Diplomasi
Trump’ın ‘Barış Kurulu’ şekilleniyor: Katılanlar, reddedenler ve tartışmalar

ABD Başkanı Donald Trump’ın önerdiği ve Birleşmiş Milletler’e alternatif olabileceği tartışılan Barış Kurulu girişimi, Davos öncesinde diplomatik trafiği hızlandırdı. Fransa ve İsveç gibi ülkeler yapının uluslararası ilkelere aykırı olduğu gerekçesiyle daveti reddederken, taslak tüzükte yer alan 1 milyar dolarlık kalıcı üyelik şartı ve Trump’ın mutlak veto yetkisi dikkat çekiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın gündeme getirdiği Barış Kurulu girişimi somutlaşıyor. Bazı ülkeler girişimin potansiyeline destek verirken, bazı başkentler kurulun yapısı ve rolü konusunda netlik talep ediyor.
Başlangıçta İsrail ile Hamas arasında Gazze’de iki yıldır devam eden savaşı sona erdirmeyi ve yeniden inşa sürecini denetlemeyi amaçladığı düşünülen yapının kapsamı tartışma yaratıyor.
Önerilen tüzükte Filistin topraklarına açık atıf yer almazken, girişimin Birleşmiş Milletler’in (BM) bazı işlevlerinin yerine geçecek şekilde tasarlandığı görülüyor.
10’dan fazla lider katılımı teyit etti
Şu ana kadar 10’dan fazla dünya lideri bu diplomatik girişime katılmayı kabul ettiğini bildirdi.
Katılımı kesinleşen isimler arasında Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed, Bahreyn Kralı Hamad, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Fas Kralı VI. Muhammed, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko bulunuyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD planının bazı unsurlarına itiraz etmesine rağmen Trump’ın kurula katılma talebini kabul etti.
Kanada Başbakanı Mark Carney ise ülkesinin ayrıntıların netleşmesine bağlı olarak “ilke olarak” katılımı onayladığını açıkladı.
Türkiye’yi Hakan Fidan temsil edecek
Trump’ın önerdiği Barış Kurulu’na 60 ülke davet edildi. Geçen hafta oluşturulan kurul, Gazze için hazırlanan barış planının denetlenmesinden sorumlu olacak.
Davet edilen ülkeler listesinde Türkiye, Ürdün, Hindistan, Çin, Rusya ve Pakistan da yer alıyor. Önerilen kurulun tüzüğüne göre üyelik, yalnızca Başkan tarafından davet edilen devletlerle sınırlı tutuluyor.
ABD Başkanı Trump, kurulun yarın Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu kapsamında resmen onaylanmasını bekliyor.
Başkanlığını Trump’ın üstlendiği kurul, kendisinin Gazze için hazırladığı 20 maddelik barış planının parçasını oluşturuyor.
Beyaz Saray, kurulun Başkanın 20 maddelik planının tamamının hayata geçirilmesinde temel rol oynayacağını, stratejik gözetim sağlayacağını, uluslararası kaynakları harekete geçireceğini ve Gazze’nin çatışmadan barış ve kalkınmaya geçiş sürecinde hesap verebilirliği güvence altına alacağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Davos’taki törende kendisini Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın temsil edeceğini açıkladı.
Erdoğan, ABD’nin davetini kabul ettiğini henüz açıkça ifade etmedi. Ancak gazetecilere yaptığı açıklama, Türkiye’nin sürece katılımını doğrular nitelikte.
Fransa ve İsveç’ten ret kararı
Kurulun yönetim şeması ve işleyişi bazı liderlerde endişe yaratıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kurul tüzüğünün Birleşmiş Milletler ilkeleriyle çeliştiğini belirterek Trump’ın davetini geri çevirdi.
Trump ise bu karara, Fransız şarabı ve şampanyasına yüzde 200 gümrük vergisi getirme tehdidiyle karşılık verdi.
İsveç daveti reddederken, Norveç planın “mevcut haliyle” sunuluş biçimine katılmayacağını bildirdi.
Lavrov: Gazze’ye atıf yapılmaması belirsizlik yaratıyor
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın kurula davet edildiğini ve tüzük taslağının Moskova’ya iletildiğini belirterek, teklifin ayrıntılarının ABD tarafıyla yapılacak temaslarda netleştirilmesini istediklerini söyledi.
Lavrov, Barış Kurulu’nun başlangıçta Gazze’deki duruma çözüm bulmayı amaçlayan girişim olarak sunulmasına rağmen, tüzük taslağında Gazze’ye neredeyse hiç atıf yapılmadığına dikkat çekti.
Bu durumun kurulun gerçek hedefleri ve işlevi konusunda belirsizlik yarattığını ifade eden Lavrov, her türlü barış çabasının Birleşmiş Milletler kararları temelinde ve Filistin Devleti’nin kurulmasını öngören çerçevede ele alınması gerektiğini vurguladı.
Kalıcı koltuk için 1 milyar dolar şartı
Bloomberg’in incelediği taslak tüzüğe göre Trump, önerdiği Barış Kurulu’nda kalıcı koltuk isteyen ülkelerden en az 1 milyar dolar talep ediyor.
Belgede, Trump’ın kurulun ilk başkanı olacağı ve üyeliklere kimin kabul edileceği konusunda nihai yetkiye sahip olacağı belirtiliyor.
Ayrıca Başkanın görevden alınmasının ancak gönüllü istifa ya da Yürütme Kurulu’nun oybirliğiyle alacağı yetersizlik kararı sonucunda mümkün olabileceği ifade ediliyor.
Kararların çoğunluk oyu ile alınacağı belirtilse de tüm kararların yürürlüğe girmesi için başkanın onayı gerekiyor.
Taslak tüzükte “Her üye devlet en fazla üç yıl görev yapar” ifadesi yer alırken, ilk yıl içinde 1 milyar dolardan fazla nakit katkı sağlayan ülkeler için bu süre sınırının uygulanmayacağı vurgulanıyor.
Yürütme Kurulu’nda aile üyeleri ve yakın çalışma arkadaşları
Taslağa göre Yürütme Kurulu üyeleri Trump tarafından atanıyor. Bu üyeler arasında damadı Jared Kushner, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve özel temsilci Steve Witkoff bulunuyor.
Metinde ayrıca Yürütme Kurulu’nun aldığı tüm kararların her zaman Başkan tarafından veto edilebileceği belirtiliyor.
Tüzüğe göre kurul üyesi devletler en fazla üç yıl görev yapabilecek ve bu süre Başkan tarafından yenilenebilecek.
“BM’nin yerini alabilir”
Üst düzey Avrupalı yetkililer, Barış Kurulu’nu Trump’ın uzun süredir eleştirdiği Birleşmiş Milletler’e rakip yapı kurma girişimi olarak nitelendiriyor.
Yetkililer ayrıca Trump’ın bu yapıyı, diğer çatışmaları çözmek ve uluslararası gelişmeleri yönlendirmek için araç olarak gördüğünü düşünüyor.
Trump, BM’nin çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini belirtmekle birlikte örgütün etkinliğini eleştirdi.
Beyaz Saray’da gazetecilere konuşan Trump, “BM pek yardımcı olmadı. BM’nin potansiyelinin büyük bir hayranıyım ama bu potansiyeline hiçbir zaman ulaşamadı. BM’nin devam etmesine izin vermek gerekir, çünkü potansiyeli çok büyük” ifadelerini kullandı.
Tüzük taslağı, kurulu “çatışmadan etkilenen ya da çatışma tehdidi altındaki bölgelerde istikrar ve barış sağlamayı amaçlayan, daha çevik ve etkili bir uluslararası barış inşa kurumu” olarak tanımlıyor.
Barış Kurulu’nun BM’nin yerini almasını isteyip istemediği sorusuna “Olabilir” yanıtını veren Trump, “Keşke Barış Kurulu’na ihtiyaç olmasaydı. Ama çözdüğüm onca savaşta Birleşmiş Milletler bana tek bir savaşta bile yardımcı olmadı” diye konuştu.
Diplomasi
Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.
BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.
Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.
Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.
Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.
Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.
Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.
Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.
Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.
Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.
Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.
Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.
Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.
Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.
Diplomasi
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.
Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.
Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.
Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.
ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.
Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı
İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.
Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.
Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.
Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.
Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.
Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı
Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.
Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.
Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.
Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.
20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.
Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.
Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.
Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.
Diplomasi
Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.
Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.
Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.
“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”
Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:
“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”
İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.
İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.
Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.
ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.
Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.
Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.
Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.
ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.
Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.
Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.
Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.
“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.
Amerika5 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBurnham: Brexit oylamasında Rus müdahalesi var
Avrupa2 hafta önceLe Pen ve Mélenchon farkı açıyor
Rusya2 hafta önceRosatom davasında mahkeme Finlandiya’nın sözleşme feshini hukuka aykırı gördü











