Diplomasi
‘Türkiye’nin operasyonu fırsat olabilir’

‘Olası operasyon Washington’da mide ekşimesine neden olabilir, ancak eğer güvensizliklerini yenebilirlerse, ABD ve Türkiye’ye Suriye ihtilafına akla gelmeyen bir son verme fırsatı sunabilir.’
ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi‘nde (The Atlantic Council) Türkiye’nin beklenen kara harekatına ilişkin dikkat çekici bir analiz yayınlandı. “Erdoğan’ın bir sonraki askeri operasyonunun riskleri ve getirileri” başlıklı analizde, ABD ve Rusya’nın Türkiye’nin operasyonunu engelleyemeyeceği, Washington’da gündeme gelebilecek yaptırımların da Türkiye’deki ABD karşıtlığını yükseltmek ve NATO’nun genişlemesi gibi Batı çıkarlarını tehlikeye atmak dışında bir işe yaramayacağı ifade edildi. Analizde “dikkatlice kontrol edilen ve sınırlandırılan bir operasyonun” Washington’da kabul edilebileceği ima edildi. Harekatın ABD ve Türkiye arasında “ortak bir yaklaşım oluşturmaya yönelik daha ciddi girişimlere yol açabileceği” yorumu yapıldı. Çünkü; “ABD’nin önümüzdeki yıllarda terörle mücadele hedeflerine ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran yıkımından korunması da dahil diğer bölgesel hedeflere ulaşmak için Türk işbirliğine giderek daha fazla ihtiyacı olacak.”
Analizin yayınlandığı Atlantik Konseyi’nin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve Dışişleri Bakanlığı’nın yanı sıra Amerikan istihbarat servisleriyle de yakın ilişkisi olduğu biliniyor. Konsey’de yazan-çizen isimler çoğunlukla Pentagon, silahlı kuvvetler, CIA ya da Dışişleri Bakanlığı’nda kilit konumlarda çalışanlardan ya da daha sonra çalışacak olanlardan oluşuyor. Aşağıda çevirisini okuyacağınız analizde imzası olan Rich Outzen da o isimlerden biri. Emekli bir asker olan Outzen, 2016’dan 2021’e kadar ABD Dışişleri Bakanlığı’nda hem askeri hem de sivil danışman olarak görev yapmış bir isim. Dışişleri’nde Politika Planlama Ofisi’nde görev almasının yanı sıra Afganistan ve İsrail’de askeri ataşe olarak da bulunmuş. Outzen, ABD’nin Suriye Özel Temsicilisiyken James Jeffrey’nin de başdanışmanıydı.

James Jeffrey, dün Milli Savunma Bakanı Akar’la görüştü.
Atlantik Konseyi, ABD stratejilerinin belirlendiği en kilit kurum olmakla birlikte yayınladığı her analiz için bunu söylemek mümkün değil. Ancak James Jeffrey’nin herhangi bir resmi görevi bulunmamasına rağmen Ankara’ya gelerek Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la görüştüğü gün bu analizin yayınlanması dikkat çekici. Jeffrey, ABD devleti içinde Türkiye’nin Batı ittifakında tutulması gerektiğini savunan kanadın en önemli ismi. Jeffrey’le yakın bağları olan makalenin yazarı Outzen’in de Jeffrey’nin yolunda ilerlediği görülüyor. Eğer Jeffrey, Washington’dan işaret almadan kendisine görev edinip Ankara’ya gelmediyse, makaledeki görüşler, ABD politika yapıcıları arasında tam olarak benimsenmese bile görece ağırlık kazanmış olabilir.
Analizin tamamı şöyle:
Erdoğan’ın bir sonraki askeri operasyonunun riskleri ve getirileri
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin güney sınırlarını, ABD’nin terör örgütleri listesinde bulunan Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) bağlı savaşçılardan temizlemek için planlanmış bir askeri operasyon olan Pençe-Kılıç Operasyonu’nun kara aşamasını yakında başlatma sinyalleri verdi.
Erdoğan, en azından bu yılın Haziran ayından bu yana yeni ve büyük bir operasyondan söz ediyor, ancak zamanlamanın kendi seçimi olacağını sürekli olarak vurguluyor: “Bir gece ansızın.” Kara operasyonu için hazırlıklar neredeyse tamamlanmış görünüyor, bu nedenle meşhur “bir gece ansızın” saati günler içirisinde gelebilir.
Yeni gerilim, 13 Kasım’da İstanbul’un ikonik ve kalabalık İstiklal Caddesi’nde altı kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırıyla başladı. Türkiye, bombacıyı ve destek ağını ortaya çıkaran tutuklamalar ve sorgulamalar yaptı; PKK’nın Suriye kolu olan sözde Halk Savunma Birlikleri ile (YPG) bağları olduğu iddiasını detaylandırdı.
Aralarında YPG’lilerin de bulunduğu PKK bağlantılı örgütler, Pençe-Kılıç’ın başlamasından önce ve bugüne kadar Türkiye ve Suriye’deki Türk hedeflerine saldırılar düzenledi, bu nedenle Ankara açısından bombalı saldırının ayrıntıları ikincil. Daha da önemlisi, Erdoğan’ın YPG’yi Türkiye sınırının otuz kilometre (18.6 mil) yakınından, en azından Fırat Nehri’nin batısından çıkarma taahhüdü. Bu muhtemelen, YPG ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimi güçleri tarafından ortaklaşa kontrol edilen ve Türk kuvvetleri ile Suriye Ulusal Ordusu (ÖSO) ortaklarının saldırıya uğradığı Tel Rıfat ve Münbiç bölgelerine yönelik bir operasyon anlamına geliyor.
Olası operasyon Washington’da mide ekşimesine neden olabilir, ancak eğer güvensizliklerini yenebilirlerse, ABD ve Türkiye’ye Suriye ihtilafına akla gelmeyen bir son verme fırsatı sunabilir.
⌈ Ankara’nın Pençe-Kılıç’taki amacı, 13 Kasım İstiklal saldırısının intikamını içeriyor, ancak nihayetinde PKK ile bağlantılı güçleri hassas sınır bölgelerinden çıkarmak, mülteci dönüşlerini mümkün kılmak ve Suriye’deki savaşı sona erdirecek siyasi anlaşmalar üzerinde Türkiye’nin nüfuzunu sağlamak amacıyla bir “güvenli bölge” tamamlamaya odaklanıyor. ⌋
Pençe-Kılıç nereye yönelir
Pençe-Kılıç, Kuzey Irak ve Suriye’de onlarca yıldır devam eden PKK’ya karşı operasyonların sonuncusu. 20 Kasım’da başlangıcından bu yana, başta insanlı ve insansız hava araçları (drone) olmak üzere, çoğunlukla sürekli hava ve topçu saldırılarından oluşuyordu. Kara harekatına ilişkin beklentiler, kara harekatını önlemek veya kapsamını sınırlamak için Washington ve Moskova’dan acil yardım istenmesine neden oldu, ancak Türk resmi açıklamaları ve geçmiş operasyonlar bu olasılığa dair çok az şüphe bırakıyor.
Ankara’nın Pençe-Kılıç’taki amacı, 13 Kasım İstiklal saldırısının intikamını içeriyor, ancak nihayetinde PKK ile bağlantılı güçleri hassas sınır bölgelerinden çıkarmak, mülteci dönüşlerini mümkün kılmak ve Suriye’deki savaşı sona erdirecek siyasi anlaşmalar üzerinde Türkiye’nin nüfuzunu sağlamak amacıyla bir “güvenli bölge” tamamlamaya odaklanıyor. YPG’nin Münbiç ve Tel Rıfat’tan çıkmasıyla, örgütün 2015 sonrası Arap nüfusun ağırlıklı olduğu kuzeybatı Suriye’deki toprak kazanımları ki Türkler bu kazanıma Batı’nın imkan verdiğine inanıyor, tersine dönecek.
Erdoğan karşıtı siyasi muhalefet partilerinden oluşan koalisyon (Altılı masa) sınır bölgelerinin güvenliğini sağlamak için askeri harekata destek sinyali verirken, Türk kamuoyu genel olarak PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonları destekledi. Ne Amerika Birleşik Devletleri ne de Rusya, bir kara operasyonunu durduracak konumda değiller, ancak başladığında bitirmek için baskı uygulayacaklarına şüphe yok. Her iki ülkenin istihbarat şeflerine Ankara’ya yapılan son ziyaretler sırasında büyük olasılıkla bilgi verildi ve Ankara’daki tahmin, Fırat’ın batısındaki kara operasyonlarının, kapsam olarak mütevazı ve uygulamada dikkatli olunursa zımnen tolere edileceği yönünde. Bu, Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge”nin kurulmasında başarı ilan etmek için gerekli gördüğü son kara harekatı olabilir. Birkaç nedenden dolayı kara harekatlarının Fırat’ın doğusundaki Kobani’den kaçınacağı neredeyse kesin: Nüfusun ezici çoğunluğu Kürt ve genellikle PKK yanlısı, almak veya yönetmek çok daha göz korkutucu olur ve ABD güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı operasyon yürüttüğü bölgelere bitişik.
Neden şimdi, sonra ne olacak?
İstiklal saldırısının ötesindeki bir dizi husus muhtemelen Pençe-Kılıç’ın zamanlamasını etkilemiştir. Kısa liste şunları içeriyor:
- Ukrayna’daki savaş, Türkiye’nin diplomatik gücünü artırdı, Rusya’nın askeri güvenilirliğini ve kaynaklarını zayıflattı ve (Türkiye’ye yönelebilecek) çok taraflı baskıyı daha makul hale getirdi.
- Bölgesel diplomatik yakınlaşma, Türkiye’nin PKK karşıtı operasyonlarına şiddetle karşı çıkma eğiliminde olan komşu ülkelerin sayısını azalttı.
- İran’ın Irak ve Suriye’deki ABD güçlerine ve çıkarlarına yönelik artan provokasyonları, Türkiye’nin bu ülkelerdeki rolünü farklı bir ışıkta ortaya koydu. ABD’nin önümüzdeki yıllarda terörle mücadele hedeflerine ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin İran yıkımından korunması da dahil diğer bölgesel hedeflere ulaşmak için Türk işbirliğine giderek daha fazla ihtiyacı olacak.
- Türkiye seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor ve Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarına ilişkin taahhütlerini yerine getirme zorunluluğu var.
Türk kara operasyonları karşısında Washington’da, Türk yetkililerin ve bakanların varlıklarının bloke edilmesine yönelik 2019 tarihli, 13894 sayılı Başkanlık Kararnamesi hükümlerinin uygulanması gibi tehdit ve yaptırımlar yoluyla Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut statükonun korunması yönünde çağrılar yapabilir. Ancak bu tür tehditler, belirli operasyonların sonuçlanmasını hızlandırabilecek olsa da, geçmişte Türk operasyonlarını durdurmadı.
⌈ Türkiye’nin kara operasyonları YPG’yi IŞİD’e karşı iş birliğini askıya almaya sevk edebilir, ancak bu tür operasyonlar ABD’nin YPG’nin birincil bileşeni olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğinin olmazsa olmazı olduğu için bu durum muhtemelen geçici olacaktır. ⌋
Yaptırımlar, Türkiye’deki milliyetçi ve ABD karşıtı duyguları artırma veya Ukrayna, İran veya NATO’nun genişlemesiyle ilgili diğer Batı çıkarlarını tehlikeye atma riski taşıyor. Washington’un veya diğer Batılı başkentlerin, sinyali verilmiş, sınırlandırılmış ve titizlikle hazırlanmış bir kara harekatı üzerinden bu tür bir kaldıraç oyununa girmesi pek olası değil.
ABD ordusu, açıkça IŞİD’in kalıntılarını baskı altına almak ve dolaylı olarak İran’ın kötü niyetli faaliyetlerinin yayılmasını engellemek için Suriye’de kalıyor. Türkiye’nin kara operasyonları YPG’yi IŞİD’e karşı iş birliğini askıya almaya sevk edebilir, ancak bu tür operasyonlar ABD’nin YPG’nin birincil bileşeni olduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğinin olmazsa olmazı olduğu için bu durum muhtemelen geçici olacaktır. Suriye’nin kuzeyindeki son büyük Türk operasyonunda (2019’daki Barış Pınarı operasyonu) olduğu gibi Ankara muhtemelen kara operasyonunun kapsamı konusunda net sınırlar koyacak ve Türkiye’nin Suriye’deki PKK’ya karşı savaşını, ABD ve SDG’nin IŞİD’in kalıntılarına karşı yürüttüğü mücadeleden ayırmak için ABD birliklerinin yakınındaki alanlardan titizlikle kaçınacaktır. İkincisi kesintiye uğrayabilir, ancak kısa bir aradan sonra muhtemelen devam edecektir.
Ankara ve Washington, ABD’nin 2014’ün sonlarında YPG ile ittifak yapmasından bu yana kuzey Suriye konusunda birbirleriyle konuşuyorlar, ancak yaklaşmakta olan operasyonun ardından, Suriye ihtilafına karşılıklı olarak kabul edilebilir bir maç sonu ele almak için geçici bir fırsat olabilir.
Erdoğan, Suriye muhalefetini ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını korumayan herhangi bir anlaşma yapması muhtemel olmasa da Esad ile ilişkileri yeniden kurmayı düşündü. Washington, kendi adına, çatışma sonrası anlaşmalarda ülkesine ve halkına kabul edilebilir muamelede bulunması için baskı yapılması gerekmesine rağmen, Esad’ın muhtemelen iktidarda kalacağı önerisini kabul etmiş görünüyor.
Esad’dan taviz almak için en güçlü kartlara sahip iki oyuncu olan Türkiye ve ABD’nin iş birliğinin önündeki engel, Türkiye’nin YPG’nin sınırına yakın olmasından duyduğu endişedir. Dikkatlice kontrol edilen ve sınırlandırılan bir operasyon, ne SDG’yi ne de IŞİD’e karşı yürütülen harekatı ölümcül bir şekilde yaralamadan Türkiye’nin tehdit algısını azaltabilir.
Her iki taraf da Suriye politikasındaki mevcut uçurumdan fayda sağlamaz ve eğer kara harekatı kaçınılmazsa, hızlı bir şekilde sonuçlanması, ortak bir yaklaşım oluşturmaya yönelik daha ciddi girişimlere yol açabilir. Karşılıklı derin güvensizlik ve yanlış hizalanmış öncelikler göz önüne alındığında bu aşırı iyimser olabilir, ancak alternatifi ve en kötüsü, son Suriye maçında mevcut anlaşmazlığı bölünmeye götürmesi olur.
Diplomasi
ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.
Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.
Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.
Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.
Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.
Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.
1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.
ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.
Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.
Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.
Diplomasi
NATO Askeri Komitesi liderliğine Alman general Breuer seçildi

NATO, Berlin’in hızla gelişen savunma sanayisine ve yeniden silahlanma çabalarına bir jest olarak, ittifakın askeri komitesinin başkanlığına Alman General Carsten Breuer’i seçti.
Berlin Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üye ülkelerinin en üst rütbeli askeri yetkilileri olan savunma şeflerinin cumartesi günü Kopenhag’da bu pozisyon için oylama yaptıkları belirtildi.
Breuer, 2027 yılının ortasında İtalya’dan Amiral Giuseppe Cavo Dragone’nin yerine geçecek.
Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana Almanya, yıllarca süren askeri bütçe yetersizliği ve çekingen dış politika döneminden, Avrupa’nın en büyük savunma harcamaları dalgasına doğru dramatik bir dönüşüm geçirdi.
NATO’nun askeri gücü her zaman bir Amerikalı olan Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı tarafından koordine edilirken, Askeri Komite Başkanı ise ittifakın siyasi karar alma sürecinde baş askeri danışman olarak görev yapıyor.
Alman Savunma Bakanı Breuer: Rusya dört yıl içinde saldırabilir
Almanya’nın savunma harcamalarındaki bu artış, ABD dahil NATO müttefikleri tarafından, bunun ittifakın güç yapısı içinde ek bir etki ile yansıtılacağı anlayışıyla memnuniyetle karşılandı.
Breuer, Mayıs ayında Bloomberg’e verdiği bir röportajda, Avrupa’nın kendi üzerine daha fazla askeri sorumluluk üstlenme sürecinde ABD’den daha fazla netlik talep etmişti.
Savunma Bakanı Boris Pistorius yaptığı açıklamada, Breuer’in seçilmesinin “Almanya’ya duyulan güvenin ve Almanya’nın İttifak’ı güçlendirmek için uygulamaya koyduğu sayısız önlemin takdir edildiğinin bir işareti” olduğunu belirtti.
Pistorius şöyle devam etti:
“İttifakın şimdi her zamankinden daha fazla net bir eylem planına ihtiyacı var: Özellikle Rusya’dan gelen tehdit giderek artıyor. Aynı zamanda, Avrupa’daki müttefikler kendi güvenliklerine ve konvansiyonel caydırıcılıklarına daha da yoğun bir şekilde odaklanırken, ABD de odağını diğer bölgelere doğru genişletiyor.”
Seçimlerden önce POLITICO, görev için Bauer’in yanı sıra Kanadalı general Jennie Carignan’ın da yarıştığını yazmıştı.
Haberde görüşlerine yer verilen yetkililer, Berlin’in şu anda Avrupa’nın savunma harcamalarında başı çeken ülke olduğunu belirttiler.
ABD ise kıtadaki askeri varlığını azaltmaya çalışırken, daha önce ittifak içinde Almanya’yı liderlik rollerine yöneltmişti.
Yetkililer, Ottawa ile Washington arasındaki gergin ikili ilişkilerin de Carignan’ın durumunu daha zor hale getirebileceğini söylemişlerdi.
Diplomasi
Xi-Trump zirvesi öncesi beklentiler: Yatırımcılar en iyi ve en kötü senaryolara hazırlanıyor

Liderler ticaret ateşkesini ve derinleşen teknoloji ayrışmasını yönetmeye çalışırken, Xi-Trump zirvesi öncesi gündemde gümrük vergilerinin düşürülmesi ya da Çin’e yeni yüzde 7,5’lik tarife uygulanması gibi olası sonuçlar var.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gelecek hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya gelmesi planlanıyor. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkilerin mevcut durumuna dair önemli bir gösterge olarak görülen zirve yakından takip edilecek.
Trump’ın Tesla, Apple, Nvidia ve Boeing yöneticileri de dahil olmak üzere bir düzineden fazla üst düzey Amerikalı şirket yöneticisiyle birlikte mayıs ayında Pekin’e yaptığı ziyarette olduğu gibi, ekonomik konuların yine gündemin merkezinde olması bekleniyor. Masada, mevcut ateşkesin uzatılması, yüksek gümrük vergilerinde yeni indirimler yapılması ve Çin’in daha fazla Amerikan ürünü satın almasını sağlayabilecek anlaşmalar bulunuyor.
South China Morning Post, küresel finans kuruluşları ve politika analistlerinin değerlendirmeleri ışığında zirvenin olası sonuçlarına ilişkin bir tablo hazırladı:
Xi-Trump zirvesinden çıkacak sonuçlara ilişkin piyasa beklentisi nedir?
Bazı araştırma kuruluşlarına göre gelecek hafta perşembe günü yapılması planlanan görüşme için beklenti çıtası oldukça düşük.
Goldman Sachs’ın yatırımcılar arasında yaptığı son ankete göre, katılımcıların çoğu görüşmenin daha çok sembolik bir nitelik taşımasını bekliyor. Bununla birlikte Çin iç piyasasındaki yatırımcılar daha olumlu bir beklentiye sahip: Çinli yatırımcıların yüzde 38’i sınırlı da olsa ilerleme beklerken, bu oran denizaşırı yatırımcılarda yüzde 26’da kaldı.
Barclays ve BNP Paribas gibi finans kuruluşları, temel senaryoyu Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde kontrollü bir istikrarlaşma ve istikrar taahhüdünün sürdürülmesi olarak tanımladı.
Muhtemel kazanımlar arasında 2025 yılında sağlanan gümrük vergisi ateşkesinin uzatılması ve daha önce verilen ticaret taahhütlerinin tamamlanması bulunuyor. Ancak bu, olumlu bir gelişme olsa da kapsamlı bir anlaşma anlamına gelmeyebilir.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings, 9 Eylül tarihli analizinde, Çin liderliğinin ABD-Çin arasındaki stratejik rekabeti kalıcı bir durum olarak gördüğünü ve uzun sürecek bu rekabet ortamında maliyeti en düşük seviyede tutabilecek bir istikrar dönemi kazanmak için zaman satın almaya çalıştığını belirtti.
En iyi senaryo ne olabilir?
Çin, ABD’den kritik ürünler satın alabilir ve iki taraf da geçen yıl karşılıklı olarak yüzde 100’ün üzerine çıkan yüksek gümrük vergilerini resmen azaltabilir.
İlerleme sağlanabilecek alanlardan biri, Trump’ın mayıs ayındaki Çin ziyaretinin ardından tarafların üzerinde anlaştığı yaklaşık 30 milyar dolarlık karşılıklı ticareti kapsayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, iki ülkenin ekonomi ve ticaret ekiplerinin ilgili konularda yakın iletişimi sürdürdüğünü ve gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını bildirdi.
ABD tarafı da Çin’in daha önce verdiği Amerikan tarım ürünleri, enerji ve uçak satın alma taahhütlerinin devam ettirilmesine yönelik sinyaller verdi. Çin’in soya fasulyesi alımları bu yıl özellikle önemli bir anlaşmazlık konusu oldu.
ABD’nin ihtiyaç duyduğu ancak Çin’in önemli rezervlerine sahip olduğu kritik mineraller alanında tedarik zincirlerinin istikrara kavuşturulması konusunda da gelecek hafta ilerleme sağlanabilir.
En kötü senaryo ne olabilir?
Trump, daha önce gündeme getirdiği Çin’e yönelik yüzde 7,5’lik “aşırı kapasite tarifesi” uygulamasına yönelebilir.
Trump ayrıca, İran’ı destekleyen ülke ve kuruluşlara zarar vereceğini söylediği bir “ekonomik D-Day” yaptırım paketinden bahsetmişti. Bazı çevreler bu ifadeyle Çin’deki aktörlerin de kastedilmiş olabileceğini düşünüyor.
Teknoloji ilişkilerindeki gerilim daha da artabilir. BNP Paribas, Çin-ABD teknoloji ayrışmasının yapay zekâ alanına doğru genişlediği ve ABD’nin Çin’in gelişmiş yapay zekâ çiplerine ve modellerine erişimini sınırlamaya çalışması nedeniyle dünyanın iki ayrı teknoloji ekosistemine doğru ilerlediği uyarısında bulundu.
Pekin’in son dönemde uygulamaya koyduğu nadir toprak elementleri ihracat kısıtlamaları da ABD’yi tedirgin etmeye devam ediyor. Zirve öncesi değerlendirme yapan finans kuruluşları, bu konuda olumlu bir sonuç beklemiyor.
Zirvenin piyasalara etkisi ne olabilir?
Goldman Sachs’a göre, görüşmelerin olumlu sonuçlanması halinde denizaşırı yatırımcıların yüzde 46’sı, Çinli yatırımcıların ise yüzde 38’i Çin hisselerinde bir ay içinde orta düzeyde yükseliş bekliyor.
Yatırımcılar, döviz piyasalarında yuanın değer kazanma potansiyelinin sınırlı olacağını düşünüyor. Goldman Sachs, çoğu yatırımcının yuanın dolar karşısındaki değer artış hızının ekim sonuna kadar değişmeden kalmasını ya da yavaşlamasını beklediğini belirtti.
Zirvenin kötü sonuçlanması halinde ise BNP Paribas ve Barclays, yatırımcıların daha düşük getiri pahasına güvenli limanlara yönelmesini bekliyor. Kuruluşlar ayrıca Çin ve ABD teknoloji ekosistemlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ölçek kaybı yaşayabileceğine dikkat çekti.
Goldman Sachs’ın anketine katılan yatırımcıların yaklaşık üçte ikisi, kasım ayında yapılacak ABD Kongre ara seçimlerinin ardından da Çin-ABD geriliminin genel olarak değişmeden kalacağını düşünüyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde 15’i ilişkilerde orta düzeyde iyileşme beklerken, yine yaklaşık yüzde 15’i orta düzeyde kötüleşme öngörüyor.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya6 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı









