Amerika
Palantir, sonsuz savaş ve küresel siyonist gözetim devleti

Dizinin bir önceki yazısında, Palantir şirketinin 11 Eylül’ü takip eden “terörle mücadele” konseptinin bir ürünü olduğunu söylemiştik.
The Dissident bloğunda, Palantir’in sisteminin, 11 Eylül saldırıları sonrasında Amerikan vatandaşlarının tüm bilgilerini içeren devasa bir veri tabanı oluşturulmasını öneren eski Ronald Reagan dönemi yetkilisi John Poindexter’ın “Total Information Awareness” (Toplam Enformasyon Farkındalığı) fikrine dayandığına işaret ediliyor.
Pointdexter ve Irak savaşının neocon mimarlarından Richard Perle, Palantir’in kurucuları Alex Karp ve Peter Thiel ile, yeni şirketleri Palantir, “Poindexter’ın Pentagon’da yaratmaya çalıştığı şeye benzer bir amaca sahip olduğu” için bir araya geliyordu.
Palantir kısa süre sonra şirketleşiyor ve CIA’in risk sermayesi yatırım kolu In-Q-Tel’den milyonlarca dolarlık fon alıyordu.
Palantir yazılımı, istihbarat ajanslarının Amerikalılar hakkında devasa bir veri tabanı oluşturmasına olanak sağlıyordu. Bloomberg, “Palantir teknolojisini kullanarak FBI artık ABD vatandaşları hakkında anında kapsamlı dosyalar oluşturabilir ve bir eczane dışındaki güvenlik kamerası görüntülerini kredi kartı işlemleri, cep telefonu kayıtları, e-postalar, uçak seyahat kayıtları ve internet arama bilgileriyle birleştirebilir,” diye yazıyordu.
Yarbay Palantir ve kişisel verilerin Batının hizmetine sunulması
***
Palantir’in “Batı medeniyetini kurtarmak” misyonu çerçevesinde, bu medeniyetin uç beyi olarak faaliyet yürüten İsrail ile bağına özel bir parantez açmak gerekiyor.
New York Times, “Bay Karp’ın İsrail’i destekleme konusundaki tutumu sarsılmazdır. Şirket geçen yıl New York Times’ta tam sayfa bir ilan vererek ‘Palantir İsrail’in yanında’ açıklamasını yaptı,” diye yazıyordu.
Şirketin resmi sosyal medya hesapları, İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan saldırılarını açıkça destekliyordu. 11 Ekim 2023’te şirket, “Bazı türden kötülükler ancak güçle yenilebilir. Palantir, İsrail’in yanındadır,” şeklinde tweet atıyordu.
7 Ekim 2024’te, Aksa Tufanı operasyonundan tam 1 yıl sonra, şirketin resmi X hesabı Gazze’deki soykırıma desteğini bir kez daha yineleyerek, “Palantir 7 Ekim’i hatırlıyor. İsrail’in yanındayız,” tweetini atıyordu.
Alex Karp, savaş yanlısı ve İsrail yanlısı görüşlerini açıkça dile getiriyordu. CEO, New York Times’a İsrail’in Gazze’yi “otoparka çevirmesi” gerektiğini söylemişti.
Aynı New York Times makalesinde Karp, İsrail’e silah verilmesine karşı protestoları “toplumun içindeki bir enfeksiyon” olarak nitelendirerek, bu protestoların durdurulmasını desteklediğini belirtiyordu.
Karp ayrıca gazeteye, teknolojisini Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki işgali devam ettirmek için kullandığını övünerek anlatıyor, “Ürünümüzü Ukrayna’ya, İsrail’e veya başka birçok yere verdiğimiz için özür dilemeyeceğim,” diyordu.(1)
Time’a verdiği bir demeçte Karp, Ukrayna’da Palantir’in “Batıyı savunmak” ve “düşmanlarımızı korkudan titretmek” misyonunu yerine getirme fırsatını gördüğünü söylüyordu.
Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası
Hükümet yetkilileri, uydu görüntüleri dahil ticari verileri kullanarak belirli bir savaş alanının neredeyse gerçek zamanlı bir resmini sunan Palantir’in MetaConstellation adlı aracını kullanmak üzere eğitildi.
Palantir’in yazılımı, bu bilgileri müttefiklerden gelenler dahil ticari ve gizli hükümet verileriyle entegre ederek, askeri yetkililerin düşman konumlarını sahadaki komutanlara iletmelerine veya bir hedefi vurma kararı almalarına olanak tanıyor. Bu, Karp’ın dijital “öldürme zinciri” olarak adlandırdığı şeyin bir parçası.
Karp, 2024 yılında Palantir kazanç raporu toplantısında, “7 Ekim’den sonra, birkaç hafta içinde İsrail’de sahada olduğumuz ve operasyonel açıdan çok önemli operasyonlara katıldığımız için son derece gururluyum,” diye övünüyordu.
Karp, Palantir’in Gazze’deki soykırıma yardım etmesi nedeniyle bir konferansta Filistinli bir aktivist tarafından protesto edildiğinde, “Onun [protestocu] Hamas’ın kötü bir gücünün farkında olmayan bir ürünü olduğuna inanıyorum. O, farkında olmadan onların stratejisinin bir parçası, onların ürünü,” diyordu.
2024 yılında CNBC’ye verdiği bir mülakatta Karp, İsrail’i desteklemenin kendisi için en önemli konu olduğunu söyleyerek, “Günümüzün en önemli konusu savaş ve barış ve bunun en önemli metaforu şudur: İsrail’de olanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soruyordu
Karp, Filistin yanlısı protestoların durdurulması çağrısında da bulunuyordu. Bir konferansta Karp, “Üniversite kampüslerinde yaşananlar [Filistin yanlısı protestoları kastediyor] bir tür yan gösteri, hayır, asıl gösteri onlar, çünkü entelektüel tartışmayı kaybedersek, Batıda hiçbir orduyu konuşlandıramazsınız,” diyordu.
Palantir’in beyni Peter Thiel de benzer görüşleri paylaşıyor. İsrail’in Gazze’de yapay zeka kullanması sorulduğunda Thiel, “İsrail’de olup bitenlerin tüm ayrıntılarını bilmiyorum, çünkü önyargım İsrail’e saygı duymak yönünde,” demişti.
Devamında Thiel, “genel olarak” İsrail ordusunun ne yapmak istediğine karar verme hakkı olduğuna ve “genel olarak” haklı olduğuna inandığını söylüyordu.
***
İsrail’e bağlılık bunlarla da sınırlı değil.
Şirket İsrail ile o kadar bağlantılı ki, sosyal medyada 2024’ün ilk yönetim kurulu toplantısını Tel Aviv’de yaptığını övünerek duyuruyordu.
Yönetim kurulu toplantısı öncesinde Karp ve Theil, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile bir araya geliyor ve toplantıyı sosyal medyada paylaşarak, “İsrail’in yanında durmaktan, inovasyon, teknoloji ve demokrasi kültürünü desteklemekten gurur duyuyoruz,” diye yazıyordu.
Yönetim kurulu toplantısının ardından, CTECH’İN bildirdiğine göre, Palantir, İsrail Savunma Bakanlığı ile “ülkenin savaş çabalarına yardımcı olmak için Palantir teknolojisini sağlamak” amacıyla stratejik bir ortaklık anlaşması imzaladığını duyuruyordu.
Anlaşma, İsrail savunma yetkilileri ile Thiel ve Karp arasında yapılan toplantının ardından imzalanmıştı.
Anlaşma imzalandıktan sonra Karp, İsrailli girişimci Yossi Vardi’ye şöyle diyordu:
“(Teknoloji) sektöründe benim kadar İsrail yanlısı olmayan birçok insan var, fakat onlar da İsrail’i çok özel bir yer olarak görüyor ve genel olarak İsrail’in konumunu daha iyi anlıyor ve çölden bir ülke kurma başarısını takdir ediyor.”
İsrail’in iş dünyasına yönelik haber sitesi Globes, Karp’ın bu gezisi sırasında “Tel Aviv Üniversitesinde halka açık bir etkinliğe katıldığını” ve “İsrail’e övgüler yağdırdığını” bildiriyordu.
Globes, İsrail’in Palantir’den, “istihbarata dayalı karar verme sürecine yardımcı olmaya ve düşman hedeflerini analiz edip savaş hamleleri önermek için tasarlanmış AIP adlı yapay zeka tabanlı bir sistem satın almaya” hazır olduğunu yazıyordu.
Aynı haberde, Palantir’in İsrail ile yapılan anlaşmadan on milyonlarca dolarlık gelir beklediği iddiasına da yer veriliyordu.
***
Gazeteci Antony Leowenstein, “İsrail’in askeri-endüstriyel kompleksi, işgalini en yeni öldürme ve gözetleme yöntemlerini denemek için hayati bir test alanı olarak görüyor,” diye yazıyor.
Leowenstein, Filistinlilerin “kobay fareleri” olarak görüldüğünü, ama bu faaliyetin Filistin’le sınırlı kalmadığına işaret ediyor (Karp, Time’a, “Savaş alanında yapabileceğimiz, ama içeride yapamayacağımız şeyler var,” diyordu). Ona göre, “Silikon Vadisi bunu fark etti” ve yeni Trump dönemi, “büyük teknoloji şirketleri, İsrail ve savunma sektörü arasında daha da sıkı bir ittifakın habercisi.”
Responsible Statecraft için Palantir ve Amerikan dış politikasını değerlendiren William Hartung, Palentir’in hedefinin, “ABD’nin gelecek nesil için hangi askeri teknolojilere yatırım yapacağını belirleyebilecek genel ABD ulusal güvenlik politikasını şekillendirmek” olduğunu belirtiyor.
Eski Cumhuriyetçi Temsilci Mike Gallagher, Palantir’in savunma işleri başkanı olarak yeni görevine başladıktan sonra, hükümet içindeki bağlantılarını kullanarak, büyük ölçüde vergi gelirlerinden daha fazla pay alarak, yeni ortaya çıkan askeri teknoloji şirketlerinin gelişmesini kolaylaştıracağına söz veriyordu.
Gallagher’in bir başka özelliği de, Kongredeki görev süresi boyunca önde gelen bir “Çin şahini” olarak öne çıkmasıydı. Gallagher, Foreign Affairs dergisinde yakın zamanda yayınlanan “Zaferin Yerine Geçen Hiçbir Şey Yok: Amerika’nın Çin ile Rekabeti Yönetilmek Değil Kazanılmak Zorunda” başlıklı makalenin ortak yazarı.
Makalede Gallagher ve diğer yazar Matthew Pottinger, ABD’nin “daha iyi bir politika uygulaması gerektiğini” savunuyorlar ve ABD ordusunu yeniden silahlandırmak, Çin’in iktisadi etkisini azaltmak ve Çin’e karşı daha geniş bir koalisyon oluşturmak için harekete geçilmesi gerektiğini yazıyorlar.
ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetle ilgili Çin karşıtı Temsilciler Meclisi Özel Komitesinin başkanlığı görevinde sergilediği tutumuna bakıldığında, Gallagher’ın görüşleri Palantir yöneticilerinin görüşlerine oldukça yakın.
Yakın, zira Palantir CEO’su Alex Karp, ABD’nin “muhtemelen” Çin ile savaşa gireceğini ve en iyi politikanın “düşmanını korkudan ödü patlatmak” olduğunu söylemişti.
Karp, dürüstlüğün dibine vurduğu bir anda, “Ürünümüz bazen insanları öldürmek için kullanılıyor,” diye itiraf ediyordu: “Eğer üniversitede daha genç olsaydım, kendimi protesto eder miydim?”
Palentir’in danışmanı Jacob Helberg ise, şirketi “21. yüzyılın yapay zeka silah tüccarı” olarak nitelendiriyordu.
***
Karp, Palantir’in ürünlerinin hükümetlerin vatandaşlarını izinsiz gözetlemesine olanak sağladığı yönündeki yaygın eleştirileri uzun süredir reddediyor.
Reddediyor deyince, bunun gerçekliğini reddediyor sanmayın. “Yapıyorum, ama hele bir sorun, neden yapıyorum?” diyor.
CEO, Batı hükümetlerine en iyi yeni teknolojileri sağlamak için “ahlaki bir zorunluluk” gördüğünü belirterek, Batının küresel rakipleri üzerindeki üstünlüğünü korumasına olanak sağlayacağına inandığı “devlet ve teknoloji sektörü arasında daha yakın işbirliği” çağrısında bulunuyor.
Yıllardır ABD, kullanıcıların eline geçtikten sonra hesap verilebilirliğin olmaması ve ciddi savaş suçları işlenme olasılığı nedeniyle yabancı ülkelere silah sistemi ihracatı konusunda sıkı düzenlemeler uyguluyor. En azından kağıt üzerinde böyle.
Ama Karp, “Gelişmiş algoritmik savaş sistemlerinin gücü artık o kadar büyük ki, bu, sadece konvansiyonel silahlara sahip bir düşmana karşı taktik nükleer silahlara sahip olmakla eşdeğer,” diyerek kendi ürünlerini meşrulaştırıyor.
Batının “gerçek düşmanları” olmasaydı, diyor Karp Bloomberg’e yaptığı açıklamada, askeri alanda yapay zekanın kullanımını sınırlamaya çalışanlardan biri olacaktı: “Fakat İsrail’in de bildiği gibi, şu anda yaşadığımız gerçeklik, düşmanlarımızın gerçek ve tehlikeli olduğu ve davranış normlarının çok ötesine geçtiği.”
Karp, 2023 yılında yaptığı açıklamada, Palantir’n AIP platformu hakkında “yüzlerce” potansiyel ortakla görüşmeler yaptığını, fakat fiyatlandırma ve şartlar gibi ayrıntıların hala belirlenmekte olduğunu söylemişti.
Karp, analistlere verdiği demeçte, Palantir’in talebi karşılamak için mühendislik ekiplerini ve diğer kaynaklarını yapay zeka alanına yeniden odakladığını ve bu fırsatı “sıkı bir şekilde değerlendirdiğini” belirtiyordu.
***
“Büyük Teknolojinin orduyu ele geçirişi”
The Bulwark’ın 17 Haziran tarihli haberine attığı başlık buydu.
Meta, OpenAI ve Palantir gibi yüksek teknoloji şirketlerinden yetkililerin son zamanlarda orduya katılması, Silikon Vadisinin kontrolü ele geçirdiği yönünde endişeleri artırıyordu.
Ama sadece Amerikan ordusu mu? NATO, “daha hızlı askeri karar alma süreci” için Palantir’in yapay zeka platformunu kullanacağını açıkladı. MSS NATO sistemi, daha önce büyük ekipler gerektiren veri analizini otomatikleştirmeyi amaçlıyor.
Berliner Zeitung, CDU/CSU ve SPD koalisyon müzakerelerinde, CSU’nun gelecekte Federal İçişleri Bakanlığını devralacağı konusunda anlaşmıştı. Bu, Palantir’in federal düzeyde daha fazla şansa sahip olacağı anlamına geliyor; zira CSU’nun iktidarda olduğu Bavyera’da, eyalet polisi geçen yılın ağustos ayından bu yana şirketin yazılımını kullanıyor.
