Bizi Takip Edin

Amerika

The Economist: Çin’i dışlayan bir batarya tedarik zinciri imkansız

Yayınlanma

ABD yönetiminin, özellikle yarı iletkenler ve ‘yeşil dönüşüm’ malzemelerinde Çin’e bağımlılığı azaltma çabası sürerken, içeride bunun maliyetlerine ilişkin uyarılar gelmeye devam ediyor.

The Economist’te yer alan bir değerlendirmeye göre, elektrikli otomobillerin küresel satışları 2019 ile 2022 yılları arasında beş katına çıkarak geçen yıl 10 milyon adedi aşsa da dönüşümün hızı, tedarik kısıtlamaları ve jeopolitik engellerle karşılaşıyor.

Lityum-iyon bataryaların üretimi için gerekli olan minerallerin arzının, tahmin edilen küresel talebi karşılamak için 2020li yıllarda her yıl üçte bir oranında artması gerektiğini belirten The Economist, sadece ABD’de, 2030 yılına kadar tüm Amerikan araç satışlarının yarısının elektrikli araçlardan oluşmasını sağlama hedefini karşılamak için on milyonlarca bataryaya ihtiyaç duyulacağına dikkat çekiyor.

Buna rağmen ABD’nin en büyük rakibi Çin, açık ara en büyük batarya metali işleyicisi, batarya hücresi üreticisi ve bitmiş batarya üreticisi konumunda.

Makalede, üretimin denizaşırı ülkelerde yapıldığı yerlerde bile Çinli şirketlerin sürece hakim olduğunun altı çiziliyor. “Amerikalı politika yapıcılar bunu Amerika’nın tedarik zincirlerinin dayanıklılığına yönelik bir tehdit olarak görüyor,” diyen The Economist, batarya teknolojisinin ‘yeni soğuk savaşın’ en önemli endüstriyel savaş alanlarından biri haline geldiğini vurguluyor.

Asya belirleyici olacak

Dergiye göre bu savaşın sonucu, batarya tedarik zincirlerinin çoğunun bulunduğu Asya’da belirlenecek.

Sektördeki ilk sıkıntıların, en önemli iki batarya malzemesi olan lityum ve nikel de dahil olmak üzere malzeme üretimi ve işlenmesinde yaşanacağını belirten The Economist şu bilgileri veriyor: 2022’de üretilen lityumun neredeyse yarısı Avustralya’dan, %30’u Şili’den ve %15’i Çin’den geldi. Nikelde ise Endonezya’nın üretimi geçen yıl küresel toplamın %48’ine ulaşırken, Filipinler %10’unu ve Avustralya %5’ini oluşturdu.

ABD şu ana kadar minerallere ve üretim kapasitesine erişim sağlamak için bu ülkelerden bazılarıyla dar kapsamlı ticaret anlaşmaları yapıyor ve ayrıca Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) aracılığıyla üreticilere muazzam sübvansiyonlar sunuyor. ABD IRA aracılığıyla Amerika’nın serbest ticaret anlaşması yaptığı bir ülkede işlenen minerallerin ve üretilen bataryaların payına ilişkin sıkılaştırılmış kurallar koyarken Çin de paralel bir batarya tedarik zinciri inşa ediyor.

Endonezya ve nikel üretim sorunu

Endonezya’nın nikeldeki hakimiyeti başlı başına potansiyel bir sorun olduğu belirtiliyor.

Danışmanlık şirketi PWC’nin geçen yıl yaptığı bir tahmine göre, 2035 yılına kadar evsel ürünler için her yıl 2,7 milyon ton nikele ihtiyaç duyulacak. Endonezya şu anda sadece 1,6 milyon ton nikel üretiyor ve bunun büyük bir kısmı paslanmaz çelik için kullanılıyor. Metalin çıkarılması ve işlenmesi için büyük miktarda kapasite henüz planlanmakta veya yapım aşamasında.

Metal işleme, tedarik zincirinin Çin’den bağımsız hale getirilmesinin en zor bölümü. Bir tahmine göre Çin dünyadaki nikelin yaklaşık dörtte üçünü eritiyor ve işliyor. Ayrıca lityum işleme kapasitesinin yaklaşık üçte ikisine de sahip. Yalnızca bu rakamlar bile Çin’in bu sektördeki ağırlığını tam olarak ifade etmekten uzak, çünkü Çin dışında yapılan işlemlerin çoğunda da Çinli şirketler yer alıyor.

Örneğin Endonezya’da faaliyette olan üç tesis, nikeli eritmeden cevherinden çıkaran gelişmiş bir süreç olan yüksek basınçlı asit liçi kullanıyor ve hepsi de Çin teknolojisine, işletme becerisine ya da her ikisine birden dayanıyor.

Bir başka örnek ise Ford. Amerikan otomobil üreticisi Ford, nikel tedarikini güvence altına almak için Çinli bir madencilik şirketi olan Huayou Cobalt ile Endonezya’daki bir nikel işleme tesisine yatırım yapmak üzere bir girişim kurdu. Ford halihazırda bir Çin firmasıyla yaptığı farklı bir girişim nedeniyle ülkesinde de siyasi baskı altında: Michigan’da hem nikel bazlı hem de lityum bazlı aküler üretecek yeni bir tesis için Çinli bir akü devi olan Contemporary Amperex Technology ile güçlerini birleştirdi. Çinli firma, toplam kapasiteleriyle ölçüldüğünde dünyadaki elektrikli araç akülerinin üçte birinden fazlasını üretiyor.

Batarya parçalarının üretiminde de Çin rakipsiz

Çin’e bağımlılığı gösteren bir başka alan da batarya parçaları üretimi. Çinli firmalar batarya parçaları üretiminde de hakim konumda.

Batarya hücrelerine yönelik bileşenler arasında Çin, üretimin en az yarısını ve bazı kategorilerde %70’inden fazlasını oluşturuyor. Sektörün geri kalanı ise Güney Kore ve Japonya’da yoğunlaşmış durumda. Üç Uzak Asya ülkesi endüstrinin orta akım parçalarının %92 ila %100’ünü oluşturuyor.

The Economist’e göre, ABD yeterince işlenmiş mineral temin edebilse bile, iddialı hedeflerine ulaşması için Kore ve Japonya’nın akü üretimindeki know-how’ının Kuzey Amerika’ya yoğun bir şekilde aktarılması gerekecek.

Maliyet sorunu baş ağrıtıyor

Güney Kore merkezli LG Energy Solution, Catl’den sonra ikinci en büyük batarya üreticisi konumunda. Bu kapsamda şirket, Hyundai, Honda ve General Motors ile ortak girişimlerle ABD’de büyüyor. LG, Kuzey Amerika’da 2022 yılında sadece 13 gwh olan depolama kapasitesini 2030 yılına kadar 278 gigawatt-saate genişletmeyi planlıyor. Fakat şirketin satın alma müdürü Kim Myung Hwan, artan inşaat maliyetlerinin, kalifiye personel sıkıntısının ve bataryalar için gerekli malzemelerin fiyatlarındaki dalgalanmaların hızlı büyümenin önündeki engeller olduğunu belirtiyor.

Bazı Asyalı üreticiler, denizaşırı üretim maliyetinin yıllarca en büyük engel olmasından endişe ediyor. Batarya hücrelerinde kullanılan separatörleri üreten bir Japon şirketi olan W-Scope’un yöneticisi Hideo Ouchi, “İşi 10, 15, 20 yıl boyunca nasıl kârlı hale getireceğimizi düşünmek çok daha önemli,” diyor. Ouchi, 2030 yılına kadar elektrikli araçlarla ilgili hedeflerine ulaşmak için sadece ABD’nin 2021 yılında küresel olarak üretilen kadar batarya separatör malzemesine ihtiyaç duyacağını tahmin ediyor.

Cumhuriyetçi bir hükümet gidişatı tersine çevirebilir

Bir başka mesele de hükümet politikasındaki belirsizlik. Özellikle Asyalı pek çok batarya üreticisi ABD’den gelecek mali desteğe bel bağlamışken bu mesele daha da önem kazanıyor.

Geçtiğimiz ay Amerika Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası, Biden yönetimini, Ford ve Koreli batarya üreticisi SK ON’a Michigan’da yeni bir fabrika için 9,2 milyar dolara varan bir krediye sıkı işçi hakları koşulları eklemediği için eleştirdi. Gelecekteki Cumhuriyetçi yönetimler mevcut elektrikli araç hedeflerini azaltabilir ya da tamamen ortadan kaldırabilir.

The Economist’e göre elektrikli araçlara yönelik muazzam küresel talebi karşılamak için batarya tedarik zincirini genişletmek, şimdiye kadar girişilen en büyük endüstriyel zorluklardan birini temsil ediyor.

Amerika

Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.

Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.

Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.

Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”

ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.

Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.

Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.

Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.

Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.

Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.

Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.

Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.

Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.

Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.

Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.

Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.

Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.

Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.

Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu. 

İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.

Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.

Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.

Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.

Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

Yayınlanma

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.

Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.

Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.

Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.

Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.

Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor

Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.

Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.

Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.

Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.

Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir

Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.

Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.

Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.

Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.

ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.

Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.

Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.

Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.

Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.

Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.

Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.

ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.

Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.

Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.

Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.

Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.

Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.

Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.

Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.

Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.

Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.

CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.

Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.

Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.

Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.

Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.

Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.

Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.

Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.

Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”

20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.

Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.

Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.

Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.

Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.

Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English