Bizi Takip Edin

Amerika

Yarbay Palantir ve kişisel verilerin Batının hizmetine sunulması

Yayınlanma

Geçen haziran ayında, Pentagon’dan ilginç bir açıklama geldi. Bir ordu sözcüsü, dört teknoloji yöneticisini yarbay rütbesine atayacağını ve onlara Yedek Kuvvetler içinde yeni bir ordu inovasyon birimini yönetme görevini vereceğini duyurdu.

“Detachment 201”(1) adı verilen yeni birimin, orduya “kabiliyet yönetimi, teknoloji odaklı kişilerin ordunun saflarına nasıl kazandırılacağı ve onların nasıl eğitileceği gibi daha geniş kavramsal konularda yardımcı olmak üzere” teknoloji inovasyon yöneticilerini bir araya getirmek için oluşturulduğunu söylüyordu Albay Dave Butler.

Yöneticilerinin yarbay yapıldığı şirketler Palantir, Meta ve OpenAI idi.

Bu ilk yönetici grubu, Palantir teknoloji direktörü Shyam Sankar, Meta teknoloji direktörü Andrew Bosworth, OpenAI ürün direktörü Kevin Weil ve Kasım 2024’e kadar OpenAI araştırma direktörü olarak görev yapan Bob McGrew’dan oluşuyor.

Bu ordusuz generaller, Trump yönetiminin Pentagon’u Silikon Vadisinin ve risk sermayesinin (VC) emrine sunma planıyla örtüşüyor. Örneğin Beyaz Saray’ın ordunun ikinci sivil yetkilisi olarak atadığı Michael Obadal, bir Anduril çalışanı.

Genelkurmay Başkanı General Randy George ve Ordu Bakanı Dan Driscoll da teknoloji girişimlerine ve “geleneksel olmayan” savunma şirketlerine hizmet içinde daha önemli bir rol vermeye odaklanmış durumda.

Öyle ki Driscoll, büyük bir ana yüklenicinin daha verimli bir şekilde çalışmaya başlayamazsa önümüzdeki yıllarda kapılarını kapatmasını bir “başarı” olarak nitelendirecek kadar ileri gitmişti.

Detachment 201 programı da, özel sektörden yarı zamanlı danışmanlar getirerek, hizmetin drone ve robot gibi ticari teknolojileri benimseyip bu teknolojileri oluşumlarına entegre etmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Amerikan ordusu ve savunma sanayiinden haberler veren Task and Purpose’ın haberine bakılırsa, özel sektör uzmanlığını dahil etme fikri, Ukrayna’dan çıkmış. Orada, gündüzleri mühendis veya bilgisayar bilimcisi olarak çalışan askerler, Rusya’ya karşı cephede kullanmak üzere geçici drone’lar veya 3D baskı parçaları üretiyor.

Sivil kullanım ile askeri kullanım, sivil üretim ile askeri üretim, sivil çalışan ile askeri çalışan arasındaki ayrım, Silikon Vadisi-Pentagon işbirliği ile ortadan kaldırılıyor. Bu ayırmın kaldırılması, Birinci Dünya Savaşı ile yaygınlaşan “topyekûn savaş” kavramı ile, “savaş ideolojisi” ile uyumlu görünüyor.

Elbette, yarbay olmak kolay değil: Sözcü Butler, dört teknoloji yöneticisinin Georgia’daki Fort Benning’de fiziksel uygunluk, nişancılık ve ordu gelenekleri ve görgü kuralları, rütbe yapısı ve üniforma giyimi gibi “temel askerlik görevleri” konusunda iki haftaya kadar çevrimiçi ve yüz yüze eğitim alacaklarını vurguluyor.

Yine de, Palantir’in de içinde yer aldığı şirketlerin yöneticileri, çoğu subayın askeri kariyerinin ikinci on yılında ulaştığı ve koruduğu bir rütbe olan yarbay rütbesiyle göreve başladı. Yarbay rütbesinin, tabur büyüklüğündeki birimleri, genellikle 300 ila 1.000 askerden oluşan birimleri komuta ettiğini de hatırlatalım. Artık ordusuz değil, ordulu generaller diye de düzeltmek koşuluyla…

***

2018 yılında Bloomberg’de yayınlanan bir makale, “Palantir Sizin Hakkınızda Her Şeyi Biliyor” başlığını taşıyordu.

Bir süredir piyasa değeri, Pentagon’a iş yapan geleneksel silah şirketleri olarak bilinen “5’li çete”nin önüne geçen Palantir, ABD’nin “teröre karşı savaş” döneminin çocuğuydu. Veri madenciliği şirketi olarak yola koyulan Palantir, Irak ve Afganistan’da Amerikan askerlerine mayın tarama faaliyetleri kapsamında hizmet sunuyordu.

2003 yılında Peter Thiel ve “PayPal mafyası”nın başka elemanları tarafından kurulan şirket, adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki uzakları gören taşlardan alıyor. CIA’nın yatırım/risk sermayesi kolu olan In-Q-Tel, ilk yatırımcıydı.

Bloomberg makalesinde Palantir’in işleyişi şöyle anlatılıyor:

“Şirketin mühendisleri ve ürünleri kendileri casusluk yapmazlar; daha çok bir casusun beyni gibidirler, ellerden, gözlerden, burundan ve kulaklardan gelen bilgileri toplar ve analiz ederler. Yazılım, finansal belgeler, uçak rezervasyonları, cep telefonu kayıtları, sosyal medya paylaşımları gibi farklı veri kaynaklarını tarar ve insan analistlerin gözden kaçırabileceği bağlantıları arar. Ardından, bu bağlantıları örümcek ağına benzeyen renkli ve kolay anlaşılır grafiklerle sunar. ABD casusları ve özel kuvvetleri bu yazılımı hemencecik sevdiler; Palantir’i savaş alanındaki yoğun istihbarat bilgilerini sentezlemek ve sıralamak için kullandılar. Bu yazılım, planlamacıların yol kenarındaki bombaları önlemesine, suikast için isyancıları takip etmesine ve hatta Usame bin Ladin’i yakalamasına yardımcı oldu. Askeri başarı, sivil alanda federal sözleşmelere yol açtı. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, Palantir’i Medicare dolandırıcılığını tespit etmek için kullanıyor. FBI, suç soruşturmalarında kullanıyor. İç Güvenlik Bakanlığı, hava yolcularını kontrol etmek ve göçmenleri takip etmek için kullanıyor.”

“Sivil” sözleşmeler bununla da kalmıyor. Örneğin Palantir’in JPMorgan’a 2009 yılından bu yana “hizmet” verdiğini, bu hizmetin kapsamının bankanın çalışanlarının her anını gözetlemek olduğunu da ilgili makaleden öğreniyoruz. Bankanın istihdam ettiği bir “iç tehdit” tespit etme birimi, Palantir’in de yardımıyla, e-postaları ve tarayıcı geçmişlerini, şirket tarafından verilen akıllı telefonlardan GPS konumlarını, yazıcı ve indirme etkinliklerini ve dijital olarak kaydedilmiş telefon görüşmelerinin transkriptlerini topluyordu. Devamını yine Bloomberg makalesinden aktarıyorum:

“Palantir’in yazılımı bu kayıtları topladı, aradı, sıraladı ve analiz ederek [iç tehdidi araştıran eski Gizli Servis Ajanı] Cavicchia’nın ekibinin kurumsal varlıkların kötüye kullanılması ihtimaline karşı işaretlediği anahtar kelimeleri ve davranış kalıplarını ortaya çıkardı. Örneğin, Palantir’in algoritması, bir çalışan iş yerine her zamankinden geç geldiğinde, potansiyel bir hoşnutsuzluk belirtisi olarak iç tehdit ekibini uyardı. Bu, banka güvenlik personeli tarafından mesai saatleri dışında daha ayrıntılı inceleme ve muhtemelen fiziksel gözetim yapılmasına neden olacaktı.”

İşin ironik yanı, bu işçi gözetleme faaliyeti, işlerin yöneticileri de gözetlemeye doğru gitmesi üzerine kesilmiş. Bu meselenin daha önce haberleştirilmediğini aktaran Bloomberg, şaşırıyor: Silikon Vadisinin en değerli girişimlerinden biri olan Palantir, “küresel terörle mücadele” için tasarlanmış bu güzide istihbarat platformu, ülkedeki sıradan vatandaşlara karşı bir silaha dönüşmüştü!(2)

Oysa aynı haber New York, New Orleans, Chicago ve Los Angeles polis ve şerif departmanlarının da bu sistemi kullandığını ve “suç işlediğinden şüphelenilmeyen” kişilerin de dijital ağlara sık sık yakalandığını kabul ediyor.

Bloomberg’den öğreniyoruz: Palantir yazılımının ekranında, diğer kutulara radyal çizgilerle bağlanan kutular içinde kişiler ve nesneler beliriyor. Bu çizgiler, kişilerin arasındaki ilişkiyi belirtiyor: “İş arkadaşı”, “Birlikte yaşıyor”, “[Cep telefonu numarası] operatörü”, “[Araç] sahibi”, “Kardeşi”, hatta “Sevgilisi” gibi etiketler çıkıyor.

Yetkililerin elinde bir fotoğraf varsa, gerisi kolay: Daha 2018 yılında, ehliyet ve kimlik fotoğraflarının bulunduğu veritabanlarına erişen kolluk kuvvetleri, ABD’deki yetişkin nüfusun yarısından fazlasını tespit edebiliyordu.

Dolayısıyla dört dörtlük bir devlet-sermaye işbirliği ile karşı karşıyayız. Ordu, istihbarat, finans sermayesi ve polis ortaklığı dışarıda işgal (“teröre karşı savaş”) ve içeride başta işçilere olmak üzere tüm topluma boyun eğdirme girişimi ile kol kola gidiyordu.(3)

***

Mart ayında Başkan Donald Trump, federal hükümetin kurumlar arasında veri paylaşımını öngören bir başkanlık emri imzaladı.

Emrin imzalanmasıyla birlikte, Amerikan vatandaşlarının kişisel verilerinin toplandığı tek bir havuz endişe de baş gösterdi. Bu endişe yersiz de değildi: Trump yönetiminin son aylarda ilişkisini bir hayli geliştirdiği en önemli şirket, Palantir’di.

New York Times’ın aktardığı devlet kayıtlarına göre şirket, Trump’ın göreve gelmesinden bu yana federal hükümetten 113 milyon dolardan fazla harcama aldı (ilgili haberin 30 Mayıs 2025 tarihli olduğunu hatırlatalım)

Üstelik bu tutara, Pentagon’un daha önce şirkete verdiği 795 milyon dolarlık sözleşme dahil değildi.

Altı hükümet yetkilisi ve görüşmelerden haberdar olan Palantir çalışanlarına göre, Palantir temsilcileri, teknolojisinin satın alınması konusunda en az iki başka kurumla (Sosyal Güvenlik İdaresi ve İç Gelir İdaresi) da görüşüyordu.

Bu girişim, Palantir’in “Foundry” adlı önemli bir ürününün, İç Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı da dahil olmak üzere en az dört federal kuruma girmesini sağladı.

Foundry veri analizi platformu olarak hizmet verirken, “Gotham” isimli ürün verileri düzenlemeye ve bunlardan sonuçlar çıkarmaya yardımcı olan, güvenlik ve savunma amaçlı bir tasarım.

Elon Musk’lı DOGE döneminde, Palantir mühendisleri İç Gelir Servisi (IRS) çalışmalarına dahil olup Foundry’yi kullanarak Amerikan vergi mükellefleri hakkında toplanan verileri düzenlemeye başlamış.

Çalışmala, IRS için tek bir arama yapılabilir veritabanı oluşturmak amacıyla başlamış, ama daha sonra genişlemiş.

Palantir’in IRS ile kalıcı bir sözleşme imzalamak için görüşmelerde bulunduğu da hatırlatılıyor. O vakitler Hazine Bakanlığı temsilcisi, IRS’in Amerikan vergi mükelleflerine hizmet vermek için sistemlerini güncellediğini ve Palantir’in IRS mühendisleriyle birlikte bu işi tamamlamak üzere sözleşme imzaladığını söylüyordu.

Yine Palantir kısa süre önce Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) uygulama ve sınır dışı etme operasyonları ekibine de yardım etmeye başladı. Bu çalışma, ICE’nin nisan ayında Palantir ile göçmen hareketlerini gerçek zamanlı olarak takip etmek için bir platform oluşturmak üzere imzaladığı 30 milyon dolarlık sözleşmenin bir parçası.

Times haberinde her nedense, Amerikan vatandaşlarının verilerinin Trump’ın eline geçmesinden duyulan endişeye vurgu yapılıyor. Oysa birincisi, bunun bir şirketin elinde olmasına yönelik hiçbir endişenin altı çizilmiyor. Üstelik ikincisi, haberde, COVID-19 pandemisi sırasında Biden yönetiminin, CDC aracılığıyla aşı dağıtımını yönetmek için Palantir ile bir sözleşme imzaladığına değiniliyor. Bu sözleşme, Times’ı endişelendirmiyor.

Ama biz tekrar başkanlık emrine dönelim. Beyaz Saray, “Bilgi Silolarını Ortadan Kaldırarak İsraf, Dolandırıcılık ve Suistimali Önleme” başlıklı emirle, federal çalışanların hükümet verilerine erişimindeki “gereksiz engelleri” kaldırmak ve “kurumlar arası veri paylaşımını” teşvik etmek, “bürokratik mükerrerlik ve verimsizliği ortadan kaldırırken, hükümetin fazla ödemeleri ve dolandırıcılığı tespit etme yeteneğini geliştirmek” için önemli adımlar atmayı hedeflediğini söylüyor.

Sanki Beyaz Saray değil de Silikon Vadisi konuşuyor. Amerikan (belki de dünya?) vatandaşlarının verileri, “bürokrasiyi azaltmak” adı altında, Palantir’in malı oluyor. Kişisel verilerle birlikte, gelecek de satılıyor.

***

Geçen şubat ayında yatırımcılarla yaptığı telefon görüşmesinde, Palantir CEO’su Alex Karp coşku dolu bir biçimde bağırarak, “Başarıyoruz! Eminim siz de benim kadar keyif alıyorsunuzdur!”

Söz konusu “başarı” neydi? Mother Jones’un aktardığına göre bu, Trump yönetiminin yurt içinde toplu sınır dışı etme ve polis gözetimi uygulamalarını gerçekleştirmesine ve aynı zamanda küresel olarak “Batı”ya yardım etmesine olanak sağlamayı ifade ediyor gibi görünüyordu.

Karp, görüşmede “bazen” bu eylemlerin “öldürme” gerektirebileceğini de söylüyordu:

“Bu yolculukta sizinle birlikte olmaktan çok mutluyum. Başarılıyız. Şirketimizi Batı ve ABD’nin hizmetine adadık ve özellikle üzerine konuşamayacağımız alanlarda oynadığımız rolden çok gurur duyuyoruz. Palantir, düzeni bozmak için var. Ve gerektiğinde düşmanlarımızı korkutmak ve bazen de öldürmek için.”(4)

Savaş ideolojisi, başta Palantir’in ortakları Karp ve Thiel olmak üzere, Silikon Vadisi zenginlerinin maymuncuğu haline gelmiş durumda. Karp ve Thiel’in dünya görüşünü merak eden okurlar, buraya ve buraya bakabilirler.(5) Ama Karp hakkında bir hatırlatma daha yapmak gerekiyor: Yukarıda değindiğimiz habere göre Palantir CEO’su, hissedarlara yönelik mektubunda, Hispaniklerin Amerikan toplumuna asimile olamayacağını yazan ünlü siyaset bilimci Samuel P. Huntington’dan alıntı yapıyordu. Karp, mektubunda, “Batının yükselişi, ‘fikirlerinin, değerlerinin veya dininin üstünlüğüyle’ değil, ‘organize şiddeti uygulama konusundaki üstünlüğüyle’ mümkün oldu,” diyordu.(6)

Karp, DOGE’nin testeresini överek, bir devrim yaşadıklarını ve “bazı insanların kellelerinin gittiğini” söylüyordu. Artık yarbay diyeceğimiz CTO Shyam Sankar ise, “DOGE’nin hükümete meritokrasi ve şeffaflık getireceğini düşünüyorum ve bu tam da bizim ticari faaliyetimizin amacıdır,” diyordu.

Meritokrasi meselesinde küçük bir es verelim. Yeni Sağ, liberteryenizm ve Silikon Vadisini birleştiren meritokrasi, aslında “bilimsel ırkçı” düşüncenin yenilenmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Genetik ve “IQ araştırmaları” ile desteklenen bu vizyon, hem ABD’deki göçmen karşıtlığına hem de “Batının düşüşü” edebiyatına eşlik eden “etnoekonomi”(7) arayışına altlık oluyor. “Bilimsel” olarak yüksek zekalı olduğu kanıtlanmış “kültürler” (bazıları “nöro kastlar” da diyor, siz “ırklar” anlayın), kendilerini diğerlerinden ayrıştırmalı; demokrasi tiyatrosu yerine artık oyun veya siyasetin bir öneminin kalmayacağı meritokratik bir yönetime geçmeliydi. Thiel’in pek gürültü koparan “demokrasinin özgürlükle bağdaştığına artık inanmıyorum” tezinin bir kaynağı da bu türden bir meritokrasiye olan inancı.

DEI düşmanlığı, refah devletine duyulan tiksinti, kadınlara/çocuklara/yoksullara yardıma yönelik umursamazlık burada türüyor. Bu nefret, şiddetli bir dili de körüklüyor: Thiel, “woke” düşüncenin kökenleri üzerine bir kitap yazan Richard Hanania’dan ilhamla, “DEI sözlerle asla yok olamaz – Hanania, çeşitlilik şeytanını kovmak için devlet şiddetinin sopa ve taşlarına ihtiyacımız olduğunu gösteriyor,” diye yazıyordu.

Filme de çekilen Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ın yazarı Lionel Shriver, bir başka romanı Mania’da, yüksek IQ’lu “beyin-kibirli”lerin “beyin üstünlükçüsü” olarak görüldüğü ve “Zihinsel Eşitlik” kampanyalarının herkesin beklentilerini düşürdüğü ve başarı ve mükemmelliği damgaladığı bir Amerika’yı tasvir ederek, tam da Palantir önderliğindeki Büyük Teknoloji-Silikon Vadisi liberteryenizminin “endişelerini” yakalıyordu.

***

Palantir’in “siyonist bir gözetim devleti” yaratmasının hikayesini bir sonraki bölümde analatacağız. Ama bitirmeden, “şirket olur da hırsızlık olmaz mı” dedirtecek bir anekdot var.

Bloomberg’in aktardığı efsaneye göre, Thiel’in kurucu ortaklarından Stephen Cohen, Palantir’in yazılımının ilk prototipini iki hafta içinde programladı fakat istihbarat analitiği pazarının uzun süredir lideri olan I2 adlı yazılım şirketinden müşterileri kapmak yıllarını aldı.