Bavyera İçişleri Bakanlığına göre, prosedürler arası araştırma ve analiz platformu VeRA, “çok çeşitli kaynaklardan gelen büyük miktarda veriyi hızlı ve güvenilir bir şekilde analiz edip işlemeyi ve önemli bulguları yüksek hızda üretmeyi” mümkün kılıyor.
Hessen ve Kuzey Ren-Vestfalya da şu anda Palantir’i kullanıyor. Bayerischer Rundfunk’tan elde edilen bilgilere göre, Berlin ve Baden-Württemberg de şu anda şirketle işbirliği yapmayı düşünüyor.(2)
Palantir Birleşik Krallık’ta da halihazırda 330 milyon sterlinlik bir Ulusal Sağlık Servisi (NHS) veri sözleşmesine sahip. Mayıs ayında hastaneleri bu teknolojiyi benimsemeye teşvik etmek için hükümet, danışmanlık devi KPMG ile NHS’te Palantir’in teknolojisinin “benimsenmesini teşvik etmek” için 8 milyon sterlinlik bir anlaşma imzalamıştı. Londra, orduyu da Palantir sistemleri ile denetledi.
***
Bugüne kadar bilinen Pentagon’un Beşli Çetesi şu şirketlerden oluşuyordu: Lockheed Martin, RTX, Boeing, General Dynamics ve Northrop Grumman.
Quincy Institute for Responsible Statecraft’ın yakın zamanda yayınladığı bir rapor, Pentagon’un savunma harcamalarında özel şirketlerin payının giderek arttığını ortaya koyuyor.
Son 35 yılda Pentagon, bütçesinin giderek artan bir kısmını özel sektör sözleşmelerine ayırdı. 1990-1999 mali yıllarında Pentagon’un sözleşmelere ayırdığı ortalama yıllık harcama, toplam harcamalarının %41’ine denk geliyordu. Bu oran her geçen on yılda arttı: Bu on yılın ilk beş yılında, Pentagon bütçesinde özel şirketlerin payı rekor bir seviyeye ulaşarak %54’e çıktı.
2020-2024 dönemi için, 4,4 trilyon ABD dolarlık toplam savunma harcamalarının 2,4 trilyon ABD doları özel şirketlere verildi.
Ne var ki, bu payın ezici çoğunluğu beş büyük şirkete gitti. 2020 ile 2024 yılları arasında, Pentagon’un en büyük beş silah tedarikçisi toplam 771 milyar dolar tutarında sözleşme aldı. En büyük beş şirkete taahhüt edilen bu tutar, 2020-2024 yılları arasında Pentagon’un verdiği toplam 2,4 trilyon dolar tutarındaki sözleşmelerin üçte birini oluşturuyor.
Lockheed Martin, 2020-2024 yılları arasında 313 milyar dolarlık sözleşme ile açık ara liderlik yaparken, en yakın rakibi Raytheon (şu an RTX) 145 milyar dolarlık sözleşme aldı.
Gelgelelim, raporun bulguları bir başka şeye daha işaret ediyor: Bu hakimiyet yeni nesil askeri teknoloji şirketleri tarafından giderek daha fazla tehdit altında.
Beş büyük şirket Pentagon’un savunma harcamaları bütçesinin büyük bir kısmını elinde tutmaya devam etse de, insansız hava araçları, insansız gemiler ve zırhlı araçlar gibi askeri uygulamalarda yapay zeka konusunda uzmanlaşmış teknoloji firmalarıyla yeni sözleşmelerde artış yaşandı.
Bu yeni askeri teknoloji firmalarının yükselişi, son beş yılda silah endüstrisinde yaşanan en büyük değişimi işaret ediyor.
Raporda, “SpaceX, Palantir ve Anduril gibi şirketler, Pentagon’dan iletişim, hedefleme, insansız araçlar, insansız hava aracı savunma sistemleri ve hipersonik silahlar için milyarlarca dolarlık sözleşmeler aldı. Bu sözleşmelerden elde edilecek fonlar zamanla şirketlere aktarılacak ve bu da onları önümüzdeki birkaç yıl içinde sözleşme değeri açısından Pentagon’un en büyük taşeronları arasına sokacak,” deniyor.
Rapora göre Palantir, yapay zeka kullanan bir veri platformu için ordu ile 618 milyon dolarlık bir sözleşme, Project Maven hedefleme sistemi üzerinde çalışmaya devam etmek için 480 milyon dolarlık bir sözleşme ve gelişmiş ticari yazılımları operasyonlarına entegre etmek için ABD Özel Harekat Komutanlığı ile 463 milyon dolarlık beş yıllık bir sözleşme imzaladı.
Raporda, “Pentagon, insansız hava araçları, gemiler ve savaş araçlarından oluşan sürüleri de dahil olmak üzere yapay zeka destekli silah sistemlerine doğru ilerledikçe, Büyük Beşli şirketlerin hakimiyeti azalabilir,” ifadesi yer alıyor.
2025’in ilk çeyreğinde, Palantir’in geliri yıllık bazda %39 artış gösterirken, ABD satışları %55 arttı. Ticari bölüm şu anda 1 milyar dolarlık yıllık gelir elde ediyor ve bu da enerji, finans ve lojistik gibi sektörlerde uzun vadeli talep olduğunu gösteriyor.
“Bu çeşitlilik hayati önem taşıyor,” diye yazıyor AInvest. Palantir’in yapay zeka platformları, “İran’ın asimetrik savaş taktikleri” nedeniyle önemli bir güvenlik açığı olan siber saldırılar gibi riskleri azaltmak için kritik altyapı operatörleri tarafından benimseniyor. Palo Alto Networks ve CrowdStrike gibi siber güvenlik firmalarıyla olan ortaklıklar, devlet destekli tehditlere karşı savunma yeteneğini daha da güçlendiriyor.(3)
“Yapay zeka özgüveni” öne çıkıyor. Anduril şirketinin blogunda yayınlanan “Demokrasinin Cephaneliğini Yeniden Yüklemek” başlıklı broşür/makalede, Beşli Çete, Amerika’nın geleceğin silahlarını geliştirme ve üretme konusunda liderliği ele almak istiyorsa ortadan kaldırılması gereken “Soğuk Savaş’ın kalıntıları” olarak nitelendiriliyor:
“Mevcut savunma şirketleri neden daha iyisini yapamıyor? En büyük savunma şirketleri, vatanseverlerden oluşuyor, fakat ihtiyaç duyduğumuz teknolojiyi geliştirmek için gerekli yazılım uzmanlığına veya iş modeline sahip değiller. Yarının silahları –otonom sistemler, siber silahlar ve savunma sistemleri, ağ bağlantılı sistemler ve daha fazlası– yazılımla çalışırken, bu şirketler donanım konusunda uzmanlaşmıştır. Bu şirketler yavaş çalışırken, en iyi mühendisler hızlı çalışmaktan keyif alır… Bu şirketler geçmişte güvenliğimizi sağlayan araçları üretti, fakat savunmamızın geleceği onlar değil.”
Pentagon’da reform planı: Askerleri teknobüyücülere dönüştürmek
Palantir’in hisse senedi fiyatı ise geçen yıl dört katından fazla artarak, bu yılın başında RTX ve Lockheed Martin’den daha değerli hale geldi. Bu karanlık şirket(ler)in arkasında, “risk sermayesi” (VC) olarak bilinen yeni türde yırtıcılar var. Thiel’in Founders Fund’ı, Andreessen Horowitz (a16z) ve Lux Capital gibi önde gelen risk sermayesi şirketleri Anduril, Hadrian ve Rebellion Defense gibi savunma sektörünün yükselen yıldızları arasında yer alıyor.
Dahası, yeni savunma tekelleri oluşuyor. Anduril ve Palantir öncülüğünde kurulan bir konsorsiyum SpaceX, OpenAI, Saronic ve Scale AI gibi diğer savunma teknolojisi şirketleriyle bir gelerek askeri ihalelere ortak olarak katılmayı planlıyor.
Bu süreçte risk sermayedarları, yüksek yatırım getirisi elde etmekle kalmayıp, ABD dış politikası üzerinde de giderek artan bir etkiye sahip oluyor. Thiel’in eski baş danışmanı Michael Kratsios ve Palantir’in üst düzey danışmanı Jacob Helberg dahil olmak üzere diğer Thiel bağlantılı kişiler, sırasıyla Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Direktörlüğü ve iktisadi büyüme, enerji ve çevre müsteşar yardımcısı pozisyonlarına atanıyor.
Quincy Institute for Responsible Statecraft’ın araştırma görevlisi William Hartung, “Pentagon için çalışmak artık kötü bir şey gibi görünmüyor,” diyor: “Bu yeni şirketlerin çoğu bunu çok istiyor gibi görünüyor ve risk sermayesi şirketleri de bunu kolaylaştırıyor.”
Anduril’den Palmer Luckey, mevcut yatırımlarını korumak isteyen risk sermayedarlarını “şahin” olarak nitelendiriyor ve “Ukrayna’yı önemseyen herkes Tayvan’ı da izliyor, çünkü… Tayvan’ın güneyine doğru kayması, [orada bulunan] birçok yatırımları için gerçek bir varoluş tehdidi oluşturuyor. Bu nedenle, risk sermayedarlarının çoğunda şahin bir tavır görüyoruz,” diyor.(4)
VC America’s Frontier Fund (AFF) isimli risk sermayesi grubunun temsilcisi daha açık sözlü: Tayvan’a atıfta bulunarak, “Pasifik’te kinetik bir olay olursa, bazı yatırımlarımız bir gecede 10 kat artacak,” demekten imtina etmiyor.
AInvest, “jeopolitik etki riskleri” başlığı altında, Palantir’in rahat olduğunu ima ediyor: “Orta Doğu, Güney Çin Denizi ve Doğu Avrupa’da artan gerilimler, bu alandaki analitik hizmetlere olan talebin istikrarlı olmasını sağlıyor.”
Sermayenin en leşçil versiyonu, sonsuz savaş, küresel bir siyonist gözetim imparatorluğu istiyor.
(1) Time dergisi, Palantir CEO’su Alex Karp’ın “Rusya’nın işgalinden bu yana Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşen ilk büyük Batılı şirket lideri” olduğunu yazıyor. Makalede, Karp’ın Zelenskiy ile ilk görüşmesinden bu yana geçen bir buçuk yıl içinde, Palantir’in savaş halindeki bir yabancı hükümetin günlük işlerine “benzeri görülmemiş bir şekilde dahil olduğu” itiraf ediliyor: “Savunma, Ekonomi ve Eğitim Bakanlıkları da dahil olmak üzere altıdan fazla Ukrayna kurumu, şirketin ürünlerini kullanıyor. Karp’a göre, yapay zeka kullanarak uydu görüntülerini, açık kaynak verilerini, drone görüntülerini ve yerden gelen raporları analiz ederek komutanlara askeri seçenekler sunan Palantir’in yazılımı, ‘Ukrayna’daki hedeflerin çoğundan sorumlu.’ Ukraynalı yetkililer, şirketin veri analizini savaş alanı istihbaratının çok ötesine geçen projeler için kullandıklarını, bunlara savaş suçlarının kanıtlarının toplanması, kara mayınlarının temizlenmesi, yerinden edilmiş mültecilerin yeniden yerleştirilmesi ve yolsuzluğun kökünün kazınması gibi projelerin de dahil olduğunu söylediler.” İşin daha ilginci, Time, Palantir’in kanlı savaşı bir test alanı olarak kullanmak için Ukrayna’ya hizmetlerini ücretsiz olarak sunduğunu belirterek, “Palantir, yeteneklerini sergilemek için o kadar hevesliydi ki, bunları Ukrayna’ya ücretsiz olarak sağladı,” iddiasında bulunuyor.
(2) Almanya-Palantir ilişkilerini ayrıca incelemek gerekiyor. POLITICO’nun sahibi Alman medya devi Axel Springer’in CEO’su ve ortak sahibi Mathias Döpfner, Palantir’in kurucusu Peter Thiel ile oldukça yakın ilişkilere sahip. Oğlu Moritz Döpfner, daha önce milyarderin aile şirketi Thiel Capital’de genel müdür olarak görev yapıyordu. Alman basınına göre, genç Döpfner, Thiel’den 50 milyon dolarlık yatırımla yeni bir risk sermayesi fonu kurmuştu. Mathias Döpfner’in 2019 yılında Karp ile yaptığı podcast yayınından, Palantir yöneticisinin o sıralar Axel Springer’in teftiş kurulunda olduğunu da öğreniyoruz. Axel Springer’in, çalışanlarından serbest piyasa bağlılık, ABD-Avrupa ittifakına destek ve İsrail’in “var olma hakkına destek” talep eden bir sözleşme imzalattığı medyaya sızmıştı. Axel Springer’in çoğunluk hissesine sahip olduğu Business Insider’da yer alan 2019 tarihli bir haberden ise, Palantir’in, 2016 yılında Berlin’deki bir Noel pazarında saldırı gerçekleştiren Anis Amri hakkındaki verileri ülkedeki polis teşkilatına ilettiğini öğreniyoruz.
(3) Palantir’in ticari başarısının sırlarından biri de, “ekosistem” yaratması. Pentagon’un Maven kullanıcı tabanı, 2024’ün başından bu yana iki katına çıkarak 35 araçta 20.000 kullanıcıya ulaştı. AInvest şöyle yazıyor: “Küresel savunma AI pazarının 2030 yılına kadar 40 milyar dolara ulaşması öngörülüyor ve hükümetler geleneksel donanım yerine ‘bilgi hakimiyetine’ öncelik veriyor. Palantir’in AI altyapısı sadece bir araç değil, bir ekosistem platformu. Farklı alanlardaki verileri entegre etme yeteneği (örneğin CJADC2’nin tüm alanları kapsayan komuta ve kontrol sistemi), yüksek geçiş maliyetleri ve tekrarlayan gelir akışları yaratıyor.”
(4) Ortadoğu’yu da unutmayalım: Palantir’in Maven Akıllı Sistemini (MSS) kullanan Pentagon, 2024 yılında MSS sözleşmesini 795 milyon dolar artırarak, 2029 yılına kadar toplam tutarı 1,3 milyar dolara çıkardı. Aberdeen Proving Ground tarafından yönetilen bu sistem, şu anda Ortadoğu’daki operasyonların merkezi olan Merkez Komutanlığı (CENTCOM) dahil olmak üzere beş önemli muharebe komutanlığına hizmet veriyor. MSS, yapay zekayı kullanarak gözetim verilerini (uydu görüntüleri, video akışları) gerçek zamanlı olarak analiz ediyor ve istihbarat birleştirme, hedef belirleme ve savaş alanı karar verme süreçlerini mümkün kılıyor. Bu yetenek, Hürmüz Boğazı yakınlarında İran ordusunun hareketlerini takip etmek veya nükleer tesisleri izlemek gibi senaryolarda hayati öneme sahip. NATO’nun 2025 yılında MSS-NATO varyantını benimsemesi, Palantir’in küresel rolünün altını daha da çiziyor: ittifak, müttefik komuta operasyonlarını geliştirmek için üretken yapay zeka ve makine öğrenimi araçlarını kullanıyor ve entegrasyon sadece altı ayda tamamlandı.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı







