Rusya
RT Genel Yayın Yönetmeni Simonyan: Bizi sansürlediler ama izleyicimiz iki katına çıktı

Batı ülkelerinin uyguladığı yoğun yaptırım ve sansür kararlarına rağmen küresel erişimini artırmaya devam eden Russia Today (RT) televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, uğradığı suikast girişimlerini, kanserle mücadelesini ve Rusya’nın küresel enformasyon savaşındaki konumunu anlattı.
Gazetecilik kariyerine henüz 19 yaşında İkinci Çeçen Savaşı’nın ön cephelerinde imza attığı haberlerle başlayan Margarita Simonyan, uluslararası medyanın en çok konuşulan figürleri arasında yer alıyor.
Henüz 25 yaşındayken Russia Today (RT) ve Sputnik’in Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Simonyan, Batılı yayın organlarının küresel tekelini kırmayı hedefleyen yayın politikasıyla yirmi yılı aşkın süredir uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmaların başlamasının ardından Batılı hükümetler ve dijital platformlar tarafından kişisel olarak yaptırım listesine alınan, kanalı küresel ölçekte erişim engellerine maruz kalan ve bu süreçte üç kez suikast girişiminden kurtulan Simonyan, yaşadığı zorlu süreci ve RT’nin yeni dönem stratejilerini Çin merkezli Guancha yayın organına verdiği özel mülakatla değerlendirdi.
“Gözlerimin önünde çocuklar can verdi”
Kariyerinin ilk yıllarında karşılaştığı trajik olayların üzerinde bıraktığı derin izlere değinen Sputnik ve Russia Today (RT) Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, Beslan rehine krizinde yaşadığı dehşeti şu sözlerle aktardı:
“O dönem meslekten uzaklaşmayı hiç düşünmedim ancak bu denli vahşi eylemlerin gerçekleştirildiği bölgelerden kaçıp uzaklaşma arzusu duyduğum anlar oldu. Yaşananların gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum. Özellikle okul binasında meydana gelen o iki büyük patlamanın ardından çocukların panik içinde sağa sola kaçışmaya başladığı anı unutamıyorum. Bazı çocuklar oracıkta, yolun ortasında can verdi, bazıları ise bedenlerinden kanlar süzülürken koşmaya devam ediyordu. Bu, insan psikolojisinin sınırlarını zorlayan korkunç bir manzaraydı.”
Yaşadığı travmanın ardından ciddi bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalandığını ve iyileşme sürecinin çok uzun sürdüğünü ifade eden Simonyan, “Eşimi dokuz ay boyunca komada kaldıktan sonra kaybettim, bir çocuğum ciddi bir hastalık geçirdi ve ben kendim de şu an kanser tedavisi görüyorum. Ne zaman kendime acımaya başlasam ya da derin bir umutsuzluğa kapılsam, aklıma hemen Beslan’da hayatı altüst olan o aileler geliyor. Orada can veren çocukların anne babaları ve hayatta kalıp engelli olarak yaşamak zorunda kalan evlatların gösterdiği o büyük dirayet, benim en zor anlarımda en büyük dayanağım oldu” dedi.
Beslan’daki ailelerle iletişimini koparmadığını vurgulayan Simonyan, “Kızlarından birini saldırıda kaybeden, diğer kızı ise ağır baş yaralanması sonucu yıllardır okuma yazmayı ve yürümeyi her gün yeniden öğrenmeye çalışan bir anneyle görüşüyorum. Bu insanlar yaşadıkları devasa acılara rağmen hala hayata gülümseyebiliyor. Bu, benim hayatım boyunca aldığım en büyük ve en anlamlı derslerden biridir” ifadelerini kullandı.
“Yönetici olarak atandığımda dehşete kapıldım”
Henüz 25 yaşındayken küresel ölçekte yayın yapması planlanan devasa bir medya ağının başına getirilmesinin kendisinde yarattığı hisleri samimiyetle paylaşan Simonyan, o günleri şu sözlerle anlattı:
“Beni bu göreve atayan insanların aklını kaçırmış olduğunu düşündüm ve büyük bir dehşete kapıldım. 25 yaşıma gireli henüz bir ay olmuştu. Rezil olmaktan, başarısızlığa uğramaktan o kadar çok korkuyordum ki benim için prestij kaybetmek ölümden daha korkunç bir senaryoydu. Bu tarifsiz kaygı yüzünden ilk birkaç yıl geceleri gözüme uyku girmedi, yılbaşı geceleri de dahil olmak üzere neredeyse aralıksız çalıştım. Zamanla işler yoluna girdi ve taşlar yerine oturdu.”
Kendisini bu göreve layık gören yetkililerin dil hakimiyetine ve mesleki geçmişine güvendiğini belirten Simonyan, “Eğitimimin bir kısmını ABD’de tamamladığım için İngilizce benim ikinci ana dilim gibidir. Ayrıca çok genç yaşlardan itibaren televizyon haberciliğinin her kademesinde çalıştım ve Kremlin muhabirliği yaptım. Ülkemizin sesini dünyaya nasıl duyurmamız gerektiğini, uluslararası politikada yaşanan gelişmeleri Batılı hedef kitleye hangi perspektiften aktaracağımızı iyi biliyordum. O dönemde küresel enformasyon alanında BBC ve CNN gibi devlerin mutlak bir hegemonyası vardı ve her iki kanal da İngiliz ve Amerikan kökenli olmalarına rağmen tamamen aynı gündemi, aynı kelimelerle servis ediyordu. Dünyada başka hiçbir şey olmuyormuş gibi tek taraflı bir yayıncılık yapıyorlardı. Biz bu tek sesliliği kırmak ve dünyada gerçekte neler yaşandığını göstermek için yola çıktık” şeklinde konuştu.
“Bize devlet propagandası diyenleri dinleyecek vaktim yok”
Yayın politikaları nedeniyle Batılı ülkeler tarafından sıklıkla “Kremlin’in propaganda aygıtı olmakla” suçlanmalarına tepki gösteren Simonyan, eleştirilere şu sözlerle yanıt verdi:
“Ben o çevrelerin eleştirilerini ciddiye almıyorum ve dinlemiyorum. ABD Dışişleri Bakanlığının devasa propaganda mekanizması mı bana devlet propagandası üzerine ders verecek? Onların ne söylediğini takip edecek vaktim dahi yok. Genç bir kadın olarak bu göreve geldiğimde pek çok önyargıyla ve şüpheyle karşılaştım. Ancak biz işimize baktık. Rusya’da popüler bir atasözünün de ifade ettiği gibi: Köpekler havlar ama kervan yürümeye devam eder.”
Muhabirlikten yöneticiliğe geçiş sürecinde edindiği tecrübeleri de aktaran Simonyan, “18 yaşında yerel bir televizyonda stajyer olarak başladığım bu sektörde, sahada çekim ekibinden bütçe yönetimine kadar her aşamada bizzat bulundum. Bizim meslekte ‘üç kişiyi başarıyla yönetebilen bir insan, yarın üç milyon insanı da yönetebilir’ anlayışı hakimdir. Benim için asıl zorlu ve yeni olan süreç, küresel televizyon yayıncılığının dağıtım mekanizmalarını çözmek ve uluslararası çalışanlarımızla ortak bir çalışma kültürü geliştirmek oldu. Farklı ülkelerden gelen meslektaşlarımızın iş disipliniyle Rus televizyonculuğunun dinamiklerini ortak bir paydada buluşturmayı başardık” dedi.
“Batı bizi yasakladıkça izleyicimiz daha çok arttı”
Ukrayna’daki askeri harekatın başlamasının ardından Batı dünyasında RT’ye uygulanan topyekun sansürün beklenenin aksine ters teptiğini öne süren Simonyan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uygulanan tüm kısıtlamalar ve yaptırımlar bizim için olumlu bir kamçı görevi gördü. Batı dünyasında her platformda yasaklanınca daha esnek, adeta bir gerilla medya tarzında, karmaşık yöntemlerle çalışmaya başladık. Sonuç olarak izleyici kitlemiz daralmak bir yana, daha da büyüdü. Batılı politikacılar ve medya kuruluşları sürekli olarak ‘her türlü engeli koymamıza rağmen RT’nin küresel erişimini nasıl engelleyemiyoruz’ diye yakınıyor. Örneğin İtalya’da yaptığımız askeri belgeseller sinema salonlarında gizli gösterimlerle izleyiciyle buluşuyor ve büyük ilgi görüyor. Resmi verilere göre, 2025 yılındaki küresel internet trafiğimiz ve izlenme oranlarımız bir önceki yıla kıyasla tam iki katına çıktı.”
Uyguladıkları alternatif yöntemlerin ayrıntılarını güvenlik gerekçesiyle paylaşamayacağını belirten Simonyan, “Şu an kullandığımız yöntemleri açıkça anlatırsam Batılı istihbarat servisleri anında o kanalları da kapatmak için harekete geçer. ABD Merkez Karşı Casusluk Ofisi ve CIA her adımımızı yakından izliyor. Ancak bizim binlerce farklı kanaldan dünyaya ulaştığımızı henüz çözebilmiş değiller. İçerik ve yayın stratejimizde ise hiçbir değişiklik yapmadık; her koşulda yalnızca doğruları ve gerçekleri aktarmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ölümden korkmuyorum, hayatımı vatanıma hizmete adadım”
Kendisine yönelik suikast tehditlerinin hayatının bir parçası haline geldiğini dile getiren Simonyan, vatanseverlik ve ölüm üzerine yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Şu ana kadar bana yönelik üç büyük suikast girişimi engellendi. Bunlardan birinde, içinde beş çocuk ve iki yaşlı kadının bulunduğu evimiz doğrudan insansız hava araçlarıyla hedef alındı. Beni doğrudan hedef alan suikast planlarının failleri şu an tutuklu ve yargı süreçleri devam ediyor. Ancak ben eski bir savaş muhabiriyim; hayatın her an son bulabileceği gerçeğine çok genç yaşta sahada alıştım. Anneme bu tehlikeleri yansıtmamak için çok uğraştım ama o bir şekilde öğrendi. Bana, ‘Eğer kızım vatanını korurken hayatını kaybederse, onunla gurur duyarım, o bir kahramandır’ dedi. Bu sözler benim için en büyük güç kaynağı oldu.”
İnançlı bir Hristiyan olduğunu ve hayattaki her şeyin Tanrı’nın iradesiyle gerçekleştiğine inandığını vurgulayan Simonyan, “İnsan sadece güzel yemekler yemek, pahalı ayakkabılar giymek ve dünyayı gezmek için mi yaşar? Bence hayatın asıl anlamı topluma ve devletine fayda sağlamaktır. Vatanımın bana duyduğu güvene layık olmak ve dünya düzeninin daha adil bir noktaya evrilmesine küçük de olsa bir katkıda bulunabilmek benim için en büyük onurdur. Eğer bu uğurda ölmem gerekiyorsa, bunu sükunetle karşılarım. Önemli olan ne zaman öleceğimiz değil, geride nasıl bir iz bırakarak göçüp gideceğimizdir” dedi.
“Çocuklarım gelecekte dünyaya Çin’in liderlik edeceğini biliyor”
Son dönemde kaleme aldığı bir makalede çocuklarının neden küçük yaşlardan itibaren Çince öğrendiğine açıklık getiren Simonyan, bu tercihin arkasındaki vizyonu şu sözlerle açıkladı:
“Çocuklarıma neden Çince öğrendiklerini sorduğumda bana doğrudan, ‘Çünkü biz büyüdüğümüz zaman dünyaya Çin liderlik edecek’ yanıtını veriyorlar. Bu analizlerinde tamamen haklılar. Çin, insanlık tarihinin en köklü ve en eski medeniyetine sahip. Kağıttan pusulaya kadar insanlık tarihini kökten değiştiren pek çok keşif Çin kültürünün bir ürünüdür. Ben şahsen Çin estetiğine, mimarisine, tasarım diline ve sanatına büyük bir hayranlık duyuyorum. Antik Yunan kültüründen çok daha önce Çin şehirlerinde yerleşik toplumsal kuralların ve düzenin bulunması bu medeniyetin büyüklüğünü kanıtlıyor.”
Çocuklarının şu an Çin’de bulunduğunu ve ülkeyi derinlemesine keşfetmeye devam ettiklerini belirten Simonyan, “Çin’in çok akıllıca kurgulanmış bir devlet sistemi, zengin bir coğrafyası ve muhteşem insanları var. Çocuklarımın ana dilleri gibi Çince konuşabilmelerini gıpta ile izliyorum. Ermeni kökenli dış görünüşlerine rağmen Çin’deki yerel halkla kusursuz bir Çince ile iletişim kurmaları beni son derece mutlu ediyor. Çin kültürü ve dili, Batı’nın içine düştüğü o rasyonellikten uzak çılgınlık sarmalına karşı çocuklarımı koruyacak en güçlü entelektüel kaledir” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Medvedev: Rusya, düşman için yük taşıyan her gemiye saldırma hakkına sahip

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Rus silahlı kuvvetlerinin operasyonlarını Karadeniz havzasının çok ötesine taşıyabilecek kapasitede olduğunu söyledi.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, düşmanın çıkarları doğrultusunda yük taşıması halinde Rusya’nın tarafsız sulardaki herhangi bir ticaret gemisine saldırma hakkına sahip olduğunu savundu.
Medvedev, Batı’nın Rus “gölge filosuna” ilişkin açıklamalarını Telegram kanalından değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Batı Avrupa gemilerinin ezici çoğunluğu da elverişli bayraklar altında seyrediyor. Peki bu ne anlama geliyor? Adil ve simetrik bir yaklaşımdan hareketle Rusya’nın, düşman bir ülkeye ait herhangi bir ticaret gemisine, sularımızda ya da tarafsız sularda, düşman için yük taşıdığına dair yeterli şüphe bulunması halinde saldırma hakkına sahip olduğu anlamına geliyor. Yani herhangi bir yük! Bu türden çok sayıda gemi var.”
Medvedev, “Silahlı kuvvetlerimiz operasyonlarını Karadeniz havzasının sınırlarının çok ötesine önemli ölçüde genişletebilecek kapasitededir” dedi ve Pasifik Filosu Komutanı Viktor Liina’nın bugün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e tam da bu konuda bilgi verdiğini ekledi.
Konunun bağlamına değinen Medvedev, “Batı Avrupalı uşakların sözde Rus gölge filosu hakkında çılgınca havladığını” söyledi ve bunun tam olarak ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.
“Burada kastedilen, Rus bayrağı taşımayan ancak bizim çıkarlarımız doğrultusunda taşımacılık yapan sıradan ticaret gemileridir. Bu tür bayraklara genellikle ‘elverişli bayrak’ ya da ‘dost bayrak’ denir. Bu, vergi ve düzenleyici maliyetleri azaltmak amacıyla bir geminin sahibinin ülkesinden farklı bir ülkede kayıt altına alındığı sistemdir” diyen Medvedev, “elverişli bayrak” ülkeleri arasında Panama, Liberya, Marshall Adaları, Bahamalar, Belize, Bermuda, Cayman Adaları, Kıbrıs, Malta ve Seyşeller’in bulunduğunu söyledi.
Medvedev, “Elbette Avrupalı yetkililerin bu tür gemileri ne 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca ne de ulusal mevzuat çerçevesinde alıkoyma hakkı vardır. Bu, düpedüz keyfiliktir” ifadelerini kullandı.
Daha önce Yujno-Sahalinsk’te, Pasifik Filosu’nun amiral gemisi olan Varyag muhafız füze kruvazöründe konuşan Putin de aynı konuya değinmişti.
Putin, bazı Batılı ülkelerin yetkililerinin uluslararası deniz hukukunu ihlal ederek uzun süredir Rus ekonomik işletmecilerine ait sivil gemilerin hareketlerini kısıtlamaya çalıştığını, son dönemde ise Rus gemilerine el koymayı ve el konulan malları satmayı değerlendirdiklerini söyledi.
Putin bunu “korsanlık ve soygun” olarak nitelendirdi ve Moskova’nın uygun gördüğü her yerde karşılık vereceğini, bunun bu tür baskınların planlandığı sularda olmak zorunda olmadığını belirtti.
Putin ayrıca Rusya Savunma Bakanlığı’na gerekli talimatları verdiğini ve bunların Pasifik Filosu komutanlığı da dahil olmak üzere ilgili komuta kademesine iletildiğini söyledi.
Rusya
Rusya’da kripto yasası yürürlüğe girerken Moskova’da gözaltılar başladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Moskova’da faaliyet gösteren dokuz kayıt dışı kripto para borsasının faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. FSB’ye göre bu borsalar, telefon dolandırıcılığıyla Rus vatandaşlarından çalınan paraların kripto paraya çevrilerek Ukrayna’daki hesaplara aktarılmasında kullanıldı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), başkent Moskova’da faaliyet gösteren dokuz kayıt dışı kripto para borsasının faaliyetlerinin durdurulduğunu açıkladı.
RBK’nin haberine göre FSB, bu borsalar üzerinden Ukraynalı dolandırıcılık çağrı merkezlerinin Rus vatandaşlarından çalınan paraları yurt dışına aktardığını ileri sürdü.
FSB’nin açıklamasına göre telefon dolandırıcılarının mağdurları önce kripto para satın almaya yönlendirildi, ardından bu fonlar Ukrayna’daki hesaplara aktarıldı.
Operasyon kapsamında kripto para borsalarında çalışanlar ve dolandırıcılık şebekesine yardım ettiği öne sürülen kişiler dahil 20’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 18 ile 25 yaş arasındaki kuryelerin de bulunduğu belirtildi.
FSB’ye göre bu kişiler dolandırılan vatandaşlardan nakit para teslim alıyor, ardından bu parayı yurt dışına aktarılmak üzere kripto para borsalarına ulaştırıyordu.
FSB’nin yayımladığı görüntülerde gözaltına alınan kişiler, işlem noktalarından her gün yaklaşık 30 müşterinin geçtiğini ve günlük ortalama işlem hacminin yaklaşık 30 milyon ruble olduğunu anlattı.
Baza’nın aktardığına göre ise günlük işlem hacmi 1 ila 2 milyon dolara kadar çıkabiliyordu.
Şüpheliler hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 4. fıkrası uyarınca “özellikle büyük çaplı dolandırıcılık” suçlamasıyla ceza soruşturması başlatıldı. Şüpheliler 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya bulunuyor.
Operasyon yeni kripto para yasasıyla aynı döneme denk geldi
Operasyonlar, Rusya’da kripto para piyasasının yasallaştırılmaya başlanmasıyla aynı dönemde gerçekleştirildi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kripto paraların dolaşımına ilişkin kuralları belirleyen “Dijital Paralar ve Dijital Haklar Hakkında Kanun”u imzaladı.
Yasanın büyük bölümü 1 Eylül 2026’da yürürlüğe girecek. 1 Temmuz 2027’den itibaren ise dijital para işlemlerinin yalnızca düzenlemeye tabi aracı kuruluşlar üzerinden yapılması gerekecek.
Yeni düzenlemeye göre Rusya içinde mal, iş ve hizmet ödemelerinde kripto para kullanılması yasak olmaya devam edecek.
İstisnalar ise dış ekonomik faaliyetlerdeki ödemeler, madencilere yapılacak ödemeler, ağ komisyonları ile dijital para ve dijital haklara ilişkin işlemler için öngörülüyor.
Kripto para işlemi yapacak yatırımcıların ayrıca bir değerlendirme testinden geçmesi gerekecek.
Rusya Merkez Bankası verilerine göre piyasanın yaklaşık yüzde 98’ini oluşturan niteliksiz yatırımcılar için tek bir aracı kurum üzerinden yıllık en fazla 300 bin ruble işlem limiti uygulanacak.
Rusya
Ukrayna dronları Wildberries deposunu iki haftada ikinci kez vurdu

Ukrayna dronları 7 Ağustos sabahı Yekaterinburg’daki Wildberries lojistik kompleksini vurdu; saldırının ardından yangın çıktı ve mevcut sevkiyatların kabulü geçici olarak sınırlandırıldı. Sverdlovsk Bölgesi Valisi Denis Pasler, hava savunma kuvvetlerinin sekiz dronu imha ettiğini, bunlardan üçünün lojistik merkezinin çatısına düştüğünü ve yaralanan olmadığını açıkladı.
Ukrayna dronları 7 Ağustos sabahı Yekaterinburg’daki Wildberries lojistik kompleksini vurdu. Şirketin basın servisi, saldırı nedeniyle yangın çıktığını, tesiste önceden tahliye yapıldığını ve mevcut sevkiyatların kabulünün geçici olarak sınırlandırıldığını bildirdi.
Wildberries’in açıklamasında, “Saldırı nedeniyle yangın çıktı. Tesiste önceden tahliye yapıldı. Mevcut sevkiyatların kabulü geçici olarak sınırlandırıldı” denildi.
Sverdlovsk Bölgesi Valisi Denis Pasler, hava savunma kuvvetlerinin sekiz dronu imha ettiğini, ancak bunlardan üçünün lojistik merkezinin “çatısına düştüğünü” açıkladı. Pasler, “Yaralanan olmadı” dedi.
Rusya Devlet Başkanı’nın Ural Federal Bölgesi tam yetkili temsilcisi Artyom Joga ise depodan 800 kişinin tahliye edildiğini belirtti.
Bu, Yekaterinburg’daki lojistik merkezine son iki haftada düzenlenen ikinci saldırı oldu. Depo, 25 Temmuz’daki dron saldırısından sonra da çalışmalarını durdurmuştu. O saldırıda da çalışanlar tahliye edilmiş, kimse yaralanmamıştı.
25 Temmuz’daki saldırı, deponun yanındaki otoparka isabet etti. Sverdlovsk Bölgesi Valisi, dron “enkazının düşmesi sonucunda” yaklaşık 300 metrekarelik alanda araçların alev aldığını açıklamıştı.
Yekaterinburg’daki Wildberries deposu, şirketin en büyük tesisleri arasında yer alıyor. 150 bin metrekarelik kompleks, günde 3 milyona kadar ürünü işleyebiliyor ve yaklaşık 120 milyon ürünü depolayabiliyor.
Rusya’da asimetrik İHA saldırılarının makroekonomik sonuçları
Wildberries’in yaklaşık 20 lojistik merkezi saldırıya uğradı
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Wildberries’in lojistik altyapısını 18 Temmuz’da vurmaya başladı. Verstka’nın hesaplamasına göre, Ağustos başı itibarıyla saldırıya uğrayan depoların toplam alanı 1,5 milyon metrekareyi aştı. Bu, e-ticaret platformunun toplam depo kapasitesinin yüzde 27’sine karşılık geliyor.
Toplamda yaklaşık 20 lojistik merkezi saldırıya uğradı. Bunlar arasında Elektrostal, Krasnodar, Nevinnomıssk, Voronej ve St. Petersburg’daki tesisler de bulunuyor. Bu merkezlerin en az 14’ü yandı.
The Bell’e konuşan e-ticaret sektöründeki kaynaklar, saldırılar nedeniyle Wildberries’in doğrudan zararının 100 ila 200 milyar rubleyi aşabileceğini söyledi. Aynı kaynaklar şirketin toplam para ihtiyacını 1,3 trilyon ruble olarak tahmin etti.
Wildberries’in cirosu da satıcıların ayrılması nedeniyle şimdiden dörtte bir oranında azaldı. Ayrılan satıcıların çoğunun ürünlerini ve işlerini kaybettiği belirtildi.
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Ortadoğu2 gün önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta öncePekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor
Ortadoğu2 hafta önceYemen güçleri Saada semalarında Suudi Arabistan’a ait Vestel Karayel İHA’sını vurdu
Asya1 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi











