Bizi Takip Edin

Diplomasi

Suriye’de rejim değişikliği ve büyük güçlerin sorumluluğu

Yayınlanma

Moskova’nın Suriye’de yaşananlara dönük resmi görüşüne dair elde detaylı pek veri olmasa da Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi Araştırma Direktörü Andrey Kortunov’un, ilk olarak Çin’in Guancha portalında yayımlanan ve kuruluşun internet sitesinde İngilizce tercümesine yer verilen, uzun ama vakit ayırmaya değer makalesi faydalı olabilir. Rusya, Tartus ve Hmeymim üsleri gibi kritik askeri varlıklarına ve 20 milyar doları aşan yatırımlarına rağmen, Suriye’deki gelişmeler karşısında stratejik zorluklarla karşı karşıya. İran, İsrail, Türkiye ve diğer bölgesel aktörler de Suriye’nin geleceğini şekillendirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Kortunov’a göre büyük güçler, “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, insani yardımın sağlanması ve terörün önlenmesi” gibi ortak çıkarlar doğrultusunda hareket etme gerekliliğiyle karşı karşıya.


Suriye’de Beşar Esad yönetiminin aniden çökmesi, görünen o ki Moskova da dahil olmak üzere tüm dış aktörler için tam bir sürpriz oldu. Elbette, uzun bir süre boyunca pek çok Rus bölge uzmanı, Suriye’deki artan iktisadi ve sosyal sorunlara, inanılmaz boyutlara ulaşmış yolsuzluklara ve devlet yönetimindeki etkisizliğe dikkat çekmişti. Ayrıca, hükümetin silahlı kuvvetlerinin savaş kabiliyeti ve motivasyonu sorgulanmış, özellikle İdlib gibi kopmuş bir vilayetteki radikal İslamcı grupların büyüyen askeri potansiyeline vurgu yapılmıştı. Rus uzman topluluğu, aynı zamanda Şam’ın muhalif güçlerin en azından bir kısmını anlamlı bir ulusal uzlaşı sürecine dahil etmedeki belirgin yetersizliği konusundaki hayal kırıklığını da dile getiriyordu. Anayasal reformlara düzenli bir şekilde geçişi hedefleyen sözde Cenevre süreci, büyük ölçüde Şam’ın aldığı katı tutumlar nedeniyle tıkanmıştı.

Ancak, özellikle Suriye ordusunun neredeyse çeyrek yüzyıldır iktidarda olan ulusal liderini savunmayı tamamen reddettiği kasım sonu ve aralık başındaki dramatik olayları kimse öngörememişti. Esad ailesinin 1970’ten beri ülkeyi yönettiği düşünüldüğünde, bu tür kişisel rejimlerin bir özelliği göze çarpıyor: Bu rejimler, hızlı ve kontrolsüz bir şekilde dağılmaya başlamadan hemen önce çok güçlü ve neredeyse dokunulmaz görünür.

Suriye’de yaşananların yarattığı şok, eğer daha büyük değilse, geçen yıl 7 Ekim’de Hamas’ın güney İsrail’e düzenlediği saldırının duygusal etkisiyle karşılaştırılabilir. Bölgesel krizin iki aşaması yakından bağlantılı; hatta 2024 aralık ayının, 2023 ekim ayının doğrudan bir devamı olduğu bile söylenebilir. İsrail’in, Lübnan Hizbullah’ını ve İran İslam Cumhuriyeti’ni zayıflatmaya yönelik başarılı çabaları olmasaydı, Suriye rejiminin bu denli hızlı çöküşü mümkün olamazdı. Ancak, Şam’daki rejim değişikliğinin olası etkilerinin, yalnızca İsrail ile İran arasındaki güç dengesi değişiminin ötesine geçerek çok daha geniş kapsamlı sonuçlar doğuracağı kesin.

Moskova’da bugünlerde, Suriye’ye yapılan geniş çaplı siyasi, mali ve askeri yatırımlar hakkında büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Bu yatırımlar arasında Suriye’deki iki askeri üs de yer alıyor. Tartus Deniz Üssü, Rusya’nın Akdeniz’deki tek tam teşekküllü deniz tesisi olup, deniz operasyonları ve lojistik açısından kritik bir erişim noktası sunuyor. Bu üs, Rus gemilerinin Karadeniz limanlarına dönmek zorunda kalmadan yakıt ikmali ve bakım yapmasını sağlar ki bu durum, özellikle Ukrayna ile süregelen çatışma nedeniyle Karadeniz’in bazı bölgelerine erişimin sınırlı olduğu bugünlerde daha da önem kazandı. Tesis, nükleer denizaltıları barındırabilmekte ve 2011’de Suriye savaşının başlangıcından bu yana kapsamlı bir şekilde modernize edildi. 2017 yılında imzalanan bir anlaşma ile Rusya, bu üssü 49 yıl boyunca süresiz kullanma hakkı kazandı.

2015 yılında kurulan Hmeymim Hava Üssü ise, Rusya’nın Suriye’deki operasyonları açısından önemli bir hava üssü olarak hizmet veriyor. Bu üs, savaş uçakları ve helikopterler dahil olmak üzere çeşitli hava araçlarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca, altyapısı oldukça güçlü olan bu üs, iç savaş boyunca radikal muhalif güçlere karşı düzenlenen hava operasyonlarında hayati bir rol oynadı. Dahası, bu hava üssü, Rusya’nın Afrika’daki çeşitli ülkelerdeki operasyonlarını destekleyen personel ve kargo transit merkezi olarak da hizmet verdi. Her iki üs şu an için güvenli ve Rusya’nın tam kontrolü altında kalmaya devam etse de bu tesislerin akıbeti belirsiz ve Moskova’nın bu tesisleri uzun vadede, en azından mevcut şartlarda elinde tutabileceğine dair makul şüpheler bulunuyor.

Rusya’nın Suriye’deki diğer değerli varlıkları arasında bu ülkenin başlıca ticaret ortaklarından biri olması yer alıyor. Enerji, ulaşım ve lojistik alanlarındaki projeleri de içeren toplam birikimli yatırımları 20 milyar doları aşıyor. Ayrıca, eski Sovyetler Birliği’nde veya Rusya’da eğitim almış ve Moskova’ya siyasi ve kültürel olarak bağlı kalan pek çok Suriyeli var. Rusya, küçük fakat iktisadi açıdan başarılı ve toplumsal olarak aktif bir Suriye diasporasına da sahip. Rus ve Suriyeli üniformalı personel arasında yıllar süren askeri kardeşlik bağlarının yarattığı derin bağlantılar göz ardı edilemez. Kısacası, Kremlin’in Suriye’de pek çok somut çıkarı söz konusu ve bunların yanı sıra, Rusya’nın güvenilir bir güvenlik sağlayıcı olarak uluslararası imajı üzerindeki potansiyel etkileri de göz önünde bulundurulmalı.

Elbette, Rusya’nın Suriye’deki müdahalesinin her zaman oldukça sınırlı olduğu ve esasen Şam’a hava desteği sağlamaya odaklandığı söylenebilir. İran ve Tahran destekli yerel Şii milisler ise kara desteği açısından daha kritik bir rol oynadı. Bazıları, siyasi esnekliği olmayan ve reformlara karşı direnişiyle bilinen Beşar Esad’ın Kremlin için bir varlıktan çok bir yük olduğunu, bu nedenle Esad’ın Suriye siyaset sahnesinden çekilmesinin tarihi bir trajedi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunabilir. Esasen, eski Suriye lideri ile Vladimir Putin arasında hiçbir kişisel uyum olmadığı da bir gerçek. Ancak, Suriye’deki rejim değişikliği Kremlin için yeni bir stratejik meydan okuma anlamına geliyor ve Moskova’nın şu an Suriye ve genel olarak Orta Doğu’da oynaması gereken oyun, hasar kontrolü üzerine odaklanmaktan başka bir şey değil.

Suriye’ye dönük yeni bir yaklaşımı tanımlamak, büyük ölçüde şu anda tamamen iktidarda olan eski siyasi muhalefetin olası evrimine bağlı. Bu son derece amorf koalisyon, İslamcı köktencilerden ve şeriat hukukunun tavizsiz savunucularından, Batılı neoliberal siyasi modellerin şampiyonlarına kadar pek çok farklı grubu içeriyor. Gruplar arasındaki kırılgan denge, tahmin edilmesi zor bir yönde kelimenin tam anlamıyla bir gecede değişebilir. Bugün Suriye’de zafer kazanan grupların hiçbiri Rusya’nın stratejik ortakları veya destekçileri olarak değerlendirilemez, ancak hepsi de Rusya’nın sürekli düşmanları değil. Bu grupların çoğu, İran’a karşı Rusya’ya olduğundan çok daha fazla düşman; bunun temel sebebi, sahada Ruslardan çok İranlıların daha görünür olması.

Bu durum, Rusya için bazı fırsat pencereleri sunuyor. Örneğin, Moskova, el-Kaide’ye dayanan kökleriyle, Beşar Esad sonrası en radikal siyasi gündeme sahip olan Heyet Tahrir eş-Şam’a (HTŞ) karşı mücadelesinde Beşar Esad’ı desteklemişti. Fakat şimdi, Rusya HTŞ ile Suriye’deki gelecekteki varlığı hakkında müzakereler yürütüyor. Rusya’nın, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu ve Kürt temelli Suriye Demokratik Güçleri dahil olmak üzere Suriye’deki diğer etkili gruplarla da temasları bulunuyor. Ayrıca, Rusya’nın ülkenin batısındaki Alevi topluluğu ile olan derin bağları küçümsenmemeli.

Elbette, Suriye’nin kaderi nihayetinde Suriyelilerin kendilerine bağlı ve ne Türkiye ne İran ne Rusya ne de Amerika Birleşik Devletleri bu geleceği belirleme konusunda mutlak bir söz sahibi olabilir. Ancak gerçek şu ki, ülke uzun yıllardır güçlü yabancı ortakların ve sponsorların her bir siyasi ve askeri grup arkasında yer aldığı uluslararası bir çatışma odağı oldu. Bu nedenle, Esad sonrası siyasi geçiş sürecindeki dış aktörlerin rolü göz ardı edilemez ve Kremlin’deki karar mercileri, diğer bölgesel ve bölge dışı etkili aktörleri yakından izleyerek belirsiz siyasi sularda yol almak zorunda.

Komşu ülkeler söz konusu olduğunda, durum daha net görünüyor. Hiçbirinin, Suriye devletinin geleceği için gerekli olan askeri ve iktisadi kaynaklara veya siyasi taahhüde sahip olmadığı açık. Bu nedenle, komşu ülkelerin eylemleri büyük ölçüde mevcut fırsatçı çıkarlarına bağlı olarak belirlenecek ve Suriye’deki olayların dinamiklerine bağlı olarak değişime açık olacak. Bu ülkeler, Suriye krizinin belirli boyutlarına çözüm getirmek için birbirleriyle çeşitli ittifaklar ve koalisyonlar oluşturacaklar; ancak çıkarları uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurmak için fazla farklı.

Türkiye için, Şam’daki yeni liderlik üzerinde maksimum etkiyi sürdürmek ve şu anda Türkiye’de bulunan milyonlarca Suriyeli mülteciden en azından bir kısmını memleketlerine geri göndermek önemli. Aynı zamanda Ankara, mümkün olduğu ölçüde, Türk sınırlarında radikal İslamcı bir devletin ortaya çıkmasını önlemeye çalışacak. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan, Şam’ın kontrolünün Hayet Tahrir eş-Şam militanlarından ziyade Suriye Milli Ordusu birimlerinin elinde olmasını tercih ederdi ama Şam’da şu an için üstünlük radikal unsurlarda.

İsrail’in önceliği, Suriye’nin kalan askeri potansiyeline onarılamaz zarar veriyor ve İsrail hava kuvvetleri şu anda ülke genelindeki Suriye askeri teçhizatını hedef alarak aktif bir şekilde bunu yapıyor. Ayrıca, Binyamin Netanyahu’nun hedefleri arasında İran’ın tamamen Suriye’den çıkarılması (eğer bu mümkünse) ve daha önce işgal edilen Suriye Golan Tepelerinin Yahudi devletinin organik bir parçası olarak tam anlamıyla pekiştirilmesi yer alıyor.

Öte yandan İran, Şii azınlığın zafer kazanan Sünni gruplar tarafından daha da tehdit edileceği bir ortamda hem kendi çıkarlarına hem de Suriye’deki Şii toplumunun çıkarlarına verilen zararı en aza indirme görevini üstlenmek zorunda. İranlıların Suriye’de geniş bir mülk portföyü bulunuyor ve bu mülklerin geleceği şimdilik belirsiz. İran liderleri (özellikle İran Devrim Muhafızları Komutanları), bir yandan İsrail’in sürekli olarak yok ettiği Lübnan’a giden kara köprüsü gibi stratejik unsurları korumaya çalışırken, diğer yandan Tahran’ın müttefiki Hizbullah’a desteği sürdürmenin yollarını bulmak zorunda.

Irak ise Suriye’deki olayların doğudaki bölgeleri üzerindeki potansiyel istikrarsızlaştırıcı etkisinden endişe duymalı. İki ülke arasındaki yaklaşık 600 kilometrelik ortak sınırdan, eski Suriye ordusuna mensup çok sayıda üniformalı kişi de dahil olmak üzere mülteci akışı gerçekleşiyor.

Benzer bir şekilde, Suriye’deki istikrarsızlığın sınır ötesine taşma ihtimali hem Lübnan Başbakanı’nın hem de Ürdün Kralı’nın geceleri rahat uyumasını engellemeli. Mısır’da ise rejim değişikliğinin, özellikle 2013’te ordu tarafından iktidardan uzaklaştırılan Müslüman Kardeşler gibi yeraltı radikal grupları üzerindeki muhtemel etkisi konusunda endişeler olmalı.

Bir kez daha vurgulamak gerekir ki, bölgesel aktörlerin Suriye’deki siyasi geçiş sürecindeki rolü son derece önemli olacaktır ve bu aktörlerin birbirleriyle aktif bir şekilde iletişim kuracakları, güvenlik ve kalkınma gibi belirli meseleler etrafında geçici ittifaklar ve koalisyonlar oluşturacakları açık. Fakat kaynak kısıtları, çelişen çıkarlar ve karşılıklı güven eksikliği nedeniyle savaşın yıktığı bu ülkenin temel sorunlarına kalıcı çözümler bulma konusunda pek yeterli olmayacaklar. Bu noktada, denizaşırı büyük güçlerin müdahil olması neredeyse kaçınılmaz.

Sonuçta, büyük güçler “büyük” olarak adlandırılmalarının sebebi, birçok başka uluslararası aktör için tipik olan saf fırsatçılığı göze alamamaları. Tanımları gereği, yalnızca kısa vadeli sonuçları değil, aynı zamanda eylemlerinin uzun vadeli yankılarını da göz önünde bulundurarak stratejik düşünmek ve hareket etmek zorundadırlar. Ayrıca, büyük güçlerin sadece kendi çıkar ve tercihlerine değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel kamu yararına da odaklanması gerekiyor. Bu durum, Suriye’deki mevcut kriz için de tamamen geçerli.

Tabi ki şu anda büyük güçler arasında bir uzlaşma arayışı için en uygun zaman değil; dünya şiddetli bir jeopolitik çatışma içinde. Durumu daha da karmaşıklaştıran bir diğer etken ise, Washington’da bir ay içinde gerçekleşecek olan siyasi değişim; bu durumun ardından, ABD’nin Orta Doğu politikasında bazı kaymaların yaşanması muhtemel. Ancak, siyasi retoriği bir kenara bırakırsak, büyük güçlerin Esad sonrası Suriye konusundaki çıkarları büyük ölçüde örtüşüyor.

Birincisi, hiç kimse Suriye’nin birden fazla mini devlete bölünmesinden yana değil. Bu durum sadece bu mini devletlerin sürdürülebilir olmama ihtimali nedeniyle değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki sınırların yeniden çizilmesi zincirleme bir reaksiyon başlatabileceği ve öngörülemez ancak son derece tehlikeli sonuçlar doğurabileceği için de istenmiyor.

İkincisi, hiç kimse Suriye’nin, Arap dünyasının kalbinde yeni bir siyasi aşırılık ve uluslararası terör yuvasına dönüşmesinden fayda sağlayamaz. 2003 baharında Washington ve müttefikleri tarafından Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak’ın yaşadığı trajik akıbet, herkes için bir uyarı işareti olmalı. Irak’ta yaşananların Suriye’de tekrarlanması, sadece Şam’ın en yakın komşularını değil, aynı zamanda denizaşırı büyük güçleri de etkiler.

Üçüncüsü, Suriye’nin bir zamanlar sahip olduğu kimyasal silah potansiyelinin yeniden inşası büyük oranda önemli. Bu potansiyele yeniden ulaşma ihtimali belirsiz olsa da bu seçeneğin tamamen dışlanması gerekiyor.

Dördüncüsü, Suriye’deki uzun süredir devam eden savaşta birikmiş olan geniş ve çeşitli konvansiyonel silah cephaneliklerinin, ülke içinde veya dışında sorumsuz aşırılıkçı grupların eline geçmemesi ortak bir çıkar doğrultusunda. İsrail şu anda bu sorunun bir kısmını güç kullanarak çözüyor, ancak İsrail hava saldırıları, ülkenin dört bir yanındaki küçük ve taşınabilir silahların bolluğundan kaynaklanan sorunu çözmek için yeterli değil.

Beşincisi, Suriye’de, yiyecek, yakıt ve temel ilaçların yetersizliği; devlet ve belediye sistemlerinin çöküşü, silahlı şiddet odaklarının varlığını sürdürmesi, suç örgütlerinin artan faaliyetleri gibi faktörlerin neden olduğu büyük çaplı bir insani felaketin önlenmesi herkesin yararına. Batı tarafından Suriye’ye uygulanan tek taraflı yaptırımların bir an önce kaldırılması ve uluslararası insani yardımların önündeki mevcut tüm kısıtlamaların ortadan kaldırılması gerekiyor.

Altıncısı, herkes yeni siyasi rejimin kapsayıcı olmasını, Suriye’nin modern bir anayasa kazanmasını ve yeni siyasi sistemde ülkenin karmaşık toplumsal yapısını oluşturan tüm çeşitli etnik ve dini gruplara yer verilmesini arzu ediyor. Kimse, Suriye’nin Orta Çağ’daki gibi cinsiyet ayrımcılığı ve toplumsal eşitsizlik dönemine dönmesini istemiyor. Suriye, Taliban’ın Ağustos 2021’de Kabil’de iktidara gelmesinden sonra Afganistan’ın düştüğü duruma kıyasla çok daha iyi bir tablo çizebilir ve çizmeli ama bu yönde ilerlemeleri teşvik etmek için büyük güçlerin ortak bir duruş sergilemesi gerekiyor.

Yedincisi, Suriye’den yeni bir göç dalgasının başlaması kimsenin yararına değil. Bu durum, komşu ülkeleri alt üst edebilir ve diğer bölgelere de ulaşabilir. Dahası, şu anda Orta Doğu’da, Avrupa’da ve başka yerlerde yaşayan sekiz milyon Suriyeli mültecinin en azından bir kısmının evlerine dönmesi ve iç savaşın harap ettiği ülkenin yeniden inşasına katılması arzu ediliyor. Dünyanın dört bir yanına dağılmış geniş Suriye diasporası, ülkenin yeniden inşasında kritik bir rol oynayabilir ve oynamalı.

Sekizincisi, Esad sonrası Suriye’nin birkaç yıl önce başladığı Arap ailesine geri dönüş sürecini sürdürmesi, Arap dünyasının pek çok sorunundan biri olmaktan çıkıp bölgesel güvenlik ve kalkınma için yeni bir sistem oluşturmaya katkıda bulunan yapıcı bir katılımcı haline gelmesi ortak bir çıkar doğrultusunda.

Bu ortak çıkarlar, Suriye meselesini olumsuz küresel jeopolitik bağlamdan yalıtmak için yeterli mi? Şüpheciler, elbette, bunun yeterli olmadığını ve Suriye’deki gelişmelerin Brüksel’de, Moskova’da, Washington’da ve Pekin’de kaçınılmaz olarak bir “sıfır toplamlı oyun” olarak algılanacağını söyleyeceklerdir. Sahiden de mevcut koşullarda, savaş sonrası yeniden yapılanma için uzun vadeli çok taraflı programların benimsenmesi veya en azından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından devlet inşasını teşvik etmek için bir yol haritasının onaylanması pek muhtemel değil. Yaklaşık yirmi yıl önce, büyük güçler İsrail-Filistin çatışmasının zorluklarını ortaklaşa ele almak için sözde Orta Doğu Dörtlüsü’nü (Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler) oluşturmayı başarmışlardı. Sonunda bu dörtlü, sorunu kalıcı bir çözüme ulaştırmada başarısız oldu. Bugün, Suriye için bir dörtlü, beşli veya benzer bir grup oluşturmak, jeopolitik gerçeklerle tamamen uyuşmaz görünüyor.

Fakat aceleci sonuçlara varmamalıyız; 9 Aralık’ta kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısı, Suriye’deki olaylarla ilgili olarak büyük güçlerin nadiren görülen ortak bir yaklaşım sergilediğini göstermişti! Rusya’nın Daimî Temsilcisi Vasiliy Nebenzya, bu ortak duruşun “Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunması, sivillerin korunmasının sağlanması ve ihtiyaç sahibi nüfusa insani yardım ulaştırılması” konularını içerdiğini vurgulamıştı.

Elbette, bu büyük güçlerin birliği kırılgan ve kısa ömürlü olabilir. Suriye ihtilafındaki başlıca dış aktörlerin, ulusal uzlaşı çabalarında doğal bir lider olarak hareket etmelerini engelleyen uzun bir karşılıklı şikayetler, kuşkular ve anlaşmazlıklar geçmişi bulunuyor. Öte yandan, büyük güçlerin Suriye sorunundan tamamen “geri çekilmesi” ve Donald Trump’ın formülüne uygun olarak (“Bu bizim savaşımız değil, bu durumun kendi kendine çözülmesine izin vermeliyiz”) hareket etmesi, büyük güçlerin dünya politikasında önde gelen ve sorumlu oyuncular olarak meşruiyetini kaybetmesi anlamına gelecektir. Eğer büyük güçler, temel çıkarları paylaştıkları ve benzer endişelere sahip oldukları bir durumda sırtlarını dönerse, nasıl büyük güç olduklarını iddia edebilirler?

Bu koşullar altında, Suriye’deki olayların olumsuz bir gelişme senaryosunu önlemeye dönük ortak çaba girişimi, doğrudan askeri çatışmaya dahil olmayan ve dürüst arabulucular olarak hareket edebilecek ülkelerden gelebilir. Örneğin, Çin veya Hindistan, Suriye’de savaş sonrası yeniden yapılanma projeleri için çok taraflı bir platform oluşturma önerisi sunabilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından böyle bir formatın onaylanması, sadece ulusal iktisadi yardım programlarını değil, aynı zamanda Avrupa Birliği, Doğu Asya ve Körfez ülkelerinden özel yatırımcıları da teşvik etmek için önemli bir adım olacaktır. İdeal olarak, 2025’in başlarında Suriye gündemiyle ilgili bir P5 (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyeleri) zirvesi yapılmalı; ancak daha düşük düzeyde bir toplantı bile mevcut koşullarda büyük bir ilerleme anlamına gelebilir.

Suriye’deki mevcut durum son derece değişken ve akışkan. Ilımlılar ve radikaller, pragmatistler ve ideologlar, hoşgörü ve hoşgörüsüzlük, düzen ve kaos, sivil barış ve iç savaş arasındaki denge her an değişebilir. Önümüzdeki aylar, haftalar, hatta günler, ülkenin gelecekteki yıllar boyunca izleyeceği rotayı belirlemede kritik bir rol oynayabilir. Tarihin dönüm noktalarında, büyük güçlerin dünya siyasetindeki özel statüsü sınanır. Tarih, pek çok büyük gücün bu testi birden fazla kez başarısızlıkla sonuçlandırdığını gösterir. Umarız bu kez, karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelirler.

Diplomasi

BRICS liderlerinden ortak tavır: Ortadoğu’da itidal çağrısı

Yayınlanma

Çin, Rusya ve İran’ın da aralarında bulunduğu BRICS liderleri, hafta sonu Yeni Delhi’de Narendra Modi ev sahipliğinde düzenlenen zirvede ortak bir cephe görüntüsü verdi. Zirvenin ortak bildirisinde ABD’nin Orta Doğu’da başlattığı savaş, Washington’ın gümrük tarifeleri politikası ve yaptırım uygulamaları hedef alındı.

ABD’nin ve Başkan Donald Trump’ın adı doğrudan anılmadı ancak Washington’ın hem dostlarını hem de karşıtlarını bünyesinde barındıran 10 BRICS ülkesinin yayımladığı 45 sayfalık ortak bildirinin hedefinde açıkça ABD vardı.

Bildiride, Orta Doğu’daki çatışmaya dahil olan ülkelere “azami itidal” çağrısı yapılırken, savaşın tırmanmasından “derin endişe” duyulduğu belirtildi. Ayrıca “sivil altyapıya ve barışçıl amaçlarla kullanılan nükleer tesislere yönelik kasıtlı saldırılar” kınandı.

Cumartesi sabahının erken saatlerine kadar süren müzakereler sonunda üzerinde uzlaşılan bu ifadeler, üyeleri altı aydan uzun süre önce ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı çatışmada farklı pozisyonlara sahip olan ülkeler açısından dikkat çekici bir ortak çağrı niteliğindeydi. Bir tarafta Tahran yer alırken, diğer tarafta Birleşik Arap Emirlikleri ve henüz tam BRICS üyesi olmayan Suudi Arabistan bulunuyor. Çin ve Hindistan ise büyük petrol ithalatçıları arasında.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, cuma günü yaptığı sert konuşmada ülkesinin teslim olmayacağını söyleyerek zirvenin tonunu belirledi.

Buna karşın, Trump yönetiminin İran’a yardım eden herhangi bir ülkeye yaptırım uygulama tehdidine rağmen BRICS üyeleri, Washington’ın politikalarına ve yükselen ekonomilerin yeterince temsil edilmediklerini savunduğu küresel düzene karşı tepki gösterdi.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi cumartesi günü liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Birbirimizin bakış açılarına saygı duyuyor ve uzlaşı yoluyla ilerliyoruz. Kimseye karşı çıkarak değil, herkesi yanımıza alarak ilerlemeye çalışıyoruz” dedi.

Modi, “Artık BRICS içindeki birlik ve uzlaşımızı küresel sahnede somut sonuçlara dönüştürmenin zamanı geldi” diye ekledi.

Zirve, ülkesinin bir yıl süren BRICS dönem başkanlığını Küresel Güney’e yönelik daha geniş bir gündemi ilerletmek için kullanmaya çalışan Modi açısından önemli bir başarı noktası oldu.

Bloomberg’e konuşan kaynaklara göre özellikle İran ile BAE arasındaki görüş ayrılıkları oldukça belirgindi. Tahran, ABD ve İsrail’in açık biçimde kınanmasını isterken, ABD’nin müttefiki olan BAE buna karşı çıktı ve İran’ın Körfez ülkesine yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının da kınanmasını talep etti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İlişkiler Sekreteri Sudhakar Dalela, cumartesi günü düzenlenen basın toplantısında BRICS üyeleri arasındaki görüşmelerin uzlaşı sağlanıncaya kadar sürdüğünü söyledi.

Dalela, “Batı Asya konusunda ortak bir yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmış olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yaklaşımın temelinde, herhangi bir çatışmanın çözümünde diyalog ve diplomasinin yol gösterici ilkeler olması gerektiğine hepimizin inanması yatıyor” dedi.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in zirveye katılması toplantının ağırlığını artırdı. Xi geçen yıl Rio de Janeiro’da düzenlenen BRICS zirvesine katılmamıştı. Bu ziyaret, Xi’nin yedi yıl aradan sonra Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret oldu ve 2020’de yaşanan ölümcül sınır çatışmasının ardından Hindistan ile Çin arasındaki temkinli yakınlaşmanın son işaretlerinden biri olarak değerlendirildi.

Xi, BRICS üyelerine “tarihin doğru tarafında yer alma” ve barışın korunması ile küresel yönetişimin reformunda öncü olma çağrısı yaptı.

Xi ayrıca, Çin’in Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanmasında “üzerine düşen rolü” oynamaya hazır olduğunu belirtti.

Devlet yayın kuruluşu CCTV’nin aktardığına göre Xi, “İlgili taraflar siyasi çözüm konusundaki kararlılıklarını sürdürmeli ve kalıcı ve kapsamlı bir ateşkesin sağlanması yönünde çaba göstermelidir,” dedi.

Putin ise yıllardır uygulanan Batı yaptırımlarına rağmen dünya sahnesinde hâlâ etkili bir lider olduğunu göstermek için zirveyi fırsata çevirdi.

Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Alexey Maslov, “Paradoks şu ki Putin’in politikaları, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, Rusya’nın tecrit edilmesiyle sonuçlanmadı” dedi.

Maslov, “Tam tersine, Rusya’nın çevresinde Küresel Güney ve güvenlik ile bağlantılı fikirleri destekleyen oldukça sıra dışı bir ülkeler koalisyonu oluştu” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Yayınlanma

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.

Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.

Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.

Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.

ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:

Brezilya

Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.

Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.

İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.

Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.

Rusya

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi. 

Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.

Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.

Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.

İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.

BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

Çin

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.

Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.

Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.

Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.

Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.

Güney Afrika

Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.

Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.

Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.

Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.

İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.

Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.

Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.

Etiyopya

Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.

Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.

Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.

Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.

İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.

İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.

Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.

Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.

Birleşik Arap Emirlikleri

Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.

Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.

BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.

Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.

BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.

Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.

Endonezya

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.

Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.

Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.

2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.

Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.

BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.

Ortak ülke heyetleri

BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.

Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Belarus

Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.

Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.

Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.

Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.

Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.

Bolivya

Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.

Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.

Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.

Küba

Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.

Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.

Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.

Kazakistan

Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.

Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.

Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Malezya

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.

Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.

Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.

Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya

Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.

Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.

Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.

Tayland

Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.

Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.

Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.

Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.

Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.

Uganda

Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.

Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.

Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.

Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.

Özbekistan

Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.

Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.

Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.

Vietnam

Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.

Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.

Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.

Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.

Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.

Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.

Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.

İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.

Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.

Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English