Amerika
Ünlü iktisatçılar Wolff ve Hudson: ABD’nin gümrük tarifeleri imalat sanayisinde istihdam kaybına yol açtı

İktisatçılar Richard D. Wolff ve Michael Hudson, Dialogue Works platformuna verdikleri mülakatta, Washington yönetiminin gümrük tarifesi politikalarının imalat sektöründe beklenen istihdam artışını sağlamadığını ve son 10 ayda 70 bin kişilik kayıp yaşandığını belirtti.
ABD’li önde gelen iktisatçılar Richard D. Wolff ve Michael Hudson, Dialogue Works yayınında, küresel ekonominin gidişatı, ABD dış politikası ve Avrupa’nın içinde bulunduğu yapısal krize ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Wolff, ABD yönetiminin son bir yıldır uyguladığı agresif gümrük tarifesi politikalarının, vaat edilenin aksine imalat sanayisinde büyümeye yol açmadığını resmi verilerle ortaya koydu.
Wolff, gümrük vergilerinin ithalatı engelleyerek fabrikaları ABD topraklarına geri çekeceği (reshoring) iddiasının çöktüğünü belirterek, “Gümrük tarifelerinin temel argümanı, ithalata vergi koyarak fabrikaların ABD içinde üretim yapmasını teşvik etmekti. Ancak istatistikler farklı bir tablo çiziyor. Donald Trump’ın başkanlığındaki son 10 ila 11 aylık dönemde, ABD hükümetinin verilerine göre imalat istihdamı 70 bin kişi azaldı” diye konuştu.
İstihdam kaybının yanı sıra, Çin’e uygulanan tarifelerin de hedeflenen sonucu vermediğine işaret eden Wolff, Çin ihracatının ABD pazarındaki daralmaya rağmen küresel ölçekte rekor kırdığını kaydetti.
Wolff, “Çin, ABD pazarındaki kaybını, dünyanın geri kalanına yaptığı satışlarla telafi etti ve ihracatı ilk kez 1 trilyon doların üzerine çıkarak yeni bir rekora ulaştı. Bu iki temel istatistik, tarife politikasının hem Çin’e zarar verme hem de ABD’de imalatı canlandırma hedeflerinde başarısız olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın “bağımlılık krizi” ve sosyal refahın tasfiyesi
Mülakatta Avrupa ekonomisinin yapısal sorunlarına geniş yer ayıran iktisatçılar, Avrupa Birliği’nin ABD’ye olan bağımlılığının kıta ekonomisini sürdürülemez bir noktaya taşıdığını belirtti.
Wolff, Avrupa’nın ABD ve Çin karşısında ekonomik bir “artçı düşünceye” dönüştüğünü ve teknolojik rekabette geride kaldığını savundu.
Wolff, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in ABD’den enerji ve yatırım adı altında 700’er milyar dolarlık taahhütlerde bulunmasını “haraç” olarak nitelendirdi.
Avrupa’nın askeri savunma kapasitesini geliştirmek ve teknolojik açığı kapatmak için devasa kaynaklara ihtiyaç duyduğunu belirten Wolff, bu kaynağın sosyal harcamalardan kesilerek sağlanacağını öngördü.
Wolff, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Avrupa’nın önümüzdeki 10 yıl içinde askeri savunma kapasitesini geliştirmesi ve yapay zeka gibi yüksek teknoloji alanlarında ABD ve Çin’i yakalaması gerekiyor. Ancak kaynaklar sınırlı. Merkez sağ hükümetlerin çoğunlukta olduğu Avrupa’da, bu finansman zenginlerin vergilendirilmesiyle sağlanmayacak. Tek seçenek, sosyal refah programlarında vahşi kesintilere gitmek. Avrupa, ABD’ye olan daimi bağımlılığını sürdürmemek için sosyal devlet modelini feda etme noktasına geldi.”
Wolff ayrıca, Avrupa halklarını bu kemer sıkma politikalarına ikna etmek için “Rusya tehdidi” söyleminin araçsallaştırıldığını ifade ederek, “Kopenhag’ın her an işgal edilebileceği gibi irrasyonel bir korku yaratılarak, sosyal güvenlik sisteminin yok edilmesi meşrulaştırılmaya çalışılıyor” dedi.
Uluslararası hukuk ihlalleri ve sivil hedeflere yönelik saldırılar
Michael Hudson ve Richard Wolff, ABD’nin dış politikasının uluslararası hukuk normlarını ve savaş hukukunu ihlal eden boyutlara ulaştığı uyarısında bulundu.
Özellikle Karayipler ve Pasifik’te balıkçı teknelerine yönelik gerçekleştiği iddia edilen müdahalelere dikkat çeken Wolff, bu eylemlerin yargısız infaz boyutuna vardığını kaydetti.
Wolff, “Son beş aydır ABD yönetimi, Karayipler ve Pasifik’te balıkçı teknelerini hedef alıyor. Eskiden şüpheli durumlarda gemiye çıkılır, arama yapılır ve yasadışı bir durum varsa yargı süreci işletilirdi. Şimdi ise sorgusuz sualsiz müdahale ediliyor. Avukat yok, yargıç yok, mahkeme yok. Yüzün üzerinde balıkçının hayatını kaybettiği ve ailelerin ABD’ye dava açtığı bir süreçten geçiyoruz” diye konuştu.
Hudson ise bu eylemlerin savaş suçu kapsamına girdiğini belirterek, Venezuela ve İran’a yönelik ablukaların uluslararası hukukun 1648 Vestfalya Antlaşması’ndan bu yana gelen temel ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.
Hudson, “Sivil teknelere, belirgin bir askeri tehdit olmaksızın saldırmak savaş hukukunun ihlalidir. Ayrıca savaş uçaklarının sivil uçak gibi kamufle edilmesi de suç teşkil eder. Bu eylemler Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılama konusu olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
İran ile gerilim ve “gerçekçi olmayan” talepler
İran’daki ekonomik durumu ve ABD ile yaşanan gerilimi değerlendiren Michael Hudson, ABD’nin askeri stratejisinin tarihsel olarak sivilleri cezalandırma üzerine kurulu olduğunu ancak bu stratejinin ters teptiğini belirtti.
Hudson, Kore ve Vietnam savaşlarından bu yana ABD’nin “sivillere yeterince zarar verirseniz rejim değişikliği talep ederler” doktriniyle hareket ettiğini, ancak halkların saldırı altında genellikle mevcut yönetimlerinin etrafında kenetlendiğini ifade etti.
Hudson, ABD’nin İran’a yönelik taleplerini “gerçek dışı” olarak tanımlayarak şu ifadeleri kullandı:
“Trump yönetimi, İran’ın atom enerjisi programını tamamen sonlandırmasını ve füze savunma sistemlerini teslim etmesini talep ediyor. Hiçbir egemen devlet, savunmasız kalmayı kabul etmez. İran, nükleer silah üretmeme konusunda güvence verebilir ancak savunma kapasitesinden vazgeçmeyecektir. ABD’nin bu maksimalist yaklaşımı, diplomasiyi tıkamakta ve bölgeyi kaosa sürükleme riski taşımaktadır.”
İran’ın savunma kapasitesine de değinen Hudson, İsrail’in Demir Kubbe sisteminin ve ABD savunma sistemlerinin önceki çatışmalarda yetersiz kaldığının görüldüğünü, İran’ın ABD üslerini ve gemilerini vurma kapasitesine sahip olduğunu belirtti.
Mülakatta küresel teknoloji yarışının enerji boyutu da ele alındı. Michael Hudson, yapay zeka ve ileri teknolojilerin devasa boyutlarda elektrik enerjisi gerektirdiğini, ancak ABD ve Avrupa’nın bu enerji altyapısına sahip olmadığını vurguladı.
Hudson, Çin’in rüzgar ve güneş enerjisi alanındaki yatırımlarıyla bu konuda stratejik bir üstünlük sağladığını kaydetti.
Hudson, ABD’nin enerji politikasındaki çelişkilere dikkat çekerek şunları söyledi:
“Teknoloji hisselerindeki son düşüşler, yatırımcıların ‘elektrik yoksa teknoloji de yok’ gerçeğini fark etmesinden kaynaklanıyor. Yapay zeka veri merkezleri, mevcut kapasitenin çok üzerinde elektrik tüketiyor. Çin, Gobi Çölü’ne kurduğu rüzgar ve güneş santralleriyle bu altyapıyı sağlarken, ABD yönetimi fosil yakıtlara odaklanarak yenilenebilir enerji yatırımlarını engelliyor. Elektrik fiyatlarının son bir yılda yüzde 12 artması, bu darboğazın bir göstergesidir.”
Ayrıca askeri mühimmat üretiminde yaşanan hammadde sıkıntısına da değinen Hudson, bakır fiyatlarındaki artışın hem askeri üretimi hem de elektrifikasyonu olumsuz etkilediğini belirtti.
Hudson, “Vietnam Savaşı’nda her asker yılda bir ton bakır tüketiyordu. Bugün de top mermisi üretimi için bakır gerekiyor, ancak aynı bakır elektrik kabloları için de hayati önemde. Hem savaşı finanse edip hem de yeşil dönüşümü sağlamak fiziksel olarak mümkün görünmüyor” dedi.
ABD iç siyasetinde gerilim ve toplumsal hareketlilik
Richard Wolff, ABD iç siyasetinde artan gerilime ve işçi hareketlerine de değindi. Minneapolis’te başlayan ve Minnesota geneline yayılan grevlerin, 1 Mayıs’ta ülke genelinde bir genel greve dönüşme ihtimalinden söz eden Wolff, bu durumun sistemdeki “çaresizliğin” bir semptomu olduğunu ifade etti.
Wolff, “Sendikaların 1 Mayıs için genel grev çağrısı yapması, ABD tarihinde nadir görülen bir durumdur. İlk etapta katılım düzensiz olabilir ancak bu tartışmanın başlaması bile önemlidir. ABD’de işveren sınıfı, vergi indirimleri nedeniyle Trump yönetimini desteklemeye devam ediyor, ancak toplumsal muhalefet ve anayasal hak ihlalleri konusundaki rahatsızlık büyüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Wolff ayrıca, eski bir iddiayı gündeme getirerek, Mercedes-Benz yönetiminin Almanya’dan ABD’ye taşınması konusunda geçmişte görüşmeler yapıldığını, ancak Alman hükümetinin şirketi ülkede tutmak için büyük askeri ve teknolojik yatırım taahhütlerinde bulunmuş olabileceğini öne sürdü.
Bu durumun, Avrupa sermayesinin ABD’ye kayma riskini ve Avrupa hükümetlerinin sanayiyi tutmak için ödemek zorunda kaldığı bedeli gösterdiğini kaydetti.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









