Amerika
Trump, MAGA dostu Avrupalı düşünce kuruluşlarını fonlayacak

ABD, MAGA ideolojisini Avrupa’ya ihraç etmek için dış finansman programını yeniden yönlendiriyor.
POLITICO’nun aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, MAGA’yı (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) destekleyen yeni Fransız düşünce kuruluşu Western Arc ve İngiliz savunma grubu Free Speech Union’ın temsilcileriyle hükümet finansmanı konusunda ilk görüşmeleri gerçekleştirdi.
Bu girişimler, Washington merkezli Heritage Vakfı’nın MAGA ile aynı çizgide olan düşünce kuruluşuna “aynı görüşte” olarak tanımladığı grupların ABD’li yetkililere verdiği bir listeye dayanıyor.
İtalya ve Brüksel’deki diğer sağcı ve muhafazakâr gruplar da POLITICO’ya, müttefik olarak gördükleri ABD yönetiminin desteğiyle ilgilendiklerini söylediler.
“Liberalizmin müjdesi” yerine “medeniyet ittifakı”
POLITICO, hepsi bir şekilde aşırı sağcı siyasetle bağlantılı 10 Avrupa düşünce kuruluşu ve politika grubunun temsilcileriyle görüştü.
Temsilciler, son yıllarda hızla profesyonelleşen ve Atlantik’in diğer yakasındaki benzer gruplarla işbirliği kurmak için çalışan, ideolojik olarak aynı görüşte olan kuruluşların hızla gelişen ekosistemini anlattılar.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlığı, Avrupalı milliyetçilere ve muhafazakârlara dünyanın en büyük iktisadi ve askeri gücünün başında bir destekçi kazandırırken, Atlantik’in her iki yakasındaki gruplar bu fırsatı değerlendirmek istiyor.
Hedefleri, Amerika’nın bir zamanlar “liberalizmin müjdesini” yaymak için kullandığı yumuşak güç araçlarını yeniden kullanarak, erişimlerini ve güçlerini genişletmek ve nihayetinde Batıyı kendi imajlarına göre yeniden inşa etmek.
Her iki taraf da bu projeye “medeniyet ittifakı” diyor.
“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde
Fransız bağlantısı: Western Arc
Republicans Overseas France’in eski medya direktörü Nicolas Conquer, aralık ayında Paris’te “MAGA’dan ilham alan” bir düşünce kuruluşu olan Western Arc’ı kurdu.
Fransız-Amerikan vatandaşı olan Conquer, ABD Dışişleri Bakanlığından birkaç yetkiliyle finansman alabilecek belirli projeler hakkında görüştüğünü söyledi.
Western Arc, “Batı medeniyetinin yenilenmesini organize etmek” için Atlantik’in iki yakasındaki “fikirleri, insanları ve projeleri” birbirine bağlamayı taahhüt ediyor.
Misyon beyanı, yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisinin (NSS) diline ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey danışmanı Samuel Samson’un daha önceki bir makalesine çok benziyor.
Conquer, son birkaç aydır Samson ve ABD Dışişleri Bakanlığındaki diğer yetkililerle temas halinde olduğunu ve “paydaş haritalama” veya “hedef gruplar için transatlantik geziler” gibi karşılıklı çıkarları olan projeler için fikirler araştırdığını söyledi.
Bu projeler arasında, bu yılın temmuz ayında ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümü kutlamaları da yer alıyor.
Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek
İngiliz bağlantısı: CFABB
The Centre for a Better Britain (CFABB), eski Reform UK yöneticisi Jonathan Brown tarafından kuruldu.
CFABB, açıkça Trumpist bir iktisat politikası önererek, Birleşik Krallık’ın çok fazla borçlandığını ve yakında bir borç krizine sürükleneceğini öne sürüyor.
Farage’ın danışman kadrosuna girmeden önce CFABB liderliini yürüten Cambridge’li ilahiyatçı James Orr, “milli muhafazakârlık” hareketinin önde gelen isimlerinden biri.
Orr, CFABB’yi “Brexit sonrası, ulus yanlısı, egemenlik yanlısı, Britanya yanlısı” bir proje olarak tanımlıyor.
JD Vance’in “entelektüel akıl hocası” olarak tanınan Orr, geçen yaz aylarında ABD Başkan Yardımcısı’nın ev sahipliğinde düzenlenen Cotswolds toplantısına konuk olarak katılmıştı.
Vance’in yakın arkadaşı olan Orr, daha önce Ocak 2021’deki ABD Kongre Binası baskınının “küresel sol” tarafından abartıldığını söylemişti.
CFABB’nin misyonu, web sitesinde belirtildiği üzere, “İngiltere’nin tamamen çökmüş durumda” olduğu iddiasına yaslanıyor ve ülkenin “hızlı, radikal bir reforma” ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor.
En önemli öncelikleri arasında, “2029’da kurulacak yeni hükümetin hazırlıklarına yardımcı olmak” için anayasa reformu ve yeni politika seçenekleri geliştirmek yer alıyor. Think-tank’in planı açıkça Heritage’ın “Project 2025″inden ilham alıyor.
CFABB, Oval Ofis’teki başkanlık masasının yapımında kullanılan HMS Resolute Kraliyet Donanması gemisine atfen Resolute 1850 adıyla kurulmuştu.
Bu gemi, 1880 yılında Kraliçe Victoria tarafından minnettarlık ve dostluğun sembolü olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne hediye edildi.
Grup, ABD’de de varlığını hissettirmeye başladı ve Donald Trump’ı iki kez Beyaz Saray’a taşıyan MAGA hareketinden ilham almak ve milyonlarca dolar toplamak için Teksas eyaletinin Dallas kentinde bir şirket kurdu.
Financial Times‘ın (FT) geçen mart ayında gördüğü sunuma göre grup, Donald Trump’ı destekleyen Center for Renewing America ve America First Policy Institute gibi bağımsız olarak finanse edilen fakat siyasi partileri açıkça destekleyen Amerikan kuruluşları örnek alınarak oluşturuldu.
Sunumda, ilk fonların İngiltere’den ve “MAGA, teknoloji ve dindar muhafazakâr kesimden [gelen] ABD’li bağışçılardan” sağlanacağı belirtiliyordu.
Amerikan dışişlerindeki bağlantı memuru: Samuel Samson
Conquer, “Proje bazlı finansman konusunda çok sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir mantık var,” dedi.
ABD’nin Avrupa kuruluşlarına sağladığı finansmanla ilgili bir soruya yanıt olarak, bir dışişleri sözcüsü, “Bu, ABD’nin yurtdışındaki çıkarlarını ve değerlerini ilerletmek için kaynakların şeffaf ve yasal bir şekilde kullanılması,” dedi.
Samson, geçen yıl Ulusal Birlik (RN) lideri Marine Le Pen’i desteklemek için Amerikan vergi mükelleflerinin fonlarının kullanılmasını önermesiyle gündem olmuştu.
Geçen mayıs ayında, STK’lar ve sivil toplum gruplarıyla görüşmek üzere Avrupa başkentlerini ziyaret etti.
Heritage Vakfı’na liste hazırlama görevi
Heritage Vakfı Kıdemli Araştırma Görevlisi Paul McCarthy, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin geçen yılın ikinci yarısında Heritage Vakfı’na başvurarak Avrupa’da hangi kuruluşların fonlama için uygun hedefler olabileceğini sorduklarını söyledi:
“Yaz sonu, sonbahar başında bazı kurumlar, birkaç kuruluşun adını önerdik. Belki de bu, bunun temelini oluşturdu.”
O zaman tartışılan para miktarı “çok azdı.” Bu, NSS’in Avrupa’da “direnişi teşvik etme” ve “kıtayı dönüştüren ve çatışmalar yaratan” solcuların “sansür” ve göç politikalarına karşı çıkan kuruluşları destekleme politikasını ortaya koymasından önceydi.
McCarthy, “Ulusal stratejide onay aldıklarında, şu anda gerçekten hızla ilerliyor,” dedi ve Dışişleri Bakanlığı’nın son planları hakkında içeriden bilgi sahibi olmadığını vurguladı.
Geçen hafta Financial Times, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sarah Rogers’ın Londra, Brüksel, Paris ve Berlin’e odaklanan düşünce kuruluşları ve enstitüler için bir finansman programı yürüttüğünü bildirdi.
Aralık ayında, İngiliz yorumcu ve Free Speech Union’ın (FSU) kurucusu Toby Young ile bir araya geldi.
Young şunları söyledi:
“Dışişleri Bakanlığı’nın dünyanın diğer bölgelerindeki FSU’nun kardeş kuruluşlarına finansman sağlama olasılığını tartıştık, fakat benim yönettiğim kuruluş dahil değil.”
Hangi kuruluşları kastettiği konusunda net bir açıklama yapmadı, fakat İngiliz FSU Avustralya, Kanada, Güney Afrika ve Yeni Zelanda’daki benzer kuruluşlarla bağlantılı; bu da ABD Dışişleri Bakanlığı’nın planlarının Avrupa ile sınırlı olmayabileceğini gösteriyor.
ABD’nin Avrupa’yı fonlama stratejisi değişiyor
ABD hükümetinin Avrupa kurumlarına sağladığı finansman yeni bir olgu değil: Savaş sonrası dönem boyunca ABD, “demokratik” idealleri ve “Amerikan tarzı” liberalizmi teşvik eden projeleri desteklemişti.
1950’lerden bu yana, Radio Free Europe, komünizme ve Sovyetler Birliği’ne karşı “kapitalist özgürlüğün” sesini Doğu Avrupa’ya yaymıştı.
Bu, ABD’nin “hayırseverlik” fonlarıyla birlikte, Avrupa’da ana akım liberal değerlere dayanan birçok düşünce kuruluşu ve diğer kuruluşların gelişmesine yardımcı oldu.
Birçoğu, bakanlık bildirilerine dönüştürülebilecek raporlar ve yasalar hazırlayan, görünürde “kamu hizmeti” görevi gören, geniş ağlara sahip politika merkezleri haline geldi.
Şimdi Amerika ve Avrupa sağı da bu stratejiyi gündemine almış görünüyor.
Macaristan’da Trump’ın müttefiki Viktor Orbán hükümetiyle yakın bağları olan özel bir eğitim enstitüsü tarafından finanse edilen düşünce kuruluşu MCC Brussels’in (Mathias Corvinus Collegium) iletişim başkanı John O’Brien, “Bir zamanlar sağ inanılmaz derecede profesyonelce davranmıyordu, bağlantıları yoktu ve kendi ulusal meseleleriyle o kadar meşguldü ki, bunun ötesini görmekte zorlanıyordu,” dedi.
O’Brien, bunun hızla değiştiğini söyledi. Artık sağcı aktivistler ve düşünürler, Muhafazakâr Siyasi Eylem Komitesi (CPAC) ve Milli Muhafazakârlık (NatCon) konferansları serisi gibi büyük etkinliklerde düzenli olarak bir araya geliyor.
Ayrıca birbirlerini toplantılara ortak ev sahipliği yapmak veya panelist olarak etkinliklere katılmak için davet ediyorlar.
Avrupa federalizmine, yeşil dönüşüme, LGBT aktivizmine karşı
ABD tarafından, Trump’ın hükümet için hazırladığı Project 2025 planının yazarı olan Heritage Vakfı, Avrupa sağının sık sık konuğu oluyor.
Örneğin salı günü, Heritage’dan McCarthy, Fondazione Machiavelli ile ortaklaşa düzenlenen bir panelde Roma’da göründü.
McCarthy, Heritage’ın ortak zirve düzenleme ve araştırma yoluyla Avrupa’daki gruplarla bağları güçlendirdiğini söyledi.
Amaçları, “Avrupa federalizmi”ne ve “yeşil dönüşüm çılgınlığına” karşı çıkarken, eşcinsel çiftleri ve trans haklarını dışlayan ve daha yüksek doğum oranlarını teşvik eden bir aile vizyonunu desteklemek.
CPAC zirvesinde “milli muhafazakâr enternasyonal” bir aradaydı
Küresel “milli-muhafazakâr” şebeke büyüyor
Fondazione Machiavelli Başkanı Scalea, bu tür gruplar arasındaki işbirliğinin “giderek arttığını” söyledi.
Merkez, web sitesinde, bir dizi diğer sağcı grupla resmi ortaklıklar veya imzalanmış mutabakatlar duyuruyor: Heritage Vakfı, Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü (JISS), Macaristan’dan Oeconomus Ekonomik Araştırma Vakfı ve CPAC’yi düzenleyen Temel Haklar Merkezi.
Scalea şunları söyledi:
“Ama bu daha çok bir dostluk gibi. Ortak misyonlarımız olduğu için, ortak değerlerimiz ve ortak gelecek görüşlerimiz var… Resmi olarak birbirimize bağlı değiliz, kurumsal bir bağımız ve bağlantımız yok, para veya kaynak alışverişinde bulunmuyoruz… Sadece birlikte çalışıyoruz çünkü bu, herkes için daha etkili oluyor.”
Scalea, enstitüsünün “Trump yönetimi ile birçok ortak noktası” olduğunu da ekledi.
Şu ana kadar ABD hükümetinden, onun gibi kuruluşlara fon sağlanacağına dair doğrudan bir haber almadı, fakat herhangi bir fon teklifini değerlendireceğini söyledi.
Yetkili, “Göreceğiz. Ama şimdilik, somut bir fırsat veya değerlendirilecek bir şey yok,” dedi.
Trumpist Avrupa sağında “Batının birliği” heyecanı
Bu yıl Trump, Danimarka’ya dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın kontrolünü devretmesi için baskı yaparak Avrupa ile ABD arasındaki mevcut gerilimi daha da tırmandırdı.
Bu durum, birçok sağcı grubu Avrupa’nın egemenliğini savunmak ile Beyaz Saray ile ideolojik ittifaklarını sürdürmek arasında ince bir çizgide yürümek zorunda bıraktı.
Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi liderlerin “Avrupa’nın bağımsızlığı” çağrıları, sağcı gruplara kendilerini Batı ittifakının gerçek savunucuları olarak konumlandırma fırsatı sundu.
Örneğin Heritage Vakfı ile ortaklık yapan bir başka İtalyan düşünce kuruluşu olan Nazione Futura’nın başkanı Francesco Giubilei şunları söyledi:
“Özellikle şu anda Batı dünyasında birliği korumak oldukça önemli. Bu kolay değil. Trump’ın tutumunun bazen Avrupa’nın tutumundan farklı olduğunu anlıyoruz. Ama şu anda ABD ile Avrupa arasında bir bölünme yaratırsak, Çin’e ve Rusya’ya iyilik yapmış olacağımızı düşünüyoruz.”
POLITICO’nun temas kurduğu bazı kuruluşlar, yabancı bir hükümetten finansman almaya ilgi duymadıklarını söyledi. Fakat Avrupa yasaları siyasi partilere doğrudan yabancı finansman sağlanmasını engellediğinden, bazıları başka işbirliği yolları buluyor.
Macaristan, AB’yi “ulus-devlet odaklı hale” getirmek isteyen ABD stratejisi için kritik
AfD, Beyaz Saray’ın gediklilerinden oldu
Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Gerald Otten, ocak ayında Alman Federal Meclisi heyetinin bir parçası olarak Washington’a gitmişti.
Ziyaretinden önce, ABD büyükelçiliği tarafından olası ortak çalışmalar hakkında görüşmek üzere davet edilmişti.
AfD yetkilileri, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Anna Paulina Luna tarafından “karşı Davos” olarak adlandırılan bir etkinlik için mart ayında ABD’ye gitmeyi planlıyor.
AfD’nin önde gelen dış politika milletvekili ve eş başkan Alice Weidel’in vekili Markus Frohnmaier da bugün başlayacak Münih Güvenlik Konferansı’nın marjlarında Rogers ile görüşecek.
Fondazione Machiavelli’den Scalea, Trump’ın Beyaz Saray’da olmasıyla Avrupa’daki grupların artık marjinal olmadıklarını hissettiklerini söylüyor:
“Bir müttefikimiz, güçlü bir sesimiz var. Kitlesel göçün bizi bir ulus olarak zayıflattığını söylememiz sadece bir komplo teorisi değil, aynı zamanda ittifakımızın lideri tarafından da söylenen bir şey. Bu bizim için açıkça yararlı.”
CPAC, Macaristan’da toplanmaya hazırlanıyor
CPAC’nin Macaristan ayağı 21 Mart’ta Budapeşte’de toplanacak. Konferans, yukarıda adı geçen Budapeşte merkezli muhafazakâr düşünce kuruluşu Temel Haklar Merkezi tarafından düzenleniyor.
Etkinliğin tarihi, ülkede parlamento seçimlerinin yapılmasından bir ay sonra, Macaristan siyasetinde oldukça gergin bir dönem olacak.
Hungarian Conservative‘de yer alan habere göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahuda CPAC Macaristan 2026’da öne çıkan konuşmacılardan biri olacak.
Orbán’ın desteklediği en önemli düşünce kuruluşlarından MCC Brussels’in milyonlarca avroluk fon aldığı ortaya çıkmıştı.
MCC Brüksel tarafından geçen eylülde sunulan şeffaflık kaydı, düşünce kuruluşunun geçen yıl “Avrupalı politika yapıcıları, günümüzün siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlarına yönelik kendine özgü yaklaşımıyla tanıştırmak ve etkilemek” amacıyla 6 milyon avrodan fazla fon aldığını doğruladı.
Bu fonların yüzde 99’undan fazlası, yani grubun tüm işletme bütçesi, Orbán’ın yakın siyasi müttefikleri tarafından kontrol edilen Budapeşte merkezli bir eğitim kurumu olan Mathias Corvinus Collegium Alapítvány’ın verdiği hibe kapsamında sağlandı.
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’







