Amerika
Yarbay Palantir ve kişisel verilerin Batının hizmetine sunulması

Geçen haziran ayında, Pentagon’dan ilginç bir açıklama geldi. Bir ordu sözcüsü, dört teknoloji yöneticisini yarbay rütbesine atayacağını ve onlara Yedek Kuvvetler içinde yeni bir ordu inovasyon birimini yönetme görevini vereceğini duyurdu.
“Detachment 201”(1) adı verilen yeni birimin, orduya “kabiliyet yönetimi, teknoloji odaklı kişilerin ordunun saflarına nasıl kazandırılacağı ve onların nasıl eğitileceği gibi daha geniş kavramsal konularda yardımcı olmak üzere” teknoloji inovasyon yöneticilerini bir araya getirmek için oluşturulduğunu söylüyordu Albay Dave Butler.
Yöneticilerinin yarbay yapıldığı şirketler Palantir, Meta ve OpenAI idi.
Bu ilk yönetici grubu, Palantir teknoloji direktörü Shyam Sankar, Meta teknoloji direktörü Andrew Bosworth, OpenAI ürün direktörü Kevin Weil ve Kasım 2024’e kadar OpenAI araştırma direktörü olarak görev yapan Bob McGrew’dan oluşuyor.
Bu ordusuz generaller, Trump yönetiminin Pentagon’u Silikon Vadisinin ve risk sermayesinin (VC) emrine sunma planıyla örtüşüyor. Örneğin Beyaz Saray’ın ordunun ikinci sivil yetkilisi olarak atadığı Michael Obadal, bir Anduril çalışanı.
Genelkurmay Başkanı General Randy George ve Ordu Bakanı Dan Driscoll da teknoloji girişimlerine ve “geleneksel olmayan” savunma şirketlerine hizmet içinde daha önemli bir rol vermeye odaklanmış durumda.
Öyle ki Driscoll, büyük bir ana yüklenicinin daha verimli bir şekilde çalışmaya başlayamazsa önümüzdeki yıllarda kapılarını kapatmasını bir “başarı” olarak nitelendirecek kadar ileri gitmişti.
Detachment 201 programı da, özel sektörden yarı zamanlı danışmanlar getirerek, hizmetin drone ve robot gibi ticari teknolojileri benimseyip bu teknolojileri oluşumlarına entegre etmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Amerikan ordusu ve savunma sanayiinden haberler veren Task and Purpose’ın haberine bakılırsa, özel sektör uzmanlığını dahil etme fikri, Ukrayna’dan çıkmış. Orada, gündüzleri mühendis veya bilgisayar bilimcisi olarak çalışan askerler, Rusya’ya karşı cephede kullanmak üzere geçici drone’lar veya 3D baskı parçaları üretiyor.
Sivil kullanım ile askeri kullanım, sivil üretim ile askeri üretim, sivil çalışan ile askeri çalışan arasındaki ayrım, Silikon Vadisi-Pentagon işbirliği ile ortadan kaldırılıyor. Bu ayırmın kaldırılması, Birinci Dünya Savaşı ile yaygınlaşan “topyekûn savaş” kavramı ile, “savaş ideolojisi” ile uyumlu görünüyor.
Elbette, yarbay olmak kolay değil: Sözcü Butler, dört teknoloji yöneticisinin Georgia’daki Fort Benning’de fiziksel uygunluk, nişancılık ve ordu gelenekleri ve görgü kuralları, rütbe yapısı ve üniforma giyimi gibi “temel askerlik görevleri” konusunda iki haftaya kadar çevrimiçi ve yüz yüze eğitim alacaklarını vurguluyor.
Yine de, Palantir’in de içinde yer aldığı şirketlerin yöneticileri, çoğu subayın askeri kariyerinin ikinci on yılında ulaştığı ve koruduğu bir rütbe olan yarbay rütbesiyle göreve başladı. Yarbay rütbesinin, tabur büyüklüğündeki birimleri, genellikle 300 ila 1.000 askerden oluşan birimleri komuta ettiğini de hatırlatalım. Artık ordusuz değil, ordulu generaller diye de düzeltmek koşuluyla…
***
2018 yılında Bloomberg’de yayınlanan bir makale, “Palantir Sizin Hakkınızda Her Şeyi Biliyor” başlığını taşıyordu.
Bir süredir piyasa değeri, Pentagon’a iş yapan geleneksel silah şirketleri olarak bilinen “5’li çete”nin önüne geçen Palantir, ABD’nin “teröre karşı savaş” döneminin çocuğuydu. Veri madenciliği şirketi olarak yola koyulan Palantir, Irak ve Afganistan’da Amerikan askerlerine mayın tarama faaliyetleri kapsamında hizmet sunuyordu.
2003 yılında Peter Thiel ve “PayPal mafyası”nın başka elemanları tarafından kurulan şirket, adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki uzakları gören taşlardan alıyor. CIA’nın yatırım/risk sermayesi kolu olan In-Q-Tel, ilk yatırımcıydı.
Bloomberg makalesinde Palantir’in işleyişi şöyle anlatılıyor:
“Şirketin mühendisleri ve ürünleri kendileri casusluk yapmazlar; daha çok bir casusun beyni gibidirler, ellerden, gözlerden, burundan ve kulaklardan gelen bilgileri toplar ve analiz ederler. Yazılım, finansal belgeler, uçak rezervasyonları, cep telefonu kayıtları, sosyal medya paylaşımları gibi farklı veri kaynaklarını tarar ve insan analistlerin gözden kaçırabileceği bağlantıları arar. Ardından, bu bağlantıları örümcek ağına benzeyen renkli ve kolay anlaşılır grafiklerle sunar. ABD casusları ve özel kuvvetleri bu yazılımı hemencecik sevdiler; Palantir’i savaş alanındaki yoğun istihbarat bilgilerini sentezlemek ve sıralamak için kullandılar. Bu yazılım, planlamacıların yol kenarındaki bombaları önlemesine, suikast için isyancıları takip etmesine ve hatta Usame bin Ladin’i yakalamasına yardımcı oldu. Askeri başarı, sivil alanda federal sözleşmelere yol açtı. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, Palantir’i Medicare dolandırıcılığını tespit etmek için kullanıyor. FBI, suç soruşturmalarında kullanıyor. İç Güvenlik Bakanlığı, hava yolcularını kontrol etmek ve göçmenleri takip etmek için kullanıyor.”
“Sivil” sözleşmeler bununla da kalmıyor. Örneğin Palantir’in JPMorgan’a 2009 yılından bu yana “hizmet” verdiğini, bu hizmetin kapsamının bankanın çalışanlarının her anını gözetlemek olduğunu da ilgili makaleden öğreniyoruz. Bankanın istihdam ettiği bir “iç tehdit” tespit etme birimi, Palantir’in de yardımıyla, e-postaları ve tarayıcı geçmişlerini, şirket tarafından verilen akıllı telefonlardan GPS konumlarını, yazıcı ve indirme etkinliklerini ve dijital olarak kaydedilmiş telefon görüşmelerinin transkriptlerini topluyordu. Devamını yine Bloomberg makalesinden aktarıyorum:
“Palantir’in yazılımı bu kayıtları topladı, aradı, sıraladı ve analiz ederek [iç tehdidi araştıran eski Gizli Servis Ajanı] Cavicchia’nın ekibinin kurumsal varlıkların kötüye kullanılması ihtimaline karşı işaretlediği anahtar kelimeleri ve davranış kalıplarını ortaya çıkardı. Örneğin, Palantir’in algoritması, bir çalışan iş yerine her zamankinden geç geldiğinde, potansiyel bir hoşnutsuzluk belirtisi olarak iç tehdit ekibini uyardı. Bu, banka güvenlik personeli tarafından mesai saatleri dışında daha ayrıntılı inceleme ve muhtemelen fiziksel gözetim yapılmasına neden olacaktı.”
İşin ironik yanı, bu işçi gözetleme faaliyeti, işlerin yöneticileri de gözetlemeye doğru gitmesi üzerine kesilmiş. Bu meselenin daha önce haberleştirilmediğini aktaran Bloomberg, şaşırıyor: Silikon Vadisinin en değerli girişimlerinden biri olan Palantir, “küresel terörle mücadele” için tasarlanmış bu güzide istihbarat platformu, ülkedeki sıradan vatandaşlara karşı bir silaha dönüşmüştü!(2)
Oysa aynı haber New York, New Orleans, Chicago ve Los Angeles polis ve şerif departmanlarının da bu sistemi kullandığını ve “suç işlediğinden şüphelenilmeyen” kişilerin de dijital ağlara sık sık yakalandığını kabul ediyor.
Bloomberg’den öğreniyoruz: Palantir yazılımının ekranında, diğer kutulara radyal çizgilerle bağlanan kutular içinde kişiler ve nesneler beliriyor. Bu çizgiler, kişilerin arasındaki ilişkiyi belirtiyor: “İş arkadaşı”, “Birlikte yaşıyor”, “[Cep telefonu numarası] operatörü”, “[Araç] sahibi”, “Kardeşi”, hatta “Sevgilisi” gibi etiketler çıkıyor.
Yetkililerin elinde bir fotoğraf varsa, gerisi kolay: Daha 2018 yılında, ehliyet ve kimlik fotoğraflarının bulunduğu veritabanlarına erişen kolluk kuvvetleri, ABD’deki yetişkin nüfusun yarısından fazlasını tespit edebiliyordu.
Dolayısıyla dört dörtlük bir devlet-sermaye işbirliği ile karşı karşıyayız. Ordu, istihbarat, finans sermayesi ve polis ortaklığı dışarıda işgal (“teröre karşı savaş”) ve içeride başta işçilere olmak üzere tüm topluma boyun eğdirme girişimi ile kol kola gidiyordu.(3)
***
Mart ayında Başkan Donald Trump, federal hükümetin kurumlar arasında veri paylaşımını öngören bir başkanlık emri imzaladı.
Emrin imzalanmasıyla birlikte, Amerikan vatandaşlarının kişisel verilerinin toplandığı tek bir havuz endişe de baş gösterdi. Bu endişe yersiz de değildi: Trump yönetiminin son aylarda ilişkisini bir hayli geliştirdiği en önemli şirket, Palantir’di.
New York Times’ın aktardığı devlet kayıtlarına göre şirket, Trump’ın göreve gelmesinden bu yana federal hükümetten 113 milyon dolardan fazla harcama aldı (ilgili haberin 30 Mayıs 2025 tarihli olduğunu hatırlatalım)
Üstelik bu tutara, Pentagon’un daha önce şirkete verdiği 795 milyon dolarlık sözleşme dahil değildi.
Altı hükümet yetkilisi ve görüşmelerden haberdar olan Palantir çalışanlarına göre, Palantir temsilcileri, teknolojisinin satın alınması konusunda en az iki başka kurumla (Sosyal Güvenlik İdaresi ve İç Gelir İdaresi) da görüşüyordu.
Bu girişim, Palantir’in “Foundry” adlı önemli bir ürününün, İç Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı da dahil olmak üzere en az dört federal kuruma girmesini sağladı.
Foundry veri analizi platformu olarak hizmet verirken, “Gotham” isimli ürün verileri düzenlemeye ve bunlardan sonuçlar çıkarmaya yardımcı olan, güvenlik ve savunma amaçlı bir tasarım.
Elon Musk’lı DOGE döneminde, Palantir mühendisleri İç Gelir Servisi (IRS) çalışmalarına dahil olup Foundry’yi kullanarak Amerikan vergi mükellefleri hakkında toplanan verileri düzenlemeye başlamış.
Çalışmala, IRS için tek bir arama yapılabilir veritabanı oluşturmak amacıyla başlamış, ama daha sonra genişlemiş.
Palantir’in IRS ile kalıcı bir sözleşme imzalamak için görüşmelerde bulunduğu da hatırlatılıyor. O vakitler Hazine Bakanlığı temsilcisi, IRS’in Amerikan vergi mükelleflerine hizmet vermek için sistemlerini güncellediğini ve Palantir’in IRS mühendisleriyle birlikte bu işi tamamlamak üzere sözleşme imzaladığını söylüyordu.
Yine Palantir kısa süre önce Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’nın (ICE) uygulama ve sınır dışı etme operasyonları ekibine de yardım etmeye başladı. Bu çalışma, ICE’nin nisan ayında Palantir ile göçmen hareketlerini gerçek zamanlı olarak takip etmek için bir platform oluşturmak üzere imzaladığı 30 milyon dolarlık sözleşmenin bir parçası.
Times haberinde her nedense, Amerikan vatandaşlarının verilerinin Trump’ın eline geçmesinden duyulan endişeye vurgu yapılıyor. Oysa birincisi, bunun bir şirketin elinde olmasına yönelik hiçbir endişenin altı çizilmiyor. Üstelik ikincisi, haberde, COVID-19 pandemisi sırasında Biden yönetiminin, CDC aracılığıyla aşı dağıtımını yönetmek için Palantir ile bir sözleşme imzaladığına değiniliyor. Bu sözleşme, Times’ı endişelendirmiyor.
Ama biz tekrar başkanlık emrine dönelim. Beyaz Saray, “Bilgi Silolarını Ortadan Kaldırarak İsraf, Dolandırıcılık ve Suistimali Önleme” başlıklı emirle, federal çalışanların hükümet verilerine erişimindeki “gereksiz engelleri” kaldırmak ve “kurumlar arası veri paylaşımını” teşvik etmek, “bürokratik mükerrerlik ve verimsizliği ortadan kaldırırken, hükümetin fazla ödemeleri ve dolandırıcılığı tespit etme yeteneğini geliştirmek” için önemli adımlar atmayı hedeflediğini söylüyor.
Sanki Beyaz Saray değil de Silikon Vadisi konuşuyor. Amerikan (belki de dünya?) vatandaşlarının verileri, “bürokrasiyi azaltmak” adı altında, Palantir’in malı oluyor. Kişisel verilerle birlikte, gelecek de satılıyor.
***
Geçen şubat ayında yatırımcılarla yaptığı telefon görüşmesinde, Palantir CEO’su Alex Karp coşku dolu bir biçimde bağırarak, “Başarıyoruz! Eminim siz de benim kadar keyif alıyorsunuzdur!”
Söz konusu “başarı” neydi? Mother Jones’un aktardığına göre bu, Trump yönetiminin yurt içinde toplu sınır dışı etme ve polis gözetimi uygulamalarını gerçekleştirmesine ve aynı zamanda küresel olarak “Batı”ya yardım etmesine olanak sağlamayı ifade ediyor gibi görünüyordu.
Karp, görüşmede “bazen” bu eylemlerin “öldürme” gerektirebileceğini de söylüyordu:
“Bu yolculukta sizinle birlikte olmaktan çok mutluyum. Başarılıyız. Şirketimizi Batı ve ABD’nin hizmetine adadık ve özellikle üzerine konuşamayacağımız alanlarda oynadığımız rolden çok gurur duyuyoruz. Palantir, düzeni bozmak için var. Ve gerektiğinde düşmanlarımızı korkutmak ve bazen de öldürmek için.”(4)
Savaş ideolojisi, başta Palantir’in ortakları Karp ve Thiel olmak üzere, Silikon Vadisi zenginlerinin maymuncuğu haline gelmiş durumda. Karp ve Thiel’in dünya görüşünü merak eden okurlar, buraya ve buraya bakabilirler.(5) Ama Karp hakkında bir hatırlatma daha yapmak gerekiyor: Yukarıda değindiğimiz habere göre Palantir CEO’su, hissedarlara yönelik mektubunda, Hispaniklerin Amerikan toplumuna asimile olamayacağını yazan ünlü siyaset bilimci Samuel P. Huntington’dan alıntı yapıyordu. Karp, mektubunda, “Batının yükselişi, ‘fikirlerinin, değerlerinin veya dininin üstünlüğüyle’ değil, ‘organize şiddeti uygulama konusundaki üstünlüğüyle’ mümkün oldu,” diyordu.(6)
Karp, DOGE’nin testeresini överek, bir devrim yaşadıklarını ve “bazı insanların kellelerinin gittiğini” söylüyordu. Artık yarbay diyeceğimiz CTO Shyam Sankar ise, “DOGE’nin hükümete meritokrasi ve şeffaflık getireceğini düşünüyorum ve bu tam da bizim ticari faaliyetimizin amacıdır,” diyordu.
Meritokrasi meselesinde küçük bir es verelim. Yeni Sağ, liberteryenizm ve Silikon Vadisini birleştiren meritokrasi, aslında “bilimsel ırkçı” düşüncenin yenilenmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Genetik ve “IQ araştırmaları” ile desteklenen bu vizyon, hem ABD’deki göçmen karşıtlığına hem de “Batının düşüşü” edebiyatına eşlik eden “etnoekonomi”(7) arayışına altlık oluyor. “Bilimsel” olarak yüksek zekalı olduğu kanıtlanmış “kültürler” (bazıları “nöro kastlar” da diyor, siz “ırklar” anlayın), kendilerini diğerlerinden ayrıştırmalı; demokrasi tiyatrosu yerine artık oyun veya siyasetin bir öneminin kalmayacağı meritokratik bir yönetime geçmeliydi. Thiel’in pek gürültü koparan “demokrasinin özgürlükle bağdaştığına artık inanmıyorum” tezinin bir kaynağı da bu türden bir meritokrasiye olan inancı.
DEI düşmanlığı, refah devletine duyulan tiksinti, kadınlara/çocuklara/yoksullara yardıma yönelik umursamazlık burada türüyor. Bu nefret, şiddetli bir dili de körüklüyor: Thiel, “woke” düşüncenin kökenleri üzerine bir kitap yazan Richard Hanania’dan ilhamla, “DEI sözlerle asla yok olamaz – Hanania, çeşitlilik şeytanını kovmak için devlet şiddetinin sopa ve taşlarına ihtiyacımız olduğunu gösteriyor,” diye yazıyordu.
Filme de çekilen Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ın yazarı Lionel Shriver, bir başka romanı Mania’da, yüksek IQ’lu “beyin-kibirli”lerin “beyin üstünlükçüsü” olarak görüldüğü ve “Zihinsel Eşitlik” kampanyalarının herkesin beklentilerini düşürdüğü ve başarı ve mükemmelliği damgaladığı bir Amerika’yı tasvir ederek, tam da Palantir önderliğindeki Büyük Teknoloji-Silikon Vadisi liberteryenizminin “endişelerini” yakalıyordu.
***
Palantir’in “siyonist bir gözetim devleti” yaratmasının hikayesini bir sonraki bölümde analatacağız. Ama bitirmeden, “şirket olur da hırsızlık olmaz mı” dedirtecek bir anekdot var.
Bloomberg’in aktardığı efsaneye göre, Thiel’in kurucu ortaklarından Stephen Cohen, Palantir’in yazılımının ilk prototipini iki hafta içinde programladı fakat istihbarat analitiği pazarının uzun süredir lideri olan I2 adlı yazılım şirketinden müşterileri kapmak yıllarını aldı.
Palantir’in parlak yükselişinin anlatıldığı hikayelerde yer almayan bu olayda, I2, Palantir’i, Palantir’in bir yöneticisinin ailesine kayıtlı Florida’daki bir paravan şirket aracılığıyla fikri mülkiyet haklarını suistimal etmekle suçluyordu.
Özel dedektiflik şirketi olduğunu iddia eden bir şirket, I2’nin yazılım ve geliştirme araçlarının lisansını satın almış ve bunları dört yıldan fazla bir süre boyunca Palantir’e aktarmıştı.
I2, bu şirketin Palantir’in iş geliştirme direktörü Shyam Sankar’ın ailesine kayıtlı olduğunu tespit etmişti.
Şirket, Palantir’i federal mahkemede dolandırıcılık, komplo ve telif hakkı ihlaliyle suçladı.
Palantir’in yanıtı ile bitiriyorum, emperyalist canavarın nasıl işlediğine dair, yoruma yer bırakmayacak bir ibret vesikası:
“Palantir, yasal yanıtında, daha büyük bir iyilik için I2’nin kodunu kullanma hakkına sahip olduğunu savundu. Palantir, I2’nin davasını reddetme talebinde, ‘Burada söz konusu olan, kritik ulusal güvenlik, savunma ve istihbarat kurumlarının kendi verilerine erişebilme ve vatandaşları en etkili şekilde korumak için seçtikleri platformlarda bu verileri birbiriyle uyumlu olarak kullanabilme yeteneğidir,’ dedi.
Talep reddedildi. Palantir, davanın çözümü için I2’ye yaklaşık 10 milyon dolar ödemeyi kabul etti. I2, 2011 yılında IBM’e satıldı.”
(1) Andrew Bosworth, X’te yaptığı açıklamada “201”in, “201” yanıtının yeni bir programlama kaynağının oluşturulduğunu belirten bir HTTP kodlama komutuna atıfta olduğunu söyledi.
(2) JPMorgan’ın kullandığı Palantir yazılı “Metropolis” kurulup geliştirildikçe, Wall Street bankası veri madeni şirketine sermaye yatırımı yapmış ve şirketi İnovasyon Salonuna dahil ederken, yöneticileri basında Palantir’den övgüyle bahsetmiş, yine Bloomberg yazıyor: O dönem JPMorgan’ın bilgi teknolojileri direktörü olan Guy Chiarello, 2011 yılında Bloomberg Businessweek dergisine verdiği röportajda, Metropolis’in “veri çöplüklerini altın madenlerine dönüştürdüğünü” söylemiş.
(3) Thiel, 2011 yılında Bloomberg’e verdiği demeçte, sivil özgürlük savunucularının Palantir’i desteklemesi gerektiğini, çünkü veri madenciliğinin 11 Eylül’den sonra önerilen “çılgın suistimaller ve acımasız politikalar”dan daha az baskıcı olduğunu söylüyordu. Ona göre, polis devletine dönüşmeden başka bir felaket saldırısını önlemenin en iyi yolu, “devlete mümkün olan en iyi gözetim araçlarını sağlamak ve bunların suistimaline karşı önlemler almak” idi.
(4) Karp bir başka yerde, “Şirketimizi Batıyı desteklemek için kurduk” diyordu. Bu amaçla Palantir, ABD ve müttefiklerine düşman olarak gördüğü ülkelerle, yani Çin ve Rusya ile iş yapmadığını belirtiyor. Şirketin ilk günlerinde Palantir çalışanları, JRR Tolkien’den alıntı yaparak misyonlarını “Shire’ı kurtarmak” olarak tanımlamışlardı.
(5) Palantir halka açık bir şirket haline geldikten sonra, genel merkezini Palo Alto’dan Denver’a taşıdığını ve Silikon Vadisinden ayrıldığını resmen açıklamıştı. Karp, tanıtım mektubunda bu konuyu vurgulamak için kullandı; “Silikon Vadisinin mühendislik elitleri” olarak adlandırdığı kesimi sert bir şekilde eleştirdi, Palantir’in teknoloji sektörünün değerlerinden giderek uzaklaştığını ve şirketin ABD ordusuyla çalışmaya ve Batıyı savunmaya olan bağlılığını yeniden teyit etmişti. Karp, “Biz tarafımızı seçtik” diye yazarak, Silikon Vadisinin “karşı tarafı” seçtiğini ima eden bir yorumda bulunuyordu.
(6) New York Times’ta 2020 yılında yayınlanan uzun bir makaleye göre Karp, Palantir’in Google ve diğer Silikon Vadisi devlerinden daha fazla ABD kamuoyunun görüşleriyle uyumlu olduğunu ısrarla vurguluyordu. “Batı kurumlarını güçlendiriyoruz ve bazı durumlarda hakim konuma getiriyoruz,” diyor ve şöyle devam ediyordu: “Bu bizim anlatımız. Şimdi, bu muhtemelen Silikon Vadisinde popüler bir anlatı değil. Amerika’nın geri kalanında ise çok popüler bir anlatı. Google’ın anlatısı nedir? ‘Medyayı yok ediyoruz, ülkeyi bölüyoruz, işlerinizi elinizden alıyoruz, zengin oluyoruz ve bu arada, ülke size ihtiyaç duyduğunda ortada yok oluyoruz. Google standardı yerleşirse, Amerika’nın sahip olduğu en büyük stratejik varlık olan yazılım platformları üretme kabiliyetimiz, savaşçılarımızın elinden alınacak. Ve bu, fiilen düşmanlarımızın çok daha güçlü bir konuma geleceği anlamına geliyor.” Makalede hoş bir “tesadüf” de var: Karp’ı Palantir çalışanları Dave Glazer, Sara Peletz ve Mayer Schein ile birlikte gösteren bir fotoğrafta, duvarda Fransız filozof Michel Foucault’nun büyük bir portresine rastlıyoruz.
(7) Etnoekonomi terimini, Quinn Slobodian’ın Hayek’s Bastards: Race, Gold, IQ, and the Capitalism of the Far Right [Hayek’in Piçleri: Irk, Altın, IQ ve Aşırı Sağın Kapitalizmi] kitabından ilhamla kullanıyorum.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum










