştı.

Harici’ye konuşan Pakistanlı bir siyasi analist olan Shamaim Shahid, “Geçmişte olduğu gibi 2024 seçimlerinin de ülkenin ve halkının önündeki sorunları çözmede başarısızlıkla sonuçlanacağına şüphe yok” dedi.

Seçim sonuçlarının yansımalarını Harici’ye değerlendiren Shamaim Shahid, Pakistan’ın diğer zorlukların yanı sıra “ekonomik düzensizlik, kötü yönetim, güvenlik, dini aşırılık ve militanlık” gibi zor sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Parlamentoya giren herkesin bu sorunları ele alma konusunda kapasite ve yetenekten yoksun olduğunu da sözlerine ekledi. Bununla birlikte, güçlü askeri kurumun on yıllardır sürdürdüğü “ülkenin siyasi-idari işlerine karışma ve müdahale etme” davranışından vazgeçmesi halinde bir umut olabileceğini belirtti.

Shahid güvenlik durumunun kötü olduğunu ima ederken, kimliği belirsiz saldırganların Pakistan Halk Partisi’nin (PPP) mitinginde bir araca ateş açması sonucu en az üç kişi öldü, beş kişi de yaralandı. DAWN’ın haberine göre olay, araçta bulunan kişilerin PPP adayı Ahmed Karim Kundu’yu genel seçimlerde elde ettiği il meclisi zaferi dolayısıyla kutlamaya gittiği sırada meydana geldi.

Bir polis yetkilisi, olayın Hattala polis karakolu sınırları içinde meydana geldiğini ve polisin bilgi aldıktan hemen sonra olay yerine ulaşarak ölü ve yaralıları hastaneye sevk ettiğini söyledi.

Seçimlerden hemen önce de ülkenin güneybatıdaki Belucistan eyaletinde seçim adaylarının ofislerinin yakınında meydana gelen iki patlamada 26 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamaların sorumluluğunu daha sonra IŞİD üstlenmişti.

Sandık başına giden Pakistan mobil hizmetleri askıya aldı, sınırları kapattı

‘İlk hile İmran Han’ın seçimden men edilmesiydi’

Pakistanlı kıdemli siyasetçi, eski senatör Afrasib Khattak, seçim günü olan 8 Şubat’ta halkın oylarını kullanmak için sandık başına gittiğinde ilk etapta herhangi bir hile görülmediğini söyledi. Khattak, seçimlere hile karıştırılmasının oy sayım süreci başladıktan sonra ortaya çıktığını ve halkın buna karşı protestolar düzenlediğini kaydetti.

Aynı zamanda Ulusal Demokratik Hareket lideri olan Hattak Harici’ye verdiği demeçte, “İnsanlar coşkuyla oy kullanmaya gitti, ancak hemen ardından askeri kurum tarafından tasarlanan muazzam seçim hilelerini protesto etmek için sokaklara döküldü” dedi.

Bazı Pakistanlı yetkililerin şiddete başvurmasından ve bazı polis yetkililerinin protestocuları dövmeye başlamasından ve hatta doğrudan üzerlerine ateş açarak can kayıplarına yol açmasından yakındı.

Oy hileleriyle ilgili olarak Hattak, seçimdeki ilk hilenin İmran Han’ın siyasi partisinin seçim kampanyasından men edilmesiyle gerçekleştiğini, ikincisinin ise seçim günü gecesi yapıldığını söyledi.

“Bazı eyaletlerde hilelerin çoğu Han’ın adaylarına karşı yapıldı, ancak siyasi partilerin çoğu seçimin şeffaf, özgür ve adil bir şekilde yapılmadığı konusunda aynı şikayete sahip” diye ekledi.

Khyber Pakhtunkhwa’da ve Veziristan’da şiddet olaylarının patlak verdiğini ve Veziristan Ulusal Demokratik Hareketi Başkanı Mohsin Dawar’a silahlı saldırı düzenlendiğini de sözlerine ekledi. “Saldırıda üç kişi öldü ve Sayın Dawar yaralandı” dedi.

‘Bu kadar büyük hileyi ancak askeri kurum yapabilir’

Hattak, seçimlere o kadar büyük çapta hile karıştırıldığını ve müesses nizam dışında hiçbir siyasi partinin bunu yapabilecek kabiliyete sahip olmadığını belirtti. “Oy hilesi tüm eyaletlerde yaşandı. Sadece Bir ya da iki eyalette söz konusu değildi. Ayrıca, seçim kurumu yetkililerini seçim sonucunu kabul etmeye zorlamak ancak Pakistan askeri kurumunun işi olabilir” dedi.

“Pakistan tarihindeki tek özgür ve adil seçim 1970 yılında yapılmış, çoğunluğunu Bangalilerin oluşturduğu bir siyasi parti seçimi kazanmış, ancak muhalefet sonucu kabul etmeyerek Pakistan’ın ayrılmasına ve Bangladeş’in Bağımsız bir ülke olarak kurulmasına neden olan derin bir siyasi krize yol açmıştı” diye devam etti Hattak.

O zamandan bu yana her seçimde askeri kurumun seçimlere müdahale ettiğini ifade etti.

Hattak ayrıca hiçbir partinin seçimi kazanamadığını ve şimdi büyük siyasi partilerin koalisyon hükümeti kurmayı düşündüğünü, bunun da kolay bir iş olmadığını belirtti.

“Seçimden sonraki 21 gün içinde hükümet kurulmalı, yani mart ayının ilk haftasında hükümet ilan edilmeli ve ondan önce siyasi partiler bir koalisyon hükümeti kurmak için müzakere etmeli ve bu zaman alan bir süreç” diye ekledi.

Son genel seçimler 2018’de yapılmıştı

Pakistan’da son genel seçimler 25 Temmuz 2018’de yapılmış ve İmran Han hükümeti göreve gelmişti.

Pakistan Ulusal Meclisinde 10 Nisan 2022’de yapılan güven oylamasında, 174 “hayır” oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Üç dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif’in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022’de Mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla çoğunluğun desteğini alarak Başbakan seçilmiş ve ülkeyi Ağustos 2023’e kadar yönetmişti.

Ülkeyi genel seçimlere kadar yönetecek geçici hükümetin Başbakanı Anvarul Hak Kakar ise 14 Ağustos 2023’te yemin ederek göreve başlamıştı.

Asya

Çin’le 110 milyar dolarlık ilaç anlaşmaları ABD’nin hedefinde

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanlığı Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yatırımı kısıtlamayı önerirken Pekin de hücre ve gen tedavisi gibi teknolojilerin yabancılara satışını yasaklamaya hazırlanıyor. Çinli şirketlerin yalnızca 2026’nın ilk yarısında yaklaşık 110 milyar dolarlık 81 lisans anlaşması imzaladığı sektörde, Mart 2027’ye kadar netleşmesi beklenen kurallar ilaç devlerinin tepkisini çekti.

ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette biyoteknoloji yatırımları yeni cephe haline geldi.

Politico’nun ABD kural taslağına ve sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine dayandırdığı haberine göre Washington, Çin’deki biyoteknoloji çalışmalarına yapılacak yatırımları kısıtlamayı önerirken Pekin de teknolojilerin yurt dışına satışını sınırlamaya hazırlanıyor.

ABD Hazine Bakanlığının hazırladığı taslak; biyoüretim, biyolojik tasarım ve dizileme teknolojileri, beyin-bilgisayar arayüzleri ile otomatikleştirilmiş bilimsel araştırmalara yönelik belirli yatırımların yasaklanmasını öngörüyor.

Nihai kuralların Mart 2027’ye kadar kabul edilmesi gerekiyor.

Hazine Bakanlığı yetkilisi, lisans anlaşmalarının taslak kapsamına girmediğini belirtti ancak kısıtlamaların ilaçların ortak geliştirilmesini ve tanıtımını etkileyip etkilemeyeceğine açıklık getirmedi.

Haberde, ilaç üreticileri Pfizer, Bristol Myers Squibb ve Roche’un bu yıl Çinli geliştiricilerle milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzaladığı hatırlatıldı.

İlaç şirketleri kısıtlamalara karşı çıkıyor, Pekin karşı adım hazırlıyor

ABD’li ilaç şirketleri, gelecek vaat eden ilaçlara erişimin tehlikeye gireceği endişesiyle kısıtlamalara itiraz ediyor.

Biotechnology Innovation Organization Başkanı John Crowley, “Çin’deki bir laboratuvar çocuklarda görülen nadir bir kanser türüne ilaç geliştirirse, ABD vatandaşlarına ve şirketlerine buna dokunamayacaklarını nasıl açıklayacağız?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

PhRMA Başkan Yardımcısı Jocelyn Ulrich ise ilaçlar ABD’de geliştirildiği, test edildiği ve tescil edildiği sürece Çin kaynaklı bir ulusal güvenlik tehdidi görmediğini vurguladı.

ABD Kongresinde kısıtlamaları savunanlar ise Amerikan sermayesinin Çin’deki sektörü güçlendirmesinden endişe duyuyor.

Temsilciler Meclisi Çin Özel Komisyonu Başkanı John Moolenaar, biyoteknoloji yatırımlarının sınırlandırılması ve lisans anlaşmalarının denetlenmesi çağrısı yapmıştı. Pekin cephesinde de benzer bir kısıtlama hazırlığı var.

Politico’nun aktardığına göre Çin yönetimi, hücre ve gen tedavisi dahil bir dizi biyofarmasötik teknolojinin yabancılara satışını yasaklamayı, erişimi yalnızca lisanslar üzerinden sürdürmeyi önerdi.

Çin sağlık sistemi uzmanı Yanzhong Huang, bu adımla temel fikri mülkiyetin ülke içinde tutulmasının ve şirketlerin bundan gelir elde etmesinin hedeflendiğini değerlendirdi.

Adı açıklanmayan ABD’li bir sektör temsilcisi ise söz konusu önlemlerin Washington’a karşı koz oluşturduğunu ileri sürdü.

Reuters’ın temmuz ayında Çin ilaç piyasası düzenleyici kurumunun verilerine dayandırdığı haberine göre, Çinli şirketler 2026’nın ilk yarısında yenilikçi ilaçların yurt dışında lisanslanması için toplam değeri yaklaşık 110 milyar doları bulan 81 anlaşma imzaladı; hakları satın alanlar arasında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan şirketler de yer aldı.

Washington, Çin’in diğer teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları halihazırda sınırlandırıyor. ABD Hazine Bakanlığı; yarı iletkenleri, mikroelektroniği, kuantum teknolojilerini ve belirli yapay zeka sistemlerini kapsayan kuralları Ekim 2024’te onaylamıştı.

2 Ocak 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemelere gerekçe olarak, söz konusu teknolojilerin askeri alanda, istihbaratta ve siber operasyonlarda kullanılma riski gösterilmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English