Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump’ın şahin kabinesi daha dirençli bir Çin’le karşı karşıya

Yayınlanma

ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump kabinesini Pekin’i açıktan eleştiren isimlerle doldurmaya çalışırken, potansiyel olarak daha sert bir rakiple karşı karşıya: iki güç arasında, daha büyük ekonomik maliyetler pahasına da olsa, bu sefer yoğunlaşan bir çatışmaya hazırlanan bir Çin.

Trump geçen hafta, Çin’i en sert eleştiren isimlerden biri olan Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio’yu dışişleri bakanlığına aday göstereceğini söyledi. Ayrıca, ulusal güvenlik danışmanının, Çin’in “COVID-19 ve insan hakları konusundaki tutumu” gerekçesiyle ABD’yi 2022 Pekin Kış Olimpiyatlarını boykot etmeye çağıran Florida’dan bir kongre üyesi olan Michael Waltz olacağını söyledi.

İlk Trump yönetimi Pekin ile ticaret ve diğer konularda gerilimi yükseltmişti. Ancak Nikkei Asia’ya konuşan analistler, yeni başkanın yeni kabinesinin, en azından bazı açılardan daha hazırlıklı bir Çin’le uğraşmak zorunda kalacağını söyledi.

Şanghay’daki Fudan Üniversitesi Amerikan Araştırmaları Merkezi Direktörü Wu Xinbo, “ABD hücumdayken Çin savunmada daha fazla deneyim kazandı” dedi ve ekledi: “Çin şu anda kaotik bir Trump yönetimiyle başa çıkma konusunda çok daha deneyimli.”

22V Research’te Çin araştırmaları başkanı ve ABD’nin Çin’deki eski Hazine temsilcisi Michael Hirson ise “Çin’in genel zorunluluğu gerçekten de dayanıklılık” dedi.

Hirson, “Bunun değişken bir dört yıl olacağına dair bir his var ve Pekin’deki liderlik Trump’tan gelebilecek darbelere dayanabilmek istiyor” dedi.

Gözlemciler, Trump’ın 2018’de çamaşır makinelerinden güneş panellerine kadar Çin mallarına yüksek vergiler getirmesinden bu yana Çin’in gümrük vergisi şoklarına karşı kendini çelikleştirmeye çalıştığını söylüyor. Ayrıca Joe Biden yönetimi, Çin yatırımları ve teknoloji erişimi üzerindeki kısıtlamaları genişletirken tarifeleri de büyük ölçüde sürdürdü. Bu da Çin’i dayanıklılığını güçlendirmeye sevk etti.

Trump’ın 300 milyar dolardan fazla Çin malına gümrük vergisi getirmesinin ardından çok uluslu şirketlerin yanı sıra ihracat odaklı birçok Çinli şirket tedarik zincirlerini üçüncü ülkelere yönlendirdi ya da diğer denizaşırı pazarlara hizmet vermeye başladı.

Çin’deki yerel yönetimler ve devlet destekli işletmeler, yatırım israfının arttığına dair kanıtlara rağmen, çiplerin ve diğer ileri teknolojilerin yerli üretimini desteklemek için yüz milyarlarca dolar akıttı.

Çin ayrıca ABD’nin olası yaptırımları karşısında kırılganlığını azaltmak için alternatif finansal düzenlemelerin teşvik edilmesini hızlandırırken Latin Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya ülkeleriyle daha yakın ticari bağlar kurdu.

Amerikalı tüketiciler ve ithalatçılar da olumsuz etkileniyor

İki ülke arasındaki doğrudan ticaret bağları zayıfladı. ABD’nin Çin’le olan ticaret açığı 2018’de 420 milyar dolardan 2023’te 280 milyar dolara düştü. Bu arada Çin’in Rusya ile ticaretinin geçen yıl 240 milyar dolara ulaşmasının ardından yeni bir zirveye ulaşması bekleniyor.

Peru’daki Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği forumunda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping cumartesi günü Biden’a Çin’in yeni ABD yönetimiyle çalışmaya hazır olduğunu söylerken “Tayvan meselesi, demokrasi ve insan hakları, yollar ve sistemler ve kalkınma çıkarlarının Çin’in meydan okunmaması gereken dört kırmızı çizgisi” olduğunu vurguladı.

Bazıları Trump’ın Çin ihracatına %60 gümrük vergisi ve dünyanın geri kalanına %20’ye varan evrensel vergi uygulama tehditlerinin sadece bir müzakere taktiği olduğuna inanıyor. Diğerleri ise yeni başkan ciddi olsa bile dikkate alınması gereken başka faktörler olduğunu söylüyor.

Tsinghua Üniversitesi Çin-ABD İlişkileri Merkezi Müdür Yardımcısı Zhao Kejin, “Potansiyel ek gümrük vergileri kesinlikle sadece Çinli şirketlere zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda Amerikalı tüketicileri ve ithalatçıları da etkiliyor” dedi.

ABD’nin yeni gümrük vergilerinin etkisini azaltabilecek bir başka gerçek de Çin’in küresel üretimde bir güç olmaya devam etmesidir.

California Üniversitesi, San Diego, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu araştırmacıları tarafından hazırlanan 2023 raporuna göre, Çin’in ABD ithalatındaki payı 2017’de %22’den 2022’de %16’ya düşse bile, iki ülke arasındaki tedarik zincirleri uzadıkça Asya gücü ABD’nin en büyük ticaret ortağı olmaya devam etti. Bu oran 2023 yılında da düşmeye devam ederek %14’e geriledi.

Çin, Trump ile olası bir ticaret savaşı için ‘silahlanıyor’

Pekin misillemeye hazırlanıyor

Bu arada Pekin ekonomik misilleme için bir cephanelik hazırlıyor.

Çin Ticaret Bakanlığı geçtiğimiz hafta 1 Aralık’tan itibaren hem sivil hem de askeri amaçlarla kullanılabilecek teknoloji ve ürünlere yönelik ihracat kontrollerini açıkladı. Bu durum ABD’nin teknoloji tedarik zincirlerinde yaygın olarak kullanılan hammaddelere erişimini sınırlayabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayında ülke, yarı iletken üretimi için çok önemli hammaddeler olan galyum ve germanyuma ihracat yasağı getirdi. Bu arada Çin yıllar içinde Brezilya gibi ülkelerden daha fazla soya fasulyesi ve mısır ithal ederken ABD’den daha az ithal eder hale geldi.

Ticaret Bakanlığı ayrıca, hedeflenen şirketlerin Çin ile ticaret yapmasını veya Çin’e yatırım yapmasını yasaklayan kendi “güvenilmez kuruluşlar listesini” geliştirdi. Aralarında Boeing’in bir bölümünün de bulunduğu üç ABD şirketi, Tayvan’a silah sattıkları gerekçesiyle bu mayıs ayında listeye eklendi.

Ayrıca Çinli yetkililer Rubio da dahil olmak üzere bazı ABD’li siyasetçileri kara listeye alarak ülkeye girişlerini yasakladı.

Trivium China danışmanlık şirketinde kıdemli analist olan Joe Mazur, Çin’in aldığı önlemlere rağmen, büyük ölçüde kendini tuttuğunu söyledi. Mazur, “Önleyici olarak saldırmak istemiyorlar. Saldırıya karşılık vermek için iyi bir nedenleri olduğundan emin olmak istiyorlar” dedi.

Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli bir araştırmacı olan Zongyuan Zoe Liu’ya göre, ABD Çin’e ne kadar baskı yaparsa, Pekin’in kendi kendine yeterlilik çabasını iki katına çıkarması ve hatta kaynaklar üzerindeki devlet kontrolünü artırması muhtemeldir.

Bu da aşırı yatırım gibi sorunları daha da derinleştirme ve dünyanın geri kalanıyla ticaret gerilimlerini daha da körükleme riski taşıyor. Ancak Liu, “Mevcut liderliğin kendine yeterlilikten uzaklaşacağını hayal etmek zor, çünkü Xi’nin nihai hedefi Çin’i yeniden büyük bir güç haline getirmek” dedi.

Çin’in dezavantajları

Çin için görünen bir dezavantaj, ekonomisinin Trump’ın ilk dönemine kıyasla şu anda daha zayıf olması.

Ülkenin büyüme oranı üçüncü çeyrekte %4,6’ya gerileyerek bir yıldan uzun bir sürenin en zayıf hızına ulaşırken, emlak sektöründeki sıkıntılar, şirket karlarının azalması ve tüketici duyarlılığının düşmesi ekonominin genelini olumsuz etkiledi.

Macquarie Group’un baş Çin ekonomisti Larry Hu’nun tahminine göre, ABD’nin gümrük vergilerini %60 oranında artırması, uygulamayı takip eden 12 ay içinde Çin’in büyümesini yüzde 2 puan azaltabilir.

Fudan Üniversitesi’nden Wu, Çin’in kendisi için politika alanını koruduğunu ve yurtdışından gelen zayıf talebi dengelemek için iç tüketime yönelik teşvikler de dahil olmak üzere daha fazla büyüme yanlısı önlem almaya hazır olduğunu söyledi.

Yine de birçok kişi daha dirençli bir Çin’in bile Trump’ın olası şoklarına maruz kalabileceğinden endişe ediyor.

Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi’nde profesör olan ve cuma günü Hong Kong’da düzenlenen bir forumda ABD seçimleri üzerine bir oturumu yöneten Da Wei, “Ne yazık ki, Trump’ın bu seçimdeki zaferinin Çin’deki pek çok insanı rahatlatmaktan ziyade tedirgin ettiğini söylemek zorundayım” değerlendirmesini yaptı.

Pekin Trump’ın dönüşüne çoktan hazırlandı

Diplomasi

SpaceX ve Blue Origin, Fransa’daki uzay zirvesine katılmıyor

Yayınlanma

Aralarında Blue Origin ve SpaceX’in de bulunduğu dört ABD’li uzay şirketi, önümüzdeki hafta Paris’te düzenlenecek uluslararası uzay zirvesine katılmama kararı aldı.

Fransız Yükseköğretim, Araştırma ve Uzay Bakanlığı’ndan bir yetkiliye göre SpaceX, Blue Origin, roket üreticisi Stoke Space ve uzayda veri merkezleri kurmaya çalışan bir girişim olan Starcloud, perşembe günü Fransız yetkililere etkinlikteki “katılımlarını iptal ettiklerini” bildirdi.

Zirveyle ilgili hassas ayrıntıları paylaşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, “Basında dolaşan baskı söylentileriyle bir bağlantı kurmamak zor,” dedi.

Yetkili, “Stratejik değişiklikler ve siyasi baskılar bazen işi gereksiz yere karmaşıklaştırsa da, elbette Amerikalı ortaklarımız ve müttefiklerimizle çalışmaya devam etmek istiyoruz!” diyerek, diğer ABD şirketlerinin zirveye katılacağını da sözlerine ekledi.

Donald Trump yönetiminin şirketlere etkinlikten çekilmeleri yönünde baskı uyguladığı haberleri çıkmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somali’nin Bosaso kentinde yeni askeri üs kuruyor

Yayınlanma

ABD, Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki liman kenti Bosaso’da hava saldırıları ve istihbarat operasyonlarını doğrudan yönetecek yeni bir askeri üs inşa ediyor. Aden Körfezi kıyısındaki üssün, IŞİD hedeflerine yönelik operasyonların yanı sıra yeni bir yerel terörle mücadele gücünün kurulmasını da kapsadığı bildirildi.

ABD ordusuna ait insansız hava araçları (İHA), 3 Eylül günü gün batımının hemen ardından Somali’nin yarı özerk Puntland bölgesindeki Al-Miskad dağlarında keşif uçuşlarına başladı.

Drop Site haber sitesine konuşan Puntland güvenlik yetkilileri, yerel makamlarca IŞİD militanlarının kalesi olarak görülen Togga Miraale ve Togga Baalade bölgelerinde gözetleme yapıldığını aktardı.

Yetkililer, İHA’ların Togga Baalade mevkiinde eşek arabasıyla ilerleyen şüpheli IŞİD militanlarını tespit ettiğini ve saat 20.30 sularında bölgeye hava saldırıları düzenlendiğini bildirdi.

Aynı gün Eş-Şebab’ın varlık gösterdiği Sanaag bölgesindeki Al-Madow dağlarında icra edilen keşif faaliyetleriyle eş zamanlı gerçekleşen operasyon, ABD’nin Somali’deki saldırılarında bir süredir devam eden görece sükuneti sona erdirdi.

Somali’deki operasyonları yürüten ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) konuya ilişkin açıklama taleplerini yanıtsız bıraktı. Ancak Puntland güvenlik yetkilileri, ABD’nin ülkedeki hava harekatlarının öngörülebilir gelecekte daha da yoğunlaşmasını beklediklerini kaydetti.

Bu askeri genişlemenin merkezinde ise geçen ay duyurulan ve Aden Körfezi kıyısındaki liman kenti Bosaso’da kurulması planlanan yeni ABD askeri üssü yer alıyor.

Yerel yetkililer IŞİD ile mücadelede ABD hava desteğinin şart olduğunu savunurken, bölgedeki Amerikan operasyonları binlerce sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Küresel deniz trafiğinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği Aden Körfezi’nin kıyısında yer alan ve 1 milyon nüfusa sahip Bosaso, Doğu Afrikalı göçmenlerin Yemen ve Arap coğrafyasına geçişinde kritik bir insan kaçakçılığı güzergahı niteliğinde.

Bölge, ABD’nin dünyanın en stratejik deniz yollarından birini askerileştirme planının odağı haline geliyor. Karada ise ABD destekli Puntland bölgesel güçleri ile IŞİD militanları arasında Al-Miskad dağlarında yaklaşık iki yıldır süren yoğun çatışmalar devam ediyor.

ABD yönetimi, kuzey Somali’nin kurak ve dağlık arazisini IŞİD’in küresel operasyonlarını idare ettiği ana merkez olarak tanımlıyor.

Puntland’daki güvenlik kaynakları, Washington’ın Bosaso’da fiilen yeni bir üs inşa ederek askeri varlığını genişlettiğini, tesisin doğrudan muharebe, keşif ve deniz güvenliği operasyonlarında kullanılacağını ifade etti.

Yetkililer, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) da bölgedeki faaliyetlerini büyüteceğini vurguladı.

Kapalı kapılar ardında imzalanan mutabakat

Özel harekat komutanı Tümgeneral Claude Tudor liderliğindeki AFRICOM heyeti, 2 Ağustos’ta Bosaso’da Puntland Başkanı Said Abdullahi Deni ile bir araya geldi.

Mogadişu’daki merkezi hükümete kağıt üzerinde bağlı olan yarı özerk bölgenin başkanlığı, görüşmenin ardından yayımladığı resmi bildiride yeni bir mutabakata varıldığını duyurdu.

Açıklamada, ABD’nin terörle mücadele operasyonlarını geliştirmek ve deniz güvenliğini korumak amacıyla Bosaso’daki askeri üssünü büyüteceği kaydedildi.

Ancak Drop Site’a konuşan beş ayrı Puntland güvenlik yetkilisi, yapılan resmi açıklamanın anlaşmanın gerçek mahiyetini çarpıttığını öne sürdü.

ABD’nin daha önce Bosaso’da herhangi bir askeri üssünün bulunmadığını belirten yetkililer, mevcut varlığın yalnızca AFRICOM ve CIA tarafından istihbarat merkezi olarak işletilen bir “ofis” olduğunu aktardı. Yeni projeyle birlikte bölgede sıfırdan bir askeri yapı kurulacağı belirtildi.

Mevcut düzende Bosaso’daki ofiste görevli AFRICOM personeli, hava desteği gerektiğinde Puntland kara güçleri ile komşu Cibuti’deki ana karargah arasında irtibat sağlıyor.

Yetkililer, Bosaso Havalimanı arazisinde inşa edilen yeni üssün tamamlanmasıyla birlikte ABD’nin hava saldırılarını ve muharebe uçuşlarını doğrudan bu şehirden gerçekleştireceğini kaydetti.

Güvenlik kaynakları, 2 Ağustos’taki imza töreninde fotoğraflanan Somalili heyet üyelerinin çoğunun anlaşma detaylarından haberdar olmadığını, mutabakatın ana hatlarının 27 Temmuz’da Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da Deni ile AFRICOM heyeti arasında yapılan gizli toplantıda kararlaştırıldığını ifade etti.

Bir yetkili, “Amerikalılar odaya girip taslağı çıkardı ve metin Deni tarafından imzalandı. Her şey Addis Ababa’da zaten pişirilmişti” dedi.

“Ağabey” rolündeki CIA ve gizli nakiller

ABD’nin Somali’deki hava saldırıları Donald Trump döneminde rekor seviyeye ulaştı. Göreve başlamasından kısa süre sonra Somali’deki üst düzey bir IŞİD hedefine yönelik operasyon emri veren Trump yönetimi altında, düşünce kuruluşu New America’nın verilerine göre ülkeye 205 hava saldırısı düzenlendi. Bu operasyonların yüzde 53’ü doğrudan IŞİD hedeflerini vurdu.

Somali’deki IŞİD yapılanması, 2015 yılında İngiliz-Somali vatandaşı din adamı Abdiqadir Mumin ve beraberindeki militanların Eş-Şebab’dan ayrılarak örgüte biat etmesiyle kuruldu.

Grup, 2016’da Aden Körfezi kıyısındaki Qandala kasabasını 38 gün boyunca kontrol altında tuttuktan sonra Al-Miskad dağlarına çekildi. Zamanla Etiyopya başta olmak üzere bölge ülkelerinden gelen yabancı savaşçıların çoğunluğu oluşturduğu bir yapıya dönüştü.

Puntland güvenlik yetkilileri, Bosaso’daki CIA personelinin yakalanan üst düzey yabancı IŞİD mensuplarını sorguladığını ve kararlarda “büyük bir ağabey” gibi sorgulanamaz ağırlığa sahip olduğunu aktardı.

Örgütün Somali kolunun mali sorumlusu olan ve 2019’da ABD Hazine Bakanlığınca yaptırım listesine alınan Abdiweli Mohamed Yusuf’un (Abdiweli Walalac) yakalanmasının ardından bu ofiste sorgulandığı ve ertesi gün gizlice Cibuti’ye götürüldüğü ifade edildi.

Geçen yıl 25 Temmuz’da Bari bölgesindeki Xumbeys kırsalında yerel bedevilerin arasına gizlenen Abdiweli, Puntland İstihbarat ve Güvenlik Teşkilatı (PISA) ile ABD unsurlarının helikopter baskınıyla yakalanmıştı.

Yetkililer, kamuoyuna daha önce “ABD destekli” olarak yansıtılan operasyonun sahadaki kontrolünün doğrudan Amerikan güçlerinde olduğunu ve hava korumasının da bizzat ABD tarafından sağlandığını vurguladı.

Yeni yerel vurucu güç kuruluyor

Bosaso Anlaşması’nın yalnızca hava harekatlarıyla sınırlı kalmadığı, ABD’nin bölgede terörle mücadele amacıyla yeni bir yerel vurucu güç oluşturmasını da içerdiği öğrenildi.

Asker sayısının henüz kesinleşmediği, ancak maaşların, teçhizatın ve askeri eğitimin tamamen ABD tarafından finanse edileceği bildirildi.

Washington daha önce de Somali’de benzer askeri yapılanmalara gitmişti. 11 Eylül sonrasında kurulan ve 2020’de ABD desteği kesilen Puntland Güvenlik Güçleri (PSF), sivil kayıplara ve yerleşim yerlerindeki çatışmalara karışmakla itham edilmişti. Barack Obama döneminde ise güney ve orta Somali’de Eş-Şebab ile savaşmak üzere kurulan seçkin birlik “Danab” (Yıldırım) doğrudan ABD tarafından donatılmıştı.

Bari vilayetindeki Al-Miskad dağlarında 18 aydır süren harekatta örgütün önemli ölçüde geriletildiği, öldürülen militanların en az üçte ikisinin doğrudan ABD hava saldırılarında hayatını kaybettiği bildirildi.

Ancak yerel kaynakların Afganistan’daki “Tora Bora”ya benzettiği sarp dağlık alanlarda halen IŞİD ceplerinin bulunduğu, yerinden edilen sivil halkın ise bombalı eylemler ve yağma olayları sebebiyle köylerine dönemediği aktarıldı.

Bosaso’daki askeri üs inşası Somali anayasası açısından ciddi hukuki ihtilafları da beraberinde getiriyor. Somali anayasasına göre yabancı devletlerle askeri mutabakat imzalama yetkisi yalnızca Mogadişu’daki federal merkezi hükümete ait bulunuyor.

Somali Savunma Bakanlığı ile Enformasyon Bakanlığı, Puntland yönetiminin ABD ile imzaladığı askeri mutabakat konusunda önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine dair soruları cevapsız bıraktı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Arjantin, Falkland/Malvinas defterini tekrar açtı

Yayınlanma

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Falkland/Malvinas Adaları çevresindeki petrol projelerinde yer alan şirketlere yönelik yaptırımları sıkılaştıracağını söyledi.

Milei ayrıca ülkenin güneyindeki savunma kaynaklarını artıracağını ve egemenlik ihlalleri olarak nitelendirdiği durumlara karşı Arjantin’in tepkisini güçlendirmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını Kongre’ye sunacağını söyledi.

Televizyonda yayınlanan bir konuşmada Milei, Arjantin’in kendi toprağı olarak gördüğü fakat hâlâ İngiliz kontrolü altında bulunan bölgede petrol ve doğalgaz çıkarımı faaliyetlerine katılan şirketlere karşı Arjantin yasaları kapsamında yaptırımları hızlandırmak üzere bir kararname imzalayacağını söyledi.

Cuma günü sabahın erken saatlerinde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında Milei, İngiltere’nin bir göç ve iktisadi kriz ile karşı karşıya olduğunu ve bunun, Arjantin’in Falkland Adaları üzerindeki hak talebinde galip geleceği anlamına geldiğini söyledi:

“Birleşik Krallık’taki yapısal krize bakarsak, ülkenin göç, demografi ve zorlu iktisadi durum gibi birçok cephede birden fazla krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Arjantin’in geleceğinin son derece umut verici olduğu ve Arjantin’in galip geleceği açık.”

Milei, Arjantin’in sadece ilgili şirketlere değil, aynı zamanda bunların hissedarlarına, yöneticilerine ve tedarikçilerine de yaptırım uygulama çabalarını artıracağını söyledi.

Arjantinli lider, “(Adalardaki) projelerde Arjantin’in izni olmadan doğrudan veya dolaylı olarak yer alan şirketlerin Arjantin topraklarında faaliyet göstermesini engellemeye devam edeceğiz,” dedi.

Ayrıca, hükümetin savunma kaynaklarını genişletmek amacıyla acil bir kararname çıkaracağını ve bununla yakınlardaki Tierra del Fuego eyaletinde bir deniz üssü inşa edileceğini ve telekomünikasyon kapasitesinin güçlendirileceğini de belirtti.

Milei, adalar çevresindeki izinsiz faaliyetlere yönelik cezaları ağırlaştırmak, yaptırımları tedarikçilere de genişletmek ve Arjantin’in doğal kaynaklarını etkileyen diğer faaliyetleri de kapsayacak şekilde yasal çerçeveyi genişletmek amacıyla Kongre’ye acil bir “milli egemenlik savunması” tasarısı sunacağını da ekledi.

Milei, Arjantin’in, Navitas Petroleum ve Rockhopper Exploration tarafından işletilen Sea Lion açık deniz projesinin önümüzdeki aylarda petrol arama çalışmalarına başlayabileceğine karar verdiğini ve bunun Arjantin’in çıkarlarına yönelik acil bir tehdit oluşturduğunu belirtti

Bu açıklamalar, daha önce İngiltere ile daha sıcak ilişkiler kurmaya çalışırken bile Falkland Adaları anlaşmazlığının diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulunan Milei’nin daha sert bir tavır sergilediğini gösteriyor.

Arjantin anakarasının yaklaşık 500 km doğusunda yer alan bir İngiliz denizaşırı toprağı olan Falkland Adaları, uzun süredir Arjantin tarafından talep ediliyor.

İngiltere, 1833’ten beri adaları kontrol ediyor ve iki ülke 1982’de bu adalar nedeniyle kısa süreli bir savaşa girmişti.

Londra, Falkland Adaları sakinlerinin Mart 2013’te düzenlenen bir referandumda siyasi statüleri ve kendi kaderini tayin hakkı konusunda oy kullandıklarını savunuyor. Oyların ezici bir çoğunluğu olan yüzde 99,8’i, Birleşik Krallık’ın denizaşırı toprağı olarak kalma yönünde oy kullanmıştı.

Konuşmasında Milei, Falkland Adaları sakinlerinin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmadığını belirtti ve ülkeye adalar üzerindeki hak iddiası etrafında birleşme çağrısında bulundu.

Şu anda dünyada, rüzgarın “Arjantin’in talepleri lehine estiğini” öne süren Milei, “Kısa bir süre önce Başkan [Donald] Trump, ABD’nin Malvinas adaları konusundaki tarihi tutumunu yeniden değerlendirdiğini açıkladı,” dedi.

İngiliz muhafazakâr gazetesi The Telegraph, bu adımın tartışmaya müdahil olan ve Birleşik Krallık’a Falkland Adaları’na yönelik bir işgale karşı mücadele etmesinde yardım etmeyeceğini ima eden ABD başkanını yatıştıracağını yazdı.

ABD’nin İngiltere’ye “yardıma gelip gelmeyeceği” sorulduğunda Trump, İran’a karşı yürüttüğü savaşa atıfta bulunarak, “Ülkeniz bana yardım etmek için orada değildi,” dedi.

Ardından, İngiltere’nin adaları savunma kapasitesine sahip olup olmayacağını sorgulayan Trump, GB News’e şunları söyledi:

“Bakın, ilk savaş çıktığında ben oradaydım. Bu çok uzun zaman önceydi ve ben olayı çok dikkatli bir şekilde izledim. Siz de kendinizi çok iyi idare ettiniz. Adaları oldukça kararlı bir şekilde geri aldınız, ama orası çok uzak.”

Buenos Aires ile Washington’un, ABD’ye Malvinas açıklarında çıkarılan petrole erişim hakkı tanıyan bir anlaşma üzerinde görüşme yaptıklarına dair spekülasyonlar giderek artıyor.

Milei’nin konuşmasının arifesinde, Arjantin Enerji ve Madencilik Bakanı Daniel González Casartelli, Amerikan petrol şirketleri ve Trump yönetiminin üyeleriyle enerji yatırımlarını görüşmek üzere Washington’da bulunuyordu.

Yair Netanyahu İngiliz sağını kızdırdı

Öte yandan Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair de Falkland Adaları’nın Arjantin egemenliği altına alınmasını talep ederek İngiltere’deki sağ ile çatışmaya girdi.

Bloomberg’e göre Arjantin, şu sıralarda bir petrol patlamasının ortasında bulunuyor. Patagonya’daki Vaca Muerta şist sahasında sondaj faaliyetleri hız kazanıyor ve bu sahada halihazırda günde 1 milyon varilden fazla petrol ve gaz üretiliyor.

Ülkenin ayrıca bazı açık deniz üretim faaliyetleri de bulunuyor ve son yıllarda Güney Atlantik sularında arama çalışmaları yürütülüyor.

Bu arada Milei, Şili’de düzenlenen muhafazakâr bir siyasi forumda ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili olan Sarah Rogers ile bir araya geldi.

Arjantin’in adalar üzerindeki hak iddiasını yineleyen Milei, “Ulusal açıdan önemsiz olan bu adaları geri almamız gerekiyor. İleriye dönük başka bir yol yok. Bu, bu dava uğruna hayatlarını feda edenlere saygı göstermenin en iyi yoludur,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English