Amerika
Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

ABD, MAGA ideolojisini Avrupa’ya ihraç etmek için dış finansman programını yeniden yönlendiriyor.
POLITICO’nun aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, MAGA’yı (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) destekleyen yeni Fransız düşünce kuruluşu Western Arc ve İngiliz savunma grubu Free Speech Union’ın temsilcileriyle hükümet finansmanı konusunda ilk görüşmeleri gerçekleştirdi.
Bu girişimler, Washington merkezli Heritage Vakfı’nın MAGA ile aynı çizgide olan düşünce kuruluşuna “aynı görüşte” olarak tanımladığı grupların ABD’li yetkililere verdiği bir listeye dayanıyor.
İtalya ve Brüksel’deki diğer sağcı ve muhafazakâr gruplar da POLITICO’ya, müttefik olarak gördükleri ABD yönetiminin desteğiyle ilgilendiklerini söylediler.
“Liberalizmin müjdesi” yerine “medeniyet ittifakı”
POLITICO, hepsi bir şekilde aşırı sağcı siyasetle bağlantılı 10 Avrupa düşünce kuruluşu ve politika grubunun temsilcileriyle görüştü.
Temsilciler, son yıllarda hızla profesyonelleşen ve Atlantik’in diğer yakasındaki benzer gruplarla işbirliği kurmak için çalışan, ideolojik olarak aynı görüşte olan kuruluşların hızla gelişen ekosistemini anlattılar.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlığı, Avrupalı milliyetçilere ve muhafazakârlara dünyanın en büyük iktisadi ve askeri gücünün başında bir destekçi kazandırırken, Atlantik’in her iki yakasındaki gruplar bu fırsatı değerlendirmek istiyor.
Hedefleri, Amerika’nın bir zamanlar “liberalizmin müjdesini” yaymak için kullandığı yumuşak güç araçlarını yeniden kullanarak, erişimlerini ve güçlerini genişletmek ve nihayetinde Batıyı kendi imajlarına göre yeniden inşa etmek.
Her iki taraf da bu projeye “medeniyet ittifakı” diyor.
“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde
Fransız bağlantısı: Western Arc
Republicans Overseas France’in eski medya direktörü Nicolas Conquer, aralık ayında Paris’te “MAGA’dan ilham alan” bir düşünce kuruluşu olan Western Arc’ı kurdu.
Fransız-Amerikan vatandaşı olan Conquer, ABD Dışişleri Bakanlığından birkaç yetkiliyle finansman alabilecek belirli projeler hakkında görüştüğünü söyledi.
Western Arc, “Batı medeniyetinin yenilenmesini organize etmek” için Atlantik’in iki yakasındaki “fikirleri, insanları ve projeleri” birbirine bağlamayı taahhüt ediyor.
Misyon beyanı, yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin (NSS) diline ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey danışmanı Samuel Samson’un daha önceki bir makalesine çok benziyor.
Conquer, son birkaç aydır Samson ve ABD Dışişleri Bakanlığındaki diğer yetkililerle temas halinde olduğunu ve “paydaş haritalama” veya “hedef gruplar için transatlantik geziler” gibi karşılıklı çıkarları olan projeler için fikirler araştırdığını söyledi.
Bu projeler arasında, bu yılın temmuz ayında ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümü kutlamaları da yer alıyor.
Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek
İngiliz bağlantısı: CFABB
The Centre for a Better Britain (CFABB), eski Reform UK yöneticisi Jonathan Brown tarafından kuruldu.
CFABB, açıkça Trumpist bir iktisat politikası önererek, Birleşik Krallık’ın çok fazla borçlandığını ve yakında bir borç krizine sürükleneceğini öne sürüyor.
Farage’ın danışman kadrosuna girmeden önce CFABB liderliini yürüten Cambridge’li ilahiyatçı James Orr, “milli muhafazakârlık” hareketinin önde gelen isimlerinden biri.
Orr, CFABB’yi “Brexit sonrası, ulus yanlısı, egemenlik yanlısı, Britanya yanlısı” bir proje olarak tanımlıyor.
JD Vance’in “entelektüel akıl hocası” olarak tanınan Orr, geçen yaz aylarında ABD Başkan Yardımcısı’nın ev sahipliğinde düzenlenen Cotswolds toplantısına konuk olarak katılmıştı.
Vance’in yakın arkadaşı olan Orr, daha önce Ocak 2021’deki ABD Kongre Binası baskınının “küresel sol” tarafından abartıldığını söylemişti.
CFABB’nin misyonu, web sitesinde belirtildiği üzere, “İngiltere’nin tamamen çökmüş durumda” olduğu iddiasına yaslanıyor ve ülkenin “hızlı, radikal bir reforma” ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor.
En önemli öncelikleri arasında, “2029’da kurulacak yeni hükümetin hazırlıklarına yardımcı olmak” için anayasa reformu ve yeni politika seçenekleri geliştirmek yer alıyor. Think-tank’in planı açıkça Heritage’ın “Project 2025″inden ilham alıyor.
CFABB, Oval Ofis’teki başkanlık masasının yapımında kullanılan HMS Resolute Kraliyet Donanması gemisine atfen Resolute 1850 adıyla kurulmuştu.
Bu gemi, 1880 yılında Kraliçe Victoria tarafından minnettarlık ve dostluğun sembolü olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne hediye edildi.
Grup, ABD’de de varlığını hissettirmeye başladı ve Donald Trump’ı iki kez Beyaz Saray’a taşıyan MAGA hareketinden ilham almak ve milyonlarca dolar toplamak için Teksas eyaletinin Dallas kentinde bir şirket kurdu.
Financial Times‘ın (FT) geçen mart ayında gördüğü sunuma göre grup, Donald Trump’ı destekleyen Center for Renewing America ve America First Policy Institute gibi bağımsız olarak finanse edilen fakat siyasi partileri açıkça destekleyen Amerikan kuruluşları örnek alınarak oluşturuldu.
Sunumda, ilk fonların İngiltere’den ve “MAGA, teknoloji ve dindar muhafazakâr kesimden [gelen] ABD’li bağışçılardan” sağlanacağı belirtiliyordu.
Amerikan dışişlerindeki bağlantı memuru: Samuel Samson
Conquer, “Proje bazlı finansman konusunda çok sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir mantık var,” dedi.
ABD’nin Avrupa kuruluşlarına sağladığı finansmanla ilgili bir soruya yanıt olarak, bir dışişleri sözcüsü, “Bu, ABD’nin yurtdışındaki çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için kaynakların şeffaf ve yasal bir şekilde kullanılması,” dedi.
Samson, geçen yıl Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen’i desteklemek için Amerikan vergi mükelleflerinin fonlarının kullanılmasını önermesiyle gündem olmuştu.
Geçen mayıs ayında, STK’lar ve sivil toplum gruplarıyla görüşmek üzere Avrupa başkentlerini ziyaret etti.
Heritage Vakfı’na liste hazırlama görevi
Heritage Vakfı Kıdemli Araştırma Görevlisi Paul McCarthy, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin geçen yılın ikinci yarısında Heritage Vakfı’na başvurarak Avrupa’da hangi kuruluşların fonlama için uygun hedefler olabileceğini sorduklarını söyledi:
“Yaz sonu, sonbahar başında bazı kurumlar, birkaç kuruluşun adını önerdik. Belki de bu, bunun temelini oluşturdu.”
O zaman tartışılan para miktarı “çok azdı.” Bu, NSS’in Avrupa’da “direnişi teşvik etme” ve “kıtayı dönüştüren ve çatışmalar yaratan” solcuların “sansür” ve göç politikalarına karşı çıkan kuruluşları destekleme politikasını ortaya koymasından önceydi.
McCarthy, “Ulusal stratejide onay aldıklarında, şu anda gerçekten hızla ilerliyor,” dedi ve Dışişleri Bakanlığı’nın son planları hakkında içeriden bilgi sahibi olmadığını vurguladı.
Geçen hafta Financial Times, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sarah Rogers’ın Londra, Brüksel, Paris ve Berlin’e odaklanan düşünce kuruluşları ve enstitüler için bir finansman programı yürüttüğünü bildirdi.
Aralık ayında, İngiliz yorumcu ve Free Speech Union’ın (FSU) kurucusu Toby Young ile bir araya geldi.
Young şunları söyledi:
“Dışişleri Bakanlığı’nın dünyanın diğer bölgelerindeki FSU’nun kardeş kuruluşlarına finansman sağlama olasılığını tartıştık, fakat benim yönettiğim kuruluş dahil değil.”
Hangi kuruluşları kastettiği konusunda net bir açıklama yapmadı, fakat İngiliz FSU Avustralya, Kanada, Güney Afrika ve Yeni Zelanda’daki benzer kuruluşlarla bağlantılı; bu da ABD Dışişleri Bakanlığı’nın planlarının Avrupa ile sınırlı olmayabileceğini gösteriyor.
ABD’nin Avrupa’yı fonlama stratejisi değişiyor
ABD hükümetinin Avrupa kurumlarına sağladığı finansman yeni bir olgu değil: Savaş sonrası dönem boyunca ABD, “demokratik” idealleri ve “Amerikan tarzı” liberalizmi teşvik eden projeleri desteklemişti.
1950’lerden bu yana, Radio Free Europe, komünizme ve Sovyetler Birliği’ne karşı “kapitalist özgürlüğün” sesini Doğu Avrupa’ya yaymıştı.
Bu, ABD’nin “hayırseverlik” fonlarıyla birlikte, Avrupa’da ana akım liberal değerlere dayanan birçok düşünce kuruluşu ve diğer kuruluşların gelişmesine yardımcı oldu.
Birçoğu, bakanlık bildirilerine dönüştürülebilecek raporlar ve yasalar hazırlayan, görünürde “kamu hizmeti” görevi gören, geniş ağlara sahip politika merkezleri haline geldi.
Şimdi Amerika ve Avrupa sağı da bu stratejiyi gündemine almış görünüyor.
Macaristan’da Trump’ın müttefiki Viktor Orbán hükümetiyle yakın bağları olan özel bir eğitim enstitüsü tarafından finanse edilen düşünce kuruluşu MCC Brussels’in (Mathias Corvinus Collegium) iletişim başkanı John O’Brien, “Bir zamanlar sağ inanılmaz derecede profesyonelce davranmıyordu, bağlantıları yoktu ve kendi ulusal meseleleriyle o kadar meşguldü ki, bunun ötesini görmekte zorlanıyordu,” dedi.
O’Brien, bunun hızla değiştiğini söyledi. Artık sağcı aktivistler ve düşünürler, Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) ve Milli Muhafazakârlık (NatCon) konferansları serisi gibi büyük etkinliklerde düzenli olarak bir araya geliyor.
Ayrıca birbirlerini toplantılara ortak ev sahipliği yapmak veya panelist olarak etkinliklere katılmak için davet ediyorlar.
Avrupa federalizmine, yeşil dönüşüme, LGBT aktivizmine karşı
ABD tarafından, Trump’ın hükümet için hazırladığı Project 2025 planının yazarı olan Heritage Vakfı, Avrupa sağının sık sık konuğu oluyor.
Örneğin salı günü, Heritage’dan McCarthy, Fondazione Machiavelli ile ortaklaşa düzenlenen bir panelde Roma’da göründü.
McCarthy, Heritage’ın ortak zirve düzenleme ve araştırma yoluyla Avrupa’daki gruplarla bağları güçlendirdiğini söyledi.
Amaçları, “Avrupa federalizmi”ne ve “yeşil dönüşüm çılgınlığına” karşı çıkarken, eşcinsel çiftleri ve trans haklarını dışlayan ve daha yüksek doğum oranlarını teşvik eden bir aile vizyonunu desteklemek.
CPAC zirvesinde “milli muhafazakâr enternasyonal” bir aradaydı
Küresel “milli-muhafazakâr” şebeke büyüyor
Fondazione Machiavelli Başkanı Scalea, bu tür gruplar arasındaki işbirliğinin “giderek arttığını” söyledi.
Merkez, web sitesinde, bir dizi diğer sağcı grupla resmi ortaklıklar veya imzalanmış mutabakatlar duyuruyor: Heritage Vakfı, Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü (JISS), Macaristan’dan Oeconomus Ekonomik Araştırma Vakfı ve CPAC’yi düzenleyen Temel Haklar Merkezi.
Scalea şunları söyledi:
“Ama bu daha çok bir dostluk gibi. Ortak misyonlarımız olduğu için, ortak değerlerimiz ve ortak gelecek görüşlerimiz var… Resmi olarak birbirimize bağlı değiliz, kurumsal bir bağımız ve bağlantımız yok, para veya kaynak alışverişinde bulunmuyoruz… Sadece birlikte çalışıyoruz çünkü bu, herkes için daha etkili oluyor.”
Scalea, enstitüsünün “Trump yönetimi ile birçok ortak noktası” olduğunu da ekledi.
Şu ana kadar ABD hükümetinden, onun gibi kuruluşlara fon sağlanacağına dair doğrudan bir haber almadı, fakat herhangi bir fon teklifini değerlendireceğini söyledi.
Yetkili, “Göreceğiz. Ama şimdilik, somut bir fırsat veya değerlendirilecek bir şey yok,” dedi.
Trumpist Avrupa sağında “Batının birliği” heyecanı
Bu yıl Trump, Danimarka’ya dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın kontrolünü devretmesi için baskı yaparak Avrupa ile ABD arasındaki mevcut gerilimi daha da tırmandırdı.
Bu durum, birçok sağcı grubu Avrupa’nın egemenliğini savunmak ile Beyaz Saray ile ideolojik ittifaklarını sürdürmek arasında ince bir çizgide yürümek zorunda bıraktı.
Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi liderlerin “Avrupa’nın bağımsızlığı” çağrıları, sağcı gruplara kendilerini Batı ittifakının gerçek savunucuları olarak konumlandırma fırsatı sundu.
Örneğin Heritage Vakfı ile ortaklık yapan bir başka İtalyan düşünce kuruluşu olan Nazione Futura’nın başkanı Francesco Giubilei şunları söyledi:
“Özellikle şu anda Batı dünyasında birliği korumak oldukça önemli. Bu kolay değil. Trump’ın tutumunun bazen Avrupa’nın tutumundan farklı olduğunu anlıyoruz. Ama şu anda ABD ile Avrupa arasında bir bölünme yaratırsak, Çin’e ve Rusya’ya iyilik yapmış olacağımızı düşünüyoruz.”
POLITICO’nun temas kurduğu bazı kuruluşlar, yabancı bir hükümetten finansman almaya ilgi duymadıklarını söyledi. Fakat Avrupa yasaları siyasi partilere doğrudan yabancı finansman sağlanmasını engellediğinden, bazıları başka işbirliği yolları buluyor.
Macaristan, AB’yi “ulus-devlet odaklı hale” getirmek isteyen ABD stratejisi için kritik
AfD, Beyaz Saray’ın gediklilerinden oldu
Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Gerald Otten, ocak ayında Alman Federal Meclisi heyetinin bir parçası olarak Washington’a gitmişti.
Ziyaretinden önce, ABD büyükelçiliği tarafından olası ortak çalışmalar hakkında görüşmek üzere davet edilmişti.
AfD yetkilileri, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Anna Paulina Luna tarafından “karşı Davos” olarak adlandırılan bir etkinlik için mart ayında ABD’ye gitmeyi planlıyor.
AfD’nin önde gelen dış politika milletvekili ve eş başkan Alice Weidel’in vekili Markus Frohnmaier da bugün başlayacak Münih Güvenlik Konferansı’nın marjlarında Rogers ile görüşecek.
Fondazione Machiavelli’den Scalea, Trump’ın Beyaz Saray’da olmasıyla Avrupa’daki grupların artık marjinal olmadıklarını hissettiklerini söylüyor:
“Bir müttefikimiz, güçlü bir sesimiz var. Kitlesel göçün bizi bir ulus olarak zayıflattığını söylememiz sadece bir komplo teorisi değil, aynı zamanda ittifakımızın lideri tarafından da söylenen bir şey. Bu bizim için açıkça yararlı.”
CPAC, Macaristan’da toplanmaya hazırlanıyor
CPAC’nin Macaristan ayağı 21 Mart’ta Budapeşte’de toplanacak. Konferans, yukarıda adı geçen Budapeşte merkezli muhafazakâr düşünce kuruluşu Temel Haklar Merkezi tarafından düzenleniyor.
Etkinliğin tarihi, ülkede parlamento seçimlerinin yapılmasından bir ay sonra, Macaristan siyasetinde oldukça gergin bir dönem olacak.
Hungarian Conservative‘de yer alan habere göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahuda CPAC Macaristan 2026’da öne çıkan konuşmacılardan biri olacak.
Orbán’ın desteklediği en önemli düşünce kuruluşlarından MCC Brussels’in milyonlarca avroluk fon aldığı ortaya çıkmıştı.
MCC Brüksel tarafından geçen eylülde sunulan şeffaflık kaydı, düşünce kuruluşunun geçen yıl “Avrupalı politika yapıcıları, günümüzün siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlarına yönelik kendine özgü yaklaşımıyla tanıştırmak ve etkilemek” amacıyla 6 milyon avrodan fazla fon aldığını doğruladı.
Bu fonların yüzde 99’undan fazlası, yani grubun tüm işletme bütçesi, Orbán’ın yakın siyasi müttefikleri tarafından kontrol edilen Budapeşte merkezli bir eğitim kurumu olan Mathias Corvinus Collegium Alapítvány’ın verdiği hibe kapsamında sağlandı.
Amerika
Cumhuriyetçiler, veri merkezleri karşıtı tepkiyi Çin’in kışkırttığına inanıyor

ABD Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi bir lider, Çin’den para alan kuruluşların veri merkezlerine karşı yurt içindeki muhalefeti körüklediğini ve cezalandırılması gerektiğini söyledi.
Temsilciler Meclisi Yollar ve Araçlar Komitesi Başkanı Jason Smith, bir röportajda Çin’in, Amerikan halkını yapay zeka geliştirme açısından hayati öneme sahip veri merkezlerine karşı kışkırtmak için çok sayıda kâr amacı gütmeyen kuruluşa finansman sağladığını ileri sürdü.
Kendi soruşturmalarını başlatan Smith, Hazine Bakanı Scott Bessent’ten bu kuruluşların vergi muafiyetini kaldırmasını istiyor ve hükümetin “ulusal ve iktisadi güvenliğimizi tehlikeye atan” gruplara fiilen yardım etmemesi gerektiğini savunuyor.
Smith, “Çin’in hesaplama alanında hakimiyet kurmak istediği için veri merkezlerine karşı protestolar düzenleyen ABD’li kâr amacı gütmeyen kuruluşlara gelen Çin kaynaklı paranın izini sürdük. Eğer Amerikan halkı arasında ayrılık ve kaos tohumları ekebilirlerse, yapay zeka yarışında [Amerika’yı] yavaşlatacaklar ve kazanacaklar. Tetikte olmalıyız,” dedi.
Smith’in yorumları sorulduğunda, bir Hazine sözcüsü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Vergi muafiyeti, yabancı etkiler için bir kalkan değildir. Yabancı çıkarları ilerletmek için hayır kurumlarını kötüye kullanan kuruluşlar, yasalarımızı, demokrasimizi ve halkın güvenini sarsmaktadır.”
ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşlara karşı yasal işlem başlatılması önemli bir adım ve teknoloji sektörünün iç muhalefeti aşmasına yardımcı olacak.
Hukuk uzmanları ayrıca bunun, Trump yönetiminin vergi kanununu siyasi amaçlar için bir silah olarak kullanmasının bir başka örneği olabileceği konusunda uyarıyor.
Vergi Mükellefleri Hakları Merkezi’nin yönetici direktörü Nina E. Olson, “İnsanlar, hoşlanmadıkları fikirlerin veya vergi mükelleflerinin peşine düşmek için vergi kanununu veya IRS’i [İç Gelir Servisi] kullanmadan önce iki kez düşünmelidir. Bu, vergi dairesine karşı güvensizliği besler ve mevzuata uyumu olumsuz etkiler… ve iktidardan düştüğünüzde aleyhinize kullanılabilir,” dedi.
Smith daha önce, Şanghay’da yaşayan eski teknoloji devi ve ABD vatandaşı Neville Roy Singham’dan aldıkları bağışlar nedeniyle BreakThrough News ve Tricontinental haber sitelerinin yanı sıra aktivist grup The People’s Forum’u hedef almıştı.
Smith, talep ettiği iç mali kayıtları teslim etmeyi reddederlerse bu gruplara mahkeme celbi göndereceği tehdidinde bulunmuştu.
Politika yapıcılar, ülke genelinde ortaya çıkan devasa yeni veri merkezlerine yönelik halkın endişesiyle boğuşuyor.
Geçen yılın sonundan bu yana en az 14 eyalet, bu tesisler için kısıtlamalar veya yasaklar önerdi.
Ülke genelinde ise onlarca belediye bunları çoktan yürürlüğe koydu.
Gallup’a göre, Amerikalıların yaklaşık 10’da 7’si artık yakınlarında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına karşı çıkıyor.
Teknoloji şirketleri, yaklaşan yapay zeka patlamasını desteklemek için 2030 yılına kadar yaklaşık 7 trilyon dolarlık yeni fiziksel altyapı yatırımını hedefliyor.
Bazı Kongre üyeleri ve uzmanlar, yeni hükümet engellerinin ilerlemeyi durdurabileceğinden ve Çinli teknoloji firmalarıyla rekabet eden ABD’yi zayıflatabileceğinden endişe ediyor.
Smith, veri merkezlerine yönelik iç muhalefet hakkında, “Bunun kesinlikle yabancı aktörler tarafından kışkırtıldığına inanıyorum,” dedi.
Eleştirmenler, veri merkezlerine yönelik iç direniş için, kamu hizmetleri fiyatları ve çevre üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere bir dizi başka açıklamaya işaret etti.
Anketler, birçok Amerikalının, işlerini kaybetme korkusu ve diğer birçok endişe nedeniyle, yapay zekadan fayda göreceklerine henüz ikna olmadıklarını gösteriyor.
Smith, veri merkezi muhalefetinden doğrudan Çin’i sorumlu tutan şu ana kadar en üst düzey Cumhuriyetçi gibi görünüyor, ancak son zamanlarda birkaç kişi daha benzer iddialarda bulundu.
İçişleri Bakanı Doug Burgum geçen hafta, veri merkezi muhalefetini körüklemede “yabancı kaynaklı propaganda”nın rolünden bahsetti ve “Shark Tank” programından milyarder Kevin O’Leary, Utah’ta 40.000 dönümlük bir veri merkezine karşı çıkan muhalefetten Çin Komünist Partisi’ni sorumlu tuttu.
Bitcoin Policy Institute de geçen ay, İsviçreli, İngiliz ve Çinli milyarderlerin “veri merkezi karşıtı kampanyayı yönlendiren” gruplara aktardığı milyarlarca doları ortaya koyan bir rapor yayınladı.
Bu rapor, birçok iddianın temelini oluşturuyor. Wired da geçen ay, ABD kolluk kuvvetlerinin “teknoloji karşıtı aşırılıkçılığı” soruşturduğunu bildirdi.
Smith, yapay zeka rekabetinin öneminin Hazine Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerektiğini gösterdiğini savunuyor ve komitenin bulgularının sonuçlarını kamuoyuna duyurmak için baskı yapacağını söylüyor.
Smith, “Tetikte olmalıyız. Bunu kamuoyuna duyurmaya devam edeceğiz, çünkü bu delilik,” dedi.
Amerika
Musk halka arzla ilk trilyoner olmaya yaklaşıyor

SpaceX şirketinin 12 Haziran’da başlayacak halka arzı kapsamında hisse fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesiyle Elon Musk’ın servetinin 988 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde yüzde 2,2 oranında değer kazanması yetecek.
Uzay teknolojileri firması SpaceX’in gerçekleştireceği ilk halka arz (IPO) sonrasında milyarder iş insanı Elon Musk’ın kişisel servetinin 988 milyar dolara yükseleceği bildirildi.
Bloomberg’ün yaptığı hesaplamalara göre dünyanın en zengin insanı unvanına sahip olan Musk’ın ilk trilyoner statüsüne ulaşması için 12 milyar dolarlık bir bakiye kalıyor.
Ajans, bu eksik miktarın ünlü yönetmen Steven Spielberg’ün yaklaşık 12,2 milyar dolar değerindeki toplam servetine denk geldiğine dikkat çekti.
Halka arz sürecinde SpaceX hisselerinin birim fiyatının 135 dolar olarak belirlenmesi planlanıyor. Borsadaki işlemlerin 12 Haziran tarihinde başlayacağı belirtilirken, hisse değerinin ilk gün yüzde 2,2 oranında artarak 138 dolara yükselmesi durumunda Musk’ın serveti 1 trilyon dolar barajını aşmış olacak.
Halka arz için 1,75 trilyon dolarlık piyasa değeri hedefleniyor
Musk tarafından 2002 yılında kurulan SpaceX, bugüne kadar halka kapalı bir şirket olarak faaliyet gösterdi ve finansal verilerini resmi olarak kamuoyuyla paylaşmadı.
Musk, geçtiğimiz yaz döneminde SpaceX için halka arz sürecini başlatma teklifinde bulunmuştu. Reuters ajansının elde ettiği bilgilere göre şirket, halka arzda hisse başı sabit fiyatı 135 dolar olarak belirleyerek 75 milyar dolarlık rekor bir kaynak yaratmayı amaçlıyor.
Bu süreçte 555,6 milyon adet hissenin satışını planlayan şirketin hedeflediği toplam piyasa değeri ise 1,75 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Geçtiğimiz şubat ayında Musk, yapay zeka girişimi xAI ile SpaceX şirketlerini birleştirme kararı almıştı. Bloomberg ve The Wall Street Journal’ın konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberlerde, birleşen şirketlerin toplam piyasa değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı aktarılmıştı.
Sabit fiyatlı halka arz yöntemiyle şirket, yatırımcı talepleri toplanmaya başlamadan önce her bir hissenin kesin satış bedelini önceden ilan etmiş oluyor.
Tesla hisselerinin performansı trilyonerlik sürecini etkileyebilir
Şu anda 54 yaşında olan Musk, dünyanın en zengin insanı konumunu sürdürüyor. Güncel verilere göre serveti 726 milyar dolar olarak hesaplanan Musk, Forbes’un en zengin milyarderler listesinde ilk sırada yer alıyor.
Musk, şubat ayında elde ettiği başarıyla tarihte serveti 800 milyar doları aşan ilk kişi unvanını kazanmıştı.
Bloomberg, Musk’ın gelecekteki servet seyrinin en büyük ikinci varlığı konumundaki Tesla Inc. hisselerinin performansına da bağlı olduğunu hatırlattı.
Tesla hisselerinin mayıs ayının ortasında kaydedilen 445 dolar seviyesine geri dönmesi durumunda, Musk’ın trilyoner unvanını alabilmesi için SpaceX hisselerinin ilk işlem gününde hızlı bir yükseliş kaydetmesine gerek kalmayacağı belirtiliyor.
Amerika
ABD Temsilciler Meclisi, Trump’tan İran savaşını bitirmesini istedi

ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Donald Trump’ın Kongre onayı olmadan İran’la yürüttüğü savaşı sona erdirmesini öngören savaş yetkileri kararını kabul etti. Karar, dört Cumhuriyetçi vekilin Demokratlara katılmasıyla 215’e karşı 208 oyla geçti ve Temsilciler Meclisi’nin çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkmasına işaret etti.
ABD Temsilciler Meclisi çarşamba günü, Başkan Donald Trump’ın Kongre yetkilendirmesi olmadan İran’la yürütülen savaşı sona erdirmesini zorunlu kılacak tedbiri kabul etti.
Bu oylama, alt kanadın çatışma konusunda ilk kez Beyaz Saray’a karşı çıkması anlamına geliyor.
Temsilciler Meclisi, savaş yetkileri kararını dört Cumhuriyetçi vekilin desteğiyle 215’e karşı 208 oyla kabul etti.
Daha önceki üç başarısız girişimde karara karşı oy kullanan Maine Demokratı Jared Golden da bu kez tutumunu değiştirerek destek verdi. Böylece Demokrat Parti saflarında konuya ilişkin tam birlik sağlandı.
Kentucky’den Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, Pensilvanya’dan Brian Fitzpatrick, Michigan’dan Tom Barrett ve Ohio’dan Warren Davidson Demokratlarla birlikte karar lehine oy kullandı.
Kararın kabul edilmesinin ardından Demokrat vekiller salonda alkışlarla tepki verdi.
Oylamanın, Kongre üyeleri Memorial Day tatili için Washington’dan ayrılmadan önce yapılması planlanıyordu. Ancak Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi liderler, kararı engelleyecek yeterli sayıya sahip olmadıklarının anlaşılması üzerine oylamayı son anda gündemden çıkardı. Birden fazla Cumhuriyetçi vekil oturuma katılmamıştı. Diğer bazı Cumhuriyetçilerin de kararı desteklemesi bekleniyordu.
ABD Senatosu da mayıs ayında Trump’ın İran konusundaki yetkilerini sınırlamayı amaçlayan benzer bir düzenlemeyi ilerletmişti.
Dört Cumhuriyetçi senatör, bir Demokrat dışında tüm Demokratlarla birlikte hareket ederek sürecin ilerlemesini sağlamıştı. Yedi başarısız oylamanın ardından gelen bu gelişmede üç Cumhuriyetçi senatörün yokluğu da etkili olmuştu.
Ancak Senato’daki usul oylaması yalnızca olası kabul sürecinin ilk aşamasıydı. Cumhuriyetçilerin önümüzdeki günlerde tasarıyı engellemek için yeniden fırsat bulması bekleniyor.
Senato’nun Temsilciler Meclisi’nden geçen versiyonu ne zaman oylayacağı ise henüz netleşmedi. Temsilciler Meclisi Demokrat liderleri yayımladıkları açıklamada Senato Cumhuriyetçilerine “doğru olanı yapmaları” çağrısında bulundu.
Bazı Cumhuriyetçilerin savaşa verdiği destek, çatışmanın 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nda öngörülen 60 günlük süreyi aşmasının ardından zayıflamaya başladı. Söz konusu yasa, Kongre savaş için yetki vermemişse başkanın silahlı kuvvetleri çatışma alanından çekmesini öngörüyor.
Çatışma 1 Mayıs’ta bu süreyi aşmıştı. Ancak Trump yönetimi, nisan ayının başlarında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin süre hesabını durdurduğunu belirtti. Buna rağmen her iki taraf da o tarihten sonra saldırılar gerçekleştirdi.
Trump yönetimi ayrıca 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın Anayasa’ya aykırı olduğunu ifade ediyor. Ancak bu görüş şimdiye kadar herhangi bir mahkeme tarafından test edilmedi.
Trump’ın İran konusundaki askeri yetkilerini sınırlayan girişimlere destek veren Cumhuriyetçiler, savaşın Kongre onayı olmadan sürdürülmesinden ve çatışmayı sona erdirecek bir stratejinin bulunmamasından rahatsızlık duyuyor.
Bazıları savaşın kamuoyundaki düşük desteğinin ve ekonomik sonuçlarının, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin ardından Cumhuriyetçilerin Kongre üzerindeki kontrolünü sürdürme ihtimaline zarar verebileceğinden endişe ediyor.
Senato adaylığı için kampanya yürüten Iowa Cumhuriyetçisi Ashley Hinson, geçen hafta bir seçim etkinliğinde yaptığı özel bir görüşmede savaşın “önümüzdeki birkaç haftanın ötesine” uzaması halinde siyasi açıdan yük haline gelebileceğini söyledi.
CBS News’in ulaştığı ses kaydına göre Hinson, savaşın devam etmesinin “siyasi bir yükümlülük” oluşturabileceğini ifade etti.
Trump ise geçen ay yaptığı açıklamada ara seçimler öncesinde İran’la anlaşmaya varmak konusunda acele etmediğini söyledi.
Trump, “Herkes ‘Ara seçimler geliyor, acele ediyorum’ diyor. Hiç acelem yok” ifadelerini kullandı.
Çarşamba günü kabul edilen karar, Nisan ayında Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun kıdemli Demokrat üyesi New York Temsilcisi Gregory Meeks tarafından sunuldu.
Karar, Kongre savaş ilan etmediği veya askeri güç kullanımına yetki vermediği sürece başkana “Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerini İran’la yürütülen çatışmalardan çekme” talimatı veriyor.
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Florida Cumhuriyetçisi Brian Mast ise çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada kararı “aptalca bir siyasi oylama” olarak nitelendirdi.
Mast, kararın “başkanın İran’la yürüttüğü müzakerelerde elini zayıflattığını” söyledi.
Oylamanın ardından konuşan Meeks ise savaş yetkileri kararlarının İran’la yürütülen müzakerelerde başkanı zayıflattığı yönündeki değerlendirmeyi reddetti.
Demokratların İran savaşını sona erdirmek için benzer oylamaları gündeme getirip getirmeyeceği sorulduğunda Meeks, gazetecilere, “Görevimizi yapmayı sürdüreceğimizi bekleyebilirsiniz” dedi.
Meeks, “Anayasal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Mayıs ayında da benzer bir savaş yetkileri kararına destek veren Fitzpatrick ise, “Yasa yasadır” dedi.
Fitzpatrick, “Yasaya uymak zorundayız. Yürürlükte bir yasa var” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçi vekil sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önünüzde iki seçenek var. Ya yasaya uyarsınız ya da yasayı değiştirirsiniz. Yasayı ihlal edemezsiniz. Bu bir seçenek değil.”
20 Mayıs’taki genel kurul görüşmeleri sırasında Demokratlar, Cumhuriyetçilerin neden Trump’ın İran’a yönelik askeri operasyonlarına hukuki çerçeve sağlayacak bir askeri güç kullanım yetkisi oylaması düzenlemediğini sorguladı.
Meeks, “Cumhuriyetçi meslektaşlarım bunun haklı olduğuna inanıyorsa, askeri güç kullanım yetkisini öngören bir tasarıyı genel kurul gündemine getirmeliler” dedi.
Barrett tarafından mayıs ayının başlarında sunulan böyle bir askeri güç kullanım yetkisi tasarısının ise şimdiye kadar kayda değer destek toplamadığı belirtiliyor.
Cumhuriyetçilerle birlikte hareket eden Kaliforniyalı bağımsız Temsilci Kevin Kiley ise Kongre’nin yetkisini ortaya koyması için “daha iyi araçlar” bulunduğunu söyledi.
Kiley, Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkisine atıfta bulunarak, “Fonların nasıl kullanılacağı konusunda yönlendirme yapma imkanımız var” dedi.
Kiley, “İnsanların eldeki bütün araçları kullanmak istemesini anlıyorum. Ancak Kongre’nin burada gerçekten etkili sonuçlar doğurabilecek gözetim araçlarını ve Anayasa’nın birinci maddesinden kaynaklanan yetkilerini kullanması gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor











