Diplomasi
Savaşa mı yoksa yeni bir rönesans mı? Schiller Enstitüsü konferansından izlenimler

7-8 Aralık tarihlerinde, 40 yıl önce Helga Zepp-LaRouche tarafından kurulan Schiller Enstitüsü, “Schiller ve Beethoven Ruhu’nda: Tüm İnsanlar Kardeş Olur!” başlıklı iki günlük uluslararası bir konferans düzenledi.
Etkinlik, diplomatlardan eski devlet başkanlarına, önde gelen akademisyenlerden savunma uzmanlarına kadar birçok önemli ismi bir araya getirdi. Amaç: Küba Füze Krizi’nden bu yana yaşanan en acil küresel tehdidi –yeni ve muhtemelen son bir dünya savaşının eşiğinde olup olmadığımızı– ele almak ve buna karşılık barış ve karşılıklı kalkınma odaklı yeni bir paradigma yaratma olasılığını tartışmaktı.
Konferansın ilk oturumu, 7 Aralık Cumartesi günü, “Stratejik Kriz: Yeni ve Son Bir Dünya Savaşı mı, Yoksa Tek İnsanlığın Yeni Bir Paradigması mı?” başlığı altında gerçekleştirildi. Bu panelde dünyanın dört bir yanından öne çıkan isimler konuştu.
Panelin moderatörlüğünü Schiller Enstitüsü’nden Dennis Speed üstlendi. Speed, Enstitü’nün kuruluş yıl dönümüne atıfta bulunarak dünyanın bugün karşı karşıya olduğu olağanüstü tehlikeye dikkat çekti. İzleyicilere, 7 Aralık tarihinin ABD açısından anlamını –Pearl Harbor Günü’nü– hatırlatarak, geçmiş savaşların getirdiği derin dönüşümleri anımsattı ve bugünkü tehlikeli küresel tırmanış ile tarihsel paralellikler kurdu.
All Men Become Brethren!@SchillerInst International Online Conference
December 7-8, 2024Registration link in 🧵
"The previously dominant unipolar world has crumbled, and the effort to prevent a multipolar world from establishing itself is futile. That is the main reason for… pic.twitter.com/qqkAxrBzfD
— Schiller Institute (@SchillerInst) December 4, 2024
Öne çıkan konuşmacılar arasında Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche; eski Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor; emekli diplomat Chas W. Freeman, Jr. ve eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar yer aldı.
Helga Zepp-LaRouche’un açılış konuşması: Paradigmalar arasında bir tercih
Helga Zepp-LaRouche açılışta şu sözleriyle genel havayı belirledi: “Son derece tehlikeli bir dönemde bir araya geliyoruz, hatta belki de Küba Füze Krizi’nden daha tehlikeli.” NATO’nun genişlemesi ve Ukrayna’daki savaşla şekillenen küresel stratejik ortamın, nükleer silahların tekrar kullanımını tetikleyebileceğine ve insan uygarlığının sonunu getirebileceğine dikkat çekti.
Zepp-LaRouche, finansal ve jeopolitik yapıların her ne pahasına olursa olsun korunması gerektiği varsayımına meydan okudu. Merhum iktisatçı Lyndon LaRouche’un “paranın değer olmadığı” ısrarını hatırlattı. Ona göre politikalar, fiziksel ekonomi –üretkenlik, teknolojik ilerleme ve altyapı– temel alınarak şekillendirilmeliydi. 1648 Westphalia Barışı’nın ilkelerine geri dönülmesi gerektiğini vurgulayarak, büyük güçleri intikam ve jeopolitik hesapları bir kenara bırakıp karşılıklı kalkınma için işbirliğine davet etti.
Zepp-LaRouche, “Çok acil tüm ulusların çıkarlarına uygun yeni bir güvenlik ve kalkınma mimarisi (Yeni Güvenlik ve Kalkınma Mimarisi) inşa etmeliyiz,” diye ekledi.
Dmitriy Trenin: Eski Soğuk Savaş anlayışını reddetmek
Moskova’dan Prof. Dmitriy Trenin, krize Rusya ‘nınperspektifinden yaklaştı: “Bu bir İkinci Soğuk Savaş değil, bu benzetme yanlış.” Dünyanın artık çok daha karmaşık olduğunu, birden fazla güç merkezinin bulunduğunu ve işleyen bir silah denetim mekanizması olmadığını belirten Trenin, eski Soğuk Savaş’ı ‘soğuk’ tutan iletişim kanalları, anlaşmalar ve nükleer silahlardan duyulan ortak korkunun yok olduğunu vurguladı.
Trenin, Batı kuralları çerçevesinde ilerleyen küreselleşmenin sona erdiğini söyledi. ABD’nin hegemonyayı her ne pahasına olursa olsun sürdürme çabasının tehlikeli ve beyhude olduğunun altını çizen Trenin, “Sovyetler Birliği’nin yaşadığı gibi, aşırı genişlemeye kalkışmak çöküşe yol açar,” değerlendirmesini yaptı.
Trenin, artık ulusların önceliklerini yeniden belirleme zamanının geldiğini ve küresel üstünlük peşinde koşmak yerine iç ekonomik sağlığa odaklanmanın daha akılcı olduğuna işaret etti.
Küresel Güney’den sesler
Diğer yandan eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, çatışmaları körükleyen küresel eşitsizliklere dikkat çekti. Son yıllarda küresel Güney’in (Latin Amerika, Afrika, Asya’da yükselen ülkeler) dik durmaya ve kendi çıkarlarını savunmaya başladığını belirtti.
Ramotar, gelişmekte olan ülkeleri yoksullukta tutan politikalara karşı çıkarak “Transatlantik güçler savaştan muazzam kârlar elde etti,” dedi, bu çatışmaları “kâr uğruna savaşlar” olarak nitelendirerek silah üreticilerini ve finansörleri suçladı.
Ramotar, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni ve küresel Güney ile işbirliğini bir “kazan-kazan” modeli olarak övdü. Bu modeli IMF ve Dünya Bankası’nın kalkınmayı engelleyen koşullarıyla kıyaslayan Ramotar, “Eğer Batı da bu girişimlere katılsaydı, yaşamımız boyunca yoksulluğu ortadan kaldırabilirdik,” yorumunu yaptı.
Ján Čarnogurský: Avrupa’dan bir görüş
Slovakya’nın eski Başbakanı Ján Čarnogurský ise, Avrupa ülkelerinin politikalarını keskin bir dille eleştirdi. 1990’ların başında NATO’nun doğuya genişlemeyeceğine dair verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı. Minsk Anlaşmaları’nın yerine getirilmemesini ve Yugoslavya krizindeki tutarsız politikaları kınadı.
Čarnogurský, ABD politikasının gerçekte kim tarafından yönlendirildiğini sorguladı ve Avrupa’nın Washington ile Londra’ya boyun eğmesini de eleştirdi.
Čarnogurský, ABD’nin dayattığı politikalar yüzünden Avrupa ülkelerinin kendi sanayilerini kaybederek Amerikan topraklarına kaptırdığını kaydetti. Rusya’nın batıya doğru ilerleme niyeti olmadığını vurgulayan eski Başbakan, Ukrayna savaşının sonsuz tırmanış yerine müzakerelerle sonlandırılması gerektiğini söyledi.
Čarnogurský, “Batı, Ukrayna’da savaşı kaybederse bu belki de sorunları basitleştirir ve istikrarlı barış görüşmelerinin önünü açar,” diye konuştu.
Chas W. Freeman: Diplomasi terk edildi
Bunun yanı sıra tecrübeli bir Amerikalı diplomat olan Büyükelçi Chas W. Freeman, nükleer sınırda dolaşmanın tehlikelerini hatırlattı.
Freeman, “İkinci Dünya Savaşı sonrası insani dünya düzeni artık öldü,” vurgusunu yaptı.
Uluslararası hukukun ağır ihlalleri cezasız kaldığını dile getiren Freeman, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın bir kez olsun Moskova’ya gitmediğine, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yıllardır Washington’a davet edilmediğine dikkat çekti.
Freeman, “İşleyen hiçbir silah kontrol anlaşması yok ve iletişim hatları da kurulamıyor,” ifadesini kullandı.
Freeman, Avusturya’nın 1955 tarihli Devlet Sözleşmesi’ne (kalıcı tarafsızlık) benzer bir çözümün Ukrayna için de gerekli olduğunu belirterek, “Böyle bir Ukrayna, bir tampon ve köprü işlevi görebilir,” dedi ve Rusya’nın güvenlik kaygıları ile Ukrayna’nın egemenliğini aynı anda karşılayabilecek bir formül önerdi.
Eski diplomat, “Düşmanlaştırma yerine diplomasiye dönmeliyiz, yoksa bir nükleer Armageddon ile karşı karşıya kalabiliriz,” değerlendirmesinde bulundu.
Büyükelçi Hossein Mousavian: İran ve nükleer ikilem
İranlı Büyükelçi Hossein Mousavian, meselenin Orta Doğu boyutuna dikkat çekti. İran’ın nükleer programına dair krizin bölgesel bir yaklaşıma duyulan ihtiyacı gösterdiğini kaydeden Mousavian, Trump döneminde ABD’nin tek taraflı olarak ayrıldığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP), Tahran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğini garanti altına alan güçlü tedbirleri içerdiğini anımsattı.
Mousavian, aynı ilkelerin bölge geneline yayılmasını önerdi. Orta Doğu genelinde benzer kısıtlamaların ve denetimlerin (İsrail’i de dahil ederek) uygulanmasının, kitle imha silahlarından arındırılmış bir Ortadoğu yaratabileceğini belirterek “Bir çözüm var. Tüm taraflar aynı standartlarda uzlaşırsa kalıcı kısıtlamalara sahip olabiliriz,” diye ekledi.
Prof. Zhang Weiwei: Asya’nın barışçıl kalkınma modeli
Ayrıca Çin’in Fudan Üniversitesi’nden Prof. Zhang Weiwei, Avrupa’nın kaybet-kaybet senaryolarına sürüklendiği bir dönemde, Çin-ASEAN bölgesinin yaklaşık yarım asırdır süren barış ve refah ortamına işaret etti.
Bu başarının temelinde altyapı, kalkınma ve medeniyet çeşitliliğine saygı olduğunu vurgulayan Zhang, “Çin ve ASEAN, yaklaşık 50 yıldır barış ve refah içinde yaşıyor,” diye konuştu. Bu başarıda yollar, demiryolları, limanlar inşa etmek ve Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle kazan-kazan anlayışını yaymak belirleyici olmuştu.
Zhang, bu kalkınma odaklı yaklaşımı Batı’nın sıfır toplamlı stratejileriyle kıyasladı.
“Çin, böl-yönet yerine, birlik ve karşılıklı faydayı savunur,” diyen Zhang, Sun Tzu’nun kadim stratejik öğretilerine atıfta bulunarak, hedeflere savaşmadan ulaşmanın Çin kültüründe köklü bir geleneğe sahip olduğunu hatırlattı.
Zhang, “Avrupa’nın çözümü ortada; Yeni İpek Yolu’na (Kuşak ve Yol’un bir parçası) dahil olun, altyapıya yatırım yapın ve ortak kader topluluğu inşa edin,” vurgusunu yaptı.
Albay Lawrence Wilkerson: Pentagon’dan bir görüş
Emekli ABD Kara Kuvvetleri Albayı Larry Wilkerson da ABD’nin küresel gücün Doğu’ya doğru kaymasına direnç gösterdiğini vurguladı.
“ABD bugün, küresel gücün Doğu’ya kaçınılmaz kayışına karşı savaşıyor,” diyen Wilkerson, Amerikan dış politikasının kibir ve tarih cehaletine saplandığını belirterek bunu “imparatorluk zihniyetinin tezahürü” olarak nitelendirdi.
Wilkerson, konvansiyonel bir çatışmanın ABD’yi Rusya veya Çin karşısında hızla zor duruma düşürebileceğini, bu yüzden ABD’nin ilk nükleer silah kullanımına yönelme riskinin arttığını söyledi.
Emekli albay, “Konvansiyonel olarak o kadar kırılganız ki, korkunç kayıplar verirsek, ilk nükleer darbeyi biz vurabiliriz. Bu tür bir değişim tüm uygarlığı sona erdirebilir. Çözüm mü? İmparatorluk mantığını terk etmek, rasyonel diplomasiyi benimsemek ve hâlâ vakit varken bu yönde adımlar atmak,” diye ekledi.
Scott Ritter: Düşünülemez olanın ihtimali artıyor
Eski BM silah denetçisi Scott Ritter, önceden kaydedilmiş mesajında durumu daha da net ifade etti: “Bugünkü durum, Küba Füze Krizi’nden daha tehlikeli, zira iletişim yok.”
ABD’nin Ukrayna’ya gelişmiş füze sistemleri tedarik etmesi ve bazı ABD stratejistlerinin “sınırlı” nükleer savaş fikrini dillendirmesi, gezegenin kaderiyle kumar oynamak anlamına geliyor.
Ritter, ABD’deki yeni yönetimle birlikte diplomatik bir yön değişikliği umuduna değindi: “Kendimize yardım etmeliyiz ki Rusya’ya da bu çılgın politikaların süremeyeceğini anlatabilelim. Yani stratejik bir sıfırlama acilen gerekli. Aksi halde dünya yanlış hesaplar yüzünden nükleer savaşa sürüklenebilir.”
Çözüm önerileri
Oturum boyunca, katılımcılar somut çözüm önerileri sundu. Helga Zepp-LaRouche, Franklin D. Roosevelt’in Bretton Woods ruhunu yeniden canlandırmayı önererek, finansal spekülasyon yerine küresel kalkınma ve altyapıya dayalı bir sistemin inşasını savundu. Ayrıca Lyndon LaRouche’un eskiden önerdiği Stratejik Savunma Girişimi’ni (SDI) hatırlattı.
Dmitriy Trenin ve Chas Freeman, diplomatik kanalların yeniden açılmasının önemine vurgu yaptı. Trenin, silah kontrolü konusunda istikrarlı müzakerelere dönmeyi önerirken, Freeman Avrupa güvenlik mimarisinin Rusya’yı da kapsayacak şekilde yeniden düşünülmesini talep etti. Her ikisi de iftiradan uzak, gerçekçi bir diyaloğun tek mantıklı yol olduğunu vurguladı.
Donald Ramotar ve Prof. Zhang Weiwei, iktisadi kalkınmayı bir barış stratejisi olarak öne çıkardı. Kuşak ve Yol Girişimi’nin “kazan-kazan” çerçevesi, küresel Güney’i kalkındırabilir ve savaş alanlarını ticaret merkezlerine dönüştürebilir. Batı’nın sıfır toplamlı yaklaşımı terk edip işbirliği girişimlerine katılması halinde ekonomik koridorlar çatışma bölgelerinin yerini alabilir.
Ján Čarnogurský ve Hossein Mousavian, somut anlaşma modellerine dikkat çekti. Čarnogurský, Ukrayna’nın tarafsız bir devlet haline gelmesi için 1955 Avusturya Devlet Sözleşmesine atıfta bulunurken, Mousavian Orta Doğu’da kitle imha silahsız bir bölge tasavvur etti. Bu tür dikkatlice tasarlanmış anlaşmalar gerilimi azaltabilir.
Larry Wilkerson ve Scott Ritter aciliyetin altını çizdiler. ABD’nin stratejik düşüncesinde, hegemonyadan çok kutuplu dünyayı benimsemeye doğru büyük bir dönüşüm olmadan, dünya küresel bir çatışmaya sürüklenme riski altında. Uzmanlar, stratejik olarak nükleer silahlı rakipleri “yenmek” gibi gerçekçi olmayan hedeflerden vazgeçilmesini, iletişim kanallarının açılmasını ve kazara nükleer savaşı önleyecek adımlar atılmasını talep etti.
Kültürel dönüşüm çağrısı
Konferansta tekrar eden bir tema da kültürel değerlerin politik değişimlere rehberlik etmesi gerektiğiydi. “Schiller ve Beethoven Ruhu’nda: Bütün İnsanlar Kardeş Olur!” sloganı, ahlaki yükselişin ve estetik eğitimin siyaseti yönlendirebileceğini öne sürüyordu. Zepp-LaRouche, klasik bestecileri ve şairleri anarak, evrensel insanî değerlerin güç politikalarının ötesinde birleştirici bir rol oynayabileceğini vurguladı.
Schiller Enstitüsü’nün büyük sanata, klasik müziğe ve dramatik şiire verdiği önem dekoratif değil. Zepp-LaRouche’a göre Schiller, yurttaşları kültürle geliştirmeyi ve onları tüm insanlığı tek bir aile gibi düşünmeye sevk etmeyi savunmuştu. Beethoven’ın 9. Senfonisi’nden “Neşeye Övgü” (Ode to Joy) ise nükleer uçurumun kıyısında duran bugünün dünyasında, evrensel kardeşlik idealini sembolize ediyor.
Panelistler, felaketten kaçınmak için yurttaşların hükümetlerine makul davranma, uluslararası hukuka saygı ve insanlığın çıkarlarını öne koyma konusunda baskı yapmaları gerektiğini vurguladı. Helga Zepp-LaRouche, Enstitü’nün benimsediği ve egemenlik, kalkınma ile beşeriyetin ortak hedeflerine odaklanan on prensibin yaygınlaştırılması çağrısında bulundu. Carl Schmitt türü dost-düşman ayrımlarının terk edilmesi ve Tek İnsanlık ilkesinin benimsenmesi gerektiğini belirtti.
Panelde tam konuşma yapamayan ama alıntıları aktarılan Naledi Pandor, “BRICS ve küresel Güney, daha adil bir çok kutuplu düzen kurabilir,” diyerek yükselen güçlerin işbirliğiyle daha adil bir dünya inşa edilebileceğini dile getirdi.
İnsanlık adına son bir şans mı?
Devlet adamları, diplomatlar ve akademisyenler, derin bir tehlikeye işaret ettiler. Nükleer cephanelikler bekliyor, çatışmalar diyalog olmaksızın sürüyor, büyük güçler uçurumun kenarında dolaşıyor.
Buna rağmen panel umut da yansıttı. Sıfır toplamlı jeopolitiği reddeden, karşılıklı saygı, iktisadi işbirliği ve kültürel rönesans odaklı yeni bir paradigma fikri, tüm konuşmacıları birleştiren ortak payda oldu.
Helga Zepp-LaRouche, “Bir seçeneğimiz var. Ya son bir dünya savaşına giden yolda ilerlemeye devam ederiz ya da Tek İnsanlık’ın yeni paradigmasını inşa etmek için harekete geçeriz. Hayatı seçelim, ölümü değil,” diyerek sözlerini noktaladı.
Diplomasi
Vişegrád Dörtlüsü yeniden bir araya geldi

Visegrád Dörtlüsü liderleri salı günü bölgesel ittifaklarını yeniden canlandırdıklarını açıkladı.
Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya’dan oluşan bölgesel ittifak, göç, endüstriyel rekabet gücü ve AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesi konularında daha sıkı bir koordinasyon içinde olacaklarına söz verdi.
Gödöllő’de düzenlenen zirvede Macaristan Başbakanı Péter Magyar, 65 milyonluk bloğun iktisadi gücünü vurgulayarak, dört ülkenin Almanya ile toplam ticaret hacminin Fransa’nınkini aştığını belirtti.
Yenilenen işbirliğinin bir sembolü olarak, Macyar, Çekya, Polonya ve Slovakya liderlerine Budapeşte, Bratislava, Prag ve Varşova’yı birbirine bağlayacak bir yüksek hızlı demiryolu ağı projesinin taslağını sundu ve Slovakya’nın yaklaşan V4 başkanlığı döneminde proje için AB fonu talep etmeleri konusunda liderleri teşvik etti.
Magyar, ittifakın son dönemdeki zorluklarını önceki Macar hükümetine yükleyerek, eski Başbakan Viktor Orbán’ın “Rusya yanlısı” tutumu ve aranan Polonyalı siyasetçilere sığınma hakkı verme kararının Budapeşte ile Varşova arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini savundu.
“Artık geçmişi geride bırakmanın zamanı geldi,” diyen Magyar, grubun 35 yıl önce Lech Wałęsa, Václav Havel ve József Antall tarafından kurulduğunu hatırlattı.
Polonya Başbakanı Donald Tusk, Macaristan’ın diplomatik ilişkileri yeniden canlandırmasını memnuniyetle karşıladı ve Magyar’ın seçim zaferini övdü.
Otuz yıldır tanıdığını söylediği Orbán ile bir karşılaştırma yapan Tusk, eski Macar liderin jeopolitik bakış açısının kökten değiştiğini, bu nedenle işbirliğinin imkansız hale geldiğini savundu.
Slovakya, 1 Temmuz’da V4’ün dönem başkanlığını devralmaya hazırlanırken, Slovakya Başbakanı Robert Fico, endüstriyel rekabet gücünün en önemli önceliği olacağını belirtti.
Fico, yüksek elektrik fiyatlarının Avrupa sanayisini zayıflattığı uyarısında bulunarak, dört ülkenin AB’nin emisyon ticareti sisteminde değişiklik yapılması için ortaklaşa baskı uygulayacağını söyledi.
Liderler ayrıca, bloğun 2028-34 bütçesi üzerindeki müzakerelerde, sosyal uyumun korunması ve tarım fonlarına odaklanarak yakın işbirliği içinde hareket etme konusunda anlaştılar.
Dört hükümet, bloğun dış sınırlarının güçlendirilmesinin öncelik olmaya devam etmesi gerektiğini savunarak, AB’nin yeni Göç Paktı’na karşı olduklarını yineledi.
Genişleme konusunda liderler, Batı Balkanlara yönelik AB genişlemesini destekledi. Fakat jeopolitik hususların bazı aday ülkeler için daha hızlı entegrasyonu haklı kılıp kılmadığına dair blok içinde daha geniş bir tartışma sürerken, Ukrayna da dahil olmak üzere tüm aday ülkelerin mevcut katılım kriterlerini karşılaması gerektiği konusunda ısrar ettiler.
Çek Cumhuriyeti Başbakanı Andrej Babiš, ortak çıkarları savunma konusunda bölge liderlerinin “yine aynı gemide” olduklarını söyledi.
Liderler, V4’ü dört üyeli bir yapı olarak sürdürme konusunda mutabık kalırken, belirli politika konularında diğer ülkeleri de sürece dahil etmek için daha geniş kapsamlı “V4+” çerçevesini kullanmaya karar verdiler.
Fico ve Babiš, bütçe müzakerelerine İrlanda’yı, endüstriyel rekabet gücü ve karbon fiyatlandırma politikalarına ise Avusturya ve Almanya’yı dahil etmek için V4+ formatının kullanılmasını önerdiler.
Diplomasi
Taliban, Brüksel’de 15 AB ülkesiyle bir araya geldi

15 AB üyesi ülke, 23 Haziran günü Brüksel’de Taliban ile bir araya gelerek Afganları Afganistan’a sınır dışı etme konusunu görüştü.
Avrupa Komisyonu’ndan bir sözcü salı günü yaptığı açıklamada, toplantının İsveç ile ortak başkanlıkta yürütüldüğünü belirtti. Belçika ve Hollanda da toplantıya katıldı.
Komisyon, toplantının öncelikle sabıka kaydı bulunan ve güvenlik tehdidi oluşturan Afgan vatandaşlarının geri dönüşüyle ilgili olduğunu vurguladı.
Görüşmelerde, geri gönderilecek kişilerin kimlik tespiti, seyahat belgelerinin düzenlenmesi ve geri dönüş süreçleri gibi her türlü konu ele alındı.
Fakat ocak ayında Kabil’e giden üst düzey bir AB Komisyonu yetkilisi olan Johannes Luchner, daha önce bu kapsamın suçlu olmayan Afganları da içerebileceğini belirtmişti.
Ocak ayı sonunda Avrupalı milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Öncelikli ilgilendiğimiz konu suçluların geri dönüşü, fakat geri dönüş emri bulunan suçlu olmayan Afganların sayısı da giderek artıyor,” demişti.
Başka bir AB kaynağı da şimdi aynı görüşü dile getiriyor. Bu kaynak, salı günü ve toplantı öncesinde EUobserver’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin sığınma başvurusunda bulunup reddedilenlerin geri dönüşünü de kapsayacağını belirtti.
Komisyon, günün erken saatlerinde toplantıyla ilgili herhangi bir ayrıntı vermeyi reddetmişti.
Bu da Taliban heyetinin seyahat masraflarını kimin karşıladığı, toplantının nerede yapılacağı, toplantıya kadınların katılıp katılmayacağı ve Taliban’ın AB’nin Afgan vatandaşlarını sınır dışı etmesine yardım etmenin karşılığında ne istediği gibi soruların cevapsız kalmasına neden oldu.
AB ve üye ülkeleri, beş yıl önce yeniden iktidara gelmesinden bu yana Taliban hükümetini tanımıyor.
Brüksel, suç işleyen veya tehlikeli olduğu değerlendirilen sığınma başvurusu reddedilen kişilerin sınır dışı edilmesi için gerekli olduğu gerekçesiyle, Afganistan’ın “fiili yetkilileriyle” sınırlı görüşmeler yapma kararını savundu.
Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, Komisyon ve 15 AB üye ülkesinden yetkililerin, ocak ayında Kabil’de düzenlenen bir önceki toplantının devamı niteliğindeki Brüksel toplantısına katıldığını belirtti.
Komisyon sözcüsü, “Komisyon birimleri ve İsveç, bugün Brüksel’de, geri dönüş ve yeniden kabul konularından sorumlu Afganistan’ın fiili yetkililerinin teknik düzeydeki temsilcileriyle birlikte teknik düzeyde bir toplantıya eş başkanlık etti” dedi.
Afganistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise gündemin daha geniş olduğunu belirterek, bunun AB’de olası bir konsolosluk varlığını, orada yaşayan Afganlar için konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlatılmasını ve “güven oluşturma tedbirlerine duyulan ihtiyacı” içerdiğini söyledi.
Sözcü Abdülkahar Balki, toplantının “yurtdışında ikamet eden Afganların konsolosluk haklarını korumak için olumlu bir ivme yaratma umudu” uyandırdığını da sözlerine ekledi.
Balki’ye hitaben yazılan ve Reuters tarafından incelenen bir Komisyon mektubunda, görüşmelerin “AB’de ikamet hakkı bulunmayan Afgan vatandaşlarının geri dönüşü ve yeniden kabulü” üzerine odaklanacağı belirtildi.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4










