Asya
Rusya ile Hindistan arasındaki petrol pazarlığını kim kazanacak?

Hindistan, iki aydır Rusya’dan birinci sınıf petrol (ESPO ve Sokol cinsi) almıyor. Batı, Rusya’nın ihracatının çökmesini bekliyor ama gerçekte böyle bir şey olmuyor. Rus petrolündeki indirim azaldığı için Hindistan sadece Rusya’dan ek tercihler konusunda pazarlık yapıyor.
Hindistan iki aydır Kozmino limanından Rus ESPO premium sınıf petrol almıyor. Bu, Doğu Sibirya-Pasifik Okyanusu (ESPO) boru hattı için tasarlanan kalite olarak biliniyor. Normalde ESPO petrolü, 2023’te ortalama 800 bin varil tüketen Çin’de popülerdi. Ancak 2022’den bu yana Hindistan da ESPO petrolü satın almaya başladı. 2023 yılında alımlar günlük 60 bin varilden 95 bin varile çıktı.
Ancak Kommersant’ın haberine göre, ESPO derecesinin reddedilmesiyle birlikte Hindistan, Sahalin merkezli Sokol petrolünün alımını da askıya aldı. Batı basını, Aralık 2023’ten bu yana Hindistan’ın Rus petrolü alımlarında bir düşüş olduğunu belirtiyor. Hindistan neden bazı sınıflarda Rus petrolü alımını durdurması, ABD yaptırımlarından duyulan korkuyla açıklandı.
Rusya Finans Üniversitesi ve Ulusal Enerji Güvenliği Fonu uzmanı İgor Yuşkov, Vzglyad gazetesine verdiği mülakatta Hindistan’ın, ABD’nin bazı tankerlere karşı uyguladığı yeni yaptırımları müzakerelerde bir argüman olarak kullanarak Rusya’dan ek indirim alma konusunda pazarlık yaptığını belirtti.
‘ABD, Rusya ile pazarlıklarında Hindistan ile birlikte hareket etmeye çalışıyor’
Yuşkov şunları söyledi: “ABD yeni yaptırımlar uyguladığında, yaptırım uygulanan bir tankerin artık çalışmayacağını ya da tavan fiyatın derhal çalışacağını beklemez. Amaçları Rus petrolünün arzını durdurmak değil, zira bu dünya pazarında bir kıtlığa ve daha yüksek fiyatlara yol açar ve net bir petrol ithalatçısı olarak ABD’nin kendisi de bundan zarar görür. ABD’nin maksadı Rus petrolünü ihraç etmenin maliyetini artırmak. Buna alıcılara daha uygun fiyatlar için pazarlık yapma bahanesi vermek ya da tanker sahiplerine, gölge filodaki bir tankerin sahibi olsa bile, navlun maliyetini yükseltme bahanesi vermek de dahil. ABD bunu Hindistan ile müzakere etmiyor ama bir yerlerde ABD, Rusya ile pazarlıklarında Hindistan ile birlikte hareket etmeye çalışıyor.”
Uzmanlar, Hindistan’ın ek tercihler için pazarlık yapmasının pek mümkün olmadığını söylüyor.
Rus kredi derecelendirme kuruluşu NRA’nın genel müdürü Sergey Grişunin, “2022 sonunda yüzde 17 ila 20 olan indirimler şu anda yüzde 7 ila 10 seviyesinde. Çünkü ürünlerin tadı kaçtı ve yaptırımları aşmak için giderek daha fazla yöntem ortaya çıkıyor,” yorumunu yaptı.
Freedom Finance Global analisti Vladimir Çernov ise, “Hindistan’ın Rusya’yı birinci sınıf ham petrol fiyatlarını varil başına 60 dolar olan tavan fiyatın altına düşürmeye zorlaması pek mümkün görünmüyor. Bu kaliteler hiçbir zaman tavan fiyatın altında işlem görmedi ve Asya-Pasifik bölgesinde yüksek talep görüyor. ESPO’nun kükürt oranı yüzde 0,6’nın altındayken, Ural petrolünün kükürt oranı, yüzde 1,2 ila 1,4’le bunun iki katı,” diye konuştu.
Bununla beraber Hindistan’ın ESPO petrolü için aslında Çin ile rekabet ettiği değerlendirmesini yapan Yuşkov, “Hindistan ezici bir çoğunlukla Rus Ural petrolünü, yani eskiden Avrupa pazarına giden miktarları satın aldı ve almaya devam ediyor. Ve ESPO petrolü esasen Çin için tasarlanmıştı. Fakat Çin’in koronavirüs kısıtlamalarını henüz kaldırmadığı ve daha az aktif olduğu 2022’de Hindistan da periyodik olarak ESPO almaya başladı. Ancak 2023’ün başlarında Pekin kısıtlamaları kaldırdı,” dedi.
‘Hindistan alımlarını azalttı diye petrol ihracatımızı azaltmadık’
Yeni Delhi’nin Moskova ile yaptığı fiyat pazarlığının bir noktasında Pekin’in ortaya çıktığına dikkat çeken Yuşkov, şu ifadeleri kullandı: “Şimdi Hindistan’ın ESPO ve Sokol petrol alımları azaldı ama bu Rusya için kesinlikle bir felaket değil. Hindistan alımlarını azalttı diye petrol ihracatımızı azaltmadık. Biz sadece bu hacimleri başka pazarlara yönlendirdik, hepsi bu. Her petrol eninde sonunda alıcısını bulur. Bir noktada Hindistan’ın da yakıt alımlarını artıracağını göreceğimizi düşünüyorum.”
Batı basının Rusya’nın petrol ihracatının çöktüğünü gösterme beklentisiyle felaket tellallığı yaptığını belirten Yuşkov, “Bu doğru olsaydı, fiyatlar 2022 baharında belirsizlik döneminde olduğu gibi varil başına 100 ila 120 dolara fırlardı,” diye anımsattı.
S&P Global’e göre ocak ayında Hindistan, deniz yoluyla taşınan Rus petrolünün en büyük alıcısıydı. Fakat şubat ayında en büyük alıcı Çin oldu ve Hindistan’ı az da olsa geride bıraktı.
‘Hindistan’ın Rus petrolünü almayı reddetmesi gibi bir durum söz konusu değil’
Yuşkov, “Böyle bir yer değişimi gerçekleşiyor ve bu normal. İki ülke şu anda yaklaşık aynı hacimde petrol alıyor. Yani Hindistan’ın Rus petrolünü almayı reddetmesi gibi bir durum söz konusu değil. Hindistan bizim için hala birinci ya da ikinci sırada ve petrol sektöründe hala birbirimizin önemli ticaret ortaklarıyız. Ancak hacimler ve fiyatlar pazarlık sürecinin bir parçası olarak dalgalanıyor,” yorumunu yaptı.
Hindistan’ın indirim pazarlığı yapma girişimlerini zorlaştıran bir başka faktör daha olduğunu dile getiren Yuşkov, “Şu anda petrol fiyatları yükseliyor, dolayısıyla Hindistan için pazarlık yapmak daha zor. Daha ziyade, ek bir indirim bile almak değil, en azından sahip olduğu indirimi korumak istiyor. Şu anda petrol zaten varil başına 8 ila 10 dolar. Petrol fiyatlarında küresel bir artış Hindistan’ı Rusya’ya daha uyumlu hale getirecektir,” diye ekledi.
Asya
Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.
Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.
Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.
Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.
Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.
Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor
“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.
Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.
Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.
Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.
Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.
Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.
Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.
Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte
Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.
Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.
İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.
BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.
Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.
Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.
Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü
Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.
BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.
Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.
Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.
Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.
Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.
Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.
Asya
Avustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti

Avustralya’nın muhafazakâr muhalefet koalisyonu, nitelikli işçilere öncelik verirken geçici ve insani vizelerde büyük kesintilere gitmeyi önerdi. Koalisyon, planı ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisi” olarak nitelendirdi.
Liberal-Ulusal Koalisyon’un göç politikası, dört yıl içinde geçici vizeleri 650 bin azaltmayı ve yıllık net yurt dışı göçünü iki yıl boyunca 100 bine düşürmeyi öngörüyor. Bu rakam, mevcut seviyenin yaklaşık üçte birine denk geliyor.
Kapsamlı öneri, yüksek yaşam maliyetleri ve konut sıkıntısı nedeniyle Avustralya’da göç karşıtı eğilimlerin güçlendiği bir dönemde geldi.
Koalisyon, son kamuoyu araştırmalarında kendisini geride bırakan aşırı sağcı ve göç karşıtı One Nation partisinin baskısı altında. One Nation, geçici göçü üç yıl içinde 750 bin azaltma sözü vermişti.
Muhalefet Lideri Angus Taylor salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Bugün önerdiğimiz şey, bu ülkenin tarihindeki en büyük göçmenlik kesintisidir” dedi. Taylor, “Bu, Avustralya’yı öncelemek ve ulusal çıkarlarımızı ilk sıraya koymak anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Taylor şöyle devam etti:
“Net yurt dışı göçü ilk yıl 100 bin, ikinci yıl 100 bin olacak ve dördüncü yılda 160 bine çıkacak. Bu, yollar, okullar, altyapı ve konutlar üzerindeki baskıyı azaltacak ve ülkemize ihtiyaç duyduğu nefes alma alanını sağlayacak.”
Koalisyonun planına göre, insani vize kontenjanları yarıya indirilerek 10 bine düşürülecek. Uluslararası öğrenci kayıtları 240 binle sınırlandırılacak ve öğrencilerin mezuniyet sonrasında Avustralya’da yaşamalarına, eğitim görmelerine ve çalışmalarına imkân tanıyan geçici mezun vizesi programı kaldırılacak.
Koalisyon ayrıca geçici nitelikli işçi vizelerinin sayısını 100 bin artırma ve inşaat işçilerine yönelik birikmiş vize başvurularını sonuçlandırma sözü verdi.
Taylor, “İşçi Partisi döneminde nitelikli göçten kitlesel göçe doğru bir kayış yaşandığını da gördük. Biz bu eğilimi tersine çevireceğiz” dedi.
Plan, merkez sol İşçi Partisi hükümetinin geçen ay önerdiği kesintilerden daha ileri gidiyor. Hükümetin planı, yıllık net göçü 2028 yılına kadar 225 bine düşürmeyi hedefliyor.
Avustralya’nın, COVID-19 nedeniyle yaklaşık iki yıl kapalı kalan sınırlarını Şubat 2022’de yeniden açmasının ardından göç hızla arttı. Bu artışta özellikle uluslararası öğrenciler, sırt çantalı gezginler ve geçici işçiler etkili oldu.
Bununla birlikte göç rakamları son iki yıldır düşüş gösteriyor. Net yurt dışı göçü, 30 Haziran 2025’te sona eren bir yıllık dönemde 306 bin olarak kaydedildi.
Avustralya’da bir sonraki genel seçimin 2028’den önce yapılması beklenmiyor.
Asya
Japonya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, hükümetinin maliye politikası konusunda finans piyasalarına güven vermeye çalışarak pazartesi günü ekonomik ve piyasa koşullarına “esnek” yanıt verme sözü verdi. Ancak genişlemeci harcama gündeminden geri adım atacağına dair çok az işaret verdi.
Takaichi’nin tonundaki bu değişim, Japonya’nın mali durumu konusunda piyasalarda artan endişeler ve yenin daha da zayıflamasına yol açabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması yönünde ABD’den gelen baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Ancak analistler, açıklamalarının politikada köklü bir değişikliğe işaret etmediğini belirtti.
Japonya Başbakanı Takaichi, olağanüstü Diet oturumunun açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, hükümetin maliye politikasını ekonomik ve piyasa koşullarına göre “esnek ve hızlı” biçimde ayarlayacağını söyledi.
Tokyo’nun yıllık tahvil ihracı miktarını faiz oranları ve diğer piyasa koşullarını dikkate alarak belirleyeceğini söyleyen Takaichi, hükümetinin “geleneksel politika önlemleri yoluyla hükümete yönelik piyasa güvenini inşa edeceğini” de sözlerine ekledi.
Bu açıklamalar uzmanlara göre, Takaichi’nin enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını hafifletmeyi amaçlayan genişlemeci ekonomik gündemine bağlılığı ile yen ve Japonya’nın zaten zorlanmış durumdaki kamu maliyesine ilişkin artan kaygılar arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.
Takaichi, kendi politika sloganı olan “sorumlu proaktif maliye politikası”na atıfta bulunarak, “mali sürdürülebilirlik, elbette sorumlu proaktif maliye politikasının ön koşuludur” dedi ve bu yaklaşımın gerekli harcama reformları ve finansman sağlanmasına yönelik önlemlerle birlikte yürütüleceğini söyledi.
Politika konuşmasından önce Takaichi, pazar günü Okinawa’da bir Japon kadını soymak ve öldürmek şüphesiyle bir ABD deniz piyadesinin gözaltına alınmasına değindi. Olayın ardından Japonya, ABD nezdinde resmi protestoda bulunmuştu.
Takaichi, “Böylesine son derece vahşi ve zalimce bir olayın meydana gelmesi son derece üzücüdür” dedi.
Pazar günü açıklanan ifadesini yineleyen Takaichi, “Japonya hükümeti ABD tarafını güçlü biçimde protesto ediyor ve soruşturmayla azami düzeyde işbirliği yapılmasını güçlü biçimde talep ediyor” dedi. Ayrıca disiplinin sıkılaştırılması ve benzer bir olayın tekrar yaşanmaması için kapsamlı önlemler alınması çağrısında bulundu.
Gözaltı, Takaichi’nin muhafazakâr hükümeti açısından siyasi olarak hassas bir döneme denk geliyor. Geçen ay, iktidar partisinin desteklediği bir aday Okinawa valilik seçimini kazanarak, eyaletteki yoğun ABD askeri üs varlığına karşı çıkan valilerin 12 yıllık yönetimine son verdi.
Okinawa, Japonya’da konuşlu yaklaşık 18 bin ABD deniz piyadesinin büyük bölümüne ev sahipliği yapıyor. Adalar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaklaşık 30 yıl boyunca ABD yönetiminde kaldıktan sonra 1972’de Japonya’nın kontrolüne iade edildi.
Japonya Başbakanı, genişlemeci harcama gündemi kapsamında büyümeyi desteklemek ve hayat pahalılığı baskısını hafifletmek amacıyla 2040’a kadar kamu ve özel sektörden toplam 370 trilyon yenlik (2,3 trilyon dolar) yatırım yapılmasını savunuyor. Ayrıca gıda üzerindeki tüketim vergisinin geçici olarak düşürülmesini istiyor.
Takaichi’nin ekonomi politikasını destekleyenler, stratejik yatırıma yapılan vurgunun kısa vadede talebi canlandıracağını, zaman içinde ise ekonominin üretim kapasitesini genişleterek Japonya’nın potansiyel büyümesini artıracağını savunuyor.
Ancak yatırımcılar, ilave mali teşviklerin enflasyonist baskıları artırabileceği ve Japonya’nın mali durumunu daha da zayıflatabileceği konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor.
Bu kaygılar tahvil piyasasına da yansıdı. Eylül sonlarında, gösterge niteliğindeki 10 yıllık Japon devlet tahvilinin getirisi, ABD’nin İran’la savaşıyla bağlantılı olarak yükselen petrol fiyatlarının tetiklediği enflasyon endişeleriyle satışların hızlanması sonucu yüzde 3,115’e çıkarak 30 yılın zirvesine ulaştı. Tahvil fiyatları genel olarak getirilerle ters yönde hareket ediyor.
Takaichi ayrıca yen konusunda Washington’ın baskısıyla da karşı karşıya. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, para biriminin süregelen zayıflığı konusunda defalarca endişelerini dile getirerek Tokyo’ya, yeni zayıf tutabilecek reflasyonist mesajlardan kaçınması çağrısında bulundu.
Bessent geçen ay yene karşı pozisyon alan döviz yatırımcılarına meydan okuyarak, kumarhane benzetmesiyle “Artık kasa benim” dedi.
Maliye Bakanı Satsuki Katayama ise geçen hafta Nikkei’ye yaptığı açıklamada, hükümet içinde Japonya’nın reflasyonist politikasının sona erdiği konusunda görüş birliği bulunduğunu söyleyerek Bessent’in açıklamalarını yineledi.
Nomura Research Institute’un baş ekonomisti Takahide Kiuchi ise Takaichi’nin konuşmasının basına geniş biçimde yansıyan taslağını değerlendirdiği analizinde, başbakanın açıklamalarının maliye politikasında köklü bir değişiklik anlamına gelmediğini ve tek başına piyasa kaygılarını gidermesinin muhtemel olmadığını söyledi.
Nikkei Asia’ya konuşan Kiuchi, konuşmanın “piyasaları yatıştırmayı ve piyasa güvenini korumayı amaçlayan ifadelerle dolu” olduğunu belirtirken, “Bu, politikanın gerçekten de finans piyasaları gözetilerek ayarlanacağı anlamına gelmez” dedi.
Kiuchi, genişlemeci maliye ve para politikalarının sürmesinin yen ve Japon devlet tahvili fiyatları üzerinde ilave aşağı yönlü baskı yaratabileceği, enflasyonu daha da artırabileceği ve uzun vadeli faizleri yukarı çekebileceği uyarısında bulundu. Bunun da ekonomi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Japonya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri










