Bizi Takip Edin

Diplomasi

“Üç Deniz Girişimi”: Eski Kıtada AB-ABD rekabeti

Yayınlanma

Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da AB ile ABD arasında yaşanan nüfuz mücadelesinde, “Üç Deniz Girişimi” (3SI) öne çıkmaya başladı.

German Foreign Policy’deki analize göre bu bölgede AB ve Batı Avrupa ülkeleri, yenilenebilir enerjiyi ABD’nin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedariklerine karşı bir denge unsuru olarak konumlandırıyor.

Nisan ayı sonunda Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde düzenlenen ve Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki 13 AB üye devletinden oluşan 3SI zirvesinde, bölgedeki çeşitli hükümetler ile Trump yönetiminin temsilcileri, enerji tedariki, boru hatları, yapay zeka (AI) ve dijital altyapı alanlarında yeni projeler üzerinde mutabık kaldı.

Odak noktası, Güneydoğu Avrupa için yeni doğal gaz bağlantıları ve yaklaşık 50 milyar avroluk yatırım hacmine sahip Hırvatistan’daki büyük bir yapay zeka projesiydi.

Başlangıçta Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz arasındaki altyapıyı genişletmek amacıyla kurulan girişim, giderek Doğu ve Güneydoğu Avrupa’da ABD’nin güç projeksiyonunun bir aracı haline geliyor.

Enerji politikası kilit bir rol oynuyor: Trump yönetimi ABD’den LNG tedarik etmek isterken, AB ise yenilenebilir enerjiye yönelme eğiliminde. Dubrovnik’te yenilenebilir enerjiye yönelik yatırımlar da onaylandı.

Üç Deniz Girişimi’nin kısa tarihi

Üç Deniz Girişimi (3SI), 2015 yılında Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarović tarafından duyuruldu.

İlk zirve, Ağustos 2016’da Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde gerçekleştirildi. 3SI, Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) ile Vişegrád Grubu ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya) ve Avusturya’dan Hırvatistan, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’a kadar uzanan 13 AB üye devletinden oluşan bir platform.

Arnavutluk, Karadağ, Ukrayna ve Moldova da daha sonra bu platforma katıldı.

Girişim adını, üye ülkeler aracılığıyla Baltık Denizi, Adriyatik Denizi ve Karadeniz olmak üzere üç denizi birbirine bağlamasından alıyor.

Girişimin kurulması büyük ölçüde ABD’nin öncülüğünde gerçekleşmişti. ABD’li stratejistler, iki savaş arası dönem Polonya’sına ait eski bir dış politika kavramından esinlendiler: Ülkenin kurucusu Józef Piłsudski’nin, Baltık ülkelerinden Yugoslavya ve Romanya’ya kadar uzanan Doğu Avrupa ülkelerini, anti-Sovyet bir devletler kuşağı altında birleştirme planları.

2014 yılının sonlarında, ABD’li düşünce kuruluşu Atlantic Council, Polonya, Litvanya ve Romanya’daki enerji şirketlerini temsil eden bir lobi örgütü olan Central Europe Energy Partners (CEEP) ile işbirliği içinde, “Baltık Denizi’nden Adriyatik ve Karadeniz’e uzanan bir kuzey-güney koridorunun” geliştirilmesine odaklanan bir analiz yayınladı.

Üç Deniz Girişimi’nin kurucu belgelerinde de bu ABD strateji belgesine atıfta bulunuluyor.

ABD, on iki üye ülke üzerindeki etkisini genişletmek için yıllardır 3SI’yı kullanıyor.

Bunun merkezinde, Rus doğal gaz tedarikini ABD’den ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile değiştirmeyi hedefleyen enerji politikası yer alıyor.

İntermaryum projesi AB’ye alternatif olabilir mi?

Doğu-Batı Yerine Kuzey-Güney koridoru

Bunu başarmak için Üç Deniz Girişimi, ağırlıklı olarak doğu-batı yönünde uzanan, 1990’dan beri yenileme veya yeni inşaat için öncelik verilen ve AB’nin merkezindeki Almanya’ya yönelik olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa altyapısını, kuzey-güney bileşenleri ekleyerek genişletmeyi amaçlıyor.

Bu, sadece Akdeniz ve Baltık Denizi’ndeki limanlar üzerinden ABD’den sıvılaştırılmış doğalgaz tedarikini mümkün kılmakla kalmayacak, aynı zamanda daha genel olarak, karayolu ve demiryolu ağlarının Almanya’ya yönelmiş olmasından daha az bağımlı, bölgenin daha özerk bir şekilde gelişmesini de kolaylaştıracak. Berlin için bu, önemli bir etki kaybı anlamına geliyor.

AB’nin 2027 yılına kadar Rus gaz ithalatını kademeli olarak sonlandırma kararı sonucunda, LNG terminallerinin ve bunlara bağlı kuzey-güney boru hatlarının önemi artmaya devam ediyor.

Bu durum, Almanya’nın kendisi için de geçerli: Federal Ekonomi Bakanlığı’na göre, 2025 yılında Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ndeki Alman LNG terminalleri üzerinden ithal edilen sıvılaştırılmış doğalgazın yaklaşık yüzde 96’sı ABD’den geldi.

Bu, Almanya’nın toplam gaz ithalatının yüzde 10,3’ünü oluşturuyor.

Güneydoğu Avrupa’da Alman-Amerikan anlaşmazlığı

Doğu Avrupa’daki nüfuz mücadelesi ve bu mücadelede enerji tedarikinin oynadığı rol, en son Bosna-Hersek’te ve Saraybosna’daki Alman Yüksek Temsilcisi Christian Schmidt’i çevreleyen iktidar mücadelesinde açıkça ortaya çıktı.

Schmidt’in istifası, bazı Batı Avrupa ülkeleri (özellikle Almanya) ile Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde anlaşmaları yapmaya çalışan Trump yönetimi arasındaki iktidar mücadelelerinden kaynaklandı.

Schmidt’i istifaya zorlamayı başaran ABD, eski Yugoslav cumhuriyetindeki liderlik yarışında, Schmidt’in yerine İtalyan diplomat Antonio Zanardi Landi’yi aday olarak önerdi.

Bu, AB üye ülkeleri arasına nifak sokma girişimiydi: Almanya, Washington’un önerdiği adayı reddediyor, İtalya ise onu destekliyor. Trump, Washington’ın devre dışı bırakılması halinde Bosna’ya sağlanan finansmanı keseceğini açıkladı.

Bu, Trump yönetiminin mayıs ayında Kongre’ye sunduğu Güneydoğu Avrupa’ya yönelik yeni ABD stratejisinin bir parçası. Strateji, artık “demokrasi”ye değil, güvenliğe ve ABD şirketlerinin pazara erişimine odaklanıyor.

Bugüne kadar Bosna-Hersek’e, TürkAkım boru hattı üzerinden Rusya’dan doğalgaz tedarik ediliyordu.

ABD, burada da Rus gazını, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden ithal edilecek ABD menşeli LNG ile değiştirmek istiyor.

Planlar, ABD şirketleri Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy tarafından inşa edilecek, Bosna-Hersek’e uzanan yeni bir boru hattını öngörüyor.

Schmidt, ABD’nin bu planlarının önünde engel oluşturuyordu.

Trump yönetiminin Üç Deniz Girişimi zaferi

Nisan sonunda, 10. yıldönümünü kutlayan bu yılki 3SI zirvesi ve bir iş forumu, Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde yapıldı.

Foruma, 3SI üye devletlerinden yedi cumhurbaşkanı ve başbakanın yanı sıra çok sayıda bakan da dahil olmak üzere üst düzey katılımcılar katıldı. Trump yönetiminin önde gelen temsilcileri de oradaydı.

Forumda ABD, milyarlarca dolar değerindeki enerji ve teknoloji projeleri aracılığıyla Güneydoğu Avrupa’daki etkisini genişletmeyi başardı.

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Dubrovnik’te yaptığı açıklamada, “ABD, Orta ve Doğu Avrupa için yeni bir işbirliği dönemini başlatıyor. Bu ortaklık, enerji genişleme gündemine yönelik karşılıklı desteğimize dayanıyor,” dedi.

Bunu vurgulamak amacıyla Wright, Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković ve Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Borjana Krišto, “Trump Barış Boru Hatları Çerçevesi”ni başlatmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı.

Anlaşma, Bosna-Hersek’i Hırvatistan’ın doğalgaz şebekesine ve Krk adasındaki LNG terminaline bağlayan “Güney Bağlantısı” projesiyle ilgili.

Zirvede, Polonya Enerji Bakanı Miłosz Motyka da bölgenin nükleer enerjinin rolünü güçlendirmeye yönelik ilgisini vurguladı. Motyka’ya göre bu, “yeni güvenliğin temel taşı.”

Enerji girişiminin yanı sıra, ABD’li yatırımcılar Hırvatistan’da devasa bir yapay zeka ve veri merkezi kurmayı planlıyor.

Pantheon Atlas yatırım grubu ile Hırvat Končar Grubu, toplam yatırım tutarı yaklaşık 50 milyar avro olan bir yapay zeka kampüsü için bir mutabakat zaptı imzaladı.

Bu yatırım hacmi, Hırvatistan’ın gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yarısını aşıyor.

Veri merkezi için gerekli olan gigawatt kapasitesi, Zagreb gibi büyük bir şehrin elektrik talebiyle karşılaştırılabilir.

Hırvatistan, elektrik ihtiyacının büyük bir kısmını, diğer kaynakların yanı sıra Krk’taki LNG terminali üzerinden ithal ettiği doğalgaz ile karşılıyor.

Enerji dönüşümünün dış politikaya etkileri

Dubrovnik’teki zirvede, bölgesel altyapı için yeni bir fon da kuruldu. Fon, hidrojen üretimi, sınır ötesi altyapı, yenilenebilir enerji ve elektrik şebekesinin genişletilmesine yönelik ortak yatırımlara kaynak aktarmayı amaçlıyor. Bu tür projelere en az iki milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.

Karşılaştırma amacıyla şu veriler önemli görünüyor: 2016 ile 2025 yılları arasında doğalgaz projelerine dört milyar avrodan fazla yatırım yapılmıştı.

Öte yandan yenilenebilir enerjiye doğru gerçekleşen bu geçiş en azından kısmen beraberinde yeni bir dış politika odağı da getiriyor.

Sıvılaştırılmış doğalgaz esas olarak ABD’den ithal edilirken, yenilenebilir enerjinin kullanılması için gerekli altyapı için durum böyle değil. Çoğu durumda bu altyapı Avrupa’dan geliyor.

Diplomasi

ABD’nin BM temsilcisi Waltz: İbrahim Anlaşmalarına başka ülkeler de katılmak istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Mike Waltz, İran’ın müzakere masasına dönmesi için “kapının açık” olduğunu belirtti ve İbrahim Anlaşmalarına başka ülkelerin de katılmak istediğini söyledi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yan etkinlikleri kapsamında New York’ta düzenlenen bir “Al-Monitor Live” etkinliğinde konuşan Waltz, yönetimin İran’la olan savaşı ele alış biçimini savundu ve geçen hafta altıncı yıl dönümünü kutlayan İbrahim Anlaşmalarını övdü.

ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Fas ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan anlaşmalar, 15 Eylül 2020 tarihinde Beyaz Saray’da imzalanmıştı.

Al-Monitor danışmanı Andrew Parasiliti’nin, 28 Şubat’ta başlayan bu çatışmada zamanın ABD’nin lehine işlediğine inanıp inanmadığını sorması üzerine Waltz, “Bunun böyle olduğuna inanıyorum,” dedi.

Waltz, “İran’ın müzakere masasına dönmesi için kapı açık,” diye ekledi. Fakat Tahran’ın son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması için şart olarak ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve tazminat talep ettiğine dair haberleri “fantastik” olarak nitelendirdi.

Waltz, İran para biriminin çöküşünü ve diğer iktisadi baskıları gerekçe göstererek, “İran rejimi 1979’dan bu yana en zayıf noktasında ve giderek zayıflıyor. Müzakerelere geri dönecekler, umarım barışçıl ve diplomatik bir şekilde,” dedi.

İran riyali, bu ayın başlarında gayri resmi piyasada ABD doları karşısında 2,25 milyon gibi rekor bir düşük seviyeye geriledi.

Waltz, Trump yönetiminin Gazze’ye yönelik yaklaşımını, belirli zorluklara odaklanan ve bunların çözümünde doğrudan menfaati olan ülkeleri bir araya getiren “yeni bir tür çok taraflılık” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın merkezinde, Trump’ın 20 maddelik Gazze planının uygulanmasını denetleyen Başkan Donald Trump’ın Barış Kurulu yer alıyor.

Bu plan, bölgenin idaresinden sorumlu Filistinli teknokratik komiteyi, yeniden inşa çabalarını ve Uluslararası İstikrar Gücü’nü içeriyor.

Temmuz ayında kurul, planın en zorlu ve çözülmemiş sorunlarından biri olan Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması ile İsrail’in aşamalı olarak geri çekilmesini hedefleyen bir yol haritası açıkladı.

Fakat bu adımların sıralanması konusunda anlaşmazlık nedeniyle uygulama durma noktasına geldi ve Waltz, İsrail’in 27 Ekim’deki parlamento seçimlerine atıfta bulunarak, İsrail ile görüşmelerin “seçimler sonuçlandıktan sonra ilerleyeceğini” beklediğini söyledi.

Waltz, İbrahim Anlaşmalarına katılmakla ilgilenen “aday üyeler” olduğunu söyledi ama bunların kimler olduğunu belirtmedi.

Ayrıca, bu ayın başlarında büyükelçi değiş tokuşu konusunda anlaşmaya varan İsrail ve Fas’ı övdü.

Bu anlaşma, Fas’ın 2020’de İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinden bu yana irtibat bürosu düzeyinde kalan ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşıdı.

Büyükelçi ayrıca, Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin “İran destekli” milisleri devletin kontrolü altına alma çabasını övdü ve Tahran’ın “zayıflamış devleti”nin bu milislerin etkisini sınırlamak için bir fırsat yarattığını savundu.

Zeydi, 30 Eylül’ü (ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin geri kalanının çekilmesi için son tarih) silahsızlanma çabasıyla ilişkilendirmişti.

Fakat Iraklı yetkililer o zamandan beri milislerin silahlarını teslim etmeleri için sabit bir son tarih olmadığını belirterek, Bağdat’ın hâlâ İran’la ittifak halindeki en güçlü gruplardan bazılarının direnişiyle karşı karşıya olduğunu vurguladılar.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kanada: Birleşik Krallık bizimle işbirliği yapmalı

Yayınlanma

Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne, Birleşik Krallık’ın Kanada ile Avrupa arasında önerilen iktisadi ittifakla “işbirliği yapması” gerektiğini söyledi.

Kanadalı BBC’ye verdiği demeçte, “Burada asıl mesele, geleceğin ittifakını kurmak. Dünya değişti. Amerika değişti. Dolayısıyla bizim de değişmemiz gerekiyor,” dedi.

Champagne, geçen ay bir anlaşmanın bozulmasının ardından Kanada-ABD ticaret savaşına ilişkin samimi bir değerlendirmede bulunarak, ülkenin gümrük vergileri uygulayarak “sanayilerimizi, işçilerimizi ve ülkemizi koruduğunu” söyledi.

Champagne’ın bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, blok için emsalsiz bir adım olan Kanada’ya AB ortak üyeliği için “kapıyı açmayı” önermesinin ardından geldi.

Champagne, von der Leyen’in önerisinin yapılmasından kısa bir süre sonra Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Strasbourg’da AB’ye hitap etmek üzere yaptığı ziyaretin amacının “geleceğin ittifakını kurmak” olduğunu söyledi.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı olan Carney, daha önce iktisadi büyüme, dayanıklılık ve güvenlik konularında birlikte çalışan “orta güçler” ittifakından bahsetmişti.

Champagne de Birleşik Krallık ve Kanada’nın ortak değerlere sahip olduğunu belirtti:

“Ortaklığa farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerekiyor ve harika olan şey şu ki, Kanada’ya –ve bence Birleşik Krallık’a da– baktığımızda aynı değerleri paylaştığımızı görüyoruz. Dünya görüşümüz açısından birbirimizle büyük ölçüde uyumluyuz. Neden bir araya gelmiyoruz? Bağımsız ve egemeniz ama birlikte daha güçlüyüz.”

İngiltere geçen yıl Haziran ayında ABD ile bir ticaret anlaşmasını yeniden müzakere etse de, son haftalarda Falkland Adaları ve İrlanda’nın birleşmesi konusunda başkanın söylemlerinde yaşanan bazı değişikliklerin ardından, Kanada-AB arasındaki yeni ittifak, İngiltere’nin Brexit sonrası Avrupa’daki konumunun yanı sıra ABD’ye karşı tutumuna dair de soru işaretleri yaratıyor.

Carney, geçen hafta Liverpool’da Başbakan Andy Burnham ile bir araya gelirken, Champagne ise cuma günü Şansölye John Healey ile birlikte Dublin’de düzenlenen AB maliye bakanları toplantısına katıldı.

AB ile Kanada arasında daha yakın bağlar kurulmasına yönelik gelişen görüşmeler, Ottawa’nın ABD ile tırmanan bir ticaret savaşının ortasında kalmış olmasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşiyor.

Her iki taraf da Ağustos ayında görüşmelerin son anda kesilmesinin ardından karşılıklı gümrük vergileri uyguluyor.

Trump ayrıca, ortak üyelik planının ABD’ye karşı “düşmanca” olduğu ortaya çıkarsa AB’ye daha fazla gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunmuş, bu fikri gülünç olarak nitelendirmiş ve Kanada’yı “berbat bir ticaret ortağı” olarak tanımlamıştı.

Champagne, ticaret savaşının Kanada tarafından seçilen bir çatışma olmadığını söyledi:

“Buna karşılık verdik çünkü bir noktada ‘yeter artık’ demek zorundasınız. Kimse iktisadi egemenliğimizi ihlal edemez… dünya bunu fark etti.”

Bakan, Kanada’nın “ölçülü, hedefli ve stratejik… dolar-karşılığı-dolar, gümrük vergisi-karşılığı-gümrük vergisi“ yanıtının ardından gerginliğin tırmanmasını istemediğini ve ülkenin güney komşusuyla ”doğru zamanda yeniden ilişki kuracağını“ belirtti.

Bakan, etkilenen sektörlere ”ne kadar sürerse sürsün ve ne gerekiyorsa“ destek verileceğini de ekledi.

Champagne, Kanada’nın güçlü mali durumunun ülkenin dayanıklılığını desteklediğini ve ABD ile yaşanan anlaşmazlığın çeşitlendirme için ”altın bir fırsat” sunduğunu savundu.

Geçen yıl, seçilmesinin ardından Carney, Ottawa’daki Kanada Parlamentosu’nun açılışını yapmak üzere Kral Charles’ı davet etmişti.

Bu hamle, Kanada’nın ABD’nin bir parçası olabileceği yönündeki Trump’ın tekrarlanan önerisine bir ret olarak değerlendirilmişti.

AB’nin Kanada için “ortak üyelik” müzakereleri yapma teklifinin ayrıntıları henüz resmileştirilmedi.

Champagne, bunun “büyük fırsatlar sunan bir an” olduğunu ve Kanada ile AB arasındaki mevcut ilişkileri güçlendireceğini söyledi.

Carney geçen hafta, Kanada’nın AB’nin üniversite, bilimsel araştırma, yapay zeka ve savunma fon programlarına katılımının yanı sıra, genç Kanadalı ve Avrupalıların “okyanusu aşıp eğitim görebilme ve yaşayabilme” imkânına da dikkat çekti.

Carney, Kanada’nın kritik öneme sahip mineraller ve gaz tedarik edebileceğini ve Avrupa’nın ileri teknolojilerine erişim arayışında olacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD ile Danimarka arasında Grönland anlaşması

Yayınlanma

ABD, Danimarka ve Grönland, Kuzey Kutbu’ndaki Ada’nın güvenliğini ABD’nin istediği şekilde düzenleyecek bir anlaşmaya vardı.

Anlaşma, ABD’nin Grönland’da önemli bir askeri varlık kurmasına izin verirken, Washington’un “rakiplerinin” adada kendi üslerini kurmasını yasaklıyor.

Anlaşmanın önümüzdeki hafta yapılacak BM Genel Kurulu sırasında imzalanması bekleniyor.

Anlaşmanın temel ayrıntıları, Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’daki ABD askeri varlığının boyutu ve dış politika ile kaynaklar üzerinde Washington’a herhangi bir resmi yetki devredilip devredilmeyeceği dahil olmak üzere, kamuoyuna açıklanmadı.

ABD, Grönland anlaşması ile ne alacak?

Trump, sosyal medyada yaptığı açıklamada, anlaşma kapsamında “Amerika Birleşik Devletleri’nin, Grönland’ın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliğini sağlamak ve savunmak için Grönland’da gerekli olan her şeyi SÜREKLİ olarak yapma yetkisine sahip olacağını” belirtti.

Ayrıca, anlaşmanın ABD’ye “Grönland’daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol” sağlayacağını da ekledi.

1950’lerde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanabilecek bir nükleer çatışmada yok olma korkusu nedeniyle uzun menzilli nükleer bombardıman uçaklarının ve erken uyarı sistemlerinin Grönland’da konuşlandırılması gerektiğinden, adada önemli bir ABD askeri varlığı bulunmaktaydı.

ABD, füzeleri izlemek amacıyla adadaki Pituffik uzay üssünde hâlâ sınırlı bir askeri varlığını sürdürüyor.

Danimarka cumartesi günü yaptığı açıklamada, Arktik adasındaki ABD askeri varlığının önemli ölçüde genişletilmesine olanak tanıyacak ve Trump yönetimi ile şekillenmekte olan bir anlaşmanın Grönland üzerindeki egemenliğini tehlikeye atmayacağını belirtti.

Danimarka, Grönland’da ABD’ye karşı savaş planları yapmış

Danimarka ve Grönland liderleri, anlaşmanın Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkına ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine saygı göstereceği konusunda halklarını rahatlatmaya çalıştılar.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, “Umarız bu belirsizlik dönemi, (Danimarka) Krallığı’nın kırmızı çizgilerine saygı gösterirken, Arktik ve Kuzey Atlantik’teki güvenliği ve dolayısıyla NATO ve Avrupa içindeki ortak güvenliğimizi güçlendirecek bağlayıcı bir anlaşmaya yol açacak,” dedi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise önerilen anlaşmanın “Krallığımızın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ile Grönland halkının kendi kaderini tayin hakkını tanıdığını” belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English