Palantir’in parlak yükselişinin anlatıldığı hikayelerde yer almayan bu olayda, I2, Palantir’i, Palantir’in bir yöneticisinin ailesine kayıtlı Florida’daki bir paravan şirket aracılığıyla fikri mülkiyet haklarını suistimal etmekle suçluyordu.

Özel dedektiflik şirketi olduğunu iddia eden bir şirket, I2’nin yazılım ve geliştirme araçlarının lisansını satın almış ve bunları dört yıldan fazla bir süre boyunca Palantir’e aktarmıştı.

I2, bu şirketin Palantir’in iş geliştirme direktörü Shyam Sankar’ın ailesine kayıtlı olduğunu tespit etmişti.

Şirket, Palantir’i federal mahkemede dolandırıcılık, komplo ve telif hakkı ihlaliyle suçladı.

Palantir’in yanıtı ile bitiriyorum, emperyalist canavarın nasıl işlediğine dair, yoruma yer bırakmayacak bir ibret vesikası:

“Palantir, yasal yanıtında, daha büyük bir iyilik için I2’nin kodunu kullanma hakkına sahip olduğunu savundu. Palantir, I2’nin davasını reddetme talebinde, ‘Burada söz konusu olan, kritik ulusal güvenlik, savunma ve istihbarat kurumlarının kendi verilerine erişebilme ve vatandaşları en etkili şekilde korumak için seçtikleri platformlarda bu verileri birbiriyle uyumlu olarak kullanabilme yeteneğidir,’ dedi.

Talep reddedildi. Palantir, davanın çözümü için I2’ye yaklaşık 10 milyon dolar ödemeyi kabul etti. I2, 2011 yılında IBM’e satıldı.”


(1) Andrew Bosworth, X’te yaptığı açıklamada “201”in, “201” yanıtının yeni bir programlama kaynağının oluşturulduğunu belirten bir HTTP kodlama komutuna atıfta olduğunu söyledi.
(2) JPMorgan’ın kullandığı Palantir yazılı “Metropolis” kurulup geliştirildikçe, Wall Street bankası veri madeni şirketine sermaye yatırımı yapmış ve şirketi İnovasyon Salonuna dahil ederken, yöneticileri basında Palantir’den övgüyle bahsetmiş, yine Bloomberg yazıyor: O dönem JPMorgan’ın bilgi teknolojileri direktörü olan Guy Chiarello, 2011 yılında Bloomberg Businessweek dergisine verdiği röportajda, Metropolis’in “veri çöplüklerini altın madenlerine dönüştürdüğünü” söylemiş.
(3) Thiel, 2011 yılında Bloomberg’e verdiği demeçte, sivil özgürlük savunucularının Palantir’i desteklemesi gerektiğini, çünkü veri madenciliğinin 11 Eylül’den sonra önerilen “çılgın suistimaller ve acımasız politikalar”dan daha az baskıcı olduğunu söylüyordu. Ona göre, polis devletine dönüşmeden başka bir felaket saldırısını önlemenin en iyi yolu, “devlete mümkün olan en iyi gözetim araçlarını sağlamak ve bunların suistimaline karşı önlemler almak” idi.
(4) Karp bir başka yerde, “Şirketimizi Batıyı desteklemek için kurduk” diyordu. Bu amaçla Palantir, ABD ve müttefiklerine düşman olarak gördüğü ülkelerle, yani Çin ve Rusya ile iş yapmadığını belirtiyor. Şirketin ilk günlerinde Palantir çalışanları, JRR Tolkien’den alıntı yaparak misyonlarını “Shire’ı kurtarmak” olarak tanımlamışlardı.
(5) Palantir halka açık bir şirket haline geldikten sonra, genel merkezini Palo Alto’dan Denver’a taşıdığını ve Silikon Vadisinden ayrıldığını resmen açıklamıştı. Karp, tanıtım mektubunda bu konuyu vurgulamak için kullandı; “Silikon Vadisinin mühendislik elitleri” olarak adlandırdığı kesimi sert bir şekilde eleştirdi, Palantir’in teknoloji sektörünün değerlerinden giderek uzaklaştığını ve şirketin ABD ordusuyla çalışmaya ve Batıyı savunmaya olan bağlılığını yeniden teyit etmişti. Karp, “Biz tarafımızı seçtik” diye yazarak, Silikon Vadisinin “karşı tarafı” seçtiğini ima eden bir yorumda bulunuyordu.
(6) New York Times’ta 2020 yılında yayınlanan uzun bir makaleye göre Karp, Palantir’in Google ve diğer Silikon Vadisi devlerinden daha fazla ABD kamuoyunun görüşleriyle uyumlu olduğunu ısrarla vurguluyordu. “Batı kurumlarını güçlendiriyoruz ve bazı durumlarda hakim konuma getiriyoruz,” diyor ve şöyle devam ediyordu: “Bu bizim anlatımız. Şimdi, bu muhtemelen Silikon Vadisinde popüler bir anlatı değil. Amerika’nın geri kalanında ise çok popüler bir anlatı. Google’ın anlatısı nedir? ‘Medyayı yok ediyoruz, ülkeyi bölüyoruz, işlerinizi elinizden alıyoruz, zengin oluyoruz ve bu arada, ülke size ihtiyaç duyduğunda ortada yok oluyoruz. Google standardı yerleşirse, Amerika’nın sahip olduğu en büyük stratejik varlık olan yazılım platformları üretme kabiliyetimiz, savaşçılarımızın elinden alınacak. Ve bu, fiilen düşmanlarımızın çok daha güçlü bir konuma geleceği anlamına geliyor.” Makalede hoş bir “tesadüf” de var: Karp’ı Palantir çalışanları Dave Glazer, Sara Peletz ve Mayer Schein ile birlikte gösteren bir fotoğrafta, duvarda Fransız filozof Michel Foucault’nun büyük bir portresine rastlıyoruz.
(7) Etnoekonomi terimini, Quinn Slobodian’ın Hayek’s Bastards: Race, Gold, IQ, and the Capitalism of the Far Right [Hayek’in Piçleri: Irk, Altın, IQ ve Aşırı Sağın Kapitalizmi] kitabından ilhamla kullanıyorum.

Amerika

New York Demokratik ön seçimlerinde Mamdani’nin adayları kazandı

Yayınlanma

New York Şehri’ndeki üç Temsilciler Meclisi ön seçimini Zohran Mamdani’nin de desteklediği “solcu” adaylar kazandı.

New York Şehri Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin geçen sene Andrew Cuomo’ya karşı elde ettiği zaferden bir yıldan az bir süre sonra, bu sonuçlar New York’taki ve çok daha ötesindeki Demokrat partinin “müesses nizam”ına önemli bir darbe vurdu.

POLITICO’ya göre bu adaylar, Demokrat Parti liderlerine, İsrail yanlısı gruplara ve Başkan Donald Trump’a yönelik eleştirileri bir araya getirdiler.

Ayrıca, seçmenlerin mevcut duruma duydukları derin öfkeyi ve siyasi kurumlara karşı memnuniyetsizliklerini de kendi lehlerine çevirdiler.

Göreve geleli bir yıl olan Mamdani için bu zaferler, yerel Demokrat kurumsal yapısını yeniden şekillendirecek siyasi gücün bir göstergesi.

Dominik göçmenleri arasında derin kökleri olan deneyimli bir Kongre üyesi olan Adriano Espaillat, belediye başkanının desteğini alan sert çizgideki Darializa Avila Chevalier’e karşı yenilgiye uğradı.

Trump’ın azil davasında baş avukat olarak öne çıkan ılımlı Demokrat milletvekili Dan Goldman, Mamdani’nin müttefiki Brad Lander’a yenildi.

Ayrıca Eyalet Meclisi Üyesi Claire Valdez, emekliye ayrılan Temsilci Nydia Velázquez’in koltuğunu kazandı ve Velázquez’in tercih ettiği halefi olan Brooklyn İlçe Başkanı Antonio Reynoso’yu mağlup etti.

Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) tarafından desteklenenler de dahil olmak üzere sol adayların zaferleri, Mamdani’nin geçen yılki sürpriz seçilmesinin geçici bir durum olmadığını vurguluyor.

Yeni seçilen adaylar, geçim sıkıntısı hâlâ yaygın olarak devam ederken, “müesses nizam”ın İsrail yanlısı gruplardan emlak çıkarlarına kadar aşırı güce sahip kişi ve kuruluşlardan para aldığını savundu.

Bu “sisteme karşı” argümanın başarısı, seçmenler arasında statüko konusunda süregelen bir endişeyi ortaya koyuyor ve önümüzdeki seçim dönemlerinde diğer görevdeki adaylar için sorun yaratabilir.

Mamdani, salı günü erken saatlerde 1010 WINS’e verdiği röportajda desteklediği adaylar hakkında, “Bugünün sorunlarıyla mücadele edenlere şunu söylüyorum: Bunlar, yarının sorunlarını çözmemize yardımcı olabilecek liderler,” dedi.

Bu, Mamdani’nin geçen hafta bir seçim mitinginde dile getirdiği bir görüş; o mitingde, “çalışan kesim için somut bir değişim sağlamak yerine gerilemeyi idare eden” partinin sadece salı günü değil, 2028 başkanlık seçimlerinde de kaybedeceğini öngörmüştü.

Bu, Demokratların Kongre lideri Senatör Chuck Schumer’in seçmenlerin derin memnuniyetsizliği ortasında altıncı dönem için aday olması planlanan yıl. Geçen ay yapılan eyalet çapında bir Siena Üniversitesi anketi, seçmenlerin yüzde 52’sinin ona karşı olumsuz bir görüşe sahip olduğunu ortaya koydu. Ankete göre, seçmenlerin yalnızca yüzde 33’ü Schumer hakkında olumlu görüşe sahipti.

Uzun süredir senatörlük yapan Schumer, olağanüstü bir bağış toplayıcı olarak görülüyor ve “sol” adaylar eyalet çapında başarılı bir seçim kampanyası yürütemedi.

Yine de, 75 yaşındaki Schumer’ı koltuğundan etmek, ulusal çapta etkileri olacak büyük bir zafer elde etmeye hevesli olanlar için cazip bir hedef olacak.

Salı günkü sonuçlar, Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni geri alırsa bir sonraki Meclis Başkanı olma şansı bulunan Jeffries için de derin sonuçlar doğurabilir.

Jeffries, salı günü seçimleri kaybeden Goldman ve Espaillat’ı desteklemişti; Velázquez’in koltuğunu devralacak aday yarışına ise müdahil olmamıştı.

Espaillat’a karşı yarışan Avila Chevalier ile Velázquez’in koltuğu için Reynoso’ya karşı yarışan Valdez, Jeffries’i destekleme konusunda henüz taahhütte bulunmadı.

Salı günü Kongre Binası’nda gazetecilere konuşan Jeffries, Mamdani’nin parti grubunu sola çekerek bir hata yapıp yapmadığı yönündeki bir soruyu reddetti.

Jeffries, “Bir ya da iki eyalette bir yönde ya da diğer yönde sonuçlanan birkaç ön seçim, Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratlar olarak kim olduğumuzu yeniden şekillendirmeyecek,” dedi.

Brooklyn’li Demokrat, Salı akşamı Valdez’in düzenlediği partide seçim sonuçlarının gösterildiği bir TV ekranında göründüğünde Valdez’in destekçileri tarafından yuhalandı. Partide bulunanlar, önde gelen Demokrat’a röportaj yapılırken “sıra sende” diye slogan attılar.

NY1’e verdiği röportajda Jeffries, Demokratların genel seçimlerdeki çekişmeli koltuklara odaklanması gerektiğini vurguladı.

Jeffries bu koltukların, iktisadi uygunluk konusunda daha ılımlı bir mesajın vermesine bağlı olacağını öngörüyor.

Jeffries, “Seçim, Donald Trump ve Cumhuriyetçilerin Amerikan halkının yaşamını iyileştirmekteki başarısızlığına ilişkin bir referandum olacak. Gerçek bu. O başkan; göreve başladığı ilk gün maliyetleri düşüreceğine söz vermişti,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Senatosu, dijital dolar yasağını içeren tasarıyı kabul etti

Yayınlanma

ABD Senatosu, Fed’in 31 Aralık 2030’a kadar merkez bankası dijital para birimi (CBDC) niteliğinde bir dijital dolar çıkarmasını yasaklayan düzenlemeyi kabul etti. 85’e karşı 5 oyla geçen hüküm, 21st Century ROAD to Housing Act tasarısına Cumhuriyetçilerin girişimiyle eklendi. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Temsilciler Meclisi’nin de onayı ve Başkan Trump’ın imzası gerekiyor.

ABD Senatosu, Merkez Bankası’nın (Fed) merkez bankası dijital para birimi (CBDC) olarak dijital dolar veya CBDC’ye “esaslı ölçüde benzer” herhangi bir dijital varlık çıkarmasını 31 Aralık 2030’a kadar yasaklayan 21st Century ROAD to Housing Act tasarısını kabul etti.

Tasarı Senato’da 85’e karşı 5 oyla geçti.

CBDC, nakit ve kaydi paranın yanında ulusal para biriminin üçüncü biçimi olarak tanımlanıyor. Bu tür dijital para birimlerinin ihracı ve kontrolü doğrudan merkez bankaları tarafından yürütülüyor.

Bazı CBDC projelerinde kripto para ve blokzincir teknolojilerinden yararlanılsa ve dijital para birimleri kriptografik tokenlar şeklinde ihraç edilse de, bu varlıklar merkezi bir ihraççıya sahip olmaları nedeniyle kripto para olarak değerlendirilmiyor.

Dünyada birçok ülke kendi CBDC projelerini geliştiriyor veya test ediyor.

Çin, dijital yuanı 2020 yılından bu yana deneme programları kapsamında test ederken, Rusya’da dijital rublenin geniş çaplı kullanımına 1 Eylül’de başlanması planlanıyor.

Esasen emlak piyasasına ilişkin düzenlemeler içeren 21st Century ROAD to Housing Act tasarısındaki CBDC yasağı hükmü, Cumhuriyetçilerin girişimiyle metne eklendi.

Tasarının şimdi Temsilciler Meclisi’nde oylanması, ardından da Başkan Donald Trump’ın imzasına sunulması gerekiyor.

Trump yönetimi daha önce de dijital doların hayata geçirilmesine karşı çıkarken, sabit kripto para birimlerini destekleyen bir çizgi izledi.

ABD’de GENIUS Act adlı sabit kripto para yasasının kabul edilmesinin ardından Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD devlet tahvilleriyle desteklenen sabit kripto para birimlerinin Amerikan kamu borcuna yönelik yeni bir talep kaynağı oluşturacağını ve doların dijital ödemelerdeki konumunu güçlendireceğini söyledi.

Fed de dijital dolar fikrinden bir yıldan uzun süre önce uzaklaşmıştı.

Kurumun eski başkanı Jerome Powell, görev süresi boyunca ABD’de merkez bankası dijital para biriminin hayata geçirilmeyeceğini açıklamıştı. Powell’ın yerine gelen mevcut Fed Başkanı Kevin Warsh da CBDC karşıtı bir tutum sergiliyor.

Avrupa Birliği ise dolar bazlı sabit kripto para birimlerinin yaygınlaşmasına karşılık dijital euro projesini bir CBDC olarak destekliyor. Birlik, pazarını korumaya yönelik adımlar da attı.

Bu yıl yürürlüğe giren MiCA kripto varlık düzenlemeleri, Avrupa’daki kripto para borsalarında işlem gören tüm sabit kripto para birimlerinin, özel lisans almış ve AB içinde faaliyet gösteren ihraççılar tarafından çıkarılmasını şart koşuyor.

Toplam piyasa değeri 317 milyar dolar olan sabit kripto para piyasasının yüzde 90’dan fazlasını dolar bazlı ürünler oluşturuyor.

En büyük sabit kripto para birimleri, 186 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Tether’in USDT’si ile 74 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Circle’ın USDC’si olarak öne çıkıyor.

Trump ailesiyle bağlantılı kripto para projesi World Liberty Financial tarafından yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürülen USD1 adlı sabit kripto para birimi ise yaklaşık 4,5 milyar dolarlık piyasa değeriyle kategorisinde dördüncü sırada yer alıyor.

USD1 arzının yaklaşık yüzde 75’i Binance’te tutuluyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Google yapay zeka için A24 stüdyosuna ortak oluyor

Yayınlanma

Google, yapay zeka alanında iş birliği geliştirmek amacıyla bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapmaya hazırlanıyor. The Wall Street Journal gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre ortaklık kapsamında sinema sektörüne yönelik yeni yapay zeka araçlarının geliştirilmesi hedefleniyor.

The Wall Street Journal gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Google, yapay zeka alanındaki ortaklık kapsamında bağımsız film stüdyosu A24’e yaklaşık 75 milyon dolar yatırım yapacak.

Gazete, bu adımın teknoloji devinin bir sinema stüdyosundan ilk kez hisse satın aldığı örnek olduğunu kaydetti.

Google bünyesindeki yapay zeka birimi DeepMind ile A24, filmlerin üretimi ve dağıtımı için yeni araçlar geliştirmeyi planlıyor.

A24 stüdyosunun teknoloji ve inovasyon alanındaki çalışmalarını yürüten ortağı Scott Belsky, geliştiricilerin yapay zekayı film üretimini hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla öne çıkardığını, ancak bu durumun sinemacılar arasında memnuniyetsizlik yarattığını ifade etti.

Sürece ilişkin değerlendirmede bulunan Belsky, “Yaratıcı kontrolü koruyan ve risk alma isteğini teşvik eden daha etkili yapay zeka uygulama yöntemlerinin olduğuna inanıyoruz” dedi.

Yeni araçların, kullanıcı taleplerine göre doğrudan içerik üreten üretken yapay zekadan farklı olacağını belirten Belsky, Google’ın A24 stüdyosunun film ve televizyon arşivine erişim hakkı elde etmeyeceğini kaydetti.

DeepMind Başkan Yardımcısı Eli Collins ise ortaklığa ilişkin, “Teknolojinin, alanındaki en iyi uzmanların ellerine ulaştığı anlarda büyük ilerlemelerin kaydedileceğine inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.

ABD merkezli bağımsız bir sinema şirketi olan A24 stüdyosu, özellikle yazar ve festival filmleri üzerine odaklanmasıyla tanınıyor. Yakın zamanda “Gerçekliğin Sahne Arkası” (Y2K) ve “Marty Supreme” filmlerini izleyiciyle buluşturan stüdyonun portföyünde, yedi Oscar ödülü kazanan “Her Şey Her Yerde Aynı Anda” (Everything Everywhere All at Once) yapımının yanı sıra “Yeşil Şövalye” (The Green Knight), “Deniz Feneri” (The Lighthouse), “Cadı” (The Witch), “Ritüel” (Midsommar), “Geçmiş Yaşamlar” (Past Lives), “Demir Pençe” (The Iron Claw), “When You Finish Saving the World” ve “İç Savaş” (Civil War) gibi filmler yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English