Rusya
RT Genel Yayın Yönetmeni Simonyan: Bizi sansürlediler ama izleyicimiz iki katına çıktı

Batı ülkelerinin uyguladığı yoğun yaptırım ve sansür kararlarına rağmen küresel erişimini artırmaya devam eden Russia Today (RT) televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, uğradığı suikast girişimlerini, kanserle mücadelesini ve Rusya’nın küresel enformasyon savaşındaki konumunu anlattı.
Gazetecilik kariyerine henüz 19 yaşında İkinci Çeçen Savaşı’nın ön cephelerinde imza attığı haberlerle başlayan Margarita Simonyan, uluslararası medyanın en çok konuşulan figürleri arasında yer alıyor.
Henüz 25 yaşındayken Russia Today (RT) ve Sputnik’in Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilen Simonyan, Batılı yayın organlarının küresel tekelini kırmayı hedefleyen yayın politikasıyla yirmi yılı aşkın süredir uluslararası kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmaların başlamasının ardından Batılı hükümetler ve dijital platformlar tarafından kişisel olarak yaptırım listesine alınan, kanalı küresel ölçekte erişim engellerine maruz kalan ve bu süreçte üç kez suikast girişiminden kurtulan Simonyan, yaşadığı zorlu süreci ve RT’nin yeni dönem stratejilerini Çin merkezli Guancha yayın organına verdiği özel mülakatla değerlendirdi.
“Gözlerimin önünde çocuklar can verdi”
Kariyerinin ilk yıllarında karşılaştığı trajik olayların üzerinde bıraktığı derin izlere değinen Sputnik ve Russia Today (RT) Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan, Beslan rehine krizinde yaşadığı dehşeti şu sözlerle aktardı:
“O dönem meslekten uzaklaşmayı hiç düşünmedim ancak bu denli vahşi eylemlerin gerçekleştirildiği bölgelerden kaçıp uzaklaşma arzusu duyduğum anlar oldu. Yaşananların gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum. Özellikle okul binasında meydana gelen o iki büyük patlamanın ardından çocukların panik içinde sağa sola kaçışmaya başladığı anı unutamıyorum. Bazı çocuklar oracıkta, yolun ortasında can verdi, bazıları ise bedenlerinden kanlar süzülürken koşmaya devam ediyordu. Bu, insan psikolojisinin sınırlarını zorlayan korkunç bir manzaraydı.”
Yaşadığı travmanın ardından ciddi bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalandığını ve iyileşme sürecinin çok uzun sürdüğünü ifade eden Simonyan, “Eşimi dokuz ay boyunca komada kaldıktan sonra kaybettim, bir çocuğum ciddi bir hastalık geçirdi ve ben kendim de şu an kanser tedavisi görüyorum. Ne zaman kendime acımaya başlasam ya da derin bir umutsuzluğa kapılsam, aklıma hemen Beslan’da hayatı altüst olan o aileler geliyor. Orada can veren çocukların anne babaları ve hayatta kalıp engelli olarak yaşamak zorunda kalan evlatların gösterdiği o büyük dirayet, benim en zor anlarımda en büyük dayanağım oldu” dedi.
Beslan’daki ailelerle iletişimini koparmadığını vurgulayan Simonyan, “Kızlarından birini saldırıda kaybeden, diğer kızı ise ağır baş yaralanması sonucu yıllardır okuma yazmayı ve yürümeyi her gün yeniden öğrenmeye çalışan bir anneyle görüşüyorum. Bu insanlar yaşadıkları devasa acılara rağmen hala hayata gülümseyebiliyor. Bu, benim hayatım boyunca aldığım en büyük ve en anlamlı derslerden biridir” ifadelerini kullandı.
“Yönetici olarak atandığımda dehşete kapıldım”
Henüz 25 yaşındayken küresel ölçekte yayın yapması planlanan devasa bir medya ağının başına getirilmesinin kendisinde yarattığı hisleri samimiyetle paylaşan Simonyan, o günleri şu sözlerle anlattı:
“Beni bu göreve atayan insanların aklını kaçırmış olduğunu düşündüm ve büyük bir dehşete kapıldım. 25 yaşıma gireli henüz bir ay olmuştu. Rezil olmaktan, başarısızlığa uğramaktan o kadar çok korkuyordum ki benim için prestij kaybetmek ölümden daha korkunç bir senaryoydu. Bu tarifsiz kaygı yüzünden ilk birkaç yıl geceleri gözüme uyku girmedi, yılbaşı geceleri de dahil olmak üzere neredeyse aralıksız çalıştım. Zamanla işler yoluna girdi ve taşlar yerine oturdu.”
Kendisini bu göreve layık gören yetkililerin dil hakimiyetine ve mesleki geçmişine güvendiğini belirten Simonyan, “Eğitimimin bir kısmını ABD’de tamamladığım için İngilizce benim ikinci ana dilim gibidir. Ayrıca çok genç yaşlardan itibaren televizyon haberciliğinin her kademesinde çalıştım ve Kremlin muhabirliği yaptım. Ülkemizin sesini dünyaya nasıl duyurmamız gerektiğini, uluslararası politikada yaşanan gelişmeleri Batılı hedef kitleye hangi perspektiften aktaracağımızı iyi biliyordum. O dönemde küresel enformasyon alanında BBC ve CNN gibi devlerin mutlak bir hegemonyası vardı ve her iki kanal da İngiliz ve Amerikan kökenli olmalarına rağmen tamamen aynı gündemi, aynı kelimelerle servis ediyordu. Dünyada başka hiçbir şey olmuyormuş gibi tek taraflı bir yayıncılık yapıyorlardı. Biz bu tek sesliliği kırmak ve dünyada gerçekte neler yaşandığını göstermek için yola çıktık” şeklinde konuştu.
“Bize devlet propagandası diyenleri dinleyecek vaktim yok”
Yayın politikaları nedeniyle Batılı ülkeler tarafından sıklıkla “Kremlin’in propaganda aygıtı olmakla” suçlanmalarına tepki gösteren Simonyan, eleştirilere şu sözlerle yanıt verdi:
“Ben o çevrelerin eleştirilerini ciddiye almıyorum ve dinlemiyorum. ABD Dışişleri Bakanlığının devasa propaganda mekanizması mı bana devlet propagandası üzerine ders verecek? Onların ne söylediğini takip edecek vaktim dahi yok. Genç bir kadın olarak bu göreve geldiğimde pek çok önyargıyla ve şüpheyle karşılaştım. Ancak biz işimize baktık. Rusya’da popüler bir atasözünün de ifade ettiği gibi: Köpekler havlar ama kervan yürümeye devam eder.”
Muhabirlikten yöneticiliğe geçiş sürecinde edindiği tecrübeleri de aktaran Simonyan, “18 yaşında yerel bir televizyonda stajyer olarak başladığım bu sektörde, sahada çekim ekibinden bütçe yönetimine kadar her aşamada bizzat bulundum. Bizim meslekte ‘üç kişiyi başarıyla yönetebilen bir insan, yarın üç milyon insanı da yönetebilir’ anlayışı hakimdir. Benim için asıl zorlu ve yeni olan süreç, küresel televizyon yayıncılığının dağıtım mekanizmalarını çözmek ve uluslararası çalışanlarımızla ortak bir çalışma kültürü geliştirmek oldu. Farklı ülkelerden gelen meslektaşlarımızın iş disipliniyle Rus televizyonculuğunun dinamiklerini ortak bir paydada buluşturmayı başardık” dedi.
“Batı bizi yasakladıkça izleyicimiz daha çok arttı”
Ukrayna’daki askeri harekatın başlamasının ardından Batı dünyasında RT’ye uygulanan topyekun sansürün beklenenin aksine ters teptiğini öne süren Simonyan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Uygulanan tüm kısıtlamalar ve yaptırımlar bizim için olumlu bir kamçı görevi gördü. Batı dünyasında her platformda yasaklanınca daha esnek, adeta bir gerilla medya tarzında, karmaşık yöntemlerle çalışmaya başladık. Sonuç olarak izleyici kitlemiz daralmak bir yana, daha da büyüdü. Batılı politikacılar ve medya kuruluşları sürekli olarak ‘her türlü engeli koymamıza rağmen RT’nin küresel erişimini nasıl engelleyemiyoruz’ diye yakınıyor. Örneğin İtalya’da yaptığımız askeri belgeseller sinema salonlarında gizli gösterimlerle izleyiciyle buluşuyor ve büyük ilgi görüyor. Resmi verilere göre, 2025 yılındaki küresel internet trafiğimiz ve izlenme oranlarımız bir önceki yıla kıyasla tam iki katına çıktı.”
Uyguladıkları alternatif yöntemlerin ayrıntılarını güvenlik gerekçesiyle paylaşamayacağını belirten Simonyan, “Şu an kullandığımız yöntemleri açıkça anlatırsam Batılı istihbarat servisleri anında o kanalları da kapatmak için harekete geçer. ABD Merkez Karşı Casusluk Ofisi ve CIA her adımımızı yakından izliyor. Ancak bizim binlerce farklı kanaldan dünyaya ulaştığımızı henüz çözebilmiş değiller. İçerik ve yayın stratejimizde ise hiçbir değişiklik yapmadık; her koşulda yalnızca doğruları ve gerçekleri aktarmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Ölümden korkmuyorum, hayatımı vatanıma hizmete adadım”
Kendisine yönelik suikast tehditlerinin hayatının bir parçası haline geldiğini dile getiren Simonyan, vatanseverlik ve ölüm üzerine yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Şu ana kadar bana yönelik üç büyük suikast girişimi engellendi. Bunlardan birinde, içinde beş çocuk ve iki yaşlı kadının bulunduğu evimiz doğrudan insansız hava araçlarıyla hedef alındı. Beni doğrudan hedef alan suikast planlarının failleri şu an tutuklu ve yargı süreçleri devam ediyor. Ancak ben eski bir savaş muhabiriyim; hayatın her an son bulabileceği gerçeğine çok genç yaşta sahada alıştım. Anneme bu tehlikeleri yansıtmamak için çok uğraştım ama o bir şekilde öğrendi. Bana, ‘Eğer kızım vatanını korurken hayatını kaybederse, onunla gurur duyarım, o bir kahramandır’ dedi. Bu sözler benim için en büyük güç kaynağı oldu.”
İnançlı bir Hristiyan olduğunu ve hayattaki her şeyin Tanrı’nın iradesiyle gerçekleştiğine inandığını vurgulayan Simonyan, “İnsan sadece güzel yemekler yemek, pahalı ayakkabılar giymek ve dünyayı gezmek için mi yaşar? Bence hayatın asıl anlamı topluma ve devletine fayda sağlamaktır. Vatanımın bana duyduğu güvene layık olmak ve dünya düzeninin daha adil bir noktaya evrilmesine küçük de olsa bir katkıda bulunabilmek benim için en büyük onurdur. Eğer bu uğurda ölmem gerekiyorsa, bunu sükunetle karşılarım. Önemli olan ne zaman öleceğimiz değil, geride nasıl bir iz bırakarak göçüp gideceğimizdir” dedi.
“Çocuklarım gelecekte dünyaya Çin’in liderlik edeceğini biliyor”
Son dönemde kaleme aldığı bir makalede çocuklarının neden küçük yaşlardan itibaren Çince öğrendiğine açıklık getiren Simonyan, bu tercihin arkasındaki vizyonu şu sözlerle açıkladı:
“Çocuklarıma neden Çince öğrendiklerini sorduğumda bana doğrudan, ‘Çünkü biz büyüdüğümüz zaman dünyaya Çin liderlik edecek’ yanıtını veriyorlar. Bu analizlerinde tamamen haklılar. Çin, insanlık tarihinin en köklü ve en eski medeniyetine sahip. Kağıttan pusulaya kadar insanlık tarihini kökten değiştiren pek çok keşif Çin kültürünün bir ürünüdür. Ben şahsen Çin estetiğine, mimarisine, tasarım diline ve sanatına büyük bir hayranlık duyuyorum. Antik Yunan kültüründen çok daha önce Çin şehirlerinde yerleşik toplumsal kuralların ve düzenin bulunması bu medeniyetin büyüklüğünü kanıtlıyor.”
Çocuklarının şu an Çin’de bulunduğunu ve ülkeyi derinlemesine keşfetmeye devam ettiklerini belirten Simonyan, “Çin’in çok akıllıca kurgulanmış bir devlet sistemi, zengin bir coğrafyası ve muhteşem insanları var. Çocuklarımın ana dilleri gibi Çince konuşabilmelerini gıpta ile izliyorum. Ermeni kökenli dış görünüşlerine rağmen Çin’deki yerel halkla kusursuz bir Çince ile iletişim kurmaları beni son derece mutlu ediyor. Çin kültürü ve dili, Batı’nın içine düştüğü o rasyonellikten uzak çılgınlık sarmalına karşı çocuklarımı koruyacak en güçlü entelektüel kaledir” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Rosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü

Milletlerarası Ticaret Odası Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Finlandiya merkezli Fennovoima şirketinin Hanhikivi-1 Nükleer Güç Santrali inşaat sözleşmesini tek taraflı feshini hukuka aykırı buldu. Tarafların tahkim sürecinde karşılıklı milyarlarca avroluk tazminat talepleri yer alırken projenin toplam maliyeti 7 ila 7,5 milyar avro düzeyindeydi.
