Avrupa
Polonya’nın yeni cumhurbaşkanı Nawrocki yemin etti: ‘Yasa dışı göçe ve avroya hayır’

Polonya’da cumhurbaşkanlığı görevini Andrzej Duda’dan devralan Karol Nawrocki, Milli Meclis’te yemin ederek görevine başladı. İlk konuşmasında Devlet Sistemini Düzeltme Konseyi kuracağını ve yeni anayasa çalışmalarını başlatacağını duyuran Nawrocki, yasa dışı göçe ve avroya geçişe karşı olduğunu belirtti.
Polonya’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Rafał Trzaskowski’yi mağlup eden Karol Nawrocki, Polonya parlamentosunun alt kanadı Sejm’de düzenlenen törenle yemin ederek görevine başladı.
Milli Meclis’in her iki kanadı önünde yemin eden Nawrocki, 10 yıldır görevde olan Andrzej Duda’nın yerini aldı.
Bu sabah saat 10.00’dan sonra başlayan törende Nawrocki, “Polonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı görevini milletin iradesiyle üstlenirken, anayasa hükümlerine sadık kalacağıma, milletin onurunu, devletin bağımsızlığını ve güvenliğini sarsılmaz bir şekilde koruyacağıma, vatanın ve vatandaşların refahının benim için her zaman en yüce emir olacağına ciddiyetle yemin ederim. Tanrı yardımcım olsun,” ifadelerini kullandı.
Nawrocki’den ilk mesajlar: Yeni anayasa ve yatırım hamlesi
Rzeczpospolita gazetesinin haberine göre yemin töreninin ardından Milli Meclis’e hitap eden yeni Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, seçim kampanyası sırasında vaat ettiği “Plan 21” programını uygulayacağını belirtti.
Nawrocki, “Polonya A ve Polonya B diye bir şey yok ve bu önümüzdeki beş yıl içinde değişmeyecek,” dedi.
Konuşmasında önemli projelere de değinen Nawrocki, “Yasa dışı göçe ‘hayır’, Polonya zlotisine ‘evet’, avroya ‘hayır’. Cumhurbaşkanı olarak kadınların ve erkeklerin emeklilik yaşının yükseltilmesine izin vermeyeceğim,” diye konuştu.
Merkezi Ulaşım Limanı (CPK) projesinin “geleneksel şekline” dönülmesi için perşembe günü bir yasa teklifi sunacağını açıklayan Nawrocki, “Cumhurbaşkanlığımın, verilen sözlere olan inancı yeniden tesis edeceğine derinden inanıyorum,” ifadelerini kullandı.
Nawrocki, Polonya’nın kalkınma konusunda yanlış yolda olduğunu ve “bir şeylerin değişmesi gerektiğini” belirterek, Başbakan Donald Tusk ve hükümet üyelerini kilit yatırımları görüşmek ve devletin durumu hakkında bilgi almak üzere bir Bakanlar Kurulu toplantısına davet etti.
Nawrocki, önemli yatırım projelerinin “tamamen engellenmiş, budanmış ve geciktirilmiş” olarak ayrılabileceğini üzüntüyle kaydettiğini söyledi.
Yargıya ve hükümete net tavır
Konuşmasının bir bölümünü hukuk, hukukun üstünlüğü ve devlet sistemine ayıran Nawrocki, Polonya’nın hukukun üstünlüğü yoluna geri dönmesi gerektiğini savundu. Nawrocki, “Yasal olarak seçilmiş bir başsavcının görev yapmadığı, anayasanın 7. maddesinin düzenli olarak ihlal edildiği bir devleti hukukun üstün olduğu bir devlet olarak adlandırmak zordur,” dedi.
Başbakan Donald Tusk ve Adalet Bakanı Waldemar Żurek’e seslenen Nawrocki, “Polonya Cumhuriyeti’nin anayasal ve hukuki düzenine aykırı hareket eden yargıçları terfi ettirmeyeceğim veya atamayacağım. Anayasal ve hukuki düzeni, anayasaya ve Polonya parlamentosu tarafından kabul edilen ve cumhurbaşkanı tarafından imzalanan yasalara uygun olarak saygı duyan yargıçları teşvik edeceğim, terfi ettireceğim ve atayacağım,” açıklamasında bulundu.
Bu sorunu çözmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Devlet Sistemini Düzeltme Konseyi kuracağını ilan eden Nawrocki, “Artık böyle devam edemez, Polonyalılar devlet sisteminin onarılmasını istiyor,” diyerek yeni konseye tüm siyasi çevrelerin temsilcilerini ve akademisyenleri davet edeceğini belirtti.
Nawrocki ayrıca, siyaset sınıfının yeni bir anayasa üzerinde çalışmaya başlaması gerektiğini ifade ederek, yeni anayasanın 2030 yılına kadar kabul edilmeye hazır olmasını umduğunu dile getirdi.
“Polonya, AB içinde egemen kalacak”
Nawrocki, milletin kendisini “seçim propagandasına, yalanlara, siyasi tiyatroya ve aşağılamaya rağmen” seçtiğini söyledi ve “Bir Hristiyan olarak, tüm bu aşağılamayı ve seçimler sırasında olanları kalbimin derinliklerinden affediyorum,” dedi.
Cumhurbaşkanı olarak “Polonya ulusunun sesi olacağını” vurgulayan Nawrocki, “AB içinde olan, ancak Avrupa Birliği olmayan, Polonya olan ve Polonya olarak kalacak bir Polonya isteyenlerin sesi olacağım,” diye konuştu.
Polonya ordusunun tüm modernizasyon çabalarını destekleyeceğini belirten Nawrocki, NATO’nun doğu kanadının sorumluluğunu güçlendirmede Polonya’nın lider olması gerektiğini savundu.
Yemin töreninden notlar
Yemin törenine, görevden ayrılan Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve eşi de katıldı. Salondakilerin bir kısmı, görevden ayrılan cumhurbaşkanlığı çiftini alkışlar ve “teşekkür ederiz” sloganlarıyla karşıladı.
Törende Başbakan Donald Tusk’un da aralarında bulunduğu hükümet üyeleri ile eski cumhurbaşkanları Aleksander Kwaśniewski ve Bronisław Komorowski de hazır bulundu.
Eski cumhurbaşkanı Lech Wałęsa ise daha önceki açıklamasına uygun olarak törene katılmadı.
Avrupa
AB Komisyonundan İspanya ve Macaristan’a reform çağrısı

Avrupa Birliği Komisyonu, yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’ı yargı, şeffaflık ile yolsuzlukla mücadele güvencelerini güçlendirmeye çağıracak. AB yürütme organı, İspanya’yı üst düzey kamu görevlilerinin mal bildirimleri ile çıkar çatışması kurallarını sıkılaştırma konusunda yetersiz kalması nedeniyle eleştiriyor.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, hazırladığı yıllık Hukukun Üstünlüğü raporunda İspanya ve Macaristan’a yargı, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele mekanizmalarını güçlendirecek reformları hızlandırma çağrısı yapacak.
AB yürütme organının cuma günü yayımlanması planlanan yıllık raporunun Politico’nun ulaştığı kısmına göre, Madrid yönetiminin üst düzey kamu görevlilerine yönelik çıkar çatışması kuralları ve mal beyanı yükümlülüklerini sıkılaştırma konusunda yalnızca sınırlı ilerleme kaydettiği belirtiliyor.
Madrid hükümetinin Kamu Dürüstlüğü Yasası taslağı hazırladığını ve Devlet Yolsuzlukla Mücadele Planı’nı kabul ettiğini belirten AB Komisyonu, buna karşın mevcut kuralların fiili uygulamasında iyileşme kaydedilmediğini aktardı.
Komisyon, etkili soruşturma ve yaptırım yetkilerine sahip bağımsız bir denetim mekanizmasının kurulması da dahil olmak üzere mevcut kuralların daha sıkı uygulanmasını talep etti.
Söz konusu rapor, AB üyesi 27 ülkenin hukukun üstünlüğü ilkelerine uyumunu değerlendirmek ve bu doğrultuda tavsiyelerde bulunmak amacıyla yılda bir kez yayımlanıyor.
Raporun İspanya ile ilgili bölümleri, İspanya mahkemesinin, Başbakan Pedro Sánchez’in kardeşi David Sánchez için usulsüz şekilde kamu sektörü kadrosu oluşturulduğuna karar vermesinden birkaç gün sonra gündeme geldi.
İspanya Başbakanı Sánchez, kendisinin ve ailesinin siyasi amaçlı hukuki süreçlerin hedefi olduğunu savunarak muhafazakar yargıçları yargıyı siyasi araç olarak kullanmakla suçluyor.
AB Komisyonu ayrıca İspanya’nın lobicilik faaliyetlerine yönelik reformlarında da sınırlı ilerleme sağlandığını tespit etti.
Lobicilik faaliyetlerinde şeffaflığı artırmayı amaçlayan yasa taslağının henüz parlamentoda onaylanmadığına işaret eden Komisyon, İspanya’ya lobiciler için zorunlu bir kamu sicili oluşturulmasını da içeren bu mevzuatı tamamlama çağrısı yaptı.
Macaristan’daki eksiklikler
Raporda Macaristan da çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kaldı. AB Komisyonu, Macaristan’da alt derece mahkemelerindeki dava dağılımının daha şeffaf hale getirilmesi konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmediğini belirtti.
Raporda ayrıca hakim, savcı ve adliye personelinin maaş artışlarının yapısal bir düzende uygulanmasını sağlayacak adımlarda yeni bir ilerleme olmadığı bilgisi yer aldı.
Macaristan’da yeni lobicilik kurallarının ve kamu görevlilerinin özel sektöre geçişine ilişkin düzenlemelerin bulunmamasını da eleştiren Komisyon, Budapeşte yönetimine dürüstlük çerçevesini güçlendirecek kapsamlı bir yasayı kabul etme çağrısında bulundu.
Bu tespitler, Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın göreve gelmesinin ardından hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme ve Macaristan’ın AB ile gerilen ilişkilerini düzeltme sözü verdiği bir dönemde yapıldı.
AB Komisyonu, mal beyanı sistemi reformları ve sivil toplumu etkileyen bazı önlemler dahil olmak üzere belirli alanlardaki ilerlemeleri kabul etmekle birlikte, önemli eksikliklerin devam ettiğini vurgulayarak yeni hükümeti yargı ve yolsuzlukla mücadele reformlarını kararlılıkla sürdürmeye çağırdı.
Avrupa
AB genişlemesinde Batı Balkanlar için kademeli geçiş formülü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da düzenlenen Avrupa Birliği-Batı Balkanlar Zirvesi’nde bölge ülkelerinin birliğe hızlı katılımı için ortak destek verdi. Tivat kentindeki zirvede iki lider, 13 yıldır yeni üye kabul etmeyen birliğin de bu gecikmede sorumluluğu olduğunu belirterek müzakereleri hızlandıracak kademeli bir entegrasyon modeli önerdi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Karadağ’da gerçekleştirilen AB-Batı Balkan Zirvesi’nde hızlı genişleme çağrısı yaparken, Batı Balkan devletlerinin henüz birliğe katılamamış olmasında Avrupa Birliğinin de sorumluluğu olduğunu belirtti.
Almanya Başbakanı Merz, “Eğer 13 yıldır yeni üye kabul etmediysek, bu durum Avrupa Birliği tarafındaki eksiklikleri de gösterir. Bugün bunları aşmak istiyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Merz, birliğin genişleme kapasitesini ve bu yöndeki iradesini ortaya koyması gerektiğini dile getirdi.
Batı Balkan bölgesinde Karadağ’ın yanı sıra Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan yer alıyor. Söz konusu altı ülkenin tamamı uzun yıllardır birliğe üye olmak amacıyla resmi başvuruda bulunmuş durumda.
“Hafifletilmiş üyelik” modeli gündemde
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bölgenin AB için taşıdığı önemi vurguladı. Enerji, güvenlik ve göç rotaları gibi başlıkları işaret eden Macron, Avrupa’nın bağımsızlığının da Batı Balkanlar’da belirleneceğini, bu nedenle bölgenin jeopolitik açıdan kritik önemde olduğunu söyledi.
Merz ve Macron, Adriyatik kıyısındaki Tivat kentinde düzenlenen zirveye, aday ülkeleri birliğe daha hızlı yakınlaştırmak amacıyla hazırladıkları ortak taslakla katıldı.
İki liderin önerdiği modele göre, aday ülkelere AB kurumlarında gözlemci statüsü verilecek. Bu ülkelerin karar alma süreçlerine daha yakın katılım sağlaması ve kademeli entegrasyon yoluyla AB iç pazarına ayrıcalıklı erişim elde etmesi amaçlanıyor. Bu adımlarla aynı zamanda reform sürecinin de hızlandırılması hedefleniyor.
Ortak belgede, “aşırı bürokratik ve formalist prosedürlerin” basitleştirilmesi ve müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiği kaydedildi.
Metinde, “gerçek bir Avrupa birliği” inşa etmek için başarı odaklı, kademeli bir entegrasyon çerçevesinde ek teşvikler sunulması gerektiği vurgulandı. Ancak iki lider de nihai hedefin daha hızlı bir tempoda tam üyelik olduğunu belirtti.
Zirveye farklı tepkiler
Aday ülkeler arasında üyelik sürecinde en ileri aşamada olan ülke Karadağ, ikinci sırada ise Arnavutluk yer alıyor. AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Karadağ’ın 2028 yılı sonunda birliğin 28. üyesi olarak kabul edilebileceğini bildirdi.
Balkan ülkelerinden girişime yönelik farklı tepkiler geldi. Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatovic, zirveyi bir “dönüm noktası” olarak nitelendirerek, “Toplantımız tüm Batı Balkan ülkeleri için yeni bir umut ve taze bir enerji sunuyor” ifadesini kullandı.
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise daha temkinli bir yaklaşım sergileyerek, bu girişimle birlikte “tartışmanın derinleştiğini” kaydetti.
Merz ve Macron’u hızlı genişleme için daha fazla çaba göstermeye çağıran Rama, Arnavutluk’un katılım tarihi hakkında ise öngörüde bulunmaktan kaçındı. Rama, “Arnavutluk’un ne zaman üye olacağını tahmin etmek imkansız. Dünyada tahmin edilemeyecek üç şey vardır: Tanrı, seks ve AB” dedi.
Brüksel yönetimi, bazı aday ülkelerin, özellikle de Sırbistan’ın Rusya ile geliştirdiği yakın ilişkileri eleştirel bir yaklaşımla izliyor. AB, Belgrad yönetimine Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılması yönünde düzenli olarak çağrı yapıyor.
Gözlemcilere göre, 2020 yılından bu yana NATO üyesi olan Kuzey Makedonya ise Sırbistan ve Çin’in nüfuz alanına girme riskiyle karşı karşıya.
Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında, özellikle Sırbistan ile Kosova ve Sırbistan ile Karadağ arasında zaman zaman yüksek gerilimler yaşanıyor.
Kosova, 2008 yılında Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etmiş ancak Belgrad bu bağımsızlık kararını tanımamıştı. Karadağ ise 2006 yılında Sırbistan ile olan devlet birliğinden ayrılarak bağımsız bir devlet olmuştu.
Avrupa
Macaristan AB fonları için anayasayı değiştiriyor

Macaristan’da iktidardaki Tisza partisi lideri Başbakan Péter Magyar öncülüğünde hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un yetkilerini sonlandıran 17. Anayasa Değişikliği paketi Ulusal Meclis’te kabul edildi. Viktor Orbán döneminin devlet kurumlarını tasfiye etmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi amaçlayan reform, Avrupa Birliği’nin dondurduğu fonları serbest bırakması için kritik bir adım.
Macaristan’da nisan ayında yapılan parlamento seçimleriyle 16 yıllık Viktor Orbán ve Fidesz iktidarının sona ermesinin ardından, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki yeni hükümet anayasal sistemi dönüştürmek için adımlarını hızlandırdı.
Macaristan Ulusal Meclisi, 13 Temmuz cumartesi günü yapılan oylamada, Orbán döneminde kurulan devlet mekanizmasını tasfiye etmeyi ve yolsuzluğu önlemeyi amaçlayan “Ateşle Temizlik” (Tűzzel tisztítás) kampanyası kapsamında hazırlanan 17. Anayasa Değişikliği paketini kabul etti.
Meclisteki oylamada 139 milletvekili kabul, 6 milletvekili ret oyu verirken, 54 milletvekili oylamaya katılmadı.
Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok’un 17 Temmuz çarşamba gününe kadar önündeki anayasa değişikliğini imzalaması ya da veto etmesi gerekiyor.
Değişiklik, doğrudan cumhurbaşkanının görev süresini de sonlandırıyor. Parlamento tarafından gizli oyla seçilen ve resmi olarak siyasi tarafsızlığı bulunan cumhurbaşkanı için Başbakan Magyar, “Orbán’ın kuklası” nitelemesini yaparak Sulyok’un tarafsız bir lider olmadığını belirtiyor.
Magyar oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu anayasayı değiştirmemek Macar milletine ihanet olurdu. Halk, Tisza’ya bu sistemi tasfiye etme yetkisi verdi” ifadesini kullandı.
Tisza hükümeti, bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa taslağı hazırlayarak 2027 yılının yaz aylarında ulusal referanduma sunmayı planlıyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok değişikliğe karşı çıkıyor
Yürürlükteki Macaristan Anayasası’na göre cumhurbaşkanı yalnızca anayasayı veya yasaları kasten ihlal ettiği ya da suç işlediği iddiasıyla parlamento tarafından başlatılan ve nihai kararı Anayasa Mahkemesinin verdiği bir azil süreciyle görevden alınabiliyor.
Yeni kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği ise mevcut cumhurbaşkanının yetkilerini derhal sonlandırırken, parlamentoya 30 gün içinde “yeni anayasa yürürlüğe girene kadar en fazla beş yıl süreyle görev yapacak” yeni bir cumhurbaşkanı seçme yetkisi tanıyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok’un yasayı beş gün içinde imzalamayı reddetmesi veya veto etmesi durumunda değişiklik otomatik olarak yürürlüğe girecek ve parlamento, cumhurbaşkanına anayasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle azil süreci başlatabilecek.
Daha önce görevinden kendi isteğiyle istifa etmeyeceğini defalarca açıklayan Sulyok, 17. Anayasa Değişikliği’ni “anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve bu düzenlemenin cumhurbaşkanlığı makamını değil, doğrudan kendisini hedef aldığını belirtti.
Cumhurbaşkanlığı makamının resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Devlet başkanı, cumhurbaşkanlığı yetkilerine hile, tehdit veya başka yollarla müdahale etmeye yönelik her türlü girişimin, yürütme organı temsilcileri tarafından anayasal düzenin ciddi bir ihlali olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır” ifadesine yer verildi.
Sulyok, temmuz ayı başında Avrupa Konseyi Venedik Komisyonuna başvurarak değişikliğin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı ilkelerine uygunluğunun incelenmesini talep etti.
Macaristan Anayasa Mahkemesine de başvuran Sulyok, Tisza partisinin meclis çoğunluğunu kullanarak gelecekte genel düzenlemeler yerine kişiye özel durumları hedef alan başka değişiklikler de yapabileceği uyarısında bulundu.
Ancak Anayasa Mahkemesindeki yedi yargıcın davadan çekilmesi üzerine Mahkeme Başkanı Péter Polt konuyu gündemden çıkardı.
Yargı ve meclis üyeliklerine yeni sınırlar getirildi
Kabul edilen 17. Anayasa Değişikliği sadece cumhurbaşkanlığı makamını değil, yüksek yargı organlarını da kapsıyor. Değişiklikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi 12 yıldan dokuz yıla indirilirken, yargıçlar için 70 yaş sınırı getiriliyor.
Ulusal Yargı Ofisi Başkanı ile Yargıtay Başkanı’nın görev süreleri de dokuz yıldan altı yıla düşürülüyor. Ayrıca, usulsüz kullanılan kamu fonlarını tespit edip devlet hazinesine geri kazandırmak amacıyla “Devlet Varlıklarını Koruma ve İade Ulusal Ofisi” adıyla yeni bir kurum oluşturuluyor.
Değişikliğin en çok tartışılan maddelerinden biri de milletvekillerinin toplam görev süresinin 12 yılla (üç parlamento dönemi) sınırlandırılması oldu.
Telex’in analizine göre, bu kuralın bir sonraki seçimlerde uygulanması halinde Orbán koalisyonu meclis grubunun yaklaşık yarısını kaybedecek ve Fidesz-KDNP ittifakından yaklaşık 25 ila 30 milletvekili yeniden seçilme hakkını yitirecek.
Fidesz partisi yetkilileri bu düzenlemeyi “anayasal demokrasinin sonu ve Macaristan’da otokrasinin başlangıcı” olarak nitelendirdi.
Tisza partisi haziran ayında da başbakanlık görevini bir kişi için her biri dörder yıllık iki dönemle sınırlayan 16. Anayasa Değişikliği’ni meclisten geçirmişti.
1990 yılından bu yana yapılan başbakanlık sürelerini de kapsayan bu düzenleme, Orbán’ın yeniden başbakan olmasını hukuken imkansız hale getiriyor.
Cumhurbaşkanı Sulyok, başbakanlık süresine sınır getirilmesinin parlamentonun serbest seçim iradesiyle tam olarak bağdaşmadığını belirtse de bu değişikliği imzalamıştı.
AB fonlarının serbest bırakılması süreci
Tisza hükümetinin gerçekleştirdiği anayasa reformu, büyük ölçüde Avrupa Komisyonunun taleplerini karşılamaya yönelik adımlardan oluşuyor.
Avrupa Komisyonu, Orbán iktidarı döneminde hukukun üstünlüğü ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Macaristan için ayrılan AB fonlarını dondurmuştu.
17. Anayasa Değişikliği ile Başbakan Magyar, Brüksel’e AB şartlarını kabul ettiği mesajını veriyor; zira değişiklikler doğrudan birliğin eleştiri odağında olan Anayasa Mahkemesi, yargı yönetimi ve kamusal denetim mekanizmalarını hedef alıyor.
Bu adımların ardından AB Konseyi, 10 Temmuz çarşamba günü Macaristan’ın Salgın Sonrası Toparlanma ve Dayanıklılık Fonu (RRF) kapsamındaki planını onaylayarak dondurulan fonların 10 milyar avroya kadar olan kısmının serbest bırakılmasını kararlaştırdı.
Bu kapsamda Budapeşte yönetimi 6,5 milyar avro hibe ve 3,5 milyar avro uygun koşullu kredi alacak.
AB, Macaristan için planlanan yaklaşık 35 milyar avroluk fonu dondurmuştu. Macaristan hükümeti ile Avrupa Komisyonu arasındaki görüşmelerin ardından mayıs ayı sonunda Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Macar yasalarındaki “belirgin ilerlemeyi” gerekçe göstererek yaklaşık 16 milyar avronun serbest bırakılmasına karar verdiklerini açıklamıştı.
Bu doğrultuda Macaristan, RRF kapsamındaki 10 milyar avronun yanı sıra Uyum Fonu’ndan da 4,2 milyar avro alacak.
Uyum Fonu’ndaki diğer 2,2 milyar avroluk kısım ise Budapeşte’nin 31 Ağustos perşembe gününe kadar taahhüt ettiği sonraki reformları tamamlaması halinde ödenecek.
Yolsuzlukla mücadele kapsamında Magyar hükümeti, kamu varlıklarını koruma ofisinin yanı sıra Orbán döneminde kurulan ve AB fonlarının harcanmasını denetleyen Dürüstlük Ofisi’nin yetkilerini de genişletti.
Ayrıca Magyar, Fidesz’in propaganda aracı olduğunu belirttiği devlet medyasının yayınını durdurma vaadini de yerine getirdi.
7 Temmuz pazar günü devlet yayıncısı MTVA’nın haber yayınları kısa süreliğine kesilerek ekranda geçmişteki yayın politikası için özür metni yayımlandı.
Diğer yandan, bazı Avrupalı insan hakları örgütleri milletvekilliği süresine sınır getirilmesini siyasi amaçlı bir adım olarak eleştiriyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Macar iş dünyası da yeni başbakanın ekonomik krizle mücadele etmek yerine mesaisini Orbán’ı eleştirmeye ve yakın çevresindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmaya harcamasından endişe duyuyor.
Yeni hükümetin verilerine göre bütçe açığı şimdiden GSYH’nin yüzde 8’ini aşmış durumda.
Başbakan Magyar bazı dış politika konularında ise Orbán’ın çizgisine yakın bir tutum sergiliyor. Magyar, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın AB katılım müzakerelerini yavaşlatarak AB Komisyonu ve AB Konseyinin bu ülkelerle ilgili ortak mektubuna karşı çıkmıştı.
Müzakerelerin başlamasını engellemeyen Magyar, yeni üyelerin birliğe hızlı kabul edilmesine karşı olduğunu belirterek “Bu durum, üyelik için yıllardır çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj gönderiyor” açıklamasını yaptı.
Macaristan ayrıca, Ankara’daki NATO zirvesinde kararlaştırılan Ukrayna’ya yönelik 70 milyar avroluk askeri yardım programına katılmayı da reddetti.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti












