Diplomasi
“Üç Deniz Girişimi”: Eski Kıtada AB-ABD rekabeti

Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da AB ile ABD arasında yaşanan nüfuz mücadelesinde, “Üç Deniz Girişimi” (3SI) öne çıkmaya başladı.
German Foreign Policy’deki analize göre bu bölgede AB ve Batı Avrupa ülkeleri, yenilenebilir enerjiyi ABD’nin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedariklerine karşı bir denge unsuru olarak konumlandırıyor.
Nisan ayı sonunda Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde düzenlenen ve Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki 13 AB üye devletinden oluşan 3SI zirvesinde, bölgedeki çeşitli hükümetler ile Trump yönetiminin temsilcileri, enerji tedariki, boru hatları, yapay zeka (AI) ve dijital altyapı alanlarında yeni projeler üzerinde mutabık kaldı.
Odak noktası, Güneydoğu Avrupa için yeni doğal gaz bağlantıları ve yaklaşık 50 milyar avroluk yatırım hacmine sahip Hırvatistan’daki büyük bir yapay zeka projesiydi.
Başlangıçta Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz arasındaki altyapıyı genişletmek amacıyla kurulan girişim, giderek Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da ABD’nin güç projeksiyonunun bir aracı haline geliyor.
Enerji politikası kilit bir rol oynuyor: Trump yönetimi ABD’den LNG tedarik etmek isterken, AB ise yenilenebilir enerjiye yönelme eğiliminde. Dubrovnik’te yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımlar da onaylandı.
Üç Deniz Girişimi’nin kısa tarihi
Üç Deniz Girişimi (3SI), 2015 yılında Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarović tarafından duyuruldu.
İlk zirve, Ağustos 2016’da Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde gerçekleştirildi. 3SI, Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) ile Vişegrád Grubu ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya) ve Avusturya’dan Hırvatistan, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’a kadar uzanan 13 AB üye devletinden oluşan bir platform.
Arnavutluk, Karadağ, Ukrayna ve Moldova da daha sonra bu platforma katıldı.
Girişim adını, üye ülkeler aracılığıyla Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz olmak üzere üç denizi birbirine bağlamasından alıyor.
Girişimin kurulması büyük ölçüde ABD’nin öncülüğünde gerçekleşmişti. ABD’li stratejistler, iki savaş arası dönem Polonya’sına ait eski bir dış politika kavramından esinlendiler: Ülkenin kurucusu Józef Piłsudski’nin, Baltık ülkelerinden Yugoslavya ve Romanya’ya kadar uzanan Doğu Avrupa ülkelerini, anti-Sovyet bir devletler kuşağı altında birleştirme planları.
2014 yılının sonlarında, ABD’li düşünce kuruluşu Atlantic Council, Polonya, Litvanya ve Romanya’daki enerji şirketlerini temsil eden bir lobi örgütü olan Central Europe Energy Partners (CEEP) ile işbirliği içinde, “Baltık Denizi’nden Adriyatik ve Karadeniz’e uzanan bir kuzey-güney koridorunun” geliştirilmesine odaklanan bir analiz yayınladı.
Üç Deniz Girişimi’nin kurucu belgelerinde de bu ABD strateji belgesine atıfta bulunuluyor.
ABD, on iki üye ülke üzerindeki etkisini genişletmek için yıllardır 3SI’yı kullanıyor.
Bunun merkezinde, Rus doğal gaz tedarikini ABD’den ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştirmeyi hedefleyen enerji politikası yer alıyor.
Doğu-Batı Yerine Kuzey-Güney koridoru
Bunu başarmak için Üç Deniz Girişimi, ağırlıklı olarak doğu-batı yönünde uzanan, 1990’dan beri yenileme veya yeni inşaat için öncelik verilen ve AB’nin merkezindeki Almanya’ya yönelik olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa altyapısını, kuzey-güney bileşenleri ekleyerek genişletmeyi amaçlıyor.
Bu, sadece Akdeniz ve Baltık Denizi’ndeki limanlar üzerinden ABD’den sıvılaştırılmış doğalgaz tedarikini mümkün kılmakla kalmayacak, aynı zamanda daha genel olarak, karayolu ve demiryolu ağlarının Almanya’ya yönelmiş olmasından daha az bağımlı, bölgenin daha özerk bir şekilde gelişmesini de kolaylaştıracak. Berlin için bu, önemli bir etki kaybı anlamına geliyor.
AB’nin 2027 yılına kadar Rus gaz ithalatını kademeli olarak sonlandırma kararı sonucunda, LNG terminallerinin ve bunlara bağlı kuzey-güney boru hatlarının önemi artmaya devam ediyor.
Bu durum, Almanya’nın kendisi için de geçerli: Federal Ekonomi Bakanlığı’na göre, 2025 yılında Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki Alman LNG terminalleri üzerinden ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgazın yaklaşık yüzde 96’sı ABD’den geldi.
Bu, Almanya’nın toplam gaz ithalatının yüzde 10,3’ünü oluşturuyor.
Güneydoğu Avrupa’da Alman-Amerikan anlaşmazlığı
Doğu Avrupa’daki nüfuz mücadelesi ve bu mücadelede enerji tedarikinin oynadığı rol, en son Bosna-Hersek’te ve Saraybosna’daki Alman Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt’i çevreleyen iktidar mücadelesinde açıkça ortaya çıktı.
Schmidt’in istifası, bazı Batı Avrupa ülkeleri (özellikle Almanya) ile Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde anlaşmaları yapmaya çalışan Trump yönetimi arasındaki iktidar mücadelelerinden kaynaklandı.
Schmidt’i istifaya zorlamayı başaran ABD, eski Yugoslav cumhuriyetindeki liderlik yarışında, Schmidt’in yerine İtalyan diplomat Antonio Zanardi Landi’yi aday olarak önerdi.
Bu, AB üye ülkeleri arasına nifak sokma girişimiydi: Almanya, Washington’un önerdiği adayı reddediyor, İtalya ise onu destekliyor. Trump, Washington’ın devre dışı bırakılması halinde Bosna’ya sağlanan finansmanı keseceğini açıkladı.
Bu, Trump yönetiminin mayıs ayında Kongre’ye sunduğu Güneydoğu Avrupa’ya yönelik yeni ABD stratejisinin bir parçası. Strateji, artık “demokrasi”ye değil, güvenliğe ve ABD şirketlerinin pazara erişimine odaklanıyor.
Bugüne kadar Bosna-Hersek’e, TürkAkım boru hattı üzerinden Rusya’dan doğalgaz tedarik ediliyordu.
ABD, burada da Rus gazını, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden ithal edilecek ABD menşeli LNG ile değiştirmek istiyor.
Planlar, ABD şirketleri Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy tarafından inşa edilecek, Bosna-Hersek’e uzanan yeni bir boru hattını öngörüyor.
Schmidt, ABD’nin bu planlarının önünde engel oluşturuyordu.
Trump yönetiminin Üç Deniz Girişimi zaferi
Nisan sonunda, 10. yıldönümünü kutlayan bu yılki 3SI zirvesi ve bir iş forumu, Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde yapıldı.
Foruma, 3SI üye devletlerinden yedi cumhurbaşkanı ve başbakanın yanı sıra çok sayıda bakan da dahil olmak üzere üst düzey katılımcılar katıldı. Trump yönetiminin önde gelen temsilcileri de oradaydı.
Forumda ABD, milyarlarca dolar değerindeki enerji ve teknoloji projeleri aracılığıyla Güneydoğu Avrupa’daki etkisini genişletmeyi başardı.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Dubrovnik’te yaptığı açıklamada, “ABD, Orta ve Doğu Avrupa için yeni bir işbirliği dönemini başlatıyor. Bu ortaklık, enerji genişleme gündemine yönelik karşılıklı desteğimize dayanıyor,” dedi.
Bunu vurgulamak amacıyla Wright, Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković ve Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Borjana Krišto, “Trump Barış Boru Hatları Çerçevesi”ni başlatmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.
Anlaşma, Bosna-Hersek’i Hırvatistan’ın doğalgaz şebekesine ve Krk adasındaki LNG terminaline bağlayan “Güney Bağlantısı” projesiyle ilgili.
Zirvede, Polonya Enerji Bakanı Miłosz Motyka da bölgenin nükleer enerjinin rolünü güçlendirmeye yönelik ilgisini vurguladı. Motyka’ya göre bu, “yeni güvenliğin temel taşı.”
Enerji girişiminin yanı sıra, ABD’li yatırımcılar Hırvatistan’da devasa bir yapay zeka ve veri merkezi kurmayı planlıyor.
Pantheon Atlas yatırım grubu ile Hırvat Končar Grubu, toplam yatırım tutarı yaklaşık 50 milyar avro olan bir yapay zeka kampüsü için bir mutabakat zaptı imzaladı.
Bu yatırım hacmi, Hırvatistan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yarısını aşıyor.
Veri merkezi için gerekli olan gigawatt kapasitesi, Zagreb gibi büyük bir şehrin elektrik talebiyle karşılaştırılabilir.
Hırvatistan, elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını, diğer kaynakların yanı sıra Krk’taki LNG terminali üzerinden ithal ettiği doğalgaz ile karşılıyor.
Enerji dönüşümünün dış politikaya etkileri
Dubrovnik’teki zirvede, bölgesel altyapı için yeni bir fon da kuruldu. Fon, hidrojen üretimi, sınır ötesi altyapı, yenilenebilir enerji ve elektrik şebekesinin genişletilmesine yönelik ortak yatırımlara kaynak aktarmayı amaçlıyor. Bu tür projelere en az iki milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.
Karşılaştırma amacıyla şu veriler önemli görünüyor: 2016 ile 2025 yılları arasında doğalgaz projelerine dört milyar avrodan fazla yatırım yapılmıştı.
Öte yandan yenilenebilir enerjiye doğru gerçekleşen bu geçiş en azından kısmen beraberinde yeni bir dış politika odağı da getiriyor.
Sıvılaştırılmış doğalgaz esas olarak ABD’den ithal edilirken, yenilenebilir enerjinin kullanılması için gerekli altyapı için durum böyle değil. Çoğu durumda bu altyapı Avrupa’dan geliyor.
Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?









