Bizi Takip Edin

Avrupa

Trump’ın desteği Avrupa sağını böldü

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa sağını açıkça kucaklaması, Kıtadaki önde gelen sağ partiler arasında farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden oldu.

Almanya’da şu anda bazı anketlerde birinci görünen Almanya Alternatif için (AfD), Trump’ın desteğini memnuniyetle karşılayıp bunu iç meşruiyet kazanmak ve siyasi dışlanmaya son vermek için bir yol olarak görürken, Fransa’nın Ulusal Birlik (RN) partisi, doğrudan Amerikan desteğini potansiyel bir yükümlülük olarak görerek mesafesini koruyor.

AB’nin en büyük iki ekonomisinde anketlerde önde olan partiler, özellikle Alman partisinin İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bazı yorumları konusunda uzun süredir farklılıklar yaşıyor.

Fakat POLITICO’ya göre Trump’a karşı farklı tepkileri, ideolojik farklılıklardan çok, farklı iç siyasi hesaplamalardan kaynaklanıyor.

AfD liderleri, Trump yönetiminin Avrupa’nın ana akım siyasi liderlerine yönelik son saldırılarını ve Avrupa’da göç nedeniyle “medeniyet silinmesi” ile savaşmayı hedefleyen “vatansever Avrupa partilerini” onaylamasını kutladı.

Stratejinin bazı bölümleri, aşırı sağcı bir Avrupa partisinin manifestosu gibi görünüyor ve göç ve ulusal kimliklerin yitirilmesi nedeniyle Avrupa’nın yirmi yıl içinde “tanınmaz hale gelebileceği” uyarısında bulunuyor.

Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek

AfD milletvekili Petr Bystron, Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisini (NSS) yayınlamasının ardından yaptığı açıklamada, “Bu, çalışmalarımızın doğrudan tanınmasıdır,” dedi. 

“AfD her zaman egemenlik, geri göç ve barış için mücadele etmiştir; tam da Trump’ın şu anda uyguladığı öncelikler,” diye ekleyen Bystron, bu hafta MAGA Cumhuriyetçileriyle görüşmek üzere Washington’a gidecek olan parti grubunda yer alacak.

AfD’nin eş genel başkanı Alice Weidel de Trump’ın güvenlik stratejisini övdü. Weidel, belge yayınlandıktan sonra yaptığı bir paylaşımda, “İşte bu yüzden AfD’ye ihtiyacımız var!” dedi.

Buna karşılık, Fransa’da RN, Fransız seçmenler arasında çok popüler olmayan Trump ile ittifak kurma konusunda çok daha temkinli.

RN Başkanı Jordan Bardella, bu hafta İngiliz medyasına verdiği röportajlarda Trump’ın göçmen karşıtı programına genel olarak katıldığını, fakat ABD başkanının Fransız siyasetini yönlendirme rolünü reddettiğini söyledi.

Fransız siyasetçi The Telegraph’ta salı günü yayınlanan röportajında, “Ben Fransızım, bu yüzden vasallıktan memnun değilim ve ülkemin kaderini Trump gibi bir ağabeyin düşünmesine ihtiyacım yok,” dedi.

Partinin ulusal yönetim kurulu üyesi Thierry Mariani de Trump’ın ideal bir müttefik gibi görünmediğini açıkladı.

Mariani POLITICO’ya verdiği demeçte, “Trump bizi retoriği ile, ki bu büyük bir sorun değil, ama özellikle iktisadi ve siyasi açıdan bir sömürge gibi görüyor,” dedi.

Le Pen’den AfD ile işbirliğine itiraz

Mariani, partinin ulusal liderlerinin, “yeniden seçilemeyeceği için artık korkacak hiçbir şeyi olmayan, her zaman aşırı ve bazen gülünç olan birinden gelen bu tavrın riskini” gördüklerini ekledi.

Bystron’un bu hafta Washington’da MAGA’cılarla görüşecek AfD politikacıları heyetinin bir parçası olması tesadüf değil. Bystron, kendi ülkelerinde “siyasi zulüm ve sansüre karşı” verdikleri mücadele için destek kazanmak amacıyla Trump yönetimi ile ilişkiler kurmaya çalışan AfD politikacıları arasında yer alıyor.

Bu, Trump yönetiminin üyeleri tarafından açıkça sempatiyle karşılanan bir argüman. Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı bu yılın başlarında AfD’yi “aşırıcı” ilan ettiğinde, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bu hamleyi “gizli tiranlık” olarak nitelendirmişti.

Münih Güvenlik Konferansı sırasında, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Avrupa’daki ana akım politikacılara sağ partileri hükümetten dışlayan “güvenlik duvarlarını” yıkmaları için çağrıda bulunarak katılımcıları şoke etmişti.

POLITICO’ya göre AfD liderleri bu nedenle basit bir hesaplama yaptılar: Trump’ın desteği, partiye daha fazla seçmeni çekmesine yardımcı olacak bir kabul edilebilirlik havası kazandırabilirken, aynı zamanda Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve CDU/CSU’nun AfD ile koalisyon kurmayı reddetmelerini siyasi olarak zorlaştıracak.

Bu, AfD politikacılarının bu hafta siyasi meşruiyet arayışıyla ABD’de olmalarını açıklıyor. Cuma akşamı, AfD parlamento grubunun başkan yardımcısı Markus Frohnmaier, Almanya’da “yeni bir sivil düzen” çağrısı yapan New York Genç Cumhuriyetçiler Kulübünün galasında “onur konuğu” olacak.

Fransa’da, Marine Le Pen’in partisi, 2027’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kendini ana akım seçmenlere daha çekici göstermek için daha geniş çaplı bir çabanın parçası olarak AfD ve Trump’tan uzaklaştı. Parti, bu seçimleri kazanma şansının yüksek olduğuna inanıyor.

AfD, ABD ile ilişkilerini güçlendiriyor

İmajını temizleme çabasının bir parçası olarak Le Pen, bir dizi skandalın ardından AfD’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki Kimlik ve Demokrasi (ID) grubundan çıkarılmasını istemişti.

Aynı zamanda, Ulusal Birlik liderleri, Trump’ın ulusal düzeyde pek de popüler olmadığı için onlara kendi ülkelerinde yardımcı olamayacağını düşünüyor. Partinin destekçileri bile Amerikan başkanını olumsuz görüyor.

2024 Amerikan başkanlık seçimlerinden sonra yayınlanan bir Odoxa anketi, Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 56’sının Trump’a olumsuz baktığını ortaya koydu. Aynı ankette, tüm partilerin seçmenlerinin yüzde 85’i Trump’ı “agresif”, yüzde 78’i ise “ırkçı” olarak tanımladı.

POLITICO’ya konuşan siyaset bilimci ve Fransız ve uluslararası aşırı sağ hareketler konusunda önde gelen uzman Jean-Yves Camus, Le Pen ile Trump’ı ayıran ideolojik farkları vurguladı; özellikle Le Pen’in refah devleti ve sosyal güvenlik önlemlerini desteklemesi ve sosyal muhafazakarlık ve dine sınırlı ilgisine dikkat çekti.

Camus, “Trumpizm, Fransa’ya aktarılamayacak, belirgin bir Amerikan fenomeni. Normalleşme üzerinde çalışan Marine Le Pen, Trump ile ilişkilendirilmekle ilgilenmiyor. Ve çoğu zaman yabancı güçlere, özellikle Rusya’ya hizmet etmekle suçlandığı için, ‘Trump’ın Fransa’daki ajanı’ olarak damgalanmaktan hiçbir kazanç elde edemez,” dedi.

Avrupa

BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

Yayınlanma

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.

Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:

“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”

Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.

İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.

BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.

Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.

Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.

O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.

Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.

Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

Yayınlanma

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.

Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.

Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.

Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.

AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.

Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.

Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.

Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.

Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.

Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.

World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.

Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.

Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.

AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Yayınlanma

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.

Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.

Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.

Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.

Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.

Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.

Morawiecki bu hafta şunları söyledi:

“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”

Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.

Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.

Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.

PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.

Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.

Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.

En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.

Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.

Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.

Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.

Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.

Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.

Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.

PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.

Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.

PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.

Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:

“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”

Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English