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Finlandiya merkezli Fennovoima şirketinin Hanhikivi-1 Nükleer Güç Santrali’nin inşasına ilişkin sözleşmeyi tek taraflı feshini hukuka aykırı buldu.
Strana Rosatom yayın organının Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) Genel Müdürü Aleksey Lihaçov’un açıklamasına dayandırdığı habere göre mahkeme, feshin gerçekleştiği tarih itibarıyla projenin dinamik biçimde ilerlediği ve Rosatom bünyesindeki şirketlerin santralin inşaat lisansını alma yolunda somut ilerleme kaydettiği sonucuna vardı.
Kararı değerlendiren Lihaçov, “Bugünkü zafer önemli fakat nihai bir nitelik taşımıyor. Farklı yargı mercilerinde Finlandiya projesine ilişkin haklılığımızı savunmayı sürdüreceğiz. Aynı zamanda şunu da eklemek isterim ki şayet mahkemelerde davalaşmak yerine projeyi ortaklaşa hayata geçirmeye devam etseydik Finlandiya en modern nükleer güç santraline kavuşacak, bununla birlikte ucuz ve yeşil elektrik elde edecekti” ifadelerini kullandı.
Rosatom temsilcileri, Finlandiya tarafından tahsil edilecek nihai tazminat ve alacak tutarlarının tamamlanan tüm yargı süreçlerinin ardından netleşeceğini bildirdi.
Rosatom ile Fennovoima, Hanhikivi-1 Nükleer Güç Santrali’nin inşasına yönelik sözleşmeyi 2013 yılında imzaladı.
Finlandiya’nın kuzeyinde kurulması planlanan tek reaktörlü santral projesinin toplam maliyetinin 7 ila 7,5 milyar avro seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyordu.
Finlandiya resmi makamlarının inşaat iznini verme süreci birkaç yıl gecikti. Fennovoima ise 2022 yılının ilkbaharında sözleşmeyi feshettiğini duyurdu.
Nükleer güç santrali inşaatının siparişçisi ve ana işvereni konumundaki şirket, Ukrayna’daki askeri harekatın proje risklerini tırmandırdığını ve lojistik tedarik zincirlerinin çoğunun kesintiye uğradığını gerekçe gösterdi.
Sözleşmenin feshine yönelik hukuki bir zemin görmediğini kaydeden Rosatom yetkilileri ise tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiklerini vurgulayarak Finlandiya tarafına fatura çıkaracaklarını ilan etti.
Yürütülen tahkim yargılaması kapsamında iki şirket karşılıklı olarak milyarlarca avroluk tazminat talebinde bulundu. Süreçte Fennovoima yaklaşık 2 milyar avro talep ederken Rosatom’un karşı talepleri 3 milyar avroyu buldu.
Rosatom, 2023 yılında uluslararası tahkim mekanizması üzerinden yeni bir adım atarak Finlandiya’daki Hanhikivi-1 Nükleer Güç Santrali’nin siparişçisine sağlanan 920,5 milyon avro tutarındaki kredinin vaktinden önce geri ödenmesini talep etti.
Genel Müdür Lihaçov, geçen yılın mayıs ayında yaptığı açıklamada nükleer santral projesindeki işbirliğinden çekilme sebebiyle oluşan zararları yargı yoluyla Finlandiya’dan tazmin ettirme niyetinde olduklarını kaydetmişti.
Lihaçov, söz konusu dönemde yaptığı değerlendirmede “Finlandiya hükümeti projeden sürekli kaçındı, Finlandiya iş dünyasının ise bu projeyi savunacak gücü ve imkanları yetmedi” diye konuşmuştu.
Rusya
Rusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı

Rusya hükümeti, Putin ile Trump arasındaki görüşmelerin ardından dizel yakıt ihracatındaki yasağı kısmen kaldırdı. İlk aşamada küresel pazara 500 bin ton dizel sevkiyatı yapılacağı açıklanırken, ABD yönetimi de Rus dizel operasyonlarına yönelik kısıtlamaları geçici olarak askıya aldı.
Rusya, Ukrayna krizi ve enerji piyasalarına yönelik atılan adımlar kapsamında kısmi olarak yürürlükten kaldırdığı dizel ihracat yasağı çerçevesinde küresel pazara 500 bin ton dizel yakıt sevkiyatı yapacağını duyurdu.
Rusya hükümetinden yapılan açıklamada, söz konusu kararın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump arasında varılan mutabakatlar uyarınca hayata geçirildiği bildirildi.
10 Ekim itibarıyla yürürlüğe giren karar doğrultusunda ilk aşamada dünya piyasasına 500 bin ton dizel yakıt tedarik edileceği belirtildi.
Hükümet açıklamasında, “İptal edilen kararın ardından Rus petrol şirketleri, hükümetle koordinasyon içinde yabancı iş ortaklarıyla dizel yakıt tedarik sözleşmelerini imzalamaya derhal başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, alınan kararın Rus tüketicilerin çıkarlarını etkilemeyeceğini vurguladı.
Dizel yakıtın Rusya’daki rafinerilerde Rus petrolünden üretildiğini kaydeden Novak, üretim hacimlerinin hem iç piyasanın tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaya hem de belirtilen miktarlarda dünya pazarına sevkiyat yapmaya elverişli olduğunu bildirdi.
Rusya’da dizel yakıt ihracatına yönelik yasak ilk olarak 31 Ocak 2026 tarihinde yalnızca üretici olmayan şirketleri kapsayacak şekilde yürürlüğe konulmuştu.
Hükümet, 9 Temmuz itibarıyla kısıtlamaları doğrudan üreticileri de kapsayacak şekilde genişleterek sertleştirmişti. Daha önce ekim ayı sonuna kadar uzatıldığı duyurulan yasak, güncel gelişmeler doğrultusunda kısmen esnetildi.
Vladimir Putin ve Donald Trump, 9 Ekim tarihinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Bu görüşmenin ardından ABD Başkanı Trump, Rus dizelinin tedariki konusunda anlaşmaya varıldığını duyurmuştu.
Trump, Rusya’nın ilk etapta Amerikan ve dünya piyasalarına 300 bin tondan fazla, kasım ayında 500 bin ton ve bu dönemin ardından 1 milyon ton yakıt göndermeyi kabul ettiğini açıklamıştı.
Trump ayrıca ilerleyen süreçte 3 milyon tonluk ilave sevkiyatın daha yapılabileceğini ve bu anlaşmanın dizel yakıt fiyatlarını hızla düşürmesini beklediklerini ifade etmişti.
Görüşmenin ardından ABD Hazine Bakanlığı, Trump’ın talimatıyla yaptırımlar nedeniyle daha önce yasaklanan Rus dizel yakıtı operasyonlarını ve ABD’ye sevkiyatları 7 Nisan 2027 tarihine kadar muaf tutan geçici bir genel lisans yayımladı.
Putin ise görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Rusya’nın Amerikan ve küresel pazarlara petrol ile petrol ürünleri tedarik etmeye hazır olduğunu teyit ederek bunun küresel ekonomiye olumlu yansıyacağını belirtti.
Putin ayrıca iki liderin Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne yönelik ihtimalleri, İran çevresindeki durumu ve ikili ilişkileri ele aldığını, başkanlık iddiaları, istihbarat teşkilatları ve diğer kurumlar aracılığıyla temasların sürdürülmesinde mutabakata varıldığını kaydetti.
Görüşmenin ardından Novak’ın ofisinden yapılan açıklamada, Rusya’nın ekim ayı içinde ABD’ye dizel sevk etmeye hazır olduğu bildirildi.
Novak, kasım ve aralık aylarında rafinerilerin bakım çalışmalarından çıkmasıyla birlikte ihracat hacminin artırılabileceğini belirtti.
Novak ayrıca Moskova’nın, Washington’ın küresel enerji piyasasının istikrara kavuşturulması ve enerji ticaretinin normalleştirilmesi yönündeki adımlarını olumlu değerlendirdiğini aktardı.
Rusya
Telegram kanalı Rıbar’ın kurucusu Mihail Zvinçuk Karadağ’da gözaltına alındı

Rus Telegram kanalı Rıbar’ın kurucusu Mihail Zvinçuk ve ekibi, Karadağ’da AB entegrasyonu belgeseli çekme şüphesiyle yürütülen polis operasyonunda gözaltına alındı. Operasyonun Risan kentinde düzenlendiği ve Zvinçuk’un eşi dahil beş kişinin alıkonulduğu aktarılırken, ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce proje yöneticileri hakkında 10 milyon dolarlık bilgi ödülü duyurmuştu.
Rusya merkezli “Rıbar” (Rybar) adlı Telegram kanalının kurucusu Mihail Zvinçuk ve beraberindeki çalışanlar Karadağ’da gözaltına alındı.
Karadağ’da yayımlanan Vijesti gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Zvinçuk, ülkenin Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonu ile bu sürecin Karadağ turizmi ve ekonomisi üzerindeki etkilerine dair çekim yaptığı şüphesiyle alıkonuldu.
Haberde, Rıbar temsilcilerinin Karadağ’ın vize politikasını AB standartlarına uyarlama kararı üzerine bir belgesel çekmeyi planladığı kaydedildi.
Haberde ayrıca Karadağ istihbarat birimlerinin proje temsilcilerinin ülkeye gelişinden haberdar olduğu ve ekibi birkaç gün boyunca takip ettiği aktarıldı.
Operasyonun Karadağ polisi ile Ulusal Güvenlik Ajansı işbirliğinde yürütüldüğü bildirildi.
Zvinçuk ve beraberindekilerin 9 Ekim sabahı Karadağ’ın Risan kentinde gözaltına alındığı belirtildi.
Yakalananlar arasında Zvinçuk’un eşi ve projenin çalışanı Valeriya Zvinçuk ile üç kişinin daha yer aldığı kaydedildi.
Rıbar ekibi suçlamaları reddetti
Rıbar ekibi, kurucuları dahil Rus vatandaşlarının gözaltına alındığını doğrulayarak ülkede yasal gerekçelerle kaldıklarını ve yerel yasaları ihlal etmediklerini açıkladı.
Proje temsilcileri, Çetinye Manastırı’nda çekim yapmayı planladıklarını ve bunun için önceden resmi başvuruda bulunduklarını ifade etti. Ekip, Rusya Dışişleri Bakanlığı ile iletişim halinde olduklarını ve gözaltındakilerin serbest bırakılmasını beklediklerini duyurdu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Karadağ’daki Rusya Büyükelçiliğinin olayın ayrıntılarını araştırdığını bildirdi.
Bünyesinde Telegram kanalı, Rutube kanalı ve VKontakte topluluğu barındıran Rıbar projesi, internet sitesinde hedefini “Basit ve etkili bir şekilde bilgi savaşı yürütmeyi ve Rusya’yı doğru taraftan göstermeyi biliyoruz” ifadeleriyle tanımlıyor.
Şirketleşme adımı Mart 2023’te atılan “Rıbar” limited şirketinin genel müdürü ve kurucu ortağı Mihail Zvinçuk olurken, eşi Valeriya Zvinçuk da üç kurucu ortaktan biri olarak kayıtlarda yer alıyor.
Şirketin ana faaliyet alanı reklam ajansı hizmetleri, gazete basımı ve diğer matbaacılık faaliyetleri olarak belirtiliyor.
ABD ve İngiltere’nin yaptırım listesindeydi
ABD Dışişleri Bakanlığı, Ekim 2024’te Rıbar ile bağlantılı kişilerin tespit edilmesini veya yerlerinin belirlenmesini sağlayacak bilgiler için 10 milyon dolara kadar ödül koymuştu.
Yayımlanan listede Mihail Zvinçuk’un yanı sıra kurumun “kreatif direktör” olarak tanımladığı Valeriya Zvinçuk da yer almıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, projenin “ABD seçimlerine müdahale faaliyetlerinde yer aldığını” kaydetmişti.
İngiltere yönetimi ise 9 Aralık 2025’te Zvinçuk ile Rıbar projesine yönelik yaptırım kararı almış, Temmuz 2026’da kısıtlamaları projenin 10 yönetici ve çalışanını kapsayacak şekilde genişletmişti. Yaptırımlar varlıkların dondurulmasını ve seyahat yasağını kapsıyor.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını7 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor










