Bizi Takip Edin

Diplomasi

The Times: Ukrayna, birkaç ay içinde nükleer bomba üretebilecek kapasitede

Yayınlanma

The Times gazetesinin Ukrayna Savunma Bakanlığı için hazırlanan bir rapordan aktardığına göre, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak göreve gelmesinin ardından Ukrayna’ya yapılacak askeri yardımların kesilmesi halinde, Kiev “birkaç ay içinde” ilk nükleer bombasını üretebilir.

Raporda, Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü bölüm başkanı Aleksey İjak’ın adı geçiyor.

Raporda, Ukrayna’nın, 1945 yılında ABD’nin Japonya’nın Nagazaki kentine attığı “Şişman Adam” (Fat Man) bombasının yapımında kullanılan teknolojiye benzer bir teknoloji kullanarak hızla plütonyum bazlı nükleer silah geliştirebileceği belirtiliyor.

Raporda, “80 yıl sonra benzer bir silah yapmanın çok da zor olmadığı” ifade ediliyor.

Ukrayna’nın büyük ölçekli uranyum zenginleştirme tesislerine sahip olmaması nedeniyle, nükleer santrallerdeki kullanılmış yakıt çubuklarından elde edilen plütonyumu kullanabileceği vurgulanan raporda, “Ukrayna’nın elinde yaklaşık 7 ton plütonyum olduğu tahmin ediliyor; bu miktar, birkaç kilotonluk taktik verime sahip yüzlerce savaş başlığı yapmak için yeterli” deniliyor.

Rapor, Ukrayna’nın potansiyel nükleer bombasının gücünün, Şişman Adam bombasının gücünün yaklaşık onda biri kadar olacağını belirtiyor “Bu, Rusya’nın bir hava üssünü ya da askeri, endüstriyel veya lojistik bir tesisi yok etmeye yetecek kapasitede.”

Ancak raporda, farklı plütonyum izotoplarının kullanımı nedeniyle böyle bir nükleer yükün tam veriminin önceden tahmin edilmesi zor olduğu ifade ediliyor.

Ekim ayında, Bild gazetesi, ismini açıklamayan bir Ukraynalı yetkiliye dayanarak Ukrayna’nın nükleer silah üretimi için gerekli tüm kaynaklara ve bilgiye sahip olduğunu, hatta birkaç hafta içinde bir bomba üretebileceğini bildirmişti.

Aynı ay, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Ukrayna’nın NATO üyesi olmaması halinde kendi nükleer silahlarını geliştirme sürecine girebileceğini söylemişti.

Emekli Pentagon yetkisi: Ukrayna’daki savaş kazara nükleer savaşa evrilebilir

Diplomasi

El Niño küresel ekonomide trilyonlarca dolarlık kayba yol açabilir

Yayınlanma

Büyük Okyanus’taki sıcaklıkların rekor seviyeye ulaşmasıyla başlayan şiddetli El Niño dalgası dünya ekonomisini olumsuz etkiliyor. Deniz taşımacılığından madenciliğe kadar birçok sektörde aksamalara yol açan doğa olayının trilyonlarca dolarlık zarara neden olabileceği belirtiliyor.

Büyük Okyanus’un ekvatoral kesimindeki rekor sıcaklık artışıyla birlikte son neslin en şiddetli El Niño dalgasının küresel ekonomide ciddi çalkantılara yol açtığı bildirildi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) aktardığına göre, yaşanan süreç deniz taşımacılığından bakır madenciliğine ve balık yemi üretimine kadar pek çok stratejik sektörü doğrudan etkiliyor.

Uydu ve okyanus şamandırası verilerini inceleyen bilim insanları, El Niño evresinin haziran ayında başladığını ve mevcut okyanus sıcaklıklarının kayıt altına alınan en yüksek seviyeye ulaştığını bildirdi.

İspanyolcada “erkek çocuk” anlamına gelen El Niño, Büyük Okyanus’un ekvator kuşağındaki suların normalden en fazla 3 derece daha sıcak hale gelmesiyle oluşuyor.

Suyun yaklaşık aynı derecede soğuması ise “kız çocuk” anlamına gelen La Niña olarak adlandırılıyor. Her iki ila yedi yılda bir tekrarlanan bu döngüler, dünya genelinde iklim düzenini önemli ölçüde etkiliyor.

Indiana Üniversitesinden iklimbilimci Christopher Callahan, mevcut duruma ilişkin değerlendirmesinde, “Bunun benzersiz bir güce sahip bir doğa olayı olacağına dair oldukça net bir işaret var. Bu durum, beraberinde ciddi ekonomik sonuçlar doğuracaktır” dedi.

Callahan, El Niño’nun özellikle tropikal bölgelerdeki ülkeler başta olmak üzere küresel ölçekte trilyonlarca dolarlık kayba yol açabileceğini belirtti.

Doğa olayının etkilerini sürdürmesiyle birlikte 2027’nin tarihin en sıcak yılı olabileceği öngörülüyor.

Okyanus sularındaki ısınmanın sonuçlarıyla ilk yüzleşen aktörlerin başında Panama Kanalı’nı kullanan denizcilik şirketleri geliyor. Yağış azlığı nedeniyle Panama Kanalı kritik bir darboğaza dönüşmüş durumda.

Bir geminin geçişi sırasında kanalda yaklaşık 50 milyon galon su kaybı meydana geliyor. Bu su Panama’daki Gatun Gölü’nden karşılanırken, bölgedeki kuraklık su kaynaklarını daha da daraltıyor.

Panama’da mayıs ile ağustos ayları arasındaki yağış miktarının ortalamanın yüzde 34 altında kaldığı kaydedildi.

İklim olayının etkilediği bir diğer ülke olan Zambiya’da, 2023-2024 dönemindeki kuraklık hidroelektrik enerji kapasitesini tüketerek bakır üreticilerine darbe vurdu.

Bölgede bu yıl da devam eden kurak hava, nehir taşımacılığı ve lojistiği olumsuz etkiliyor.

Zambiya’nın aksine Şili’de ise aşırı yağışlar yerel üretimi zorlaştırıyor.

Ülkedeki bakır üreticisi Antofagasta, temmuz ayında maden sahasına 5 milyon metreküp kar getiren fırtınanın ardından üretim beklentilerini düşürdü.

WSJ, İran’daki savaş nedeniyle artan gübre ve yakıt fiyatlarından ötürü halihazırda zor durumda olan çiftçilerin, bu süreçte en savunmasız kesim haline geldiğini aktardı.

Avrupa İklim Değişikliği Servisi Copernicus ise Ağustos 2024’te yaptığı açıklamada, El Niño’nun insan kaynaklı iklim değişikliklerinin etkisiyle daha da şiddetlendiğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kiev’den tahıl ihracatı için kritik tarih uyarısı

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirilo Budanov, tarım ürünleri ihracatı sorununda 1 Ekim’in kritik bir eşik olduğunu açıkladı. Kiev yönetimi sevkiyat lojistiğini sağlamak için temaslarını sürdürürken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin küresel piyasada tahıl açığı yaşanmayacağını savundu.

Ukrayna’nın tarım ürünleri ihracatına ilişkin krizin ekim ayı başında çıkmaza girebileceği belirtildi. Novini.Live‘ın aktardığına göre, “Yarınki Ukrayna” forumunda konuşan Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirilo Budanov, tarım sektörünün ihracatı için 1 Ekim tarihinin bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu ifade etti.

Budanov, Ukrayna tarafının durumu istikrara kavuşturmak amacıyla aktif adımlar attığını ve tüm paydaşlar arasında uzlaşı sağlayarak ürünlerin tahliyesine yönelik lojistiği güvence altına almak için birden fazla ülkeyle müzakerelerin sürdüğünü kaydetti.

Budanov, “Hatırladığım tüm verilere göre, prensipte 1 Ekim’e kadar vaktimiz var. Bu bizim için bir tür geri dönüşü olmayan nokta; elbette göreceli, oldukça göreceli bir tarih. O zamana kadar bu meseleyi çözeceğimizden eminim. Üzerinde çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

Danimarka merkezli deniz taşımacılığı şirketi Maersk, 22 Temmuz’da gemilerinin tahliye işlemlerini Ukrayna’nın Çornomorsk Limanı’ndan Romanya’nın Köstence Limanı’na kaydırdığını duyurmuştu.

Limanların durması günlük 70 milyon dolara mal oluyor

Ukrayna merkezli Ekonomitsçna Pravda yayın organının paylaştığı verilere göre, Odessa, Çornomorsk ve Pivdenniy limanlarının atıl kaldığı her gün, Ukrayna’ya yaklaşık 70 milyon dolarlık ihracat geliri kaybına mal oluyor.

Ukrayna’nın tahıl ve yağlı tohum ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı söz konusu bölgedeki limanlar üzerinden gerçekleştiriliyor.

Financial Times’ın aktardığına göre, deniz taşımacılığına yönelik risklerin artmasıyla birlikte Ukraynalı tüccarlar, özellikle Tuna Nehri ve Romanya güzergahı başta olmak üzere alternatif sevkiyat rotalarını değerlendirmeye başladı.

Rusya ordusu ise son dönemde Ukrayna limanlarında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ile bağlantılı gemi ve altyapı tesislerini hedef aldığını düzenli olarak rapor ediyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, saldırıların yalnızca Ukrayna’nın askeri ve enerji tesisleri ile bunlarla bağlantılı altyapılara yönelik düzenlendiğini vurguluyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de 22 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Rusya’nın kayda değer bir ihracat potansiyeline sahip olduğunu ve Tarım Bakanlığının en az 60 milyon ton tahıl ihraç edilebileceğini bildirdiğini kaydetti.

Putin, Ukrayna’nın ihracatında yaşanan sorunlar nedeniyle küresel piyasada herhangi bir tahıl açığı oluşmayacağını öne sürdü.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

G7 ülkelerinin borçlanma maliyeti 16 milyar dolar arttı

Yayınlanma

ABD ile İran arasındaki savaşın başlamasından bu yana küresel tahvil faizlerinde yaşanan yükseliş, gelişmiş ekonomilerin borçlanma maliyetlerini on milyarlarca dolar artırdı. Financial Times’ın analizine göre G7 ülkeleri 16 milyar dolarlık ek borç servisi maliyetiyle karşı karşıya kaldı.

ABD ile İran arasındaki savaşın başlamasının ardından küresel tahvil getirilerinde kaydedilen yükseliş, dünyanın en büyük gelişmiş ekonomilerinin borçlanma maliyetlerini on milyarlarca dolar artırdı.

Financial Times’ın (FT) yaptığı analize göre, G7 ülkeleri kamu borcu servisinde şimdiden 16 milyar dolarlık ek maliyetle karşılaştı.

Tahvil faizlerindeki artış eğiliminin gelecek yılın ilk çeyreği sonuna kadar sürmesi halinde, G7 ülkelerinin 34 milyar dolar tutarında ilave finansman gideri ödemek zorunda kalabileceği kaydedildi.

Güncel piyasa verilerine göre, G7 ülkelerinin neredeyse tüm vadelerdeki devlet tahvilleri şubat ayına kıyasla daha yüksek faiz oranlarıyla işlem görüyor. Bu durum, hükümetlerin yeni tahvil ihraçlarında katlanmak zorunda kaldığı maliyetleri doğrudan artırıyor.

En ağır yük ABD’de

Gazetenin hesaplamalarına göre, oluşan toplam ek maliyetin 10,6 milyar dolarlık kısmı doğrudan ABD’ye ait. Getiri artışının 2027 yılının ilk çeyreği sonuna kadar devam etmesi durumunda, ABD’nin ilave faiz harcamalarının 21,7 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Haberde, ABD tahvil getirilerinin son haftalarda hızla yükseldiğine dikkat çekildi. Bu gelişmede, İran’daki savaşın tetiklediği enflasyon baskısı ve hızla artan kamu borcuna ilişkin yatırımcı endişelerinin etkili olduğu belirtildi.

Piyasalarda faiz riski

Jefferies Avrupa Başekonomisti Mohit Kumar, konuya ilişkin değerlendirmesinde artan faizlerin hisse senedi ve kredi piyasaları için en büyük risklerden biri olduğunu vurguladı.

Kumar, “Faizlerdeki ilave artışın hem hisse senetleri hem de krediler için olumsuz sonuçlar doğuracağı bir alana giriyoruz” dedi. Kumar ayrıca ABD tahvil faizlerinin yüzde 5 seviyesini aşması durumunda hisse senedi piyasalarında negatif tepkiler görüleceğini ifade etti.

ING Başekonomisti James Knightley ise ABD’deki borçlanma maliyetlerindeki artışın, hanehalkı ve şirketlerin kredi maliyetlerini yükselterek ekonomik faaliyetler üzerinde fren etkisi yarattığına işaret etti.

Knightley, “ABD konut piyasası halihazırda duraklama noktasına geldi. Verim eğrisinin dikleşmesi, konut kredisi faizlerinin yüzde 7’nin üzerine çıkmasını beklememiz gerektiği anlamına geliyor” diye konuştu.

Küresel sermaye dengeleri değişiyor

Société Générale Başekonomisti Michel Martinez, söz konusu eğilimin sermayenin daha az erişilebilir hale geldiği bir dünyanın yeniden fiyatlandırılmasını yansıttığını dile getirdi.

Martinez, “Devlet borçlanmaları, tasarruflar için yapay zeka odaklı yatırım patlamasıyla ve savunma, enerji dönüşümü ile yeniden sanayileşme gibi diğer yapısal harcama ihtiyaçlarıyla giderek daha fazla rekabet ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Morgan Stanley Avrupa Faiz Stratejisi Birimi Başkanı Gianluca Salford ise bu sürecin piyasaları, 2010’lu yıllardaki düşük büyüme, düşük enflasyon ve düşük faiz döneminden önceki alışıldık ortama geri döndürdüğünü belirtti.

Salford, “Belirli zorluklar var ancak bunun yapısal bir olgu olduğunu düşünmek bana aşikar gelmiyor. Kendi başına yönetilemez bir durum olarak görünmüyor. Bazen küçük bir kriz gerekebilir. Ancak ülkeler doğru yolda kalmak için genellikle gerekeni yaparlar çünkü temelde makul bir alternatif bulunmuyor” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı, 19 Ağustos’ta yaptığı açıklamada ülkenin kamu borcunun 40 trilyon doları aşarak tarihi rekor kırdığını duyurmuştu.

Gelişmenin ardından Elon Musk da kamu borcunun 50 trilyon dolara ulaşması durumunda ekonomik tablonun tamamen kontrolden çıkacağı uyarısında bